Mevlid Nedir, Mevlid Gecesi (Kandili) Ne Zamandır?

Yorum bırakın

gc3bcl-c59ferbeti

Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in doğum zamanına mevlid denir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimiz kameri takvime göre rebiülevvel ayının on ikinci gecesi sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de Dâru’t-Tebâbâ denilen evde dünyaya teşrif etmişlerdir. 

Fazilet, feyiz, hidayet ve güzel ahlak timsali olan Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin doğumu yüce Rabbimizin biz kullarına en büyük nimetlerinden biridir. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilir:

“And olsun, Allah, müminlere kendi içlerinden; ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Âl-i İmrân, 164)

Kaynak: Miftâhu’s-Sadıkîn

Reklamlar

Rebiülevvel Ayı

Yorum bırakın

mescidi_nebevi2Rebiülevvel ayı, kameri ayların üçüncüsüdür. Her ayda olduğu gibi, rebiülevvel ayında da üç gün oruç tutmanın, bunu da özellikle her ayın 13, 14 ve 15’inci günlerinde yapmanın müstehap olduğu unutulmamalıdır.

Ayrıca haftanın pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da teşvik edilmiş bir ibadettir.

Kaynak: Miftahu’s-Sadıkîn

 

Kime Dört Şey Verilirse, Ona Dört Şey Daha Verilir

Yorum bırakın

dc3b6rt-gc3bcl

Abdullah b. Mes’ud (Radıyallâhu anh), Resûlullah (Sallallâhu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu bildiriyor:

“Kime dört şey verilirse, ona dört şey daha verilir.Bunun açıklaması Kur’an’da vardır.

1- Kime zikrullah (Allah’ı zikretmek nasip olarak) verilirse Allah da onu anar. Çünkü Allah şöyle buyuruyor:

“Öyleyse beni zikredin ki, ben de sizi anayım.” (Bakara Sûresi, 152)

2- Kime dua verilirse, ona icabet de verilir. Çünkü Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“Bana dua dua edin ki, duanıza icabet edeyim.” (Ğâfir Sûresi, 60)

3- Kime şükür verilirse, şükrettiği şey onun için arttırılır. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

“Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım. (İbrahim Sûresi, 7)

4- Kime istiğfar verilirse, o kişiye mağfiret de verilir. Çünkü Allahu Tealâ şöyle buyurur:

“Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayıcıdır.” (Nuh Sûresi, 10)

Hadis Kaynak: Mecmau’z – Zevâid ve Menbau’l – Fevâid, c.17, s.261-262; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 7443

Kaynak Kitap: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Nefis İçin En Zor Olan Şey

Yorum bırakın

depositphotos_127422318-stock-photo-beautiful-flower-background-nature-poster

Sehl bin Abdullah Tüsteri’ye “Nefis için en zor olan şey nedir?” diye sormuşlar. “İhlas”tır, cevabını vermiş. Zira nefsin ihlasta nasibi ve hazzı hiç yoktur. Çünkü ihlas, Hakk’ın davetine icabettir. İcabeti olmayanın ihlası da yoktur.

İhlastan sorulunca da şöyle demiştir:

“İhlas, dini nasıl ulu ve yüce Allah’tan aldıysan, yine öylece onu O’ndan başka hiç kimseye vermemendir.”

Güzel huydan sormuşlar, şöyle cevap vermiş:

“Güzel huyun en aşağı hali başkalarının yükünü çekmek, kötülüğe kötü karşılık vermemektir. Yapılan kötülüğü affedip onu yapanı bağışlamaktır.”

Sehl bin Abdullah Tüsteri (ra), yine demiştir ki:

“Makamların en muazzamı, kötü bir huyu iyi bir huya dönüştürmektir. İnsanoğlunu iki şey mahvetmiştir: İzzet arzusu ve fakirlik korkusu.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2

Eski Zamandan Esintiler

Yorum bırakın

radyo

Es-selamü aleyküm kardeşlerim,

Bugün eski günlere doğru uzanalım ve unutulmaya yüz tutmuş bazı adetlerimizi birlikte hatırlayalım. 

Eski günlerde:

*Akşam baba gelip de kapıyı çaldığında evde tatlı bir telaş başlardı. Anne babanın elinden torbaları alırken kızına seslenirdi:

“Kızım koş babanın terliklerini getir!”

Evdeki diğer çocuklar da babayı ayağa kalkarak karşılardı. Değil uzanmak, baba eve gelince oturarak karşılamak bile olmazdı.

*Babaya saygı lafta kalmaz yaşanırdı. Korkunun yarattığı bir saygı değildi bu, olması gerekendi.

*Akşam olduğunda önce perdeler çekilir, sonra ışıklar yakılırdı.

*Bahçeli evde oturanlar ağaçtaki meyvelerini toplayınca kendileri tatmadan evvel komşularına gönderirlerdi. Eski meyvelerin tadının bir başka güzel olması bundan mıydı acaba..

*Cep telefonu hayatımıza girmediği gibi, ev telefonu da herkeste yoktu. Misafirliğe gitmeden önce evin çocuğu yollanır “Bir maniniz yoksa annemler size gelecek” diye sorulurdu.

*Misafirliğe giderken çocuklar da götürülürdü. Aslında çocuklar her yere götürülürdü. Aileleriyle birlikte cenazeye, başsağlığına, kabristana, düğüne velhasıl her yere giderlerdi. Bu durum çocuk için de, ailesi için de, gidilen evin sahibi için de gayet doğaldı. Böylece çocuk ailesi ile birlikte hayatın acı tatlı olaylarını görür; üzülmesi gereken yerde üzülmeyi, sevincin olduğu yerde sevinmeyi öğrenirdi. Hayatın getirdiklerini daha çocukken hazmedip olaylar karşısında doğru davranışlar sergilemeye başlar ve bu arada da sosyal hayatın bir parçası olurdu. Küçükler çevrelerindeki büyükleri tanır, büyükler de çevrelerindeki ailelerin çocuklarına aşina olurdu. Herkes birbirine aşina olunca da selamlaşma çoğalırdı.

*“Ya çocuğumun psikolojisi bozulursa!” düşüncesiyle çocuk kozasının içine hapsedilmezdi. Kurbanlık koyunu eliyle birkaç gün besledikten sonra onun kesildiğini gördüğünde ağlardı belki, ama öğrenirdi. Et yemeyi seviyorsa bunun olması gerektiğini, Allah’ın (cc) emirlerinin yapılması gerektiğini öğrenirdi. Çocuk ailesinin güvenli kanatları altında hayatı öğrenir, hayata hazırlanırdı.

*Anne ile çocuklar arasında sessiz, sözsüz bir dil vardı. Misafirlikte çocuğa bir ikram yapılsa çocuk önce anneye bakar, annesi başıyla onay verdikten sonra ikramı kabul edip yerdi. Şevkatli merhametli bu annelerin böyle bir dili nasıl geliştirebildikleri hala merak konusudur.

*Bayram sabahı erkenden kalkılırdı. Uyumak olmazdı. 

*Bayramda evin hanımı beyinin elini öperdi. Bu durum o hanımı ne küçültür, ne de gururunu incitirdi.

*Ramazandan ve bayramlardan önce her evde tatlı bir telaş başlar, hazırlıklar yapılırdı. Yemekler hazırlanır, evler temizlenirdi.

*Eskiden çocuklar sokakta oynarlardı çünkü mahalleler güvenliydi. Herkes birbirini tanır, birbirinin çocuğuna kendi çocuğu gibi göz kulak olurdu. Annelerin değişmeyen tembihi vardı: “Akşam ezanı okunmadan evde ol.” Çocukların kolay kolay aşamadığı bir kuraldı bu. Oyunu, arkadaşları bırakıp eve gitmek bir çocuk için çok zor olsa da, aslında o yaşta farkında olmadan canının her istediğini yapamayacağını öğrenirdi. Hayatta uyulması gereken kurallar, riayet edilmesi gereken sınırlar vardı..

Yanlışları eski günlerde bırakıp, güzellikleri bu güne taşıma umuduyla,

Allah’a emanet olunuz..

by ihyaca

İhlaslı Oluşun Alameti Nedir?/Abdülkadir Geylani (ks)

Yorum bırakın

5691174_stock-photo-flowers-on-a-swing

Nefsin yiyeceği vardır, kalbin yiyeceği vardır, sır – özün yiyeceği vardır. İşte bunun içindir ki, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyururlar:

“Ben Rabbimin yanında olmaya devam ederim. O beni yedirir, içirir.”

Hadisin izahı şudur:

“Allah benim özüme manaları yedirir. Ruhuma ruhaniyet yedirir. Beni, bana has gıdalarla besler.”

Resûl aleyhisselâm, önce hem kalbi hem de bedeni ile miraç etti. Daha sonra beden bu miraçtan alıkonuldu ve kalbi ve sırrı ile miraç etmeye yani yücelmeye başladı. Bütün bu esnada O, hep insanlar arasındaydı.

İşte onun ilim ile ameli, ihlas ile halka öğretmeyi bir arada götüren hakikat varisleri de böyledir. 

Ey Ahali! Allah dostlarının yediklerinden kalanları yiyiniz, kaplarındaki içecek bakiyelerini içiniz. Ey ilim erbabı olduğunu iddia eden kişi! İyi bil ki, amelsiz ilminin hiçbir değeri yoktur. İhlassız amelinin de bir değeri yoktur. Zira ihlassız amel ruhsuz bir cesetten ibarettir.

Senin ihlaslı oluşunun alameti insanların seni övmelerine veya yermelerine aldırış etmemendir. Eğer ihlas sahibi isen; insanların seni methetmelerine de, kötülemelerine aldırmazsın. Onların elindekilere göz dikmezsin. Bilakis, rubûbiyete hakkını verirsin. Nimet için değil nimeti veren için, mülk için değil mülkün sahibi için, bâtıl için değil hak için amel edersin.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî  / Abdülkadir Geylani (ks)

Cuma Gününün Fazileti

Yorum bırakın

5ff6524d1d62f56f21500a5ab483a6ce

Cuma gününde Kuran okumak, Allah’ı zikretmek, tesbih etmek, Sübhânallah, Lâ ilâhe illallah, Elhamdülillah demek ve Resûlullah (sav) Efendimize çokça salâtü  selâm okumak gerekir. Cuma gününün fazilet bakımından diğer günlerden üstün olduğu unutulmamalı, buna göre değerlendirilmelidir. 

Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

“Cuma en hayırlı günlerinizden biridir. Hazreti Âdem o gün yaratıldı ve ruhu o gün kabzedildi. (Kıyamette Sûr’a) o gün üflenecek, sayha da o günde olacak. Öyleyse o gün bana salavatı çok okuyun. Zira salavatlarınız bana arz edilir.”

Cuma günü okunan salavatlar şahit tutulur, melekler de okuyana şahitlik ederler. Cuma günü okunan salavatlar bitmeden Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e ulaştırılır.

Kaynak: Miftâhu’s-Sâdıkîn

Lebbeyk Allâhümme Lebbeyk, İzahı

Yorum bırakın

11

Lebbeyk Allâhümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke vel mülk lâ şerîke lek.

İzahı:

“Ey Rabbim; ben senin emrine, davetine defalarca icabet ederim. Allah’ım, emrine amadeyim. Sana her zaman itaat etmeye hazırım. Ya Rabbi; senin şerikin, ortağın yoktur. Her emrini ifaya hazırım. Şüphesiz hamd senindir, nimet senindir. Mülk, saltanat, hükümranlık senindir. Bunların hiç birisinde senin ortağın yoktur. Eşin ve benzerin de yoktur.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2

 

 

Hz. Râbia (ks) Ziyaretine Gelenlere Ne Söyledi?

Yorum bırakın

hareli-iki-gc3bcl

Naklederler ki; büyüklerden bir cemaat ziyaret için Hz. Râbia (ks)’nın yanına gitmişlerdi. Hz. Râbia el-Adeviyye (ks) bunlardan birine:

“Sen Allah (cc)’a niçin ibadet ediyorsun, diye sordu. O zat:

“Yedi kat cehennem çok dehşetli bir şeydir. Herkesin bunların üzerinden geçmeleri lazım gelmektedir. Cehennemden bir pay alabilirim korkusu ve endişesi sebebiyle O’na ibadet ediyorum.”

Hz. Râbia (ks), aynı soruyu diğerine sordu. O da:

“Cennetin katlarında iyi bir mevki vardır. Orada gayet fazla huzur ve rahat var, diye de vaad olunmuştur. Cennete girme ve o makamı kazanma ümidiyle O’na ibadet ediyorum, dedi. Bunun üzerine Hz. Râbia (ks):

“Korktuğu veya ücrete tamah ettiği için kulluk eden bir kul fena bir kuldur”, deyince bu sefer onlar sordular:

“Ya sen niçin ibadet ediyorsun? Sen cennete hiç mi tamah etmiyorsun?” 

Hz. Râbia (ks) dedi ki:

“Önce câr, sonra dâr; evvela komşu, sonra ev! O’na ibadet etmemiz için destur verilmesi bizim için mükemmel bir nimet değil mi? Eğer cehennem korkusu ve cennet ümidi bulunmasaydı, yine de O’na itaat etmek gerekmez miydi? O, vasıtasız olarak ibadet edilmeye müstehak değil midir?

Kaynak: Tezkiretü’l-Evliyâ

Meded Ya Gavsu’l Azam (ks) / İlahi

Yorum bırakın

Seyyah olup şu alemi ararsan,

Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Ceddi Muhammed’dir eğer sorarsan,

Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Yunus Emre (ra)

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: