istanbul çayı
Adamı baştan çıkarır, iftar saatlerine doğru Mısır Çarşısı…

Öğleden önce gitmek eziyet olur, akşama daha çok vardır çünkü…

Zamanlama öyle olacak ki; yaklaşık bir saat mısır çarşısı ve civarı gezildikten sonra, ezan okunurken sofraya yetişmiş olacaksınız…

Hoş Ramazan’ın dışında da ve hatta tok karına bile insanı cezbeder bu çarşının kokusu…

Kapatın gözlerinizi hayal edin; işte baharatçılar , kuruyemişçiler, zeytinin en iyisi, sucuğun pastırmanın…

Velhasıl Mısır Çarşısı iştah açıcı bir dünyadır.

Oruçluyken gezmek yürek ister…

 Çıkın oradan dışarı, sizi güvercinler karşılasın…

İşte Yeni Cami…

İstanbul’da…

İstanbul’un en güzel yerinde, bütün heybeti ve haşmetine rağmen mütevazi bir cami…

Belki Haydarpaşa Garı “buyur” eder, İstanbul’un misafirlerini ama…

Asıl ev sahipliğini Yeni cami yapar bir namaz vakti mutlaka, çünkü bütün yolların kesiştiği yerdedir.

Yeni Cami herkese merhametlidir…

Bir türbe mi ziyaret etmek istediniz mübarek gün…Buyurun…

Zeyrek’te Mehmet Emin Tokadi, Beşiktaş’ta Yahya Efendi, Üsküdar ‘da Aziz Mahmud Hüdayi, Abdülfettah-ı Akri, Eyüp’te Murad-ı Münzevi, orada Merkez Efendi, şurada Sünbül Efendi…

Bildiğimiz ve bilmediğimiz yüzlercesi, binlercesi…

Ve başlarında, tabii ki İstanbul’un tacı Eyüp Sultan Hazretleri…

Bir türbe mi ziyaret etmek istediniz?

Dua mı edeceksiniz?

Kaldırın ellerinizi…

Burası İstanbul; baktığınız tarafta, gideceğiniz yerde, döneceğiniz adreste mutlaka nurlu bir kabir vardır.

İftardan sonra Sultanahmet’e çıkmak, Eyüp’te dolaşmak, Üsküdar’ı yaşamak…

Bir çay bahçesinde dinlenmek, İstanbul havasıyla beraber…

Şehrin ışıklarında Ramazan’ın renklerini seyretmek…

Şimdi bu bir günlük maceradan Osmanlı’yı çıkarın…

Camileri çıkarın…

Çeşmeleri çıkarın…

Çarşıları türbeleri çıkarın…

Ne kalır geriye?

Olmaz…

Zaten çıkaramazsınız…

Buraların adını onlar koymuş…

Eyüp olmuş, Sultanahmet olmuş…

Yoksa yönümüzü kaybederiz

Kendimizi kaybederiz…

 Murat Başaran