Abdestin Mekruhları Nelerdir?

Yorum yapın

musluktan su içen kuşlar

Abdestin Mekruhları:

1-Suyu ihtiyaçtan fazla kullanmak. (Bir uzvu üçten fazla yıkamak israftır.)

2-Suyu lüzumundan az kullanmak.

3-Suyu uzuvlara çarparak abdest almak.

4-Zaruret olmadan söz söylemek.

5-Mecbur kalmadan başkalarından yardım beklemek. Zaruret olursa yardım istenebilir. Peygamber (s.a.v) Efendimiz abdest alırken Hz. Ömer (r.a) O’na kuyudan su çekmek istemiş, Peygamber Efendimiz de: “Ben namazıma kimsenin yardım etmesini istemem.” buyurmuştur. Birisi içinden gelerek yardım etmek isterse mahsur yoktur. 

6-Pis bir yerde abdest almak.

7-Abdestin sünnetlerini terk etmek.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

İstikbal-i Kıble Ne Demektir?

2 Yorum

yeşil renkte Arapça Allah yazısı

Namaz kılacak kimsenin, namazını Kabe’ye yönelerek kılmasıdır. Kabe Mekke-i Mükerreme’de bulunan mübarek bir binadır. Müslümanların da kıblesidir. Allahu Teâlâ Kuran-ı Kerim’de: “Siz nerede bulunursanız yüzünüzü o tarafa çeviriniz.” buyurur. Kıble dendiği zaman akla gelen Beytullah’tır, ama Kabe’nin binası değil. Binanın çevrelediği alan ve binanın taa göğe kadar olan manevi havasıdır. Kabe yıkılsa bile aynı alana karşı namaz kılınır. Binaya diye düşünülürse küfür olur. Çünkü ilahi tecelli binaya değil, alana ve oradaki manevi havaya olmaktadır. Kabe içerisinde namaz kılanlar istedikleri tarafa dönerek namaz kılabilirler. Yalnız imamın yüzüne doğru durmak (suret olduğundan dolayı) mekruhtur.

Bir kimse hasta olup da kıble yönüne dönemediği ve kendisini döndürecek kimse bulunmadığı veya hasta olmadığı halde bir düşman veya yırtıcı bir hayvan sebebi ile kıble yönüne dönmekten korktuğu takdirde gücü yettiği tarafa doğru namaza durur. Kıbleyi bilmeyen bir kişi bazı delillere, emarelere, yıldızlara bakarak kıbleyi araştırır. Kendi kanaatına göre tayin edeceği yöne namaza durur. Namazdan sonra hata ettiğini anlasa da namazını iade etmez. Henüz namaz içinde iken kıbleyi tayin etse, o yöne doğru döner ve namazını tamamlar. 

Kıble bir semboldür. Bu konuda bize kolaylık olsun diye yön verilmiştir. Hangi tarafa baksak Mevla’yı görürüz.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Cuma Namazına Gitmenin Sevabı Ve Fazileti

Yorum yapın

pembe gül dalları

Peygamber (s.a.v) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

“Kim güzelce abdest alır sonra cumaya giderse, hutbeyi dinler ve sessiz durursa o Cuma ile diğer Cuma arasında ve fazladan üç gün içinde işlemiş olduğu günahları bağışlanır. Kim hutbe okunurken çakıl ve benzeri şeylerle oynarsa boşa emek çekmiş olur.” (Tirmizi)

Beş vakit namaz, bir Cuma öteki cumaya kadar, bir ramazan öbür ramazana kadar büyük günahlardan uzak kalındıkça aralarındaki günahlara kefaret olurlar. Çünkü Allah Azze ve Celle kim iyi bir amel yaparsa ona, o amelinin on katı sevap verir. Ebu Said Efendimiz (r.a), Rasûlullah (s.a.v)’ın şöyle söylediğini işittim der:

“Bir kimse bir günde şu beş şeyi işlerse Allah (c.c) o kimseyi cennetliklerden yazar:

1-Hasta ziyaret edeni

2-Cenazeye gideni

3-Ramazan haricinde oruca devam edeni

4-Cuma namazına devam edeni

5-Köle azad edeni (Yani yanında çalışan kimselere önem verip onların haklarını üzerine geçirmeyen iş sahiplerini).”

Ashâb-ı Kiram’dan Râfî (r.a) Efendimizden rivayeten hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

“Müjde sana, bu adımların Allah yolundadır. Kimin ayakları Allah yolunda tozlanırsa, o ayaklar cehennem ateşine haram olur. Cumaya giden ayaklar da Allah yolunda tozlanmakta olduğundan, devamını sağlayan kimseleri de Allah (c.c) cehenneme haram kılar.” buyurulmaktadır.

Kim Cuma günü yıkanıp camiye giderse günahları ve hataları silinir, cumaya gitmek için yürümeye başladığında her adımına yirmi sevap yazılır. Namazı bitirince ikiyüz senelik amel-i salih işlemiş sevabı verilir. Kim Cuma günü bir vasıtaya binmeden yürüyerek cumaya erken gider ve namaza kadar nafile ibadet eder, imama yakın oturup hutbeyi dinler, boş konuşmayıp sükut ederse, her adımı başına bir sene nafile tutulan oruç ile geceleri namaz ve diğer ibadetle geçirilen ecir ve sevap verilir. Enes b. Malik (r.a) anlatıyor:

“Cebrail (a.s) cumayı, elinin içerisinde sanki bir ayna imiş gibi getirdi. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz de:”Bu nedir ya Cibril?” dedi. Cibril (a.s) ise: “Bu cumadır. Senin ve ümmetinin bayramıdır. Rabbin sana onu verdi. Sizin için onda hayırlar vardır. O hayır ise, Cuma günü içerisinde öyle bir saat vardır ki, o anda yapılan dua ve sena kötülüklerden kurtulma ve nice dileklerin kabul buyurulduğu zamandır.” diyerek  cumanın faziletini beyan etti..

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Sünnet Olma Yaşı Ne Zamandır? Sünnetin Hükmü Ve İlk Sünnet

Yorum yapın

resim yapan şapkalı iki küçük erkek çocuk

İslam alimlerinin bir çoğuna göre sünnet olmak, vacip derecesinde bir sünnet-i müekkede’dir.

Sünnet olmak bütün peygamberlerin ortak bir hasletidir. Nitekim Peygamberimiz Aleyhisselam:

“Beş şey, peygamberlerin müşterek sünnetlerindendir. Sünnet olmak, kasık kıllarını traş etmek, bıyıkları kısaltmak, tırnakları kesmek, koltuk altı kıllarını almak.” buyurmuştur. (Buhari,Müslim)

Bir başka hadis-i şerifte ise, bu beş haslet on olarak zikredilmiş ve şöyle buyurulmuştur:

“On şey peygamberlerin müşterek hasletlerindendir. (Bunlar yaratılışta mevcut vasıflardandır.) Ağzı yıkamak, buruna su çekip temizlemek, misvak kullanmak, bıyığı kısaltmak, tırnakları kesmek, koltuk altı kıllarını almak, kasık kıllarını traş etmek, vücutta kirin toplandığı kıvrıntılı yerleri yıkamak, su ile taharetlenmek ve sünnet olmak.” (İbn-i Mâce)

Bu hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre bütün peygamberler ya sünnetli olarak doğmuş, veya sonradan sünnet olmuşlardır. Hatta Hz. İbrahim (a.s) dışında bütün peygamberlerin sünnetli olarak doğduğu rivayetleri de vardır. Buna göre, Hz. İbrahim (a.s) ilk sünnet olan kimse değil, fakat kendini sünnet eden ilk insandır. (Nihâye, 3/196)

Tevrat ve İncil gibi mukaddes kitaplarda da, sünnetle ilgili bahisler vardır. Hristiyanlar bu sünneti terk etmişlerse de, Yahudiler sünnet olmaya devam etmektedirler. (Tekvin, bab 17)

İbni Abbas (r.a) Hz. de:

“Rabbi, İbrahim’i bir takım emirlerle imtihan etmiş, o da bu emirleri yerine getirmişti” mealindeki ayet-i kerimeyi tefsir ederken şöyle demiştir:

“Yüce Allah (c.c), İbrahim Aleyhisselam’ı on şeyin temizliği konusunda imtihana tabi tuttu. Bunlardan beşi başta, diğer beşi ise bedendedir. Başta olanlar: Bıyığı kısaltmak, ağzı yıkamak, buruna su çekip temizlemek, misvak kullanmak, saçları yağlayıp taramak. Bedende olanlar ise: Tırnakları kesmek, kasık kıllarını traş etmek, sünnet olmak, koltuk altı kıllarını almak, küçük ve büyük abdesti bozduktan sonra su ile temizlenmek.” (Hâkim)

SÜNNET İSLAM’IN ŞİÂRIDIR

Useym b. Küleyb babasından, o da babasından rivayetle demiştir ki:

“Ben Müslüman olup Peygamber Aleyhisselâm’ın huzuruna vardığımda bana:

“Üzerinde küfür alameti olan kılları temizle ve sünnet ol!” buyurdu. (Ebu Davud, Müsned)

Beyhakî’nin rivayetine göre Peygamberimiz  Aleyhisselâm’a:

“Sünnetsiz kimse Kabe’yi tavaf edebilir mi?” diye sorulduğunda:

“Hayır, sünnet olmadıkça tavaf yapamaz.” buyurmuştur. (S. Kübra,8/324)

İbni Abbas ve Hz. Ali’ye göre sünnetsiz kimsenin kestiği yenmez, namaz kıldırması câiz olmaz, şahitliği de kabul edilmez. (Kenzü’l-Ummâl)

İbni Şihâb wz-Zühri ise şöyle der:

“Bir erkek Müslümanlığı kabul ettiği zaman, yaşı ne olursa olsun, sünnet olmakla emrolunur.” (Râmuz, syf. 96)

Hasan-ı Basrî (r.a) de:

“Yaşlı bir kimse sünnet olur, fakat sünnet edildiği takdirde kanın durmaması veya yaranın iyileşmemesi gibi, kendisine zararlı olacağından korkulursa, sünnet edilmez. Böyle bir kimsenin kestiği yenir, namazı makbul, şahitliği de câizdir.” demiştir.

SÜNNET OLMA YAŞI

İbrahim Aleyhisselâm, sünnet olmakla emrolunduğunda seksen yaşında idi. Acele edip keser ile kendisini sünnet etti. Acısı fazlalaşınca, Rabbisine niyazda bulundu, bunun üzerine kendisine:

“Ne ile sünnet olacağını, biz sana bildirmeden önce sen acele ettin!” diye vahyedilince Hz. İbrahim:

“Ey Rabbim! Senin emrini geciktirmek istemedim.” dedi. (Buhari)

*Hz. İsmail onüç yaşında sünnet olmuştur.

*Cabir b. Abdullah (r.a)’ın rivayetine göre, Peygamberimiz Aleyhisselâm, torunları Hasan ile Hüseyin’i doğumlarının yedinci gününde sünnet ettirmiştir. (Nesîmi)

*Sünnet olma yaşı konusunda kesin bir fikir yoktur. Çocuğun buna tahammül edebileceği sıfır yaştan başlayarak, 7, 10 ve 12 yaşlarına kadar yapılabilir.

Sünnet olmak yedi yaşına girince müstehab, onbeş yaşına varınca ise vaciptir diyenler de vardır. Eğer bu yaşlarda sünnet yapılmamışsa, hangi yaşta olursa olsun sünnet edilir.

Günümüz doktorlarının bildirdiğine göre sünnet olmak erkeklerde prostat kanserinden koruyucudur. Frengi ve bel soğukluğu gibi zührevi hastalıklar, sünnet olmayanlarda daha sık görülmektedir. Sağlık açısından bazı hristiyanların sünnet olduğu haberleri de duyulmaktadır.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) Şevkat Ve Merhameti

Yorum yapın

yavruağzı renginde gül

Pek fazla merhametli olan Peygamberimiz (s.a.v), ümmeti hakkında son derece şevkatli, merhametli idi. Ümmeti hakkında daima kolaylık yönünü tercih buyururdu. Namazda iken bir çocuğun ağladığını işitse ona merhameten namazını hafifçe kılar (kısaltır), çocuğun sesini durdurmak isterdi. Hele haktan kaçınanların hallerine pek acır, hidayete ermeleri için dua ederdi.

O büyük peygamberin, O mukaddes râsulün merhameti yalnız insanlara değil, hayvanlara, ağaçlara, ekinlere de idi. Mûte savaşında bulunacak olan İslam ordusuna hitaben şu mealde öğütler vermiştir:

“Allahu Teâlâ’nın adına sığınarak O’nun ve sizin düşmanlarınızla harp ediniz. Fakat gideceğiniz yerlerde dünyadan soyulmuş rahipler göreceksiniz, onlara asla dokunmayınız. Kadınlar ile çocuklara şevkatle muamele yapınız, hurma ve diğer meyve ağaçlarını kesmeyiniz, evleri yıkmayınız.”

Hicretin onuncu senesinde idi ki, muhterem oğlu Hz. İbrahim, henüz on altı aylık bir masum olduğu halde vefat etmiş, kızı Fatımatü’z-Zehra (r.anha)’dan başka evladı kalmamıştı. Bir gül goncası gibi açılmadan solan o masumun haline acıyarak ağlamış, mübarek gözlerinden şebnemler gibi yaşlar serpilmişti. Orada bulunan İbn-i Avf (r.a) :”Ya Rasûlallah! Sen de mi ağlıyorsun?” deyince, şanı yüce Peygamber (s.a.v) Efendimiz:

“Gözümüz ağlar, kalbimiz mahzun olur. Fakat bizden Allah’ın rızasına aykırı bir söz çıkmaz.” (Buhari) diyerek ruhundaki yüce hassasiyetini göstermiştir.

Kısacası O Peygamberi Zişan’ın mukaddes varlığı, bütün kainat için Allah’ın büyük bir rahmetidir. Bunun içindir ki hakkında:

“Rasûlüm! Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya Sûresi, ayet 107) ayet-i kerimesi nazil olmuştur.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali / Ömer Nasuhi Bilmen (r.a)

Eski Yazılar