Hz. Muhammed (s.a.v)’e Dair Bazı Günlük Davranışlar

Yorum yapın

kalp içinde mescid-i nebevi

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)

Süs için değil, yatarken gözlerine sağlık için sürme çeker, sabahleyin yıkardı.

İki kürek kemiği arasında peygamberlik mührünün bulunduğunu ashâb-ı kiram nakletmektedir.

Peygamberimizin uyuduğu yere misvak (diş fırçası), abdest suyu ve tarak konurdu.

O (s.a.v), her konuda temizliğe büyük önem veriyordu. Bilhassa diş temizliği hususunda hassas davranıyor, her abdest alışında dişlerini misvaklıyordu.

Sahabe-i kiram’ın anlattığına göre Hz. Peygamber (s.a.v) vakar ve teenni üzere, sanki yokuş aşağı iniyormuş gibi dikkatle yürürdü. Ayaklarını yere sürtmez, sürüyerek gürültü çıkarmazdı. Gereksiz yere güçlük verecek tarzda süratli yürümekten de kaçınırdı.

Diz üstü oturur, bağdaş kurar, bazen de uyluklarını karnına çekip ellerini dizlerinin üstüne bağlardı. Sırtüstü istirahat ederken üstündeki örtüye özen gösterirdi. Otururken, yemek yeme durumu hariç, sağ veya sol tarafına yastık koyup dayanırdı. Yemekte bundan kaçınmasının sebebi bu tür oturuşun gurur ve kibir işareti sayılmasıydı. Peygamberimiz (s.a.v) gururlu değil, aksine mütevazi idi..

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Rabıtanın Müride Faydası Nedir?

2 Yorum

kalp şekindeki tesbihin ortasındaki kırmızı kalp

Her insanın ruhu kendi suretine benzer. Bir müridin mürşidinin şekil ve şemailini kuvvetlice hatırlaması ve bunu muhafaza etmesi gerekir. Bu hal ne kadar çok sürerse o nispette istifade edilir. Bu bağ devam ettiği müddetçe, mürşid-i kamilin manevi hali, tavrı ve davranışları müridlerinde de görülmeye başlanır. Cenâb-ı Hakk’tan gelen ilahi nur, silsile yoluyla mürşid-i kamile, oradan da müride tecelli eder. Bunun devamı neticesinde müridin gönül gözü açılır, kalp aynasında o güzellikler yansır, yakınlarındakiler dahi bu değişiklikleri fark ederler. 

Teveccüh ve rabıtada, mürid kendi kalbini boş bir kaba benzetip mürşidinin kalbini de Cenâb-ı Hakk’tan ve Rasûlullah (s.a.v)’tan gelen feyiz pınarının çeşmesi olarak kabul eder. Boş olan gönül kabının bu yolla feyiz ve nur ile dolmasını bekler. Mürşid-i kamil, Rabbi tarafından gönül deryasına akıtılan feyzi, müridin kurumuş gönül bahçesine akıtıp orada iman ağacının yeşermesine, dal budak salmasına vesile olur. Bu şekilde teveccüh ve rabıtaya devam eden mürid, her halinde ve her anında mürşidini görmeye başlar. Mürid, mürşidini buldu mu, silsile yoluyla mürşidinin mürşidine, oradan pirine ve Peygamber (s.a.v) efendimize ulaşır.

Meşayih-i kiram, rabıtayı Allah’a ulaşmak için müstakil bir yol kabul etmişlerdir. Hatta Şeyh Muhammed Masum (k.s): “Sohbet adabına riayet edilerek yapılan rabıta vusûlde kâfidir.” demiştir. Zira rabıtaya devam edildikçe müridin kabiliyet ve istidadı kadar feyiz bahş olunur. Kişi her halinde mürşidine sohbet-i hissiye ile irtibatlı olursa, manevi sohbetin feyziyle mükafatlandırlılır. Bu yönüyle rabıtaya sohbet-i maneviye denmiştir. 

Mürid, mürşid-i kamil vasıtasıyla feyz-i ilahinin kendi kalbine aktığını bilmeli, o feyzi ve aşkı elde etmek için onu canı gönülden sevmeli, ona teslim olmalı, yani sözünü dinlemelidir. 

Tarikatta mürşid-mürid ilişkisi muhabbet esasına dayanır. Kalpten kalbe nur ve sevgi yansımasının ve kalplerin aynı renge boyanmasının uzaklık ve yakınlıkla alakası yoktur. Salik (mürid) nerede olursa olsun her zaman mürşidinden faydalanabilir. Bunu sağlayan da rabıtadır.

Kimi müridler, “Biz mürşidimizi görmedik ya da az gördük, şemâilini hatırlayamıyoruz, ne yapalım. Rabıtayı nasıl sağlayalım?” diyebilir. Böyle düşünen kişi sadece bedeni dikkate alıyor, ruhi yönünü de göz ardı ediyor demektir. Kişi, mürşidini cismiyle görmek istediğinde bedenin topraktan yaratıldığını, onun temel maddelerinin hava, ateş, su ve toprak olduğunu hatırlamalıdır. Bu dört unsur yok olmaya mahkumdur. Sadece yok olmaya mahkum olanı tahayyül etmeye çalışmak müride gerekli faydayı sağlamaz. Mürid, mürşidiyle ruhen beraber olduğunu düşünmeli, öyle tahayyül etmelidir. O zaman, görebildiği ve anlayabildiği kadarıyla rabıta ederse içine bir rahatlık, huzur, korku ve ümit hali gelir. 

Cenâb-ı Hakk’ın rızasının olmadığı durumlarda ya da “zat tecellisi” ile tecelli görmemiş kişilere yapılacak rabıtanın müride hiçbir fayda vermeyeceği, hatta zarar vereceği unutulmamalıdır.

Kaynak: Miftâhu’l-Usûl / Rabıta Risalesi

Hz. Rabia Bulunduğu Hale Nasıl Geldi?

Yorum yapın

tepsideki pembe mendil gül yaprakları ve bardaktaki gül şerbeti

Sen bu hale nasıl erdin Rabia? diye soranlara:

-”Beni ilgilendirmeyen her şeyi terk ederek ve ebedi olanın dostluğunu idrak ederek. Her yerde, her şeyde, her an, her daim..

“Beni senden alıkoyan her şeyden, sana ulaşmayı engelleyen her engelden sana sığınırım Allah’ım!” diyerek hep O’nu istemekle!” diye cevap verdi.

“İnsanı Allah’a yaklaştıran en makbul şey nedir?”diye sordular.

-”Muhabbet” dedi. “Muhabbet ve muhabbette sadakat!

Muhabbet sahibi muhabbetinde öylesine sadık olmalı ki,gönlünde onun için olmayan hiçbir şey kalmamalı!”

Kaynak: Hz. Rabia ve Kadın Evliyalar

Gıybetin Peygamberimiz (s.a.v)’den Kısa Ve Öz Tanımı

Yorum yapın

karşılıklı dallardaki yuvalarındaki iki kuş

Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyor:

-”Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?”

Ashab:

-”Allah ve Rasûlü daha iyi bilir!” dediler. 

Bunun üzerine Peygamberimiz:

-”Birinizin, kardeşinizi hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!” açıklamasını yaptı.

Orada bulunan bir adam:

-”Ya benim söylediğim onda varsa, (Bu da mı gıybettir?)” dedi.

Rasûl-i Ekrem (s.a.v): 

-”Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de iftirada bulundun demektir.” buyurdular. (Ebu Davud, Müslim, Tirmizi)

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Miftâhu’r-Rüşd’den Kıymetli Öğütler

Yorum yapın

Kabe'deki hacılar

Kardeşim!

Allah’a (c.c) ve Rasûlullah’a (s.a.v) itaate riayet et. Müslümanlara hüs-ü zan etmeyi ve iyi niyet beslemeyi tavsiye ederim. Onlar arasında hep hayırlara koşmanı tavsiye ederim.

Kalbinde kimseye düşmanlık, kin ve buğz besleme. Sana zulmedene dua ettiğin zaman da onu Allah’a havale et. Allah’tan haya etmeni tavsiye ediyorum. Her sabah güneşin doğuşuyla birlikte Allah’ı zikret ve her akşam da o gün ölen Müslümanlara dua et.

Her işe besmele ile başla. Zikrin daima Hüdâ’ya hamd olsun. Daima temiz ol. Dinine bağlan, cehennem azabından da kork.

Tembel olma, namaza önem ver, o namazın nuruyla doğruluğa devam et. Gece ve gündüz Hüdâ’ya tazarru üzere ol.

Kâr ve kazancına isyan etme. Kim kâr ve kazancına isyan ederse, o, rızkını azaltmış olur. Nimetlere şükret, belalara sabret; böyle yapan gönül aynasını nurlandırır. 

Dünya neşeleri ile mağrur olma, sultanların iltifatına sevinme. Kimseye sitem ve cefa etme, böyle yapan Huda’ya dost olamaz.

Ömrün uzun olsun istersen, çok çok ihsan ve ikramda bulun. Dilinde olanları halka yayma, gece gibi ol, sırrını ifşa etme.

Hiç kimsenin nimetine haset etme, gücün yeterse haset kapısına set çek. Kimseyi çekiştirip kötüleme, kendi nefsini başkalarına metheyleme.

Geçici şeylere önem verme, vaktine göre hareket et. İçinde bulunduğun hali gözet.

Verdiğini alma, tüccar gibi ol.

Namahreme bakma, çünkü o kişiye gaflet verir.

Başkalarını kötüleme, yalan ve iftira atma, kimsenin kalbini kırma.

Evinde örümcek bırakma.

Atanı, anne ve babanı isimleri ile çağırma.

Ekmek kırıntılarını ayak altında bırakma. Eğer düşen ekmeği alır yersen zengin olursun.

Senden üstün kişilerin önünde yürüme, onlara karşı edepli, mütevazi ve cömert ol.

Bizim davetimiz, alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd içindir.

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Eski Yazılar