mavi içindeki güller

Ufak bir çocuğum henüz. Mutfaktan gelen güzel kokularla gözlerimi açıyorum. Her haftasonu olduğu gibi cumadan ananemin-dedemin evine gelmişiz. Cumadan ailece geliriz pazar günü döneriz. Pazartesi annem babam işe ben ve kardeşlerim de okula gideceğiz maalesef. Maalesef diyorum çünkü bana kalsa o evden hiç gitmek istemem. O ev anlatılmaz, yaşanır. O evde değişik bir huzur var, şevkat var. Anane şevkati sinmiş o eve, evin çekim gücü bundan..

O ev her zaman tertemiz, pırıl pırıl. Oturma odasının penceresi denize bakıyor. Denize düşen güneş ışıklarının yansımaları da pırıl pırıl..Bıkmadan seyrettiğim manzaralardan birisi..Mutfak var bir de ama oraya mutfak demek ne kadar doğru olur bilmem. O mutfakta pişen yemeğin lezzetini bu yaşıma dek hiçbir yerde bulamadım..Sedirin önüne konmuş yemek masası kimleri ağırlamadı ki. O ev bir gün bile yemeksiz kalmaz ve o eve gelen yemek yemeden gönderilmez. Sevgiyle pişen ve sevgiyle yedirilen o yemeklerin tadını da yiyen unutmaz..Mutfağın tam karşısında geniş bir mandalina bahçesi var. Sağ taraf  yemyeşil yüksek bir tepeye bakıyor. Sol tarafta da deniz.  Sabahleyin mutfağa girdiğinizde sizi güzel yemek kokularının yanında pırıl pırıl güneş eşliğinde karşı bahçede şakıyan kuşların sesi de karşılar. Neşeli neşeli öter etrafa mutluluk saçarlar. Biz de bu mutluluktan payını alanlardandık elhamdülillah.

Balkonu anlatmasam olmaz. O balkonun adı balkon ama sıradan bir balkon değil. Balkonda sedir var. Sedire oturduğunuzda sol taraf denize bakar, karşınız yemyeşil bahçe, sağ taraf yemyeşil tepe. Gündüzü ayrı, gecesi ayrı güzel. Gece gökteki yıldızlar eşliğinde karşı bahçeden gelen ağustos böceklerinin sesini dinleyebilirsiniz. O balkonda yapılan muhabbetler, içilen çaylar var..Yaşayan bir balkon..

Bu eve güllerin altından geçerek girersiniz. Arka bahçedeki gül ağaçları ayrı, ananem gül reçeli yapacağı zaman bahçeye iner oradan gül toplar. Hanımelleri de var bahçede. Hanımeli kokusunu çok sevmem çocukluğumdaki o günlerden olsa gerek. Ne zaman hanımeli kokusu duysam çocukluğum aklıma gelir, mutlu olurum..

Mahallede herkes birbirini tanır, sever. Dışarıda oynardık biz o zamanlar. Arka bahçedeki dut ağacına tırmanır, erik ağacının eriklerini olgunlaşmadan tadar, vişne ağacından vişne toplardık. Haftasonu mahalleye geldiğimiz zaman mahalledeki yaşlıları ziyarete gider, ellerini öperdik.. Onlar da bizi büyük insan gibi karşılar, kolonya ve şeker ikram eder ve muhakkak  yemek ikram etmek isterlerdi. Biz her seferinde aç olmadığımızı söylesek de bu teklif hiç aksamazdı. Karşılıklı hal hatır sorar ve nezaketle muhabbet ederdik. 

Ananem (anneannem değil ananem) dünyanın en iyi ananesi miydi yoksa herkesin ananesi öyle miydi bilmiyorum. Bizi hiç kırmadı, hiç incitmedi, hiç üzmedi. Ama sevgisini, şevkatini cömertçe bize sundu. Çok zarifti, zarif yaşadı, zarif öldü..

Rabbim..

Biz ondan çok ama çok razı olduk, sen de ondan çok ama çok razı ol. Kabrini cennet bahçesi, mekanını cennet eyle. O bize nasıl şevkatli olduysa sen de ona şevkatinle muamele eyle.  Amin.

El-Fatiha..

by ihyaca