yürekten dua

Âdem babamız Mekke’nin bulunduğu bölgeye geldiğinde karşısına bir tepecik çıktı. O tepecikte sayılamayacak kadar renk vardı. O renkler kendisini çok etkiledi, tefekküre daldı. Kur’an-ı Kerim’de geçen meşhur duasını okuyarak Yüce Allah’tan affını talep etti:

“Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ ve in lem tağfirlenâ ve terhamnâ lenekünne minel-hâsirîn.” (A’raf Sûresi, ayet 23)

Anlamı:: “Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

Yüce Allah, kulunun duasını kabul etti.

Gördüğü o renkler gelecek peygamberlerin renkleri idi. 

Bilahare Allahu Teâlâ, Âdem babamıza, gördüğü o güzel renklerin olduğu yere Kâbe’yi yapmasını istedi. Bütün dağlara da taşlarının en iyisinden vermelerini emretti. Bazı meleklerini de bu taşları taşımaya memur kıldı. Âdem Aleyhisselâm, meleklerin yardımı ile Kâbe’nin inşaatına başladı.

Gördüğümüz Kâbe’nin ilk temeli böyle atıldı.

Hz. Âdem Aleyhisselâm, Kâbe’yi toprak yüzeyine kadar meleklerin getirdiği bu taşlarla bina etti. Toprak yüzeyinden sonra da taş yerine kerpiç kullanarak Beytullâh’ın inşasını tamamladı.

Allahu Teâlâ, o renklerden oluşan tepeciğin içinden dünyada eşi benzeri bulunmayan zemzem suyunu halk etti, onu da özel korumaya aldı.

KÂBE’NİN İKİNCİ DEFA İNŞASI

Zamanla yaşanan afetler sonucu Âdem Aleyhisselâm’ın inşa ettiği kerpiç kısım yıkılmış, zemzem kuyusu ile Kâbe’nin taş temellerinin üzeri kapanmıştı. Bu durum, Hz. İbrahim Aleyhisselâm’ın Allahu Teâlâ’nın emriyle yolculuğa başlamasına kadar devam etti.

Cenab-ı Hakk’ın emri üzerine İbrahim Aleyhisselâm, eşi Hacer ve oğlu İsmail Aleyhisselâm’la birlikte yolculuğa başladı. Kâbe’nin olduğu bölgeye geldiklerinde Cebrâil (as) orada konaklamalarını söyledi. İsmail Aleyhisselâm ile Hacer validemizin iskân edeceği çadırı da Cebrâil Aleyhisselâm’ın işaretiyle zemzem kuyusunun üstüne kurdular.

İbrahim Aleyhisselâm, eşi Hacer ve oğlu İsmail Aleyhisselâm’ı bırakıp tebliğ için yola çıkacağı zaman Hacer validemiz:”Baskıyla mı bizi buraya bırakıp gidiyorsun, yoksa Allah’ın emriyle mi?” dedi.

İbrahim Aleyhisselâm, Safa Tepesi’ne doğru uzaklaşan Cebrâil Aleyhisselâm’ı göstererek dedi ki: “Şu giden Cebrâil’dir. Rabbimin emriyle, Cebrâil’in yardımıyla bu çadırı kurdum. Sizi buraya yerleştirme emrini aldım. Sizi koruyacak Yüce Allah’tır.”

Bu sözleri duyan Hacer annemiz “Öyleyse razıyım!” dedi.

“Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.”

“Rabbim! Çünkü o putlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphesiz sen çok bağışlayan, çok merhamet edensin.”

“Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.”

“Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”

“Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail’i ve İshak’ı veren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”

“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”

“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.” 

(İbrahim Sûresi, ayet 35-41)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2