Esasen Halvette Kalp Ve İç Alemi Mühimdir

Yorum bırakın

dağ evi

Allah dostları işittikleri ile amel ederler. Sırf Allah rızası için işledikleri ameller onları Aziz ve Celîl olan Allah’a yaklaştırır. Onlar vasıtasız olarak, sırf kalp kulakları ile Allah’ın öğütlerini dinlerler. Bu, halktan uzak bulundukları, uykuda oldukları ve Allah’ın huzurunda ve uyanık oldukları zamanlardadır.

Kalbin manevi, ahlaki sıhhate kavuştuğu zaman halka karşı daima gâib ve uykuda olur, Hakk’a karşı ise daima uyanık ve huzurda bulunursun. Bu safhaya gelmiş bir kişinin görünürde insanlar arasında bulunduğu halde halvet halini yaşıyor olması mümkündür. Esasen halvette kalp ve iç alemi mühimdir, bundan dolayı bir mümin zahiren insanlarla haşır neşir olup dururken de halvet halini devam ettirebilir. Nitekim eğer senin kalbin manevi, ahlaki sıhhate kavuşmuşsa, halkın arasında bulunduğun anlarda bile vâridat-ı ilâhiye mazhar olabilirsin. Özüne Allah’ın hikmetleri gelebilir.

Öz-sır, marifet nurlarını kalbe boşaltır. Kalp, nefs-i mutmainne’ye boşaltır. Nefs-i mutmainne dile boşaltır. Dil de halka yani insanlara boşaltır. O’nun için kişi insanlara bu vasıflarda hitap edebilecek bir mertebeye gelmişse ne âlâ. Aksi halde kendini bu vazifeye ehil görmemeli ve konuşmamalıdır.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)

Cuma Namazının Şartları

Yorum bırakın

hayırlı cumalar tebriği

1- Cuma namazı kılınacak yerin şehir veya şehir hükmünde olması.

2- Cuma namazı kıldırmak için devlet tarafından vazifeli kimsenin bulunması.

Yoksa gelişigüzel cuma namazı kılınmaz. Herhangi birisi cuma izni olmayarak cuma namazı kıldırır ise, o günkü öğle namazını kaza etmek icap eder. Ancak, bir kimse önceden imam veya müezzin olup da sonradan emekli olmuş bulunursa böyle kimseler cuma namazı kıldırmaya yetkili olurlar.

3- Cuma namazı kılmak için öğle namazının vaktinin girmiş olması.

Öğleden önce veya öğle vakti geçtikten sonra cuma namazı kılınmaz. Mutlak olan şudur ki; cuma namazının vakti, öğle namazının vakti demektir.

4- Namazdan önce hutbe okunması. Hutbesiz veya namazdan sonra hutbe okunmasıyla cuma namazı geçerli olmaz.

5- İzin bulunması. 

Yani cuma namazı kılınacak yerin herkese açık bulunması, herkesin girip çıkabileceği bir yer olması. Bazılarının girip bazılarının giremeyeceği yerlerde cuma namazı kılınmaz.

6- Cuma namazının sahih olabilmesi için cemaatin bulunması.

Cemaat bulunmadığı takdirde cuma namazı kılınmaz. Cemaatin en azı, imamdan başka en az üç kişinin bulunmasıdır. İki erkek ile bir kadın veya iki erkek ile bir erkek çocuk kâfi değildir.

Yukarıda sayılan maddeler cuma namazının şartlarıdır. Bunlarsız cuma namazının geçerli olmayacağı beyan edilmiştir.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Tevbe İstiğfar Duaları

Yorum bırakın

mavi bitki

Allah’a dayanınız, yalnız O’ndan yardım bekleyiniz. Çünkü Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Tevhid ne güzel dayanak ve eserdir. Tevbe edenler diğer ibadetlerde de başarılı olurlar. Kula dayananlar ise çabuk yıkılırlar.

Tevbe istiğfar dualarından bazıları şunlardır:

Kim şu istiğfarı gönülden gelen bir pişmanlıkla söylerse harpten kaçmış bile olsa bağışlanır. (Tirmizi, c.5, Deavat 117, s.569, h.3577)

Estağfirullah el-Azim ellezî lâ ilâhe illâ hüvel-Hayyel Kayyûme ve etûbü ileyh.

Anlamı: Hayy ve Kayyûm olan ve kendisinden başka ilah bulunmayan Allah’tan mağfiret diler ve O’na tevbe ederim.

*

Rabbiğfirlî ve tüb aleyye inneke ente’t-tevvâbur-rahîm!

Anlamı: Ey Rabbim! Bana mağfiret eyle ve tevbemi kabul buyur. Çünkü sen tevbeleri çokça kabul eden ve müminlere merhamet edensin.

*

Rabbi einnî ve lâ tüin aleyye. Vensurnî ve lâ tensur aleyye. Vemkurlî ve lâ temkur aleyye. Vehdinî ve yessiri’l-hüdâ lî. Vensurnî alâ men beğa aleyye. Rabbic’alnî leke şekkâran, leke zekkâran, leke rehhâben, leke mutîan, ileyke muhbiten ileyke evvâhen münîben. Rabbi tekabbel tevbetî veğsil havbetî ve ecib da’veti vehdi kalbî ve seddid lisânî ve sebbit hucceti veslül-sehîmete kalbî.

Anlamı: Rabbim! Bana yardım et ve aleyhimde düşmanıma yardım etme. Yardımını benden esirgeme ve aleyhimde düşmanımı destekleme. Düşmanımı cezalandır, beni cezalandırma. Beni hayırlı işlere yönelt ve hayır yolunda ilerlemeyi bana kolaylaştır. Bana zulüm ve haksızlık edene karşı bana yardım et. Ey Rabbim! Beni sana çok şükreden, çok zikreden, senden çok korkan, sana çok itaat eden, sana çok boyun eğip tevazu eden, sana çok yakarıp ağlayarak tevbekâr eyle. Ey Rabbim! Benim tevbemi kabul eyle, günahmı gider, duamı kabul et, kalbimi hidayet üzerine daim kıl, dilimi doğrulukla hakkı söylemekten ayırma, huccetimi sabit kıl ve kalbimi fenalıktan arındır.

Kaynak: Gönül İncileri

Allahu Teâlâ’nın Gazap Edeceği Beş Kişi

Yorum bırakın

kafesteki güller

Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:

“Allahu Teâlâ şe beş kişiye gazab eder, dilerse gazabını dünyada yürürlüğe koyar, dilerse ahirette onları cehenneme atar. Bu beş kişi şunlardır:

1- İdare ettiklerinden hakkını aldığı halde onlara karşı insaflı davranmayan ve uğradıkları haksızlığa engel olmayan devlet başkanı.

2- İdare ettikleri kendisine bağlı kaldığı halde, güçlüler ile zayıfların arasını bulmayan ve arzusu uyarınca konuşan yetkili.

3- Ailesine, çoluk-çocuğuna Allah (Celle Celâlühü)’ya ibadet etmeyi telkin etmeyen ve onlara dinleri hakkında gereken bilgileri öğretmeyen kimse.

4- Çalıştırdığı işçiye hak ettiği ücreti vermeyen kimse.

5- Mehri konusunda karısına haksızlık eden erkek.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Büdelâ (Ebdâl) Denilen Veliler Altmış Kişidir

Yorum bırakın

bavulun üstünde güller

BÜDELÂ (EBDÂL): Ebdal denilen veliler altmış kişidir. Bunların otuzu erkek, otuzu da kadın velilerdendir. Bunlar fazilet, kemâl, istikamet, kerem ve itidal sahibi kimselerdir. Kuruntu ve hayalden uzaktırlar. Büdelânın dört zahir, dört de bâtın olmak üzere sekiz hasletleri vardır:

Zahiri Hasletleri:

1- Az konuşur, çok düşünürler. Bu hasletin esası olan susmak, görünürde Allah’ı zikirden başka gereksiz konuşmaları terk etmektir. Bâtında da, kalbi dıştan gelen lüzumsuz haberlere karşı alakasız kılmaktır.

2- Erken kalkar, az uyur, gecenin çoğunu ibadetle geçirirler. Uykusuzluk hasletinin zahiri uykuyu terk etmek, batını da hiçbir batıl karşısında gaflet etmemektir.

3- Az yerler, açlığa karşı çok sabırlıdırlar. Az yeme hasletinin zahiri iyilerin açlığıdır ki, tarikat usûlünü kemâle erdirmek için az yemektir. Bâtını ise, yakîn mertebesine erenlerin açlığıdır ki, bu da yemeye olan meyli terk etmektir.

4- Uzlet ehlidirler. Halktan uzak, Hakk’a yakındırlar. Bu haslet zahirde insanlara karışmamak, batında da Allah’tan başkasıyla ünsiyeti terk etmektir.

Bâtınî Hasletleri:

1- Tecerrüd ehlidirler, Hakk’tan gayriden soyunmuşlardır.

2- Tefrîd ehlidirler, birlik sırrına ermişlerdir.

3- Cem ehlidirler, Hakk’ı Hakk’ta bulmuşlardır.

4- Tevhid ehlidirler. Tevhidin sırrına ermişlerdir.

Bulundukları yerde eser ve suretini bırakarak sefere çıkmak, aynı zamanda muhtelif yerlerde görünmek büdelânın hasletlerindendir. Kendi içlerinden birisi bu altmış kişiye imamdır. Hepsi ona uyar ve her emri ondan alırlar. O imam aynı zamanda bunların kutbudur.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Allahu Teâlâ (cc) Evliyasını Dini İlimleri Öğrenmek Ve Öğretmek İçin Seçmiştir

Yorum bırakın

kitaptaki gül

Allahu Teâlâ evliyasına dereceler vermiş ve özel ihsanlarda bulunmuştur. Onlar, Allah’ın has kullarıdır. Allah (cc), onları dini ilimleri öğrenmek ve öğretmek için seçmiştir. Taşıdıkları üstün faziletler sebebiyle onları halk arasından seçmiş ve kendilerine ilim nurunu vermiştir. Çünkü onlar; nebilerin varisi, halifesi ve vekili olmaya layık, aynı zamanda onlara karşı en vefalı olan kimselerdir. Nitekim Allahu Teâlâ bu ilim sahiplerini överken şöyle buyuruyor:

“Sonra biz o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan nefislerine zulmeden de, orta yolu tutan da, Allah’ın izniyle hayırlarda ileri geçenler de vardır. İşte bu büyül lütuftur. Onlar, Adn cennetine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir.” (Fâtır Sûresi, ayet 32-33)

Peygamber (sav) Efendimiz de onları şöyle övüyor:

“Kim ilim öğrenmek amacıyla bir yola süluk ederse, Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim tâlibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semâvat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar da âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne de dirhem miras bırakırlar; onlar sadece ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasip elde etmiştir.” (Ebû Dâvud, İlim 1, h. 3641; Tirmizî, İlim 19, h.2683; İbni Mâce, Mukaddime 17, h.223)

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Abdestin Faziletleri

Yorum bırakın

beyaz nilüferler

Abdestin maddi manevi, dünyevi uhrevi birçok faydaları ve faziletleri vardır. Peygamber (sav) Efendimiz bu faziletleri bizlere şöyle bildirmişlerdir:

“Bir müslüman veya bir mümin abdest alır yüzünü yıkarsa, gözleriyle bakarak kazandığı günahların hepsi su ile veya suyun son damlasıyla yüzünden dökülür gider. Ellerini yıkarsa, elleriyle tutarak kazandığı günahlar abdest suyu ile yahut suyun son damlasıyla çıkar. Ayaklarını yıkadığında ayaklarıyla kazanmış olduğu her günah, abdest suyu ile veya suyun son damlasıyla çıkar ki, o adam (Hukukullah’a müteallik küçük) günahlardan paklanmış olur.”

“Mümin, abdest suyunun ulaştığı yere kadar zinetlenir.”

“Rasûlullah (sav) Efendimiz bir gün Medine kabristanına gelip:

– “Ey mümin kavimler yurdu, size selam olsun. İnşâallah biz de size katılacağız. Kardeşlerimi görmeyi isterdim.” buyurdu. Ashab:

– “Ya Rasûlallah, biz senin kardeşlerin değil miyiz?” dediler. Peygamber (sav) Efendimiz:

-“Sizler benin ashabımsınız. Kardeşlerimiz ise henüz gelmemiş olanlardır.” buyurdu. Ashab:

-“Ya Rasûlallah, henüz gelmemiş olan ümmetinizi nasıl tanıyacaksınız?” diye sordular.  Rasûlullah (sav) Efendimiz:

-“Bir kimsenin tamamıyla aynı renkleri olan atları arasında alnı ve üç ayağı ak olan bir atı bulunursa onu tanımaz mı?” diye cevap verdi. Ashab:

-“Evet” dediler.

-“Öyle ise kardeşlerimiz yüzleri, el ve ayakları abdest nuru ile parlak olarak geleceklerdir. Ben de bunlardan önce gidip havuz başında onları bekleyeceğim.” buyurdu.

“Sizden herhangi biriniz tam manasıyla abdest alır da, “Eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, ve enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh” derse, o kimse için cennetin sekiz kapısı da açılır, artık istediği kapıdan girer.”

“Size bir şey tavsiye edeyim mi ki, onunla Allah günahlarınızı mahveder ve dereceleriniz yükseltir?” Ashab:

-“Evet ya Rasûlallah, buyurunuz.” dediler. Peygamber (sav) Efendimiz:

“Zorluk zamanlarında güzelce abdest almak, uzak yerlerden camiye gelmek, bir namazdan sonra ikinci namazı beklemek, işte bu ribattır, işte bu ribattır, işte bu ribattır.”

Ribat, lügat olarak nefsi hapsetmek manasına gelir. Ancak, kendisini cihada vermek suretiyle Allah yoluna hapsedenler için bu tabir kullanılır. Böyle kimselere murabıt denir. Abdestini tam alıp namazlarını mescitte kılan ve birini kılınca diğer namazın gelmesini bekleyen kimse de kendini ruhen, kalben Allah yoluna bağlamış gibidir. Bir nevi murabıttır.

Kaynak: Miftahu’l-İrşâd

Older Entries

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 12.579 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: