Toplanan Bir Cemaatin Allah’ı (cc) Zikretmediğinde Duyacağı Pişmanlık

Yorum bırakın

lila çiçekler

Ebu Hüreyre (ra)’den rivayet edilmiştir; dedi ki: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Herhangi bir cemaat bir mecliste toplanır da orada Allah’ı zikretmezlerse, onlar, himar lâşesi (eşek leşi) etrafında toplanmış olurlar ve o meclis, Kıyamet günü onlar için büyük bir pişmanlık olur.” (Ebu Davud, c.5, Edeb, h.4855; Müsned, c.2, s.432-446-453-481-484)

Abdullah b. Amr (ra)’dan rivayet edilmiştir; dedi ki: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Herhangi bir cemaat bir mecliste toplanır da orada Allah’ı zikretmezlerse, kıyamet günü o hallerinden muhakkak pişmanlık duyacaklardır.” (Müsned, c.2, s.224, 527; Tirmizi, c.5, Dua, h.3380; Ebu Davud, c.5, Edeb, h.4855)

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Şeyh-i Kâmile Bağlı Olmayan Müridin Durumu

Yorum bırakın

kuşu yiyecek olan yılan

Ebû Ali Dekkak (ks) şöyle diyor:

“Yetiştireni olmayan, kendi kendine ve hüdâ-i nâbit olarak biten bir ağaç çiçek açar, fakat meyve vermez. Nefes nefese ve tedrici bir şekilde tarikatın adabını öğretecek bir şeyh-i kâmile bağlı olmayan müridin durumu da böyledir. Bu durumda olan mürid hevâ ve hevesine uyar, başka bir kurtuluş yolu da bulamaz.”

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Her Peygambere Hususi Bir İhsan Verilmiştir

Yorum bırakın

gölün yanındaki klübe

Ebû Saidi’l-Hudri (ra)’den rivayet edilmiştir; dedi ki: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Her peygambere hususi bir ihsan verilmiştir. Hepsi de onu (dünyada) istemiş ve almıştır. Şüphesiz ki, ben ihsanımı (bu hakkı) ümmetime şefaat etmek için (ahirette almak üzere) tehir ettim. Şüphesiz ki, ümmetimden bazı kişiler, insanlardan çok büyük topluluklara şefaat edeceklerdir. (Bu sayede) o büyük kitleler cennete gireceklerdir. Bazı kişiler, bir kabile halkına şefaat edeceklerdir. Bazı kişiler, bir cemaate (on ile kırk arası) şefaat edeceklerdir. Bazı kişiler de üç kişiye, iki kişiye ve bir kişiye şefaat edeceklerdir.” (Kenzü’l-Ummâl, c.14, s.403, h.39083; Tirmizi, c.4, Kıyamet 12, h.2440)

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Kim Kuran Okur Ve Onunla Amel Ederse, Kıyamet Günü Babasına Taç Giydirilir

Yorum bırakın

Telefondaki Kuran ve mor kulaklık

“Kim Kur’ân’ı okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü babasına bir taç giydirilir. Bu tacın ışığı, güneş dünyadaki herhangi bir evde bulunduğu takdirde onun vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse, Kur’ân’la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak düşünebiliyor musunuz?” (Ebu Davud, Salat 349, 1453)

Hz. Câbir (ra) anlatıyor:

“Aramızda bedevi ve gayr-ı Arapların da bulunduğu bir cemaatte Kur’ân okuyorduk. Resûlullah (sav) yanımıza geldi:

‘Okuyun, dedi. Her okuyuş güzeldir. Öyle kimseler gelecek ki, onlar, Kur’ân’ın kelime ve lafızlarını, ok yapılacak çubuğun düzlenmesi gibi düzleyecekler. Ondan elde edilecek ücreti de ahirete bırakmayıp dünyada alacaklar.” (Ebu Davud, Salat 139, h.830)

“Bilin ki, herkes Rabbine hususi şekilde münacatta bulunuyor; bir birinizi (seslerinizle) rahatsız etmeyin. Biriniz okurken (veya namazda iken) diğerinin kıraatini bastırmasın.” (Ebu Davud, Salat 315, h.1332)

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

İnsanoğlu Allahu Teâlâ Tarafından Şerefli Ve Üstün Kılınmıştır

Yorum bırakın

eldeki beyin

Allahu Teâlâ buyuruyor ki:

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık  ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsrâ Sûresi, 70)

İnsanoğlu güzel suret ve siret, mutedil mizaç, akl-ı selim, irade, kalp gibi hususiyetleri dolayısıyla üstün kılınmıştır. Bu vasıflarıyla da Hakk’ın halifesi ve naibi olduğunu hisseder. Allah’ın verdiği üstün vasıflarla hayatlarını kolaylaştıracak icatları ve keşifleri yaparlar.

İnsanın üstün ve şerefli kılınması, Allah’ın zatından kaynaklanan bir hikmet ve maslahata dayanmaktadır. Bu hikmet de tüm kemal sıfatlarla muttasıf zatını, kamil bir aynada gösterme muradına yöneliktir. İşte Cenâb-ı Hak, bu yüce hikmet dolayısıyla insanı diğer mahlukatta bulunmayan üstün vasıflarla yaratmıştır.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Allah, Merhametli Olanlara Rahmetle Muamele Eder

Yorum bırakın

kurumuş yaprağın içindeki iki uğur böceği

Resûlullah (sav) buyurdular ki:

“Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada bulunanlar da size rahmet etsinler. Sıla-yı rahim (akrabalık bağı), Rahman’dan bir bağdır. Kim bunu korursa, Allah onunla (rahmet bağı) kurar; kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır.” (Tirmizi, c.4, Birr 18, h.1924; Ebu Davud, c.5, s.231, Edeb 58, h.4941)

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Günahların İlacı İstiğfardır

Yorum bırakın

pembe gül demeti

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz buyurur ki:

“Her hastalığın bir ilacı vardır. Günahların ilacı da istiğfardır.” (Kenzu’l-Ummâl, h.2089)

İnsanların müptela olacakları hastalıklar maddi ve manevi olmak üzere iki kısımdır. Maddi hastalıklar için bu hilkat aleminde mutlaka bir ilaç vardır. Elverir ki, bu ilaç elde edilsin.

Manevi hastalıkların ilacı ise halisane iman ve az da olsa devamlı ibadettir. Bu tür hastalıkların en büyüğü Cenâb-ı Hakk’a asi olmak, O’nun mukaddes emirlerine ve nehiylerine muhalefette bulunmaktır. Bu pek helak edici hastalıktan kurtulmanın çaresi ise pişman olmaktır. Tevbe ederek Hak Teâlâ’dan af ve mağfiret niyaz etmek ve tevbesinde de sabit kalmaktır.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Okunan Salavatları Ulaştırmakla Vazifeli Meleğin Vasıfları

Yorum bırakın

resmedilmiş laleler

Ebu Hüreyre (ra)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Bir kimse bana salâtü selâm getirdiği zaman, onun selamını almam için Allah Teâlâ ruhumu iade eder.” (Ebu Davud, c.2, Menasik 96-97, h.2041; Müsned, c.2, s.527)

Ammar b. Yasir (ra), Resûlullah (sav)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Şüphesiz ki, Allah kabrime bir melek vekil eder ve ona yaratıkların isimlerini verir. Kıyamet gününe kadar her kim bana salavat getirirse, o melek bunu bana kendi ve babasının ismiyle ulaştırır. Şu filan oğlu filan sana salavat getirdi, der.” (Feyzü’l-Kadir, c.2, h.2365; Müsnedü’l-Bezzar, c.4, h.1425)

İbni Hıbban’ın rivayeti şöyledir:

“Allahu Teâlâ’nın bir meleği vardır. Ona bütün yaratıklarının işitme gücünü vermiştir. Öldüğümde melek kabrimin başında durur. Her kim bana bir salavat getirirse melek: ‘Ya Muhammed! Filan oğlu filan sana salavat getirdi.’ der. Allahu Teâlâ da bu kimsenin her bir salavatına on mağfiret ihsan eder. “

Resûlullah (sav) buyurdu ki:

“Kıyamet gününde insanların bana en yakını, bana en çok salât-ü selâm getirenleridir.” (Tirmizi, Vitir 21, h.484; Feyzü’l-Kadir, c.2, h.2249; Sahih-i İbni Habban, h.911)

Rabia bin Amir (ra) şöyle rivayet etmiştir:

“Resûlullah (sav)’ın hitaben şöyle buyurduğunu işittim: ‘Bana salavat getiren kimse buna devam ettiği müddetçe, melek de ona salavat getirmeye devam eder. Öyle ise kul buna göre bana salavatı az veya çok getirsin.” (Müsned, c.3, s.445)

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Sözün En Güzeli Allah’ın Sözü, Yolun En Doğrusu Da Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın Yoludur

Yorum bırakın

KuRAN ve rahle

“Onlar, sözü dinler ve o sözün en güzel olanına uyarlar.” (Zümer Sûresi, 18)

İbni Abbas (Radıyallâhu anh) şöyle der:

“Bu öyle bir kimsedir ki, sözün güzelini de çirkinini de dinler. Güzel olanını konuşur. Çirkin olanından sakınıp onu konuşmaz.”

Azizim!

Bu, müminlerin basiretlerinin keskinliği ve sözün en güzelini ayırt etmeleri sebebiyle, Yüce Allah’tan onlara bir övgüdür. Onlar bir söz duyduklarında iyice inceler ve onunla amel ederler.

Sözün en güzeli Allah’ın sözü, yolun en doğrusu da Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın yoludur. Yüce Allah kullarını şereflendirmek ve onlara değer vermek için “Onları müjdele!” diye hitap etmiştir. Bu yüce vasıfları taşıyan o kimseler, Allah’ın razı olduğu şeylere ulaştırdığı ve rızasını elde etmeyi nasip ettiği kimselerdir. “İşte onlar selim akıl ve doğru fıtrat sahibi kimselerdir.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Sabredenlere Cennet Derecelerinin Verilmesi

Yorum bırakın

bu da geçer ya Hu

Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

“Ya Eba Hüreyre, başına bir musibet gelirse sabra sarıl. Hak Teâlâ bu haline cennette üç yüz derece ihsan eder. İbadet zorluğuna sabredersen Hak Teâlâ cennetten altı yüz derece ihsan eder. Her derecenin genişliği yer ile gök arası kadardır. Musibete sabreden için yedi yüz derece ihsan edilir.” 

Musa Aleyhisselâm: “Ya Rabbi, bir kulun bir musibete erişse, o musibete sabredip ‘İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râcûn.’ derse, sen o kula ne ecir verirsin?’ dedi. Hak Teâlâ buyurdu ki: ‘Ya Musa, ben o kulumun her bir nefesine o musibetin acısı gidinceye kadar üç yüz derece veririm.”

“Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et.” (Tur Sûresi, 48-49)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: