dergah

İlm-i ledünün ilk örneklerini umumen Ashab-ı kiramın hayatında, hususen de bir mektep olarak Ashab-ı Suffa’da görürüz. Ashab-ı Suffa, Medine’de Peygamber (sav) efendimizin mescidinin sofasında oturan fakir sahabelerdi. İbni Mes’ud, Bilal-i Habeşî, Selman-ı Farisî, Ebû Hüreyre ve Ebû Zer (r.anhüm) bunlardan bazılarıdır.

Allahu Teâlâ buyuruyor ki:

“Biz onların kalplerindeki kinleri çıkarıp attık. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı oturur (sohbet ederler).” (Hicr Sûresi, ayet 47). İster gizlice içlerinden, isterse açıkça dışlarından, birbirlerine karşı iyi davranmak Ashab-ı Suffa’nın özelliklerinin başında gelir.

Medine’ye gelen bir yabancı, eğer tanıdığı varsa, onun, yoksa Suffa ehlinin yanına iner ve orada konaklardı. Hz. Talha (ra): “Ben de kendilerine has ribatta yaşayan Suffa ehlinin yanına inenlerdendim. Onlar birbirine benzer şekilde yaşayan, aynı maksat için çalışan kimselerdi.” diyerek onların özelliklerini anlatmaktadır.

Sahabeden bir grup, Hz. Peygamber (sav)’e gelerek: “Biz yiyoruz fakat doymuyoruz.” dediler. Efendimiz buyurdu ki: “Herhalde siz yemeklerinizi ayrı ayrı yiyorsunuz. Bir arada ve topluca yiyin. Allah’ı zikredin. Böylece Allah sizin yemeklerinizi bereketlendirir.” (Hadis kaynak: Ebû Dâvud, Et’ime 14, h.3764; İbni Hanbel, Müsned, c.3, s.501)

Hz. Peygamber (sav)’in yere serilen sofra üzerinde yemeğini onlarla birlikte yedikleri vâkîdir. (Buhârî, Et’ime 23, c.6)

Hz. Peygamber (sav) Tebük’ten ayrılıp da Medine’ye yaklaştığı zaman şöyle buyurmuştur:

“Medine’de öyle kimseler vardır ki, attığınız her adımda, geçtiğiniz her vadide onlar sizinle beraberdi.” Ashab-ı kiram: “Onlar Medine’de kaldıkları halde bizimle beraber miydiler?” deyince Resûl-i Ekrem (sav) buyurdu ki: “Evet, Tebük Savaşı’na katılmalarına mazeretleri mani olmuştur.” (Müslim, İmâre 159 (1911); Ebû Dâvud, c.3, Cihad 19, h.2508)

Suffa ehli; iyilik ve takva üzerine yardımlaşan, dini meseleler için istişare eden, beraberce Allah’ı zikreden bir topluluktu. Bu yönleriyle onlar, ilm-i ledünün ve tarikatın Asr-ı Saadet’teki önemli örnekleriydi.

Suffa tarzı hayatın, tarikat ismi ile zuhuru ise hicri 2. asrın ortalarına rastlar. Geçen zaman içerisinde özellikle takva, zühd, verâ, rıza, tevbe, istiğfar, tevekkül, kanaat,uzlet, zikir, tefekkür, murakabe, sabır ve Allah’a teveccüh gibi hususların yaşanmasındaki zaafiyet, tarikat ve ilm-i ledünün müstakil bir ilim olarak ortaya çıkışına vesile olmuştur.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl