elhamdülillah ve çiçek

RABITANIN YAPILMA USÛLÜ

Rabıtanın yapılışı hususunda tarikatlarda değişik uygulamalar olmuştur. Mürşid-i kâmiller rabıtayı; Allah Resûlü (sav)’nün hayatıyla ve eğitim sistemiyle de uyumlu olarak, tarikat büyüklerinin uygulamaları ve intisab edenlerin yaratılışındaki farklılıkları da göz önünde bulundurarak tatbik ettirmişlerdir. Kitaplarda da çok sayıda rabıta yapma usulleri tarif edilmiştir.

“Ey iman edenler, Allahu Teâlâ’dan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe sûresi, ayet 113) ayet-i kerimesiyle imanında, amelinde, ahdinde, sözü ve özünde doğru olanların, hakikatten ayrılmayanların tercih edilmesi istenmiştir. Bu ayet-i kerimenin esas anlamını meşayih-i kiramdan Übeydullah Ahrâr (ks) hazretleri:

“Sadıklarla beraber olmak iki şekilde mümkündür. Kişi evliyaullah efendimizle görüşerek ve onların sohbet meclislerinde bulunarak feyizlerinden fayda sağlar. Bir de manevi yönden kalbi temizleyip ruhen gıda alır. Bu vesileyle alınan haz, verilen emirleri tatbik etmede etkin olduğu gibi, ibadetin anahtarı olan rabıtanın aslına ermeye, tevazu kapısının açılmasına, huzur ve huşuun teminine, teslimiyetin sağlanmasına, Rabbimiz tarafından gelen feyz-i ilâhiye ulaşmaya vesile olan en kestirme yoldur.” şeklinde tarif eder.

Kullarına güç yetiremeyeceği hususları emretmemiş olan Rabbimiz, sadıklarla beraber olmayı emrederken, her devirde sadıkların bulunacağını da bildirmiştir.

Yine aynı ayet-i kerime ile ilgili olarak Übeydullah Ahrâr (ks) hazretleri Reşâhât kitabında şöyle der:

“Sadıklarla beraber olmak ayet-i kerimede emredilendir. Allahu Teâlâ bu kelamında, zahiren ve bâtınen sadıklarla beraber olmayı emir buyurmuştur. Manen beraber olmanın yolu muhabbettir, bu da ehlince malumdur.”

RABITA DÖRT ŞEKİLDE YAPILABİLİR

Birinci Şekil: Sâlik, rabıtaya başlarken mürşidinin huzurunda diz dize oturur gibi kıbleye müteveccih olmalıdır. Kalbini bir boş kaba benzeterek mürşidinin kalbinden gelen feyz-i ilâhinin kendi kalp kabına aktığını, gönlünün ve kalbinin bu feyzle dolduğunu düşünmelidir. Bu misali kıyas ederek beş dakika, on beş dakika veya yarım saat böyle devam ettirir. Sonra bu huzuru bozmadan dersini okumaya başlamalıdır.

İkinci Şekil: Mürid, mürşidini bir çadır misali düşünüp kendini o çadırın içinde imiş gibi kabul etmelidir. Her taraftan feyz-i ilahinin o çadıra dolduğunu, bundan da istifade ettiğini düşünerek yarım saat veya bir saat öylece feyz-i ilâhiyi bekleyip dersini okumalıdır. Ya da mürşidinin ruhaniyetini elbise olarak kabul edip onun içerisine girdiğini, koltuğunun altına sığındığını, daima onunla beraber olduğunu düşünerek rabıtasını yapmalıdır.

Üçüncü Şekil: Mürid, mürşidinin ruhaniyetini büyük bir deryaya, kendini de bir damlaya benzetmeli ve o denize gark olduğunu tahayyül etmelidir. Böylece feyz-i ilâhiyi bekleyip dersini okumaya başlamalıdır.

Dördüncü Şekil: Mürid, gezip oturduğu her yerde mürşidinin eli altında olduğunu hatırından çıkarmayıp daima huzurundaymış gibi olmalıdır. Bir miktar ilerlemiş sâlik, mürşidinin ruhaniyetini bir elbise veya elbisenin çeşitleri olarak düşünmeli, onu giyip dolaşıyormuş gibi hareket etmeli ve böylece feyz-i ilâhîyi bekleyip dersini okumalıdır.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

ilahi