yeşil saplı pembe gelincikler

Allah’a muhtaçlık duygusu Allah Rasûlünün (s.a.v) ayrılmaz bir vasfı idi. İşte böyle olduğu içindir ki, şöyle buyurmuşlardır:

“Beni sevene Allah’a muhtaçlık hali, selin akarak en son varacağı yere varmasından daha çabuk gelir.”

Allah (c.c) ondan razı olsun, Hz Âişe  de şöyle der:

“Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) aramızda bulunduğu müddetçe hayat bize mihnet, meşakkat ve sıkıntı getirmekten geri durmadı. Ne zaman ki vefat ederek aramızdan ayrıldı, hayat da nimetlerini bol bol saçmaya başladı.”

Allah Rasûlü’nü (s.a.v) sevmenin şartı; Allah’a muhtaçlık duygusu, mihnet, meşakkat ve sıkıntıdır. İzzet ve Celâl sahibi Allah’ı sevmenin şartı da musibet ve belalardır.

Büyüklerden biri şöyle der:

“Bela velâya yani muhabbet, sadakat ve yakınlığa vekil edilmiştir. Sevgi, muhabbet, sadakat ve yakınlığın bulunduğu yerde mutlaka bela, musibet de bulunur. Tâ ki, içinde gerçekten Allah sevgisi bulunmayan kişi yalan yere Allah’ı sevdiğini iddia edemesin, münafıkça ve riyakarca Allah sevgisi gösterisinde bulunamasın.

Kuru iddiadan ve yalan söylemekten vazgeç. İçinde Allah sevgisi bulunmadığı halde O’nu sevdiğini iddia ederek kendi kendini tehlikeye atma. Eğer geleceksen doğru ol, hakikati söyle. Aksi halde bize tâbi olma..

Sarrafa karşı bilgiçlik taslayıp da sarraflık yapmaya kalkışma. Zira o senin sarraflığını kabul etmez. Üstelik seni mahcup eder ve utandırır da. Zehirli yılanlarla ve yırtıcı, vahşi hayvanlarla alaka kurmaya kalkışma. Zira seni mahvederler. Eğer yılanı idare etme sanatına sahipsen ve zehirine karşı muafiyetin varsa onun yanına o zaman gel. Aynı şekilde eğer vahşi, yırtıcı hayvanı alt edebilecek kuvvetin varsa onun yanına gelmekten çekinme. 

İzzet ve Celâl sahibi Hakk’ın yolunda doğruluğa ihtiyaç vardır. Allah’ı tanıma nuruna (marifetullah nuruna) ihtiyaç vardır. Allah yoluna giren kişi doğru olmak mecburiyetindedir, marifetullah nuruna sahip olmak mecburiyetindedir.

Marifet güneşi sıddıkların (ziyadesiyle doğruların) kalbinde doğar ve gece gündüz batmaz..

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (k.s)