Sami Yusuf’tan Üç İlahi

Yorum bırakın

Reklamlar

Şeriat, Tarikat, Hakikat Ve Marifet Sırlarına Mazhar Olmanın Yolu

Yorum bırakın

minare

Allahu Teâlâ’ya ulaşmak için rabıtaya ihtiyaç vardır. Çünkü onun sayesinde kalp dirilir ve ancak diri bir kalp Allah’ın emirlerini daima tasdik eder. Kul, rabıta sayesinde itaatten geri kalmaz. Kalp Allahu Teâlâ’nın sevgisiyle dolduğunda muhabbet nuru diğer uzuvlara da yansır. Şayet kalp kötü huylarla dolarsa, o zulmet diğer uzuvlara da sirayet eder. Hal böyle olunca kötü adetleri terk etmek zorlaşır. Oysa tam bir rabıta ile nefsin üstün gelme isteklerine karşı konulur, onun arzu ve meyillerine gem vurulur. Taat ve ibadetlere ağırlık verilerek Cenâb-ı Hak’tan tecelli-i ilahi beklenir. Böylece şeriat, tarikat, hakikat ve marifet sırlarına mazhar olmanın yolu açılır.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Müminin Ahlakı On Şey Üzerine Kurulmuştur

Yorum bırakın

gelincik çiçeği

Müminin ahlakı on şey üzerine kurulmuştur:

1- Kalp selameti.

2- Mal cömertliği.

3- Dilin doğruluğu.

4- Nefsin tevazuu.

5- Şiddetli hallere sabır.

6- Gizli gizli ağlamak.

7- Halka nasihat.

8- Müminlere merhamet.

9- Dünya hayatının geçici olduğunu tefekkür.

10- Her şeyden ibret almak.

Hikmet dört şeyden meydana gelir:

1- Dünya meşgalesinden boşalan bir beden.

2- Dünya taamından uzaklaşmış bir karın.

3- Dünya metaından çekilen bir el.

4- Dünyanın akıbetini düşünüp ders çıkarmaya çalışan idrak.

Çünkü insan sonunun nasıl olacağını kestiremez. Ameli makbul olur mu, olmaz mı bilemez. Zira Allahu Teâlâ, amellerin ancak temiz olanlarını kabul buyurur.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Allah (cc) Kuluna Şah Damarından Daha Yakındır

Yorum bırakın

Necm Suresi

Cenâb-ı Hak, Kurân-ı Kerim’de buyuruyor ki:

“Sen, O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan. O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor). (Şuarâ Sûresi, 217-218-219)

“Şüphesiz Allah her şeyi işitici ve görücüdür.” (Nisâ Sûresi, 58)

“Her nerede bulunursanız bulununuz, O sizinledir.” (Hadid Sûresi, 4)

“Muhakkak ki, yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah (cc)’a gizli değildir.” (Âl-i İmrân Sûresi, 5)

“Doğrusu Allah hep gözetlemektedir.” (Fecr Sûresi, 14)

” (Allah) gözlerin hıyanetini ve kalplerin gizlediği şeyleri bilir.” (Mü’min Sûresi, 19)

“Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 16). Bu ayet-i kerimede Cenâb-ı Allah (cc) insana ne kadar yakın olduğunu beyan ediyor. Bu yakınlık “şah damarı” tabiriyle ifade buyrulmuştur. Bu manadaki hadis-i kudsî şöyledir:

“Yerlere ve göklere sığmam; fakat mümin kulumun kalbine sığarım.” (Keşfü’l-Hafa, c.2, h.1885)

Hadis-i şerifteki mana mecazi bir ifadedir. Hz. Allah (cc)’ı ne yerler, ne de gökler ihata edebilir. Mümin Allah’ı devamlı zikretmekle O’nu kalbinde taşımaktadır. Buna göre şah damarımızdan bize yakın olan Allah (cc)’a biz de fiillerimizle yakın olmaya çalışmalıyız. Bu yakınlığın yolu, murakabeden geçer. O halde her nefis, yarın için ne hazırladığını kontrol etmek mecburiyetindedir. Her amelden haberdar olan Hz. Allah (cc) kıyamet gününde onların karşılığını hakkıyla verecektir. Çünkü:

“Allah (cc) her şeyi hakkıyla gözetendir.” (Ahzab Sûresi, 52)

“Ey iman edenler, Allah (cc)’tan korkun ve herkes yarın için ne hazırlamış olduğuna baksın. Allah (cc)’tan korkun; çünkü Allah (cc) her ne yaparsanız haberdardır.” (Haşr Sûresi, 18)

Muhasebe makamını tamamlamadan murakabe mertebesine ulaşma imkanı yok gibidir. Kul, geçmişte işlediğinden ötürü nefsini hesaba çeker, derhal durumunu düzeltir, kararlı olarak hak yolda yürür. Kendisi ile Allah (cc) arasındaki halleri itibarıyla kalbini dikkatle ve güzelce denetler ve her nefes alıp verişte Allah’ın rızasını düşünürse, bütün hallerinde Allahu Teâlâ’yı murakabe etmiş olur.

Netice olarak kul Allah’ın kendisi üzerinde murakıp olduğunu, kalbinde bulunduğunu, hallerini bildiğini, fiillerini gördüğünü ve dediklerini işittiğini bilir. Bunların hepsinden gafil olan daha başlangıçta Allah’a yakınlık makamındaki hakikatlerden ve dolayısıyla vuslat imkanından uzak kalır. Bir kimse kalbine gelen havatır hususunda Allah ile murakabe halinde bulunursa, Hak Teâlâ onun uzuvlarını hatadan ve günah işlemekten korur.

Peygamber (sav) efendimiz buyurur ki:

“Allahu Teâlâ’nın azametini, cennetini ve cehennemini bir saat tefekkür etmek, bir geceyi ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır. İnsanların hayırlısı Allah’ı (O’nun kudretini ve eserlerini) tefekkür eden, şerlisi de tefekkür etmeyendir.” (Kenzu’l-Ummâl, h.5712)

Yine buyuruyor ki:

“Kalplerinizi murakabeye alıştırın. Çokça tefekkür edin ve ibret alın.” (Câmiu’s-Sağir, h.5639)

“Dünyada misafir gibi olun. Mescidleri ev edinin. Kabirlerden ibret alın. Kalplerinizi inceliğe ve yumuşaklığa alıştırın. Çokça tefekkür edin ve ağlayın. Nefsin kötü arzuları sizi ayrılığa düşürmesin. İçinde oturamayacağınız binalar yapıyorsunuz. Yiyemeyeceğiniz şeyler topluyorsunuz. Ulaşamayacağınız emeller besliyorsunuz. (Neticede her şeyi bırakıp gidiyorsunuz.) (Câmiu’s-Sağir, h.6433)

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Hz. Peygamber (sav) Efendimizin Veda Haccından Bir Kesit

Yorum bırakın

Kabe

Enes bin Malik (radıyallâhu anh) demiştir ki:

“Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) efendimiz Veda Haccı’nda devesini kara taşların üzerine doğru sürdü. Devesi de başını kara taşlardan birinin üzerine koydu. Giydiği elbiseler adeta yıpranmıştı. Devesinin üzerindeki palanın üzerinde de üç dirhem değerinde bir örtüsü vardı. Ashabtan sordular:

“Ya Resûlallah, kendinize niçin bu kadar eziyet ediyorsunuz?” Peygamber (sav) efendimizin cevabı şöyleydi:

“Allah’ım, bu riyasız ve gösterişsiz bir hacdır. Bu şereften beni ve ümmetimi ayırma.”

Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki:

“Farz olan haccı yerine getiriniz. Çünkü o sevap bakımından Allah yolunda 24 defa gazaya çıkmaktan daha büyüktür. Bana okunan salatu selam bunların hepsine denktir.” (Ramuzu’l-Ehadis, s.273, h.3415)

Üç kişi Allah’ın garantisi altındadır:

1- Allah’ın mescitlerinden bir mescide doğru giden.

2- Allah yolunda harbe çıkan.

3- Hacca giden.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Hafaza Meleklerinin Kulun Amelini Yedi Kat Semaya Çıkarması

Yorum bırakın

Ravza resmi

Muaz  b. Cebel (ra) dedi ki:

“Anam babam sana feda olsun ya Resûlallah, bana bir hadis-i şerif de, dedim. Resûlullah (sav)’ın ardında binekte idim. Başını semaya kaldırdı ve ‘En sevdiği biçimde halkına hüküm veren Allah’a hamd olsun!’ dedikten sonra:

‘Ya Muaz, sana bir hadis anlatacağım ki, onu hiçbir peygamber ümmetine anlatmamıştır. Eğer onu ezberinde tutarsan sana faydası olur. sadece dinler ezberinde tutmazsan, Allah katında bir hüccetin kalmaz.’ Sonra buyurdu ki:

‘Allahu Teâlâ semaları yaratmadan önce yedi melek yarattı. Her semaya bir melek verdi ve her birini bir semaya kapıcı kıldı. Hafaza melekleri, kulun sabahtan itibaren işlemeye başladığı amelleri yazmaya başlar, ta akşam oluncaya kadar, sonra kaldırıp götürürler. Yükselirken güneş gibi bir aydınlığı vardır, parlar! Dünya semasına vardıkları zaman götürdükleri ameli över, çok göstermeye bakarlar. Kapıcı melek onun bu övgüsüne karşılık şöyle der:

‘Dur, bu ameli götür sahibinin yüzüne vur ve ona şöyle söyle: Allah seni bağışlamayacaktır. Ben gıybet işlerine bakarım. O, Müslümanların gıybetini ederdi. Benden öteye geçmesi için amelini bırakamam.’

Bundan sonra bir başka kulun amelini hafaza melekleri alır çıkarırlar. Bu amel de nurludur, aydınlıktır. Işık saça saça ikinci semaya çıkar. Oradaki kapıcı melek şöyle der:

‘Dur, bu ameli al sahibinin yüzüne çal ve ona: Allah seni bağışlamamıştır, diye söyle. Çünkü o, bu amelini dünya metaı için işlemiştir. Ben dünya için işlenen amellere bakarım. Böyle karışık bir amelin benden öteye geçmesine müsaade edemem.’

Bundan sonra hafaza melekleri bir başka kulun amelini alıp yükseltirler. Güzeldir. Sadakadır, namazdır. Hem de çoktur. O amelin böyle oluşuna melekler de hayrandır. Böylece üçüncü semaua varırlar. Kapıcı melek:

‘Dur, bu ameli götür sahibinin yüzüne at ve ona şöyle söyle: Allah seni bağışlamamıştır. Ben kibir işlerine bakarım. Bir kimse amel işler ve meclislerde insanlara büyüklük taslarsa, Rabbimin emri onun amelini benden öteye geçirmemektir.’

Hafaza melekleri bir başka kulun amelini alıp yükseltirler. Işık saçan yıldızlar gibi parlar. Bunlar tesbihtir, oruçtur. O ameller dördüncü semaya kadar götürülür. Oranın kapıcı meleği şöyle der:

‘Dur, bu ameli sahibinin yüzüne at ve ona şöyle söyle: Allah seni bağışlamamıştır. Ben ucub (kendi nefsini ve ibadetini beğenme) işlerine bakan meleğim. Bir kimse amel işler işlediği amele de ucub karıştırırsa, Rabbimin bana emri onun amelini benden öteye bırakmamaktır.’ Bu amel sahibinin yüzüne vurulur, ona üç gün lanet edilir.

Bundan sonra hafaza melekleri, birtakım meleklerle, bir başka kulun amelini alıp yükseltirler. Bu ameller, zevcinin zifafı için hazırlanan bir gelin gibidir. Melekler onu beşinci semaya kadar götürürler. Bu amel cihattır, iki namaz arası kılınan nafile namazdır. O semanın kapıcı meleği şöyle der:

‘Dur, bu ameli sahibinin yüzüne at, boynuna yükle. O kimse ilim öğrenen ve Allah için amel eden kimselere haset ederdi. Onları çekemez, onların gıybetlerini yapardı.’ Hafaza melekleri o ameli getirip sahibinin boynuna yüklerler. Hayatta kaldığı sürece o amel boynunda kalır.

Hafaza melekleri bir başka kulun ameliyle yükselirler. Bunlar abdesttir, gece ibadetidir, çokça namazdır. Bu ameli altıncı kat semaya çıkarırlar. Oranın kapıcı meleği der ki:

‘Dur, bu ameli sahibinin yüzüne vur. Ben rahmete bakan meleğim. Bu ameli işleyen, hiç kimseye merhamet etmezdi. Kullardan birine bir günah ve bir zarar isabet etse buna sevinirdi. Rabbimin bana emri, onun amelini benden öteye bırakmamaktır.’

Bundan sonra hafaza melekleri kulun sadaka, içtihad, verâ kabilinden amelini çıkarırlar. Şimşek parlaklığındadır. Onu yedinci semaya götürürler. Oranın kapıcı meleği şöyle der:

‘Dur, bu ameli alıp sahibinin yüzüne vur. Kalbini de kilitle. Ben hicap meleğiyim. Allah için olmayan her ameli ondan saklarım. O, bu ameliyle halk arasında yükselmek istedi. Adının dillerde, ününün şehirlerde dolaşmasını istedi. Rabbimin bana emri, onun amelini benden öteye geçirmemektir.’

Hafaza melekleri kulun başka amelini alarak yükselirler. Bunlar güzel huydur, çok zikirdir. Semaların melekleri de onları uğurlarlar. Ta Arş altına kadar giderler. O kimsenin lehinde şehadet ederler. Allahu Teâlâ buyurur ki:

“Siz kulumun ameline hafaza meleğisiniz. Ben ise onun kalbini gözetirim. O, bu ameliyle benim rızamı istememiştir. Benden başkasını dilemiştir. Ona lanetim olsun.”

Melekler şöyle derler: ‘Senin lanetinin onun üzerine olduğu gibi, bizim de lanetimiz onun üzerine olsun.’

Bundan sonra Muaz ağlayarak şöyle anlattı:

‘Ya Resûlallah, ne yapayım?’ Şöyle buyurdu:

‘Ey Muaz, peygamberine uy. Yakînin olmalı, isterse amelin az olsun. Dilini kardeşlerinden çek. Günahın üzerinde kalsın, onu kardeşlerine yükleme. Onları kötülemek suretiyle nefsini temize çıkarma. Amellerinle gösteriş yapma.” (Tenbihu’l-Ğafilin, s.622)

Ve minallâhi’t-tevfîk..

Kaynak Kitap: Miftâhu’r-Rüşd

İfrad, Kıran Ve Temettü Haccı

Yorum bırakın

Kabe ve gece

Yapılış şekli bakımından hac üçe ayrılır:

1- İfrad haccı,

2- Kıran haccı,

3- Temettü haccı.

İfrad haccı; umre yapmaksızın, sadece hac menâsikini yerine getirmek suretiyle yapılır.

Temettü haccında umre yapıldıktan sonra ihramdan çıkılır, ardından aynı dönemde tekrar hac için ihrama girilerek hac menâsiki edâ edilir.

Kıran haccında ise ihrama girerken hem umreye, hem de hacca niyet edilir ve aynı ihramla her iki ibadet yerine getirilir.

Kıran ve temettü haccını yapanların şükür kurbanı kesmeleri vacipken, ifrad haccı yapanların bu kurbanı kesmeleri gerekmez.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

 

Tasavvuf Sekiz Huy Üzerine Kurulmuştur

Yorum bırakın

tomurcuklu pembe gül

Abdülkadir Geylani (ks) Hazretleri diyor ki:

Tasavvuf sekiz huy üzerine kurulmuştur:

1- Sehâ: Cömert olmak. Bu, Hz. İbrahim Aleyhisselâm’a verildi.

2- Rıza: Bu adeti Hz. İshak Aleyhisselâm almıştır. 

3- Sabır: Bu hali Hz. Eyyûb Aleyhisselâm benimsemiştir.

4- İşaret: Bu, Hz. Zekeriya Aleyhisselâm’ın hususiyetidir.

5- Gurbet: Bu, Hz. Yahya Aleyhisselâm’ın nasibidir.

6- Kalın Ve Sade Giyinmek: Bu, Hz. Musa Aleyhisselâm’ın meşrebidir.

7- Seyahat: Bu, Hz. İsa Aleyhisselâm’a nasip olmuştur.

8- Fakr: Bunu da Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) almıştır.

Hepsine selam olsun..

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Aşure Gününde Yalvarış

Yorum bırakın

rengarenk laleler

Veda haccında, Arafat esnasında, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) efendimiz konuşurken bir kişi elini kaldırıp söz istedi, Efendimiz de söz talebini kabul etti. O kişi: ‘Ey Alemlerin Rabbi, biz dilemesini bilmiyoruz, fakat sen vermesini iyi bilirsin.’ dedi. Oradan ayrılırken Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem): ‘O kişiyi bulup bana getirin.’ dedi. O kişi Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) efendimizin yanına gelince: ‘Ey insanlar! Cennetlik görmek isterseniz bu şahsın yüzüne bakın. O, öyle bir talepte bulundu ki, talebi kabul olduğu gibi Cenneti de hak etti.”

Ey Rabbimiz! Böylesi kadri yüce kullarının hürmetine Aşure günümüzü mübarek eyle.

Ey Rabbimiz! Dileği kabul olunan sevgili kullarının hürmetine bizleri af ederek bağışla.

Ey Rabbimiz! Aşure gününde kurtulanlar hürmetine bizleri de maddi ve manevi kirlerden kurtar.

Senin ilk kulun, ilk peygamberin, insanlığın ilk babası bir zelle yüzünden derin üzüntüye düşüp ‘Ya Rabbi, bu halimde kalır ebedi hüsran içinde olursam vay halime. Rabbim! Nefsime zulmettim. Sen affedicisin, affetmeyi çok seversin, affeyle Ya Rabbi!’ deyip affa uğradığı gibi bizleri de affa uğrat Ya Rabbi!

Kulun ve peygamberin Nuh Aleyhisselâm’ı selamete çıkardığın gibi bizleri de hem dünyamızda hem de ahiretimizde saadete ulaştır Ya Rabbi!

Kulun ve halilin İbrahim Aleyhisselâm’ı canilerin şerrinden muhafaza ettiğin gibi bizleri de günah kirlerinden arındır Ya Rabbi!

Kulun ve peygamberin İsmail Aleyhisselâm’ı bıçağın altından, yerine vekaleten koç gönderip bağışladığın gibi bizleri de isyan, nisyan kirlerinden koru Ya Rabbi!

Kulun ve peygamberin Musa Aleyhisselâm’a zatınla tecelli edince ‘Görün de göreyim!’ dediği zaman ‘Bu hale takat getiremezsin, karşıki dağa bak ey Musa.’ buyurdun. Celâline dağ takat getiremeyip tuz buz olunca Musa Aleyhisselâm sayha edip baygın düştü. Allah’ın rahmeti ulaşınca hem kendini, hem eşini, hem de çocuklarını selamete erdirdiğin gibi bizleri de düşmanların şerrinden muhafaza eyle Ya Rabbi!

Kulun ve peygamberin İsa Aleyhisselâm’ı kavmi rahatsız etti. Senin yüce rahmetin imdadına yetişti, semaya çıkardı. Ey Rabbimiz, bizlerin bunca günah kirleri var. O imdattan bizleri de hissedar eyle Ya Rabbi!

Kulun, peygamberin, habibin Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) efendimiz Taif’te nasıl darda kalıp Cebrâil Aleyhisselâm imdadına yetişip ‘Emret Ya Muhammed Aleyhisselâm, şu dağları birbirine kavuşturayım.’ dediği zaman ‘El-aman ya Rabbi, bunlar peygamberlerini bilmiyorlar. Gün gelir burada senin ismin yâd edilir. Bağışla!’ diye yalvarmasından bizleri de faydalandır Ya Rabbi!

Hazreti Meryem anamız, Asiye anamız, Haticetü’l-Kübra anamız, Hayrunnisâ Fatımatü’z-Zehra anamız hürmetine, bizleri günah kirlerinden temize çıkar Ya Rabbi!

‘Ey Muhammed Aleyhisselâm, sana cennetin gençlerini bildireyim mi?’ diyen Cebrâil Aleyhisselâm’a ‘Evet, öğreneyim ya Cebrâil.’ dediğinde, Cebrâil Aleyhisselâm: ‘Bunlar; biri ağzından, diğeri boğazından şehit olacaklar. Topraklarını koklamak ister misin?’ diyerek şeref üstüne şeref kazanan Hasan Müsenna, Hüseyin Şehid-i Kerbela hürmetine, Aşure günü hürmetine bütün inananları bağışla Ya Rabbi!

‘Gel ey mahbubum. Cennetime gir, nimetlerimle seni ağırlayayım.’ diyen Hazreti Allah’a cevaben: ‘Ben tek başıma cenneti, nimeti neyleyim. Bana tâbi olanları da cennetinden, nimetinden hissedar etmedikçe her ikisini de istemem.’ diyen Şah Abdülkadir Geylani hürmetine bizleri de iki cihanda aziz eyle Ya Rabbi!

Resûl-i Kibriyâ efendimizin şefaat-ı uzmâsına ulaşmaya inanan cümle mümin muvahhid kullarını muvaffak kıl Ya Rabbi!

Kaynak: Miftâhu’s-Sâdıkîn

(Amin. Bi-hürmeti seyyidil mürselin ve bi-hürmeti Ta Ha ve Yâsin, velhamdülillâhi Rabbil âlemin, Ves-salatü ves-selâmü alâ rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmain. El-Fâtiha..)

Aşure Gününün Fazileti Ve O Gün Yapılması Gerekenler

Yorum bırakın

beş pembe gül resmi

Aşure günü, diğer ümmetlerin de bayram ettikleri muharrem ayının onuncu günüdür.

Muharrem’in 9. gününden başlayarak 9, 10 ve 11. günlerinde oruç tutmak ramazan orucundan sonra en faziletli oruçtur. Bu günlerde oruç tutmak sünnettir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de ramazan orucu farz kılınıncaya kadar bu orucu tutmayı ümmetine emretmiştir.

Hazreti Âişe (radıyallâhu anhâ) şöyle demiştir:

“Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Aşure günü oruç tutar ve o gün oruç tutmayı emrederdi.” (İbni Mâce, h. 1733)

İbni Abbas (radıyallâhu anh) da şöyle demiştir:

“Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) Medine’ye hicret buyurduktan sonra oradaki Yahudileri (Aşure günü) oruçlu olarak buldu ve ‘Bu ne orucudur?’ diye sordu. Yahudiler: ‘Bu gün Allah’ın Musa ‘yı (düşmanlarından) kurtardığı ve Firavun’u boğdurduğu gündür. Musa (as), (Allah’ın bu lütfuna) şükür olarak bu gün oruç tutmuştur.’ dediler. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) de: ‘Biz Musa (nın sünnetini ihya) ya sizden daha ziyade yakın ve hak sahibiyiz.’ buyurdu. O gün oruç tuttu ve oruç tutmayı da emretti.” (İbni Mâce, h. 1734)

Yahudiler ve cahiliye dönemindeki Araplar da Aşure gününde oruç tuttuklarından, onlara benzememek için sadece Aşure gününde oruç tutmak mekruhtur.

Kişi, Aşure gününde bayram günü gibi ailesiyle bayramlaşmalı, onlarla bir araya gelmeli, aile fertleriyle hediyeleşerek onları memnun etmelidir.

Günün başlangıcında boy abdesti almalıdır.

Gücü yettiğince tevbe ve istiğfarda bulunmalıdır.

O gün içerisinde evinin iaşesi için az da olsa alışveriş yapmalıdır.

Aşure günü hürmetine bol rızık vermesi için Cenâb-ı Hakk’a dua etmelidir.

Gün içinde en az on kişiye selam vermelidir.

En az bir mümine iftar vermelidir.

Kaynak: Miftâhu’s-Sâdıkîn

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: