Edep, İçiyle Dışının Bir Olmasıdır

Yorum bırakın

Edebin esası ve tamamı, baktoğı her şeyde Mevla’sını görmek ve yalnız O’nu istemektir.

Tasavvufun edebi; ihtiyacı kadar yemek, az uyumak ve az konuşmaktır. Halkı kendisine tercih etmektir. Başa geçmeyi bırakmak, üstatlık taslamaktan kaçınmak, dostların ve arkadaşların hizmetini yapmaya çalışmaktır.

Edep, nefsi aza kanaat etmeye alıştırmak, halinden şikayet etmemektir. İçiyle dışının bir olmasıdır.

Edep; farzları yapmaya son derece düşkün olmak, İslam esaslarını korumak, halleri düzeltmek, dünyevi çekişmelerle meşgul olmamaktır.

Edep, kendilerini terbiye edene ve kendisinden edep öğrenilene saygı göstermektir.

Edep, dışa karşı utanacağı bir işi gizli yerde dahi yapmamaktır. Dünyaya aldırmamak, özellikle kendilerine hizmet eden kişiden dünya malını esirgememektir.

Edep, belaya sabretmektir.

Edep, mürebbiyle istişarede bulunmak, mürebbinin işaret ettiği şeyi sebebi bilinsin ya da bilinmesin derhal kabul etmektir.

Başa gelen her musibete razı olmaktır.

Edep, doğru da olsa hiçbir surette Allah adına yemin etmemektir.

Gıybet etmemek ve ettirmemek, söz verdikleri zaman yerine getirmek, inşallah demeden konuşmamak, şakada aşırıya kaçmamaktır.

Edep, usanmadan ibadete ve taate devam etmektir.

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Hak Teâlâ’nın Zikrini Kalbinde, Dünyayı İse Dilinde Tut

Yorum bırakın

Her şeyin bir gıdası vardır. Ruhun gıdası Allah’ı zikretmektir. Bu zikir ibadeti kula Rabbini tanıtır. Kim de Allah’ı tanırsa her şey ona boyun eğer. Kişi Hak Teâlâ’ya kalbini sıdk ile bağlarsa, Allahu Teâlâ onun dilinden hikmetler akıtır.

Şeyh Ebu İshak (ra), bir gün bir aslanı zincire vurulmuş gördü. Aslana hitaben: “Ey aslan, ne günah işledin de zincire vuruldun?” dedi. Aslan: “Zikirden geri kaldım da bu hale geldim.” diye cevap verdi.

Azizim!

Hak Teâlâ’nın zikrini kalbinde, dünyayı ise dilinde tut. Zikri dilde, dünyayı kalpte tutar bir vaziyette olma. Yoksa aslanın akıbetine uğrarsın. (Tezkiretü’l-Evliya, s.770)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Hz. Musa (as)’ın iblisle Konuşması

Yorum bırakın

Azizler!

Musa Aleyhisselâm bir mecliste oturuyordu. Yanına iblis geldi. Başında renkli bir kavuğu vardı. Musa Aleyhisselâm’ın yanına varınca kavuğunu çıkardı, tekrar başına koydu. Selam verdi. Musa Aleyhisselâm sordu: “Sen kimsin?” O da iblisim, diye cevap verdi. Hz. Musa (as): “Niye geldin?” deyince şöyle konuştu: “Allah katında yüce şanını biliyorum. Onun için selam vermeye geldim.” Musa Aleyhisselâm sordu: “Başındaki kavuk nedir?” iblis cevap verdi: “Bununla insanoğullarını kandırıyorum.” Musa Aleyhisselâm dedi ki: “Bana öyle bir günahtan haber ver ki, Ademoğulları onu işlediği zaman sen onlara galip gelmiş olasın.” iblis şöyle cevap verdi:

“Kendini beğendiği, amelinin çokluğu günahını unutturduğu zaman ben ona galip gelirim.” (Tenbihu’l-Ğafilin,, s.656)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Eve Girerken Evdekilere Selam Vermek Evin Hayrını Artırır

Yorum bırakın

Resûlullah (sav) Efendimiz buyurdular ki:

Ey Ali! Evine girerken evdekilere selam ver; evdekilere selam vermek evin hayrını artırır.

Ey Ali! Fakir ve miskinleri sev ki, Allah da seni sevsin. Miskinleri küçümseme, kıyamet günü melekler de seni küçümser.

Ey Ali! Ailenin ihtiyaçlarını cömertçe karşıla ve geçimlerini sağla ki, Arş’ın sahibinden korkmana gerek kalmasın.

Ey Ali! Allah’tan kork denildiğinde öfkelenme, yoksa Allah kıyamet günü sana kötülük yapar.

Ey Ali! Kim yeni bir elbise giyer ve bir yoksulu veya çıplak bir yetimi giydirirse; Allah’a komşu olur, Allah ona eman verir, bu elbise üzerinde olduğu sürece onu muhafaza eder.

Ey Ali! Müezzinin ezan okuduğunu duyduğunda sözlerini tekrarla ki, müezzinin aldığı sevap sana da yazılsın.

Ey Ali! Ev yılanlarına dokunmanı yasaklarım, yassı ve kuyruğu kesikler hariç! Onlar ilk şeytandır. Yolunda yılan gördüğünde üç kez “yolumdan çık” demeden onu öldürme, dördüncüyü söyledikten sonra öldürebilirsin. Yolda bir yılan gördüğünde öldür. Ben cinlere yolda yılan suretinde görünmemelerini şart koştum. Cinlerden kim yılan suretinde görünürse, kendisini ölüme atmış demektir.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Tevbe Namazı, Hacet Namazı, İstihare Namazı

Yorum bırakın

Tevbe Namazı

İşlediği günahlardan pişman olup tevbe etmek isteyen kimse güzelce bir abdest alır ve açık havada iki rekat namaz kılar, işlediği günahlardan dolayı Cenâb-ı Hakk’a istiğfar eder. Bu menduptur. Allah (cc) affedilmesini dileyen kişiyi affeder. Çünkü O, affı çok sever.

Hacet Namazı

Dünyevi ve uhrevi herhangi bir dileği olan güzelce abdest alıp yatsı namazını müteakip iki veya dört rekat namaz kılar, Allah’a senada bulunur. Bu namazın birinci rekatında Fatiha’dan sonra üç Ayete’l-Kürsî, diğer üç rekatında Fatiha’dan sonra birer defa İhlas, Felak, Nas surelerinin okunmasına dair hadisler vardır. Namazdan sonra hacet duası okunur. Hacetin yerine gelmesi Allah’tan istenir.

İstihare Namazı

Yapılacak bir işin hayırlı olup olmadığını veya hemen yapmanın mı, yoksa tehir etmenin mi daha hayırlı olacağını anlamak için kılınan namaza denir. İki rekattır. Namazdan sonra istihare duası okunur. İşin sonunu Allah’ın kalbine ilham etmesi istenir. İstihare namazının birinci rekatında Fatiha ve Kafirun, ikinci rekatında ise Fatiha ve İhlas okunur.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Kıyamet Günü Hesap Ancak Dünyada Nefsini Hesaba Çekenlere Hafif Olur

Yorum bırakın

Şeddad b. Evs (ra)’ten rivayet edilmiştir; dedi ki: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Akıllı kimse, nefsine hakim olan ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi de, nefsini arzularının peşine takan ve Allah’tan (olmayacak şeyler için) temennide bulunan kimsedir. “Nefsine hakim olan” sözünden maksat, Kıyamet gününde hesaba çekilmeden önce dünyada kendi nefsini hesaba çekmektir. (Nitekim bu konuda) Hz. Ömer b. Hattab (ra) şöyle demiştir:

“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Allah’a arz olunacağınız büyük arz gününe iyi hazırlanınız. Kıyamet günü hesap, ancak dünyada nefsini hesaba çekenlere hafif olur.” (Tirmizi, c.4, s.683, Cennet 13, h.2546 ve s.638, Sıfatu’l-Kıyamet 25, h.2459)

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Peygamber (sav) Efendimizin Hira’da İnzivası

Yorum bırakın

Hz. Muhammed Aleyhisselâm kırk yaşına geldiği zaman halinde bir başkalık sezilmeye başladı. Bilhassa inziva hayatını sever oldu. Mekke’nin üç mil yukarısındaki Hira dağında bir mağaraya gider, Ramazan ayını orada geçirir, ibadet ederdi. Ramazan ayı gelince azığını yanına alır oraya çekilirdi. Yanındaki azığı bitince yine Mekke’ye Hz. Hatice (r.anha)’nin yanına döner, biraz kalır, sonra mağaraya geri dönerdi. Kendisini orada ruh sükunetine verir, düşünceye dalardı. Cenâb-ı Hak O’nu büyük vazifeyi kabule hazırlıyordu. Kulağına gaipten sesler geliyor, “S,en Allah elçisisin.” diyordu. Rüyaları olduğu gibi çıkıyordu. O, Allahu Teâlâ’nın peygamberleri vasıtasıyla müjdelediği son Peygamber olacaktı.

Miladın 610’uncu yılında Ramazan-ı Şerif ayında Hz. Peygamber (sav)adeti üzerine yine Hira’daki mağaraya çekilmişti. Halkın sevgi ve saygısını kazanan, doğruluk ve emanete riayetinden dolayı kavminin Muhammedü’l-Emin adını verdiği bu yüce şahsiyet, bütün insanlığın düştüğü dalalet ve sefahatten son derece uzaktı. O, yüce hakikati arıyordu. Dünyayı kaplayan dalalet kasırgası insanlığı kırıp eziyordu. O, bundan kurtuluşun yolunu düşünüyordu. Araplar kız çocuklarını diri diri toprağa gömer, mecusiler hatta ana ve kız kardeşle nikahı mübah sayar, barbarlar ülkeleri tahrip edip insanlara işkence yapıp dururken, bu halin sonu nereye varacaktır? İşte O’nun dimağını bunlar meşgul ediyordu.

Etrafında uzanmış çöller, sıralanmış dağlar, serilmiş vahalar, vadiler var. Gökyüzünde sayısız yıldızlar ve ay parlıyor. Sabah olunca yine güneş doğup kainata ışık saçacak. Bunların hepsi güzel ve tatlı şeyler. Fakat insanlığın saadet ve mutluluk güneşi acaba ne zaman doğacak?

Hira dağında hangi din üzere ibadet ediyordu? Hz. İbrahim (as)’in veya Hz. Musa (as)’nın veya Hz. İsa (as)’nın dini üzere ibadet yapardı diyenler var. Böyle bir köşeye çekilip ibadet etmeye tahannüs denir. Aynî Ümder’ül-Kari adlı Buhari Şerhinde bu kelimeyi izah ederken şöyle demektedir: “Peygamberimizin (sav) ne suretle ibadet ettiği sorulacak olursa, bunun tefekkür ve ibretten olduğunu söyleriz.”

Kaynak: Siyer-i Nebi

Kimi Yaptığı Hayır Sevindirir ve Kötülüğü De Üzerse, İşte O Mümindir

Yorum bırakın

İbni Ömer (ra) şöyle anlatıyor:

“Hz. Ömer (ra), el-Cibiye’de bize hitaben: Ey insanlar, dedi, Ben (şu hutbeyi okumak üzere) aranızdan kalkıyorum, tıpkı Resûlullah (sav)’ın da bizim aramızdan kalktığı gibi. (O kalkıp) şöyle demişti:

‘Size ashabımı, sonra da onların peşinden gelecekleri (sonra da bunların peşinden gelecekleri) tavsiye ediyorum. Daha sonra (gelenler arasında) yalan öylesine yayılacak ki, kişi kendisinden yemin talep edilmediği halde yemin edecek, şahitliği istenmediği halde şehadette bulunacak. Haberiniz olsun, bir erkek bir kadınla baş başa kaldı mı onların üçüncüsü mutlaka şeytandır. Size cemaati tavsiye ederim. Ayrılıktan sakının. Zira şeytan, tek kalanla birlikte olur. İki kişiden uzak durur. Kim cennetin ortasını dilerse, cemaatten ayrılmasın. Kimi yaptığı hayır sevindirir ve kötülüğü de üzerse, işte o mümindir.” (Tirmizi, c.4, Fiten 7, h.2165; İbni Mâce, Ahkam 27, h.2563)

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Şeytanın Hortumunu İnsanın Kalbinin Üzerine Koyması Ve Onu Uzaklaştıran Dua

Yorum bırakın

Resûlullah (sav) buyurdu ki:

“Şüphesiz ki, şeytanın köpeğin burnuna benzer (hortum gibi) uzun burnu vardır. Onu Ademoğlunun kalbinin üzerine koyar. Kişiye şehveti (dünyaya ait geçici) lezzetleri hatırlatır. Rabbine karşı şüpheye düşürmek için onun kalbine vesveseyle ve sinsice yaklaşır.

Kul: ‘Eûzü billâhis-semiil-alîmi mineş-şeytânirracîm. Ve eûzü billâhi en yahdurûne. İnnallâhe hüves-Semîul-Alîm.’ deyince şeytan hortumunu onun kalbinin üzerinden uzaklaştırır.” (Kenzü’l-Ummâl, h.1266)

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Hz. Ali (ra) Efendimizin Fatiha-yı Şerif Hakkında Bildikleri

Yorum bırakın

Sahabe-i Kiram efendilerimiz, Hz. Ali (ra)’nin ilmi hakkında “Kur’ân’dan yalnız Fatiha-yı şerif hakkında bildiklerini söylese yetmiş katır yüklü kitap yükleyebileceğini” söylemişlerdir.

Ebu Cüheyfe (ra) hazretleri diyor ki:

“Hz. Ali (ra)’ye sordum: ‘Sizin yanınızda Kur’ân’dan başka vahiy var mı?’ Cevaben, hayır, dedi. ‘Ancak Allahu Zülcelâl bir kula kitabından anlayış verirse o müstesna.’ buyurdu.(Camiu’l-Usul, Gümüşhanevi, s.69; Hülesatü’l-Ahbar, Aziz Mahmud Hüdayi, s.150-163)

Beşeriyetin selametine ve saadetine elden geldiği kadar çalışanlar tebrike şayandırlar. Onların nail olacakları mükafatlar her türlü düşüncenin üstündedir. Ne mutlu onlara.

Allahu Zülcelâl, hangi kuluna hidayet etmek isterse onun göğsünü İslama açar.

Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette güzellikler ihsan eyle.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: