hiç

Azizler!

Aslında rabıta Hz. Allah’adır. Zat tecellisiyle müşerref olmayan kişiye rabıta hususunda itibar olunmaz. Onun için Allahu Teâlâ, kullarının kendisine vasıl olmasını mümkün ve kolay kılmak için mürşid-i kâmile rabıtayı vesile kılmıştır.

Hz. Allah; dini tebliğ konusunda kendi cinsimizden peygamberler gönderdiği gibi mürşid-i kâmil insanlara rabıta etmek suretiyle kullarının kendine yaklaşmasının önünü açmıştır.

Mürid, feyz alacağı hikmet sahibi kâmil insanın sîretini, şemailini zihninde tasavvur etmek suretiyle onda fani olmaya çalışmış olur ki, müridin yaşadığı bu tür rabıtaya, Rabıta-yı telebbüs adı verilir.

Müridin kâmil mürşidi sevmesi, sürekli ondan bahsetmesi ve onu hayalinde canlandırması şeklindeki rabıtaya da rabıta-yı muhabbet denir.

Müridin manevi gayret göstererek, kalıp ve kalbini mürşidde tutmasına rabıta-yı kalb denir.

Müridin asıl hedefi kâmil insanda fani olmaktır. Zira böyle olunca neticede Resûlullah’da fani olur. Buna da fenafirresûl denir. Bundan sonra inşaallah fenafillahın yolu açılır. Böylece bu mertebeye ulaşan salih mürid, epeyce yol almış olur.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2