ışık ve pencere

Hz. Allah (c.c) sevdiği kulunun itikadını daha da ziyadeleştirmeyi, kendine yaklaştırıp vasıl-ı illallaha erdirmeyi murad edince ona değişik cezbeli halleri ihsan eder.

Cezbe, kelime manası olarak çekme, celbetme, yaklaştırma anlamlarına gelir. İlahi inayetin gereği olarak Cenâb-ı Hakk’ın kendisine giden yolda ihtiyaç duyulan her şeyi kuluna bahşedip, çabası ve çalışması olmaksızın onu kendisine yaklaştırmasıdır. Hz. Allah (c.c)’ın, velilerin ruhlarını kendine çekerek yüceltmesi ve onlara zikir ile vuslatın lezzet ve hazzını tattırmasıdır. Cezbe hali geçici olduğu gibi sürekli de olabilir. Cezbe iki kısıma ayrılır:

Birinci Hal: Cezbeye tutulan sâlik kendi halinden habersiz olup şuur ve iradesi elinde değildir. Cenâb-ı Hakk, bu hale tutulan kişinin itikadının artmasını murad eder. Bu tür cezbede Hz. Allah’ın sıfat tecellisi vardır. Bazen bu tecelli Evliyâullah’ın kalbine olur. Evliyâullah da müridin kalbine nazar ederek Tasarruf-ı Hakk’ın ulaşmasına vesile olur ve mürid istidadına göre bundan istifade eder.

İkinci Hal: Bu halde sâlik tutulduğu cezbenin idrakindedir fakat bunu durdurmak iradesinde değildir. Zira cezbe hali; sıtmalı hastanın titremesini durduramaması, aksırmakta olanın aksırmasına mani olamaması gibidir ki, yapmak veya yapmamak sâlikin elinde değildir. Onun için mürid cezbeyi bir sayha veya bir sarsıntıyla geçirir. Allah Azze ve Celle’nin kuluna ihsanı olan bu cezbe halinde esmâ tecellisi vardır. Birincisinde olduğu gibi bunda da insan-ı kâmil tasarrufa vasıta olabilir.

Hz. Allah (c.c), sâlik kendisini daha iyi tanıyıp bilsin diye böyle ihsanlarda bulunur. Böylece kul, Füyuzât-ı Rabbânî ve Nûr-ı İlâhi’den Hz. Allah’ın muradı ile faydalanmış olur.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd