dağ ve deniz manzarası ve taşlar

Allah dostlarının, halkın haricinde başka bir meşgaleleri vardır. Bununla beraber halkın arasına da katılırlar. Onlarla da haşır-neşir olurlar. Birlikte oturur, yer, içerler. Tıpkı halktan biriymiş gibi hareket ederler. Bunu sırf onlara Allah’ın emirlerini bildirmek, yasaklarından da sakındırmak için yaparlar. Allah dostlarının bu hareket tarzlarını şu hadisedeki kişilerin haline benzetebiliriz:

Vaktiyle bir grup insan , deniz aşırı bir ülkeye gitmek üzere yola çıkarlar. Maksadları o ülkenin hakanı ile görüşmektir. Fakat o ülkeye gidecek yolu da insanlardan bazıları bilmekte, bazıları bilmemektedir. Yolu bilenler geçer, hakana ulaşırlar. Ancak hakan, denizin öbür tarafında kendisine gelmek isteyen başka kişilerin de bulunduğunu fakat yolu bilmedikleri için gelemediklerini, bu yüzden yolda boğulma v.b tehlikelerle karşı karşıya bulunduklarını bilmektedir. Bu sebeple daha önce gelenlere geri dönmelerini, yolda kalan kişilere kılavuzluk edip onların da kendisine ulaşabilmeleri için yardımcı olmalarını söyler. Onlar da hemen geri dönerler. Yolu bilmedikleri için orada tehlikeler içinde bekleşmekte olanlara seslenerek:

-“Yol bu tarafta. Geliniz, sizi götürelim..” derler.

Ve ellerinden tutup götürürler. 

İşte Allah dostlarının avam halkla münasebetleri, bu hadisedeki kişilerin haline benzer. Meselenin aslı Aziz ve Celil olan Allah’ın şu ayette belirttiği hadiseye dayanmaktadır:

İman eden o zat dedi ki: Ey kavmim, siz bana tâbi olun. Size doğru yolu göstereceğim. (Mümin Suresi, ayet 38)

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (k.s)