Şu hususu iyi bil ki, bütün eşya münhasıran Allah’ın hareket ettirmesiyle hareket eder, durdurmasıyla durur. O’nun iradesi ve kudreti taalluk etmeden ne duran bir şey harekete geçebilir, ne de hareket etmekte olan bir şey durabilir. Kişi bu hususu böylece bilip kabul ettiği zaman artık insanları ve diğer varlıkları Allah’a ortak tanıma yükünden ve suçundan kurtulur. Allah’a şirk koşmaz. Aynı şekilde, diğer insanlar da onun canibinden rahat ve sükûna kavuşurlar. Zira her şeyin münhasıran Allah’ın iradesi ve kudreti ile vuku bulduğunu bilen kişi artık insanların üzerine kusur yüklemez, gelecek ve olacak şeyler için onlardan talepte bulunmaz. Onları ancak o miktarda hak ve kudret sahibi olarak görür. Hüküm ile ilim arasını cem etmek için şer’an kendilerinden talepte bulunur, ilmen de mazeretlerini kabul eder.

Aziz ve Celîl olan Allah’ın fiillerini mahlukatta görmek öyle bir akidedir ki, hüküm onunla bozulmaz. Mutlak doğru odur ki, Allah yegane takdir eden ve yegane hak isteyendir. O, işlediklerinden sual olunmaz. Fakat insanlar yaptıklarından sorguya çekilirler. Sarsılmaz iman sahibi, muvahhid, Allah’tan razı, O’nun hükümlerine ve takdiratına uyan, Allah’ın gerek kendisi ve gerekse başkaları hakkındaki fiillerine boyun eğen her müslümanın inancı işte budur.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)

Not: Tasavvuf kitaplarında eşya kelimesi sıkça geçer. Eşya kelimesi arapça “şey” kelimesinin çoğulu olup genelleme ifade eder.