Estağfirullah ve tesbih

Rasûlullah (s.a.v) buyuruyor ki:

“Allah’ı anmaya (zikre) muvaffakiyet, Allahu Teâlâ’nın bir nimetidir. Artık o nimetin şükrünü ifa ediniz.” (Hadis Kaynak: Camiu’s-Sağır, h.4351, Kenzu’l-Ummâl, h.1749)

Ra’d Sûresinin 28. âyetinde iman eden insanların özellikleri anlatılırken: “Onlar iman eden ve kalpleri Allah’ın zikriyle huzur bulan kimselerdir. Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzura kavuşur.” buyrulmaktadır. Allah’ı zikirden maksat her yerde her zaman Allah’ı anmak, O’nu hatırlamaktır. Görüldüğü gibi âyet-i kerime kalplerin Allah’ı anmakla yatıştığını, huzur bulduğunu bildirmektedir. Bu, insan için elbette her şeyden daha büyük bir nimettir.

O Allah ki, her başlangıç ve sonuç O’na dayanır. Her şey O’nda son bulur. O’ndan önce kimse yoktur, sonra da kimse olmayacaktır. Her şeyde etkili olan; fakat etkilenmeyen O’dur.

Akıl, mantık, duygu, düşünce, ümit, heyecan ancak O’nu anmakla mutmain olur ve kemalini bulur. O’ndan başka hiçbir şey insanın en küçük bir hissiyatını dahi tatmin edemez.

Allah’ı zikreden insan bütün arzu ve emellerin, dilek ve maksatların dönüp dolaşıp O’na dayandığını bilir. O’ndan daha yüksek veya ikinci bir merci daha yoktur ki O’na yönelelim. Her şeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin anahtarı O’nun yanındadır. O’nu bulan her arzusuna kavuşur. O’nu bulamayan da hiçbir şey bulamaz. Bulsa da başına bela olur.

İnsan ruhu dış çevrede, sebepler arasında boğulma derecesine gelirken, Allah’ı zikretmekle manen teneffüs eder. O’nun eserlerini inceleyip tefekkür ederek hayrete düşer, ruhunu yatıştırır.

Zikretmek adeta ölü ruhları canlandıran bir iksirdir. O iksir canlara can katar.

Allah’ı her halükârda zikreden insan, zikrin verdiği manevi zevki her an hisseden insandır. İnançsız veya zikirsiz insan bu nimetten faydalanamaz.

Allah’ı zikir aynı zamanda O’nun verdiği sayısız nimetlere karşı bir şükran ifadesidir. O halde varlığını, birliğini hissettirdiği, sayısız nimetlerle bize kendini tanıttığı, sevdirdiği için O’nu dilimizden düşürmemekle şükretmiş olacağız.

Allahu Azimüşşan’ı kalben, ruhen ve lisanen zikretmek, pek büyük bir muvaffakiyettir. Buna nâil olmak bir inayet-i ilâhi’dir. Artık insan bunun kadrini bilmeli ve uhdesine düşen kulluk vazifelerini fiilen yerine getirmelidir.

Gaflet, insana yakışmayan bir özelliktir. Lisan ve bedeniyle ibadet, zikir ve tesbihte bulunup da kalben gafil olan kişi, zikrullahın lâhutî feyizlerinden hakkıyla istifade edemez. İbadet ve zikir edebilmek büyük bir nimet olduğundan, kulun Cenâb-ı Hakk’a daima hamd ve şükür etmesi gerekir.

Mümin, nefsine mağrur olmayıp Hâlik-i Zişân’ı düşünmeli, tevhid ve temcide çalışmalıdır. Kul kendi nefsinde Allah (c.c)’ı zikrederse muhakkak ki Allahu Azimüşşân onu melâike içerisinde zikreder. Kul, cemaat içerisinde zikrederse Allahu Teâlâ onu refik’ul a’lâ’da zikreder. Kul zikir yaptığında Allahu Azimüşşan onunla beraber olur, dua ettiğinde ona icabet eder, af talep ettiğinde mağfiret eder. Zikrullah, Allah (c.c) yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır.

Cenâb-ı Hakk hadis-i kutside buyurur ki:

“Ey ademoğlu! Şüphesiz ki, sen bana dua ettiğin ve benden beklediğin müddetçe sende olan günahları bağışlarım ve hiç aldırmam. Ey ademoğlu! Senin günahların semanın bulutlarına kadar ulaşsa ve sonra sen benden mağfiret dilesen, (yine) seni bağışlarım ve hiç aldırmam. Ey ademoğlu! Sen dünya dolusu günahla bana gelsen ve hiçbir şeyi ortak koşmadan bana kavuşsan, şüphesiz ki, seni dünya dolusu mağfiretimle karşılarım.” (Tirmizî, c.5, De’avat, h.3540)

“Ey ademoğlu, beni kendi kendine zikredersen ben de seni kendi yanımda zikrederim. Sen beni bir topluluk arasında zikredersen ben de seni onlardan daha hayırlı bir cemaat arasında, onlardan daha efdâl, daha ekrem olarak zikrederim. Eğer bana bir karış yaklaşırsan ben sana bir arşın yaklaşırım. Eğer bana bir arşın yaklaşırsan ben sana bir kulaç yaklaşırım. Eğer bana yürüyerek gelirsen ben sana koşarak gelirim.” (Kenzu’l-Ummâl, h.1181; Râmûzu’l-Ehâdis, s.514)

Mutlak güzelliğin sahibi olan Allahu Azimüşşan’ın cemalini arzula. Dünyadaki gerçek olmayan geçici güzelliklere meyletme. Eğer sen nefsinde gizli olarak Allah’ı zikredersen, O da seni birlik makamında hakiki olarak zikreder. Eğer sen O’nu salih kullarından bir topluluk içinde zikredersen, O da seni en yüce bir toplulukta büyük bir şekilde, aşikâre olarak veya en gizli şekilde zikreder.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk