Kabe'nin kapısı

Said b. Cübeyr (r.a) şöyle anlattı:

“Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz arefe günü Arafat dağında, kulların ellerini Yüce Allah’a açıp dua ederek yakardıkları yerde idi. Bu sırada Rasûlullah (s.a.v) Efendimize Cebrâil (a.s) geldi. Şöyle dedi:

“Ya Muhammed, Yüceler Yücesi Allah’ın sana selamı var. Şöyle buyuruyor:

“Bu hacılar evime gelen ziyaretçilerimdir. Ziyaret edilene, ziyaretçilerine ikram etmek düşer. Seni şahit tutuyorum, meleklerimi şahit tutuyorum, onların hepsini bağışladım. Cuma günü gelenleri de aynı şekilde bağışladım.”

Hazreti Ali (r.a) şöyle anlattı:

“Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz arefe günü Arafat’ta vakfede iken akşam üzeri halka yüzünü döndürüp buyurdu:

“Merhaba Allah’ın misafirleri!”

Bu cümleyi üç kere tekrar ettikten sonra şöyle devam etti:

“Bu misafirler Allahu Teâlâ’dan bir dilekte bulundukları zaman verir. Bir şey harcadıkları zaman Allahu Teâlâ onlara yenisini verir, yerini doldurur. Dünyada sarf ettikleri bir dirhemin yerine ahirette bin dirhemlik sevap verir.”

Daha sonra Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Size bir müjde vereyim mi?”

Orada olanlar: Evet, müjdeni bekliyoruz ya Rasûlallah, dedikleri zaman Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Bu akşam üzeri Allahu  Teâlâ dünya semasına iner. Meleklere de yeryüzüne inmeleri için dua eder. O kadar melek iner ki, iğne atsan yere düşmez, bir meleğin başına düşer.. Bundan sonra Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

“Ey meleklerim, kullarımı görün. Bütün çevre illerden saç baş dağınık, toz toprak içinde bana geldiler. Onların benden ne istediklerini duyuyor musunuz?

Şöyle derler: 

“Ey Rabbımız, senden mağfiret diliyorlar.”

Allahu Teâlâ üç kere şöyle buyurur:

“Sizi şahit tutuyorum, onları bağışladım.”

Daha sonra Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Artık bu durağınızdan günahlarınız bağışlanmış olarak gidebilirsiniz.”

Hz. Ali (r.a)’dan:

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz arefe günü akşamı daha çok şu duayı okurdu:

“Allah’ım, bizim dediğimizden daha hayırlı olarak Zat’ının buyurduğu gibi, hamd sana mahsustur.

Allah’ım, namazım, diğer ibadetlerim, ölümüm, yaşamam senin içindir. Kalan varlığım da Zat’ın içindir.

Allah’ım, kabir azabından, kalp fitnesinden, işlerin bozulmasından sana sığınırım.

Allah’ım, esen yelin getirdiği şeyin hayırlısını senden dilerim.”

Dahhak (r.a)’ın anlattığına göre veda haccında hacılar arefe günü Arafat’ta toplandıklarında Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurdu:

“Bugün hacc-ı ekber (büyük hac) günüdür.

Arefe gününün ve gecesinin hakkını vermeyen kimsenin haccı yoktur.

Bugün dua günüdür, Aziz ve Celil olan, Yaratan Allah’tan dilek günüdür.

Bugün tehlil, tekbir, telbiye günüdür.

Bir kimse bu yerde tam olarak durur da Rabbından dilek dilemekten geri kalırsa o kimse mahrumdur.

Sizin dua ettiğiniz Yüce Zat; cimrilik etmeyen cömert, cahillik etmeyen halim, unutmayan alimdir.

Bir kimse arefe günü hane halkı arasında iken oruç tutarsa, bir sene öncesinin bir sene de sonrasının oruç sevabını alır.”

Kaynak: Günyet’üt-Tâlibin / Abdülkadir Geylani (k.s)