zikir

Hacı Ömer Hüdâi Baba (k.s), günlerden bir gün büyük bir alimin Mekke’ye geldiğini, Kabe’de halka vaaz ettiğini duydu. Akın akın o tarafa giden halka karıştı. Beytullah’a gitti. Gördü ki, hakikaten de çok büyük bir âlim o kadar güzel vaaz ediyordu ki, dinleyenler coşkunluk içindeydiler. Kimisi ağlıyor, kimisi kendinden geçmiş, kimisi de baygın bir haldeydi. Avam tabakasındaki halktan yukarılara doğru âlimler, şeyhler ve şehir eşrafı o büyük âlimi dinlemek için Kabe’de bulunuyorlardı. Yüzü yeşil bir nikapla örtülü olan âlim zat gittikçe coştu, halkı da o derece coşturdu.

Sohbetin ardından Beytullah’ta bulunanların cümlesi o kadri yüce zata intisap ettiler. Hacı Ömer Hüdâi Baba ise bir köşeye çekilmiş, hiç sesini çıkarmadan duruyordu. O’nun bu hali sohbet eden zat tarafından anlaşılmış olacak ki, Hüdâi Baba Hazretleri’ne yaklaşıp:

– Ey asasına dayanmış olan kişi! Seni tek kanatlı bir kuş gibi görüyorum. Bana biat edersen seni çift kanatlı kuş yaparım, diye manidar bir sual yöneltti. Hüdâi Baba Hazretleri hiç tahmin etmediği bir anda kendisine yöneltilen bu suale karşılık birdenbire durakladı. Sonra kendini toplayıp tanımadığı bu zata şöyle cevap verdi:

– Efendim, benim de sizin gibi bir sultanım var. O beni layık olursam, isterse alîl eder, isterse zelîl eder. Size karşı bir kusur işlediysem affedip beni mazur görün. Bana dua buyurun yeter.

Bu sadıkâne cevap üzerine Dede Osman Avni Baba (k.s) Hazretleri yüzündeki nikabı kaldırdı. Hüdâi Baba (k.s) ise, bu kadri yüce insanın kendi şeyhi olduğunu görünce hepten şaşırıp kaldı. Ziyadesiyle memnun ve mesrûr oldu.

Dede Efendi (k.s) Hazretleri de, müridinin bu sadıkâne teslimiyeti ve bağlılığı üzerine O’na teveccüh edip nazar buyurdu. Nice manevi mertebelerden geçirip O’nu maksuduna eriştirdi.

Hüdâi Baba (k.s) Hazretleri, Dede Osman Avni Baba (k.s) Hazretleri için şöyle derdi:

– Zahiren görmezdi ama manen müminlerin halini sezer, onların durumlarını bilirdi. O, devrinin kutbu idi.”

Kaynak: Miftâhu’l- İrşâd