Kabe

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

“Allah’tan mağfiret iste. Şüphe yok ki, Allahu Teâlâ Gafur ve Rahimdir.” (Nisâ Sûresi, ayet 106)

Rabbimiz Teâlâ, habibine hitap ederek kendisinden mağfiret istemesini, ümmet hakkında ilahi lütufları ve affı talep etmesini, günahlarından dolayı da istiğfarda bulunmasını emretmektedir. Çünkü istiğfarda bulunmak bir kulluk ve şükran vazifesidir. Ümmet için de bir irşad vesilesidir. Şüphe yok ki, Allahu Teâlâ, mağfiret talep eden kullarının hatalarını, isyanlarını affeder, günahlarını örter. Allahu Zülcelâl, kullarına karşı merhametlidir. Rahmeti geniş, mağfireti çoktur. Artık öyle bir Rabbi Azimüşşân’ın ulûhiyetine iltica ederek kendisinden af ve mağfiret talep etmek icap etmez mi?

Kul, halisane isteğini Allah (cc) indinde daha hayırlı ve mükafatça daha büyük olarak bulur. Tevbe ve istiğfarının sevaplarına kat kat nail olur.

Ya Kerîm, ya Rahîm olan Allah’ımız! Bizi af ve keremine mazhar buyur. (Amin)

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz buyurur ki:

“Günahına tevbe eden, hiç günahı olmayan kimse gibidir.” (İbn-i Mâce, c2, h.4250). Ancak günahların pişmanlığına devam etmek gerekir.

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

“Ey müminler! Allah’a nasûh bir tevbede bulunun. Umulur ki, Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün ki, Allah (cc), Peygamberi ve onunla beraber iman etmiş olanları rüsva etmez. Nurları, önleri ve sağ tarafları arasında koşar. Derler ki: “Ey Rabbimiz! Bize nurumuzu tamamla. Bizim için mağfiret buyur. Şüphe yok ki, sen her şey üzerine hakkıyla gücü yetensin.” (Tahrim Sûresi, ayet 8).

Tevbe-i nasûh, pek halisane yapılan tevbedir ki, işlenilmiş olan günahtan ve kusurdan dolayı pişman olunmuş, bir daha ona dönülmemiş tevbedir.

“Seher vakitlerinde de onlar istiğfarda bulunurlar.” (Zâriyat Sûresi, ayet 18).

Gecenin son altıda birinde de yani sabaha yakın saatlerde muttaki kimseler az uyur ve çokça teheccüd namazı kılmakla beraber istiğfarda da bulunurlar. Kendilerinin kusurdan uzak olmayacaklarını nazara alarak Cenâb-ı Hakk’ın af ve mağfiretini niyaza devam ederler. Hakiki muttaki kimseler ihtiyatlı yaşarlar.

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz buyurur ki:

“Bir kimse her namazdan sonra yetmiş kere istiğfar ederse, işlediği günahları affolunur. Ve hurilerden eşlerini (cennette kendilerine hizmet edecek hurileri) ve köşklerini görmeden dünyadan gitmezler. (Kenzu’l-Ummâl, h.2104; Râmuzu’l-Ehâdis, s.402)

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk