İstikbal-i Kıble Ne Demektir?

2 Yorum

yeşil renkte Arapça Allah yazısı

Namaz kılacak kimsenin, namazını Kabe’ye yönelerek kılmasıdır. Kabe Mekke-i Mükerreme’de bulunan mübarek bir binadır. Müslümanların da kıblesidir. Allahu Teâlâ Kuran-ı Kerim’de: “Siz nerede bulunursanız yüzünüzü o tarafa çeviriniz.” buyurur. Kıble dendiği zaman akla gelen Beytullah’tır, ama Kabe’nin binası değil. Binanın çevrelediği alan ve binanın taa göğe kadar olan manevi havasıdır. Kabe yıkılsa bile aynı alana karşı namaz kılınır. Binaya diye düşünülürse küfür olur. Çünkü ilahi tecelli binaya değil, alana ve oradaki manevi havaya olmaktadır. Kabe içerisinde namaz kılanlar istedikleri tarafa dönerek namaz kılabilirler. Yalnız imamın yüzüne doğru durmak (suret olduğundan dolayı) mekruhtur.

Bir kimse hasta olup da kıble yönüne dönemediği ve kendisini döndürecek kimse bulunmadığı veya hasta olmadığı halde bir düşman veya yırtıcı bir hayvan sebebi ile kıble yönüne dönmekten korktuğu takdirde gücü yettiği tarafa doğru namaza durur. Kıbleyi bilmeyen bir kişi bazı delillere, emarelere, yıldızlara bakarak kıbleyi araştırır. Kendi kanaatına göre tayin edeceği yöne namaza durur. Namazdan sonra hata ettiğini anlasa da namazını iade etmez. Henüz namaz içinde iken kıbleyi tayin etse, o yöne doğru döner ve namazını tamamlar. 

Kıble bir semboldür. Bu konuda bize kolaylık olsun diye yön verilmiştir. Hangi tarafa baksak Mevla’yı görürüz.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Hz. Muhammed (s.a.v)’e Dair Bazı Günlük Davranışlar

Yorum yapın

kalp içinde mescid-i nebevi

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)

Süs için değil, yatarken gözlerine sağlık için sürme çeker, sabahleyin yıkardı.

İki kürek kemiği arasında peygamberlik mührünün bulunduğunu ashâb-ı kiram nakletmektedir.

Peygamberimizin uyuduğu yere misvak (diş fırçası), abdest suyu ve tarak konurdu.

O (s.a.v), her konuda temizliğe büyük önem veriyordu. Bilhassa diş temizliği hususunda hassas davranıyor, her abdest alışında dişlerini misvaklıyordu.

Sahabe-i kiram’ın anlattığına göre Hz. Peygamber (s.a.v) vakar ve teenni üzere, sanki yokuş aşağı iniyormuş gibi dikkatle yürürdü. Ayaklarını yere sürtmez, sürüyerek gürültü çıkarmazdı. Gereksiz yere güçlük verecek tarzda süratli yürümekten de kaçınırdı.

Diz üstü oturur, bağdaş kurar, bazen de uyluklarını karnına çekip ellerini dizlerinin üstüne bağlardı. Sırtüstü istirahat ederken üstündeki örtüye özen gösterirdi. Otururken, yemek yeme durumu hariç, sağ veya sol tarafına yastık koyup dayanırdı. Yemekte bundan kaçınmasının sebebi bu tür oturuşun gurur ve kibir işareti sayılmasıydı. Peygamberimiz (s.a.v) gururlu değil, aksine mütevazi idi..

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Hasbi Rabbi / Zikir / A.R Rahman

2 Yorum

Allah’ım, seni zikretmek, sana şükretmek ve sana güzelce kulluk edebilmek için bize yardım et..

 

Allah Dostlarının Vazife Almaları/ Abdülkadir Geylani (k.s)

Yorum yapın

yazı ve resim yunus emre

Allah için kulun kalbi düzelip salaha erdiği ve Allah’ın yakınında mekan tuttuğu zaman, ona, yeryüzünün bir bölgesinde bir ülke ve sultanlık verilir. Orada halkı Hakk’a davet vazifesi ile görevlendirilir. Bu vazife esnasında halktan gelebilecek eza ve cefalara sabretmesi de istenir. Orada batılı kaldırmak, Hakk’ı ortaya koymak onun vazifesidir. Allah verince zengin eder. Verdiği kişinin kalbini hikmetle doldurur. 

Aziz ve Celil olan Allah, arif ve salih kullarının kalp arazilerinin içinden hikmet nehirleri akıtmıştır. Bu hikmet nehirleri Arş’ın ve Levh’in yanından geçen ve Allah’ın ilmine dayanan bir vadiden fışkırır. Kaynak orasıdır. Arif ve salih kulların kalp arazilerinden geçen bu hikmet nehirleri oradan, Allah’ı tanımayan ve O’nun emirlerine sırt çeviren ölü kalplere akar.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (k.s)

Abdülkadir Geylani (k.s)’den Mürşidi Anlatan Çok Güzel Bir Örnek

Yorum yapın

dağ ve deniz manzarası ve taşlar

Allah dostlarının, halkın haricinde başka bir meşgaleleri vardır. Bununla beraber halkın arasına da katılırlar. Onlarla da haşır-neşir olurlar. Birlikte oturur, yer, içerler. Tıpkı halktan biriymiş gibi hareket ederler. Bunu sırf onlara Allah’ın emirlerini bildirmek, yasaklarından da sakındırmak için yaparlar. Allah dostlarının bu hareket tarzlarını şu hadisedeki kişilerin haline benzetebiliriz:

Vaktiyle bir grup insan , deniz aşırı bir ülkeye gitmek üzere yola çıkarlar. Maksadları o ülkenin hakanı ile görüşmektir. Fakat o ülkeye gidecek yolu da insanlardan bazıları bilmekte, bazıları bilmemektedir. Yolu bilenler geçer, hakana ulaşırlar. Ancak hakan, denizin öbür tarafında kendisine gelmek isteyen başka kişilerin de bulunduğunu fakat yolu bilmedikleri için gelemediklerini, bu yüzden yolda boğulma v.b tehlikelerle karşı karşıya bulunduklarını bilmektedir. Bu sebeple daha önce gelenlere geri dönmelerini, yolda kalan kişilere kılavuzluk edip onların da kendisine ulaşabilmeleri için yardımcı olmalarını söyler. Onlar da hemen geri dönerler. Yolu bilmedikleri için orada tehlikeler içinde bekleşmekte olanlara seslenerek:

-”Yol bu tarafta. Geliniz, sizi götürelim..” derler.

Ve ellerinden tutup götürürler. 

İşte Allah dostlarının avam halkla münasebetleri, bu hadisedeki kişilerin haline benzer. Meselenin aslı Aziz ve Celil olan Allah’ın şu ayette belirttiği hadiseye dayanmaktadır:

İman eden o zat dedi ki: Ey kavmim, siz bana tâbi olun. Size doğru yolu göstereceğim. (Mümin Suresi, ayet 38)

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (k.s)

Eski Yazılar Yeni Yazılar