Allah Dostlarının Vazife Almaları/ Abdülkadir Geylani (k.s)

Yorum yapın

yazı ve resim yunus emre

Allah için kulun kalbi düzelip salaha erdiği ve Allah’ın yakınında mekan tuttuğu zaman, ona, yeryüzünün bir bölgesinde bir ülke ve sultanlık verilir. Orada halkı Hakk’a davet vazifesi ile görevlendirilir. Bu vazife esnasında halktan gelebilecek eza ve cefalara sabretmesi de istenir. Orada batılı kaldırmak, Hakk’ı ortaya koymak onun vazifesidir. Allah verince zengin eder. Verdiği kişinin kalbini hikmetle doldurur. 

Aziz ve Celil olan Allah, arif ve salih kullarının kalp arazilerinin içinden hikmet nehirleri akıtmıştır. Bu hikmet nehirleri Arş’ın ve Levh’in yanından geçen ve Allah’ın ilmine dayanan bir vadiden fışkırır. Kaynak orasıdır. Arif ve salih kulların kalp arazilerinden geçen bu hikmet nehirleri oradan, Allah’ı tanımayan ve O’nun emirlerine sırt çeviren ölü kalplere akar.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (k.s)

Abdülkadir Geylani (k.s)’den Mürşidi Anlatan Çok Güzel Bir Örnek

Yorum yapın

dağ ve deniz manzarası ve taşlar

Allah dostlarının, halkın haricinde başka bir meşgaleleri vardır. Bununla beraber halkın arasına da katılırlar. Onlarla da haşır-neşir olurlar. Birlikte oturur, yer, içerler. Tıpkı halktan biriymiş gibi hareket ederler. Bunu sırf onlara Allah’ın emirlerini bildirmek, yasaklarından da sakındırmak için yaparlar. Allah dostlarının bu hareket tarzlarını şu hadisedeki kişilerin haline benzetebiliriz:

Vaktiyle bir grup insan , deniz aşırı bir ülkeye gitmek üzere yola çıkarlar. Maksadları o ülkenin hakanı ile görüşmektir. Fakat o ülkeye gidecek yolu da insanlardan bazıları bilmekte, bazıları bilmemektedir. Yolu bilenler geçer, hakana ulaşırlar. Ancak hakan, denizin öbür tarafında kendisine gelmek isteyen başka kişilerin de bulunduğunu fakat yolu bilmedikleri için gelemediklerini, bu yüzden yolda boğulma v.b tehlikelerle karşı karşıya bulunduklarını bilmektedir. Bu sebeple daha önce gelenlere geri dönmelerini, yolda kalan kişilere kılavuzluk edip onların da kendisine ulaşabilmeleri için yardımcı olmalarını söyler. Onlar da hemen geri dönerler. Yolu bilmedikleri için orada tehlikeler içinde bekleşmekte olanlara seslenerek:

-”Yol bu tarafta. Geliniz, sizi götürelim..” derler.

Ve ellerinden tutup götürürler. 

İşte Allah dostlarının avam halkla münasebetleri, bu hadisedeki kişilerin haline benzer. Meselenin aslı Aziz ve Celil olan Allah’ın şu ayette belirttiği hadiseye dayanmaktadır:

İman eden o zat dedi ki: Ey kavmim, siz bana tâbi olun. Size doğru yolu göstereceğim. (Mümin Suresi, ayet 38)

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (k.s)

Kul Bazen İbadetin Tadını Neden Alamaz?

Yorum yapın

DALDAKİ MAVİ ÇİÇEKLER VE ŞEFFAF KELEBEK

Mümin nefsini temizlemek ve islah etmek için hicret edendir. O, kendisini edep sahibi yapacak ve Allah yolunu öğretecek bir şeyhin sohbetine katılır. Şeyh ona ölünceye kadar Allah yolunu öğretmekten bir an bile geri durmaz. Dünyaya geldiği zamanki günahsız halindeki fıtratı üzerinde ölünceye kadar öğretmeye devam eder..Önce ona Allah’ın kitabının hükümlerini öğretir. İkinci olarak da, Rasûlullah (s.a.v)’ın sünnetini, ahlakını öğretir. Bununla beraber Allah’ın muvaffakiyet vermesi şarttır. Yani mürşidin irşadı ancak Allah’ın tevfiki, yardımı olduğu takdirde netice verir.

Bir mürşidin irşadı altında Allah yoluna sülûk eden mümin, öğrendikleri ile hemen amel eder. Bu amel onu İzzet ve Celal sahibi Allah’a yakınlaştırır. O bildiği ile amel ettikçe, Allah da ona bilmediklerini öğretir. Kalbini ihlas üzere sabit kılar. Her adımı onu Allah’a yakınlaştırır.

Eğer ameller işlediğin halde kalbinin Allah’a yakınlaşmadığını, ibadetin zevkini tadamadığını ve Allah ile aranda yakınlık oluşmadığını görürsen bil ki sen hakikatte amel işlemiş değilsin ve amelinde mevcut bir kusurdan dolayı perdelisin. Allah ile aranda perde var. 

Perde nedir? Riyadır,, nifak-ikiyüzlülüktür, ucüptür, kendini beğenmişliktir. 

Ey Allah yolunda güzel ameller işlemek isteyen kişi! İhlaslı olmalısın Aksi halde boşuna yorulma. Sana gerek yalnızlık halinde ve gerekse insanlar arasında bulunduğun zamanlarda Allah için murakabe gerek. Nefsinin riyaya düşüp düşmediğini gözetlemen gerek. Münafıklar, insanlar arasında bulundukları zamanlarda dikkatli olmalı. İhlas sahipleri ise hem yalnız olduklarında, hem de insanlarla birlikte bulundukları anlarda dikkatli olmalıdırlar. Zira onların her iki halde de riyaya düşmeleri muhtemeldir. Münafıklar ise daha çok insanlarla birlikte bulundukları zamanlarda riyakarlık ederler. 

Allah’ım, bizi sana itaat halinde yaşat. Bizi sana itaat edenlerle haşreyle.  Amin..

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (k.s)

Allah Dostları Neden Hüzünlü Olurlar?Abdülkadir Geylani(k.s)

Yorum yapın

pencere önündeki pembe çiçekler

İnsanoğlu hevanın, nefsin, kör tabiatın ve şeytanın baskın gelmesi neticesinde Allah’a karşı perdelenebilir. Allah’ı tamamen unutup yalnız insanlarla haşır-neşir olan bir kişi haline gelebilir. Önceleri kendisinde mevcut bulunan Allah’a bağlılık hali kalmayabilir. Bu bakımdan dünya hayatında dikkatli olmak gerekir. İşte bunun içindir ki, Allah dostları daimi bir hüzün içinde bulunurlar. Hiçbir zaman akıbet hallerinden emin olmazlar. Esasen kim ki bu dünyada bir eminlik içinde bulunursa bilsin ki, büyük bir cahillik etmiş olur.

Ey Oğul! Dünya hayatında akıbetinden hiçbir an eminlik içinde bulunma. Daima Allah’a dayan, O’na güven. Eğer böyle yaparsan Allah seni kendisine yakınlaştırır. Sana hakikatleri öğretir. Seni yedirir, içirir, eşyayı olduğu gibi müşahede ettirir. Sana hakikatlerin kapılarını açar. Seni kendi fazl ve yakınlık sofrasına oturtur. Önüne nimetler serer. Buna karşılık, senin de bu hayatta asla eminlik içinde bulunmamanı ister. 

Bu dünya hüzün yeridir. Şimşek bir parlayıştan ibarettir. Çok kere hemen peşinden yağmur gelir.

Kul, Aziz ve Celil olan Allah’a yakınlaşır. Allah’a yakınlık, ancak ilahi hükümleri tatbikten sonra olur. Allah’ın emirlerini, yaşayışına tatbik ettikten sonra olur. Kuran’ın açıkladığı, Peygamberimiz aleyhisselamın da yaşadığı güzel ahlakla ahlaklandıktan sonra olur.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (k.s)

Kim Öldüyse Kıyameti Kopmuş Demektir / Abdülkadir Geylani (k.s)

Yorum yapın

daldaki kuşlar

Ey Oğul!

Senin hayatının akışını, Allah için nefs muhasebesi yapanların ve Allah’tan korkanların hayatının akışına zıt olarak görüyorum. Mesela şer ve fesad ehline yanaşıyor, onlarla hemhal oluyor, onlarla düşüp kalkıyorsun. Buna mukabil, Allah dostlarından ayrılıyor, uzak duruyorsun. Kalbini Allah düşüncesinden, Allah sevgisinden ve Allah korkusundan tamamen boşaltmış, buna mukabil, dünya ve dünyalık sevgisiyle doldurmuşsun. Bilmezmisin ki, Allah korkusu kalpte bir muhafız, bir aydınlatıcıdır. O, hak ile batıl arasını ayırır. Haklı ile haksızı ortaya koyar. 

Eğer halen içinde bulunduğun hal üzere gidişe devam edersen, dünya ve ahiret selamete veda edersin. Eğer ölümü hatırlarsan dünya ile ve dünyalıkla mest olman azalır. Dünyalık sahibi olmakla daha az sevinir hale gelirsin. Buna mukabil, zühd ve takva yönün artar. Esasen sonu ölüm olan bir kişi, herhangi bir dünyalığa kavuşmakla nasıl sevinebilir?

Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyururlar:

“Her koşanın varacağı bir hedef, bir son nokta vardır. Her hayat sahibinin varacağı son nokta da ölümdür.”

Tasaların, neşelerin, zenginliklerin, fakirliklerin, sertliklerin, yumuşaklıkların, hastalıkların, acıların..hepsinin de sonu ölümdür. Kim öldüyse kıyameti kopmuş, onun hakkında uzaklar yakın olmuş demektir. Senin içinde bulunduğun her şey, bir hevesten ibarettir. Kalbin, özün ve batınınla, içinde bulunduğun bütün o heveslerden sıyrıl.

Bütün hal, hareket ve davranışlarının bir taat, bir ibadet olmasına çalış. Eğer böyle yaparsan, her şeyinle İzzet ve Celal sahibi Rabbine ait olursun. 

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (k.s)

Eski Yazılar