Rasûlullah (s.a.v);

İnsanların en naziği, en iyi huylusu ve en güleci idi..

Birisiyle karşılaştığı zaman önce kendisi selam verirdi..

Konuşurken kısa ve özlü kelimelerle konuşurdu..

Kimsenin gönlünü kırmaz, kimseyi hor görmezdi..

Bakmak istediği, bakacağı tarafa tamamıyla dönerek bakardı..

Etrafına gelişigüzel bakınmazdı..

Diz üstü oturur, bağdaş kurar, bazen de uyluklarını karnına çekip ellerini dizlerinin üstüne bağlardı..

Ayaklarını yere sürtmez, sürüyerek gürültü çıkarmazdı..

Lüzumsuz yere konuşmazdı..

Bir şeye işaret edeceği zaman parmağıyla değil, bütün eliyle işaret ederdi..

Kendi şahsı için asla kızmaz ve öç almazdı..

Allah yolunda cihat dışında ne bir hizmetçiye, ne bir cariyeye, ne de bir kimseye el kaldırmıştır..

Ashabını göremese arar, halka aralarında olan bitenleri sorardı..

Rasûlullah Aleyhisselâm Allah’ı zikretmedikçe ne oturur, ne de kalkardı..

Kendisiyle birlikte oturan herkese nasibini verir, öyle ikram ederdi ki, herkes Rasûlullah katında kendisinden daha mükerrem (hürmet gören) bir kimse yok sanırdı…

Mecliste yerlerden bir yeri kendisine belirlemez, böyle yapmayı men ederdi..

Nerede olursa olsun, oturan bir cemaatin yanına vardığı zaman en başa geçmez, meclisin sonuna oturur ve böyle yapmalarını Müslümanlara da emrederdi..

Peygamber Aleyhisselâm’ın meclisi bir ilim, haya ve sabır meclisi idi..

Meclisinde ne sesler yükselir, ne bir kimse suçlanır, ne de işlenmiş bir kusur ve hata açığa vurulurdu..

Peygamber Aleyhisselâm’ın yanında birisi konuşurken, konuşmasını bitirinceye kadar diğerleri susarlardı..

İyiliği över ve pekiştirir, kötülüğü de yerer ve zayıflatırdı..

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ