kar ve gül

Allahu Teâlâ buyuruyor ki:

“Ve O (Allah) salih kullarını görüp gözetir, (onların işlerini üzerine alır.) (A’raf sûresi, ayet 196)

Velilerin kerametleri haktır. Bunlar Kur’an ve hadislerle de sabittir.

Velinin kerameti, Allah (cc)’ın ihsanıyla zuhur eden harikulade hadiselerdir. Harikulade haller peygamberlere nispetle mucize, evliyaullaha nispetle keramettir.

İman ve iyi amelle ilgisi bulunmayan kişilerde de harikulade haller görülebilir ki, bunlara istidrac denir.

Veliden zuhur eden keramet, tâbi olunan peygamberin mucizesidir. Keramet, ya kainat içindeki maddi oluşlara veyahut Rabbânî ilim ve marifetullâha taalluk eder ki, bu daha yüksektir. Birinci kısım keramet ise istidracla karışabilir. Bunun için de kerametin doğruluk ölçüsü, her doğrunun terazisi olan “şeriat” tır.

Mucizeler peygamberlerin davalarında sadık olduklarını gösteren delillerdir. Peygamberliğin delili olan bir şey ise peygamberlerden başkasında bulunmaz. Nebi, nübüvvetini kabul ettirmekle mükelleftir. Ancak velilin veliliğini kabul ettirmek gibi bir yükümlülüğü yoktur.

Mucize ile keramet arasındaki fark şudur: Peygamberler mucizeyi açıklamakla memurdurlar; mucizelerin açıklanması onların üzerine vaciptir. Kerameti saklı tutmak da velilerin üzerine vaciptir.

Veli keramet iddiasında bulunamaz, kendisinden zuhur eden haberin keramet olduğunu söyleyemez.

Bütün harikulade haller ya iradeyle zuhur eder ya da irade dışı meydana gelir. İradesi dışında meydana gelenlerden keramet sahibi öylesine ürperir mahcup olur ki, bir kadının halk arasında hayızlı çamaşırının apaçık gösterilmesinden utandığı gibi utanır, nefsini gizlemeye çalışır.

İhtiyari olarak meydana gelen keramet ise; dinin, nefsin ve vatanın korunmasına yönelik olduğu için izharı caizdir. İlim ve marifetlere dair olanlar dine faydalı olduğu için, bir Kur’an mucizesi olması kabilinden, sahibi izharına memurdur.

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd