“Allah kimin gönlünü İslam’a açmışsa o,Rabbinden bir nur üzerinde değil midir?Allah’ı zikretmek hususunda kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık bir sapıklık içindedirler.Allah sözün en güzelini,birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi.Rablerinden korkanların,bu kitabın etkisinden tüyleri ürperir,derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar.İşte bu Kitap,Allah’ın,dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir.Allah kimi de saptırırsa,artık ona yol gösteren olmaz.” (Zümer Sûresi-ayet 22,23)

“İnananlar ancak o kimselerdir ki,Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer;ayetleri okunduğu zaman bu onların imanını arttırır.Ve Rablerine güvenirler;namaz kılarlar;kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.” (Enfal Sûresi-ayet 2,3)

En yüce ve nihâi gaye Hz. Mevlâ’yı tanımaktır.Allah(c.c) kime kendini tanıtmayı murad ettiyse,hikmet ve esrar hazinelerinden nimetler vererek onu yüce makamlara ulaştırır.Allah’ı tanıyan üns ve huzur devletini bulur,aşk ve muhabbet denizine dalar.

Evliyada mananın özü ve gönül ilmi vardır.Kalp bunlardan tad ve lezzet alır.Bunlara sahip oldukları için veliler zümresi avamdan evladır.Onlar gafletten huzura gelerek Hakk’ın dostluğu ile beka bulmuşlardır.Cenâb-ı Hakk’ın inayet ve keremi ile hayvani sıfatlardan kurtulup,güzel ahlakla müzeyyen olmuşlardır.Marifetullah’a ulaşmanın yolu insanın kendi nefsine ârif olmasıyladır ki,bu,Cenâb-ı Hakk’ın kullarına bir lütfudur.Zira Hz.Allah(c.c):

“Hikmeti dilediğine verir.Kime hikmet vermişse şüphesiz ona çokça hayır verilmiştir.Bundan ancak akıl sahipleri ibret alır.”(Bakara Sûresi-ayet 269)  buyurmuştur.

Böylece arif olan,Allah’tan başkasını unutup,bilmek istediğini bulur.Kendinden geçip O’nunla baş başa kalır.Her türlü korku,üzüntü ve endişeden daima güvenlikte olur.

Hz. Allah(c.c),sevdiği kulun itikadını daha da ziyadeleştirmeyi,kendine yaklaştırıp vasıl-ı illallaha erdirmeyi murad edince ona değişik haller ihsan eder.Bunlardan bir cezbedir.

Cezbe,kelime manası olarak çekme,celb etme,yaklaştırma anlamlarına gelir.İlahi inayetin gereği olarak Cenâb-ı Hakk’ın,kendisine giden yolda ihtiyaç duyulan her şeyi kuluna bahşedip,çabası ve çalışması olmaksızın onu kendine yaklaştırmasıdır.Hz. Allah’ın,velilerin ruhlarını kendine çekerek yüceltmesi ve onlara zikir ve vuslatın lezzet ve hazzını tattırmasıdır.Bu hal,geçici olduğu gibi sürekli de olabilir.

Cezbe iki kısıma ayrılır:

Birinci halde,cezbeye tutulan salik kendinden habersizdir;şuuru ve iradesi elinde değildir.Cenâb-ı Hakk,bu cezbeyle kişinin itikadının artmasını murad eder.Bu tür cezbede Hz. Allah’ın sıfat tecellisi vardır.Bazen bu tecelli evliyaullahın kalbine olur.Evliyaullah da müridin kalbine nazar ederek ilahi tasarrufun ulaşmasına vesile olur.Mürid de istidadına göre bundan istifade eder.

İkinci halde,salik tutulduğu cezbenin idrakindedir;fakat bunu durdurmak iradesinde değildir.Zira cezbe hali,sıtmalı hastanın titremesini durduramaması ve aksırmakta olanın aksırmasına engel olamaması gibidir;yapmak ve yapmamak salikin elinde değildir.Onun için mürid cezbeyi bir sayha veya sarsıntıyla geçirir.Allah Azze ve Celle’nin kuluna ihsanı olan bu cezbe halinde esma tecellisi vardır.Bunda da insan-ı kâmil tasarrufa vasıta olabilir.

Hz. Allah(c.c),salik kendisini daha iyi tanıyıp bilsin diye ihsanlarda bulunur.Böylece kul,füyûzât-ı rabbanî ve nur-ı ilahiden,Hz. Allah’ın muradı ile faydalanmış olur.

Hz. Allah(c.c),kullarını lütfuyla kendini bilmeye teşvik etmiş ve bunu kazanmanın yolunu onlara öğretip,o şanı yüce kitabında şöyle buyurmuştur ki:

“O,onları bildi,onlar O’nu tanımayıp inkar ettiler.”(Yusuf Sûresi-ayet 58)

“Onları simalarından tanırsın.”(Bakara Sûresi-ayet 273)

“Nimetlenmelerinin zevkini yüzlerinden tanırsın.”(Mutaffifîn Sûresi-ayet 24)

“Hakk’ı anladıklarından gözlerinin yaşla dolup boşandığını görürsün.”(Maide Sûresi-ayet 83)

“Hiç,küfürle ölü olup,kendisini hidayetle dirilttiğimiz ve ona,insanlar arasında yürüdüğü bir ışık verdiğimiz kimse,karanlıklar içinde kalmış olan ve ondan bir türlü çıkamayan kimse gibi olur mu?”(En’am Sûresi-ayet 122)

“Allah kime hidayet yaratmazsa,artık onun için hiçbir nur yoktur.”(Nur Sûresi-ayet 40)

“Biz emaneti göklere,yeryüzüne ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular;insan onu yüklendi.Gerçekten insan çok zalim ve çok cahildir.”(Ahzab Sûresi-ayet 72)

“Gerçekten Allah her şeyi işitici ve görücüdür.”(Mümin Sûresi-ayet 20)

Allahu Teâlâ kudsî hadiste şöyle buyuruyor:

“Ey ademoğlu,kim kendini bilirse,muhakkak beni de bilir.Beni bilen de ancak beni ister.Beni isteyen de mutlaka beni bulur.Beni bulan da her dilediğine ulaşır.Benden başkası isteklerinin üstesinden gelemez.

Ey ademoğlu,alçak gönüllü ol,beni tanırsın.Aç kal,beni görürsün.Bana ibadet etmek üzere yalnız kal,bana ulaşırsın.

Ey ademoğlu,kendini bilen şüphesiz beni de bilir.Nefsini terk eden muhakkak beni bulur.Beni bilmek,tanımak için kendini bil,kendini tanı.

Ey ademoğlu,kimin kalbinden benim marifetim silinmişse,o kimsenin kalbi körleşti demektir.Ey ademoğlu,kim bizim marifet evimize girerse,ondan topyekûn korku,endişe ve hüzün gider ve emniyette olur.”

“Ey Dâvud,ben gizli bir hazine idim,bilinmeyi,tanınmayı istedim de kâinatı yarattım,mahlukatı halk ettim;beni bilsinler,tanısınlar diye.Ey Dâvud,faydalı ilim öğren.Böylesi ilim celâlimi,azametimi,büyüklüğümü,kudretimin her şeye galip olduğunu bilmendir.İşte bu ilimdir ki seni bana yaklaştırır.Ey Dâvud,beni tanıyıp bilene,belayı ağ,sabrı da av yaparım.”(Keşfu’l-Hafâ)

Kâinatın Efendisi(s.a.v) de  hadis-i şeriflerinde buyurdular ki:

“İlahi cezbelerden bir cezbe,iki alemin de ameline denk gelir.”(Marifetname,Keşfu’l-Hafâ)

“Ben size Allah’ı öğrettim;O’nu tanıyıp bilmekse,o,kalbin işidir.”(Marifetname)

“Eğer Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilseydiniz,o zaman duanızla hep dağlar yok olurdu.”(Marifetname)

“Rabbini en çok tanıyıp bileniniz,kendini en çok bileninizdir.”(Marifetname)

Dualarında da şöyle buyurdular:

“Ey seni gerektiği gibi tanıyıp bilemediğimiz,gerçekte bilinmiş olan Allah’ım,seni bütün eksiklik ve noksanlıklardan tenzih ederiz.”(Marifetname)

“Ey Allah’ım,ey sürekli diri ve kaim olan,ey yeri ve göğü yaratan,ey mülkün sahibi,celal ve ikram sahibi olan Allah’ım!Lütfunla kalplerimizi diriltmeni ve marifet nurunla gözlerimizi canlandırmanı niyaz ediyoruz senden.”(Marifetname)

“Allah’ım,kalbime,kulağıma,gözüme,sağıma,soluma nur ver;önümde,arkamda,üstümde,altımda,derimde,etimde,kanımda hep nur yarat.Bunların hepsini nurlandır ve bana nur ver.”(Marifetname)

Ömer b. Hattâb(r.a)’dan rivayet edildiğine göre,bir gün kendisi Rasûlullah(s.a.v)’ın (Medine’deki) mescidine çıktı ve Muâz b. Cebel(r.a)’in Peygamber(s.a.v)’in kabri yanında oturup ağladığını gördü.Sonra(ona): “Seni ağlatan nedir?” diye sordu.Muâz(r.a)dedi ki:

-Rasûlullah(s.a.v)’tan işittiğim bir şey beni ağlatıyor.Ben Rasûlullah(s.a.v)’tan şu buyruğu işittim:

“Şüphesiz riyanın azı(bile)şirktir.Kim Allah’ın bir velisine düşmanlık ederse,şüphesiz Allah ile savaşmaya çıkmış olur.Allah;itaatkar,takva sahibi ve halktan uzak duran öyle kullarını gerçekten sever ki,onlar görülmedikleri zaman aranmazlar(yani halleri ve yerlerinin nasıl olduğu kimse tarafından soruşturulmaz.) Hazır olurlarsa(meclislere ve önemli işlere)çağrılmaz ve tanınmazlar.Kalpleri hidayet ışıklarıdır.Hep tozlu ve karanlık barınaklardan(veya çözümlenmesi zor sorunların üstesinden onlar)çıkarlar.”(İbni Mace)

“İlim sahibi ilmiyle âmil olduğu takdirde,bütün müminlerin kalbi onun olur.Ne var ki,kalbinde azıcık maraz bulunan onu sevmez..”

Kaynak:Miftâhu’r-Rüşd

About these ads