kalp ve gökyüzü

Kâmil insanın şerefli yüzünden ve güzel sözlerinden bakanların gözleri ve hazır bulunanın kulakları zevk ve lezzet alır. Eğer zaman boyunca konuşsa yârânı yorulmaz ve usanmaz; O’nun şirin sözlerinden doğruluk ve sevinç bulurlar. Zira O’nun dili, Hak tarafından sırrına ilkâ olunan eşyanın hakikatlerinin, imanının inceliklerinin ve parlak şeriatın tercümanı olurlar. Böylece O, bir söz söylemez ki, Ku’an-ı Kerim’e muvafık ve hadis-i şerife mutabık olmasın. Her sözü mutlaka Kur’an ve hadise uygun düşer.

Kâmil insan halkla ara sıra görüşüp mecliste başını önüne eğip susar. O sırada kalbine gelen hikmetten onlara söyler. Satırlar ilmini tahsil edip aynı zamanda sadırlar ilmini (yani hem kitaplara yazılan ilimleri hem de kalbe gelen yüce bilgileri) arzu eden dostlarına naklederek onları istidat ve kabiliyetleri nispetinde irşad eder.

Vaktinin çoğunda zikir ve fikirle yalnız kalıp kendi işiyle meşgul olur. Eğer Hak Teâlâ O’nu halkın gözünden gizleyip şöhret illetinden korursa bu ne güzel keramet ve ne güzel selamettir.

Eğer Allahu Teâlâ, O’nu meşhur ve makbul edip meşihat elbisesiyle irşâd makamına geçirirse, bu kul geleni kabul eder. Fakat bu kâmil, o meşihatı ne talep eder, ne arzular, ne de ondan yüz çevirip kaçınır.

Hak Teâlâ, O’nu, kalplerin sevgilisi edip sevdiklerini kendisine itaatli, emrine boyun eğici ve mürid eder. Onları irşâd ettiği için O da onlara teslim olup kendini onlara minnettar bilir. Herkesi kendi nefsinden üstün ve yüce gördüğü halde durur, istekli ve irşâdına düşkün olanları, güzellik ve yumuşaklıkla ahlak güzelliğine irşâd eder ve isteklendirir. Kendini alçaltma ve Hakk’a iftihar yolunu onlara sevdirip teşvik ederek mürşid ve yardımcı olur.

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd