Güzel Ahlakın Önemi

Yorum bırakın

cam fanustaki çiçek

Kıyamet gününde insanların en üstün olanları, dünyada ziyadesiyle Allah’tan korkanlardır. Üstünlük sağlam itikatla, ihlasla yapılan ibadette ve güzel ahlaktadır. Güzel ahlakın yeri ise kalptir. Bu sebepten Allah Resûlü (sav) buyurdu ki:

“Dikkat edin, insanda bir et parçası vardır. O iyi olursa bütün beden iyi olur. Dikkat edin ve bilin ki, o kalptir.”

Kalp, kötü ahlakın etkisiyle bozulursa bu bütün vücuda sirayet eder. Kul, kötü ahlaktan ve huylardan kurtulmadıkça da günahlardan kurtulamaz. Şayet kalp, kötü ahlak ve huylardan temizlenip güzel ahlak ve iyi huylarla süslenirse, diğer uzuvlar da onun hükmüne itaat eder. Bu yüzden kalp hallerine ait olan ilim ve marifet İslam dünyasının esasıdır, ahiret yolunun temelidir.

“Güzel ahlak Allah’ın en büyük ahlakıdır.” (Et-Terğib ve’t-Terhîb, c.3, Fi Huluku’l-Hasen, Edep 17, h.4064)

Tasavvuf, mümini bu ahlakla süslemeye çalışır.

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Rabıta İle Sevgi Arasındaki Alaka

Yorum bırakın

uçan kalp

Rabıta ile sevgi arasındaki alaka, birinin bulunması halinde diğerinin de zaruri olarak bulunması kabilindendir. Nasıl ki sevgi; sevgilinin şahsını, hayalini, güzelliğini, sıfatlarını, hal ve hareketlerini düşünerek kalbi sevgiliye bağlamaksa, rabıta da böyledir. Bu hal az veya çok her müminde zaten mevcuttur. Çünkü Peygamber efendimize, O’nun halifelerine, ashabına yönelik sevgi ve muhabbet her müminin kalbinde bulunur.

Rabıta, kıyamete kadar devam eden peygamber mucizesidir. Eğer ruh üzerinde doğrudan tesirini gösteren bir şey aramak gerekirse, Allah (cc)’a ve O’nun sevgili Peygamberine götüren rabıtadan daha kestirme ve etkili bir başka yol yoktur.

Rabıta; bütün gizli sırları açan, insanları saadete ulaştıran, menhiyatı tamamen yok eden bir muhafızdır. O, ilm-i ledünü takip eden her güzel yolda, insan-ı kâmilin yetişmesi için başta gelen rükünlerdendir. Bütün tarikat hallerinin vazgeçilmez bir esası olarak müridin, kâmil mürşidin ruhaniyetinden medet istemesidir. Bu amaçla mürşidin suretini düşünmek edep ve terbiyeyi muhafaza ettirir, müridi çirkin ve kötü işlerden uzaklaştırır.

Kaynak: Miftâhu’l-Usûl / Rabıta Risalesi

Sultanım / Mustafa Demirci

Yorum bırakın

Kamil İmana Ulaştıran Altı Haslet

Yorum bırakın

Gül demeti

Allahu Teâlâ’ya yakın olmak isteyen kişinin şu altı şeye yapışması gerekir:

1- Allah’ın emirleri ve nehiyleri ki, bunlara riayet farzdır.

2- Resûlullah’ın sünnetine ittiba etmek,

3- Güzel ahlak sahibi olmak,

4- Allah’ın rızasını kaybetmekten korkmak,

5- Allah’ın rızasını kazanmak için gayretli olmak,

6- Affedici ve cömert olmak.

Bu altı şeyi önemsemeyen kişi, kâmil imana eremez. Aklı ve kalbi, güzel şeyleri yakalayamaz. Yaşamını mübarek kılamaz. Rab Teâlâ’ya ibadet etmenin tadına varamaz. (Hilyetü’l-Evliyâ Sıfâtü’s-Safve, c.6, s.58)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Cenâb-ı Hakk’ın Zâtı Tefekkür Olunamaz

Yorum bırakın

çocuğun hayreti

Kalpte, sureti hâsıl olmayacak bir şey hakkında tefekkür etmek mümkün değildir. bunun içindir ki, Cenâb-ı Hakk’ın zatı tefekkür olunamaz. Ancak O’nun mukaddes varlığına açıkça şehadet edip duran eserlerinin haşyeti tefekkür edilir. O’nun vücuda getirmiş olduğu nimetler düşünülür. Bu sayede insan gafletten uyanır, insanın kalbinde hikmet nurları tecelli etmeye başlar. Bütün yaratılanların birer hilkat eseri olduğunu anlayarak Cenâb-ı Hakk’ın varlığını, birliğini ve mahlukatından hiçbirine benzer olmayıp her türlü noksandan münezzeh olduğunu yakînen bilir. Bunu kavrayan kişi, artık O Hâlik-ı Azim’i tevhid ve tehlil ile kendi kulluğunu süslemeye çalışıp durur. Böyle bir hâlet-i ruhiye ise büyük bir ibadettir.

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık ve ibretli deliller vardır.”(Âl-i İmran Sûresi, ayet 190)

Şüphe yok ki, aklı başında olan uyanık bir kimse bu alemi güzelce düşündüğünde Cenâb-ı Hakk’ın kudretini, ihtiyaçlardan münezzeh olduğunu hemen tasdik eder. Çünkü göklerin ve yerin yaradılışında, gece ile gündüzün gidip gelmesinde elbette akıl sahipleri için Hak Teâlâ’nın varlığına, kudretinin kemâline, hakimiyetinin azametine dair açıkça deliller vardır.

Bu kâinata ibret nazarıyla bakan her aklıselim sahibi, kâinatın yaratıcısının varlığını, azamet ve kudretini tasdike mecbur olur. Bunları gafletle seyretmek insana yakışmaz. Her sabah doğan güneş, her gece semalarda parıldayıp duran milyonlarca yıldız ibretli gözler için hikmetlerle doludur. Her biri bir âlem, her biri kanun-ı ilâhidir.

Ahirette çok feraha kavuşanlar, dünyada çok hüzün duyanlardır. Ahirette çok gülecek olanlar, dünyada çok ağlayanlardır. Ahirete en halis imanı götürenler, dünyada en çok tefekküre dalanlardır. Rabb Teâlâ hazretlerinin varlığına, birliğine, kuvvet ve kudret sahibi bir zât-ı âlâ olduğuna iman edenler gerçek akıl sahipleridir.

“Bir saat tefekkür, (gafilane yapılan) bir sene ibadetten hayırlıdır.” (Hadis kaynak: Kenzu’l-Ummâl, h.5711; Keşfü’l-Hafâ, h.1004; Câmiu’l-Ehâdis ve’l-Merâsil, h.10521). İnsanoğlu yerde ve gökte gördüğü her şeye ibret nazarıyla bakıp tefekkür etmelidir. Böyle bir tefekkür elbette kişiye Hak (c.c) katında şeref kazandırır.

Ey Rabbimiz, bu gökleri ve yerleri, bunlarda olan mahlûkatı boş yere yaratmadın. Seni noksan sıfatlardan tenzih ve takdis ederiz. Sen de bizi her türlü mihnet çukurlarından muhafaza eyle. Amin..

Kaynak: Miftâhu’l-Usûl / Rabıta Risalesi

 

Allahu Teâlâ’nın (c.c) Ana-Babaya İyilik Emri

Yorum bırakın

anne evi

“Biz insana ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: “Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de, zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben Müslümanlardanım.” İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, kendilerine verilen doğru bir sözdür.” (Ahkaf Sûresi, ayet 15-16)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Peygamber (s.a.v) Efendimizi Sevmenin Alametleri Ve Gerekliliği

Yorum bırakın

Hz. Muhammed (s.a.v)

Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, yakınlarınız, kazandığınız mallar, durgunlaşmasından korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden meskenler size Allah’tan, Resûlü’nden ve onun yolunda cihattan daha sevgili ise o zaman Allah’ın azabı gelinceye kadar bekleyin. Allah kendisine itaatten çıkmış fasıklar topluluğuna yol göstermez. (Tevbe Sûresi, ayet 24)

Sevgi kalpte olan bir duygudur. Herkes Peygamberi sevdiğini söyleyebilir; hatta sevmekte olduğunu da zannedebilir. Bunu anlamak için sünnet-i seniyyenin ne kadar yaşandığına bakmak lazımdır. Sevdiğini söyleyen, sevgilisinin her halini ve sözünü canını vererek kabul eder. Âlimler, Resûlullah’ı sevmenin alâmeti olarak şunları söylemişlerdir:

1- Peygamber’in sünnetini yaşamak,

2- O’nun sünnetinin ihyasına ve yaşanmasına çalışmak,

3- Şeriatını zedeleyici bid’atları def etmek,

4- Hayatına şeriatın mevcudiyetini hâkim kılmak,

5- Hayatını ve malını Allah yolunda harcamak.

Allahu Teâlâ’nın rızası ve sevgisi sünnete uymakla elde edilir. Bir müminin en büyük gayesi, kendisini Allah’a sevdirmek olmalıdır. Yani O’nun rızasını kazanmak, gazabından korunmaktır. Aslında kılınan namazlar, tutulan oruçlar, verilen sadakalar, işlenen her çeşit hayırlar, hayır yolunda tüketilen bütün nefesler tek gayeye bakar. O da Allah’ın sevgisini kazanmaktır. Şu ayet bunun tek yolunu gösterir: “De ki, “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmran sûresi, ayet 31)

Resûlullah’ı sevmenin gerekliliği şundandır: Zahiri ve batınî güzelliklerin O’nda toplanması, her hususta kemâl mertebesinin sahibi olması, bütün müminlere sırat-i müstakim hidayetini ulaştırması ve onları cehennem belasından ebedi olarak koruması.

Aynî (Rahmetullâhi aleyh) demiştir ki:

“Resûlullah sevgisi, O’na itaatte bulunma ve muhalefeti terk etme iradesidir. Bu ise İslam’ın vaciplerindendir.

İmam Nevevî (Rahmetullâhi aleyh) de şöyle demiştir:

“Hadislerde kötülükleri emreden nefisle, mutmainne nefis arasında hüküm vermeye bir telmih vardır. Zira kim mutmainne cihetini (yönünü) tercih ederse, Resûlullah sevgisini üstün tutmuş olur. Kim de nefs-i emmare yönünü tercih ederse, onun hükmü bunun tersidir.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Older Entries

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 11.351 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: