yenicami

Allah (c.c) şöyle buyurur:

“Muhakkak ki biz dağları (kendisine) musahhar kıldık ki, bunlar akşamleyin ve işrak vakti onunla birlikte durmayıp tesbih ederlerdi.” /Sa’d sûresi, ayet 18

Dâvûd Aleyhisselâma dağları musahhar kılan Allahu Teâlâ, dağlara onunla beraber tesbih ve tehlil etmeyi emretmişti. O koca dağlara da kendilerine has bir hayat, akıl ve nutuk yaratmıştır. İşte bu dağlar Hz. Dâvûd’la beraber Allah’ı tesbih ve tenzihe devam ederlerdi. Dâvûd Aleyhisselâm işrak vakti iki rekat namaz kılardı. Dağlar da onun bu ibadetine katılırlardı. Peygamber (s.a.v) Efendimiz de bu namaza devam etmişler, biz ümmetine de devam etmeyi tavsiye buyurmuşlardır. Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: 

“Bir kimse sabah namazını kılar, arkasından zikirle meşgul olur, güneş doğup kerahat vakti çıkınca iki rek’at namaz kılarsa kabul olmuş bir hac ve kabul olmuş bir umre sevabı verilir.”

İbni Ömer (r.a) Efendimiz her gün sabah namazından sonra seccadesinde oturur ve beklermiş. Kendisine niçin beklersin? diye sorulduğunda:

– “Sünneti bekliyorum.” cevabını verirlermiş. Hadis-i kudsî de şöyle buyurulur:

“Ey Âdem oğlu sen benim için günün evvelinde namaz kıl ki, akşama kadar ben de seni kötülüklerden ve şerden koruyayım.”

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd