yanan el ve sağlam elin birleşmesi

İslam dininde vaaz ve nasihat pek mühim bir vazifedir, bir farz-ı kifayedir. Kürsülerde, minberlerde halka karşı öğüt maksadıyla yapılan vaazlar birer sünnettir, peygamberimizin yoludur. Şer’i şerife uygun, ihtiyaç karşılayacak şekilde hikmetli bir tarzda okunan hutbelerden, yapılan vaazlardan herkes istifade eder. Bunlar birer tezkir, yani vazifeleri hatırlatmadır. Vazifeleri hatırlatmak ise müminler için pek faydalıdır.

Nasihat: Nasihat esasen hayır istemek demektir.Bir hadis-i şerifte:

“Şüphe yok ki din, Allah için, Allah’ın kitabı için, Peygamberi için, Müslümanların imamları için ve hepsi için hayır istemekten ibarettir. (Müslim)” diye buyurulmuştur.

Gerçekten Allahu Teâlâ’nın dinine hizmet için çalışmak, başkalarının hidayetine, dini yaşantısına, selamet ve saadetine hizmet için çalışmak ne büyük bir hayırseverliktir, ne yüce bir harekettir! Bunun içindir ki bir hadis-i şerifte:

“Allahu Teâlâ’nın bir kimseyi senin ellerinle, vasıtanla hidayete erdirmesi, senin için güneşin üzerine doğduğu ve battığı şeylerin tamamından daha hayırlıdır. (Hakim, Taberani)” buyurulmuştur.

Nasihat gerçekten bir hayır dilemektir, pek övülmüş bir hizmettir. Fakat sadece reislik sevdasıyla veya bir mala veya insanların alaka ve takdirine nail olmak maksadıyla yapılan vaazlar, okunan hutbeler sahipleri için bir vebaldir, güzel niyetle yapılmadığı için Allahu Teâlâ katında değeri yoktur.

Allah rızası için yapılıp, bir hayırseverlik eseri olan nasihati kabul etmemek, kendimizden üstün olan kimselerin meşru emirlerine, tavsiyelerine itaattan kaçınmak ise inatçılık, dik başlılık denilen fena bir haslettir ki, hasetten, kendini üstün görmekten, nefsin arzu ve isteklerine uymaktan ileri gelir.

Müslümanlıkta iyiliği (Maruf) emretmek, kötülükten (Münker) men etmek de bir öğütten, bir hayır dilemekten ibaret olup pek mühim bir vazifedir. Müslümanlar bu vazifeyi layıkıyla yerine getirmek suretiyle başka milletlerden ayrılmış, Kur’an-ı Kerim’de övülmüşlerdir.

Maruf, tabiata uygun, şer’an güzel görülmüş olan şeydir. Münker de bilakis tabiata aykırı, şer’an çirkin bulunan şeydir. Bu sebeple her Müslüman, kendi dindaşları ve bütün insanlık hakkında hayır ister, maruf ile emretmeyi ve tavsiyede bulunmayı, münkerden men etmeyi dini bir vazife bilir. Ancak bu vazifenin dereceleri vardır. Şöyle ki, bu irşat vazifesi yapıldığında fena bir durum meydana gelmeyecekse fiilen yapılır. Kötü bir durum olması muhtemel ise söz ile yapılır. Bu da tehlikeli ise yalnız kalben yapılır. Yani iyiliğin yapılması, kötülüğün terk edilmesi için kalben dua edilir.

Bir Müslüman, yapacağı emir ve men etmenin zararsız kabul edilebileceğini kuvvetli zannı ile bilirse, bu vazifenin yapılması kendisine gerekli olur, bunu terkedemez. Fakat bu yüzden bir engelle karşılaşacağını, mesela kendisinin dövülüp sövüleceğini yine kuvvetli zannı ile bilirse, bunu terk etmesi daha faziletli olur. Kabul edilmemekle beraber böyle bir mahzur meydana gelmeyeceğini bildiği takdirde de serbesttir. Dilerse bu vazifeyi yapar, dilerse yapmaz. Ancak yapması daha faziletlidir. Bu uğurda bazı sıkıntılara katlanmak ise bir cihattır.

Bir şahsın emir veya men ettiği şey, kendisi sözüyle amel etmese bile, hakka ve maslahata uygunsa kabul edilmelidir. Bununla beraber, bir emretme veya yasaklamanın ruhlara tesir edebilmesi için, bu vazifeyi yerine getirmeye çalışan kişi şu beş vasfa sahip olmalıdır:

1-Bilgi sahibi olmalıdır. Çünkü bilgisiz kişi bu irşat vazifesini güzelce yapamaz.

2-Söylediği şey ile kendisi de amel etmelidir. Aksi takdirde: “Niçin yapmadığınız şeyi söylersiniz! (Saf Sûresi, Ayet 2)” azarlamasına maruz kalır.

3-Bütün sözleriyle Allahu Teâlâ’nın rızasını, Müslümanların yükselmelerini gözetmelidir. Bunu gaye bilmelidir.

4-Karşısındaki kişilere şevkat göstermeli, irşat vazifesini merhametle, yumuşaklıkla yapmalıdır.

5-Sabır ile, güzel ahlak ile vasıflanmış olmalı, hiddetten, şiddetten kaçınmalıdır.

Şunu da ilave edelim ki, avamdan bulunan kimselerin, ilim ve irfanla şöhret bulmuş zatlara emir ve men etmede bulunmaları uygun değildir. Böyle bir hareket edepsizlik sayılır, kendi haklarında bilmeksizin bir zarara sebep olabilir.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali / Ömer Nasuhi Bilmen (r.a)

About these ads