Kuran-ı Kerim ciltli

Kur’an-ı Kerim İslam dininin kaynağıdır. Öyle bir nizam silsilesine sahiptir ki, en iptidâi insanlardan en yüksek ilim ve fikir adamlarına, ticaretle uğraşanlardan zühd ve takva ile hayat geçirenlere, fakirlerden zenginlere kadar her ferdi ilgilendirir. Derece derece yükselten düstûr ve esasları ihtiva eder. Kurân-ı Kerim her şeyden evvel Yüce Allah’ın varlığını, birliğini, sıfatlarını, kudret ve azametini, rahmet ve mağfiretinin genişliğini, mahlukatına olan sonsuz sevgisini, Allah’a tevekkül ve itimadın, ibadet ve ubudiyetin, Mevlâ’ya karşı şükrün genişliğini bildirir.

Namaz, oruç, zekat, hac gibi ibadetlerden, ahlaka taalluk eden konulardan, din ve diyanetten bahseder. Allah’a iman ve ibadet esaslarını tespit ve talim eder.

Kurân-ı Kerim imandan ve iman edenlerden bahsederken yararlı işlerde bulunmak kaydını da koyar. İmanın amel ile yararlı ve daha mükemmel olacağını öğretir.

Kur’an-ı Kerim karı ile kocanın aile hayatında karşılıklı hak ve vazifelerinden milletler arasındaki münasebetlere, selamlaşmaktan evlere müsaade alarak girme adabına varıncaya kadar ictimâi ve medeni hayatın her safhasını içine alan gerçek nizamın hayati bütün kaidelerini gösterir. En güzel ahlak düsturlarını öğretir.

Kur’an-ı Kerim beşer nev’inin bir erkekle bir kadından yaratılan bir aile olduğunu, sonra onların birbiriyle bilişmeleri, tanışmaları için kabilelere, ailelere ayrıldıklarını, onlardan Allah katında en şerefli olanların Allah’tan en çok sakınıp korkan, yani Allah’ın tayin ettiği hak ve vazifelere en çok riayet edenlerin olduğunu, hangi millete, hangi kabileye, hangi sınıf ve mesleğe mensup olursa olsun kadın, erkek, zengin, fakir hiç kimsenin bundan başka imtiyaza sahip bulunmadığını bildirir.

Kur’an-ı Kerim her hususta ihlasa, temizliğe,başkalarının hayır ve yararını gözetmeye, tevazuya, sabır ve sebata, iyiliğe, iyiliği takdire, affa, nefse hakim ve cesur olmaya, iffet ve nezâhatten ayrılmamaya davet eder.

Kur’an-ı Kerim; Allah’a ve Peygambere karşı, şahsımıza karşı, ana-babalarımıza karşı, aile ve çocuklarımıza karşı, hısım ve akrabalarımıza karşı, yetimlere, komşulara, yoksullara, yolda kalmışlara, mazlum ve mağdurlara karşı, insanlık alemine karşı olan vazifeleri bildirir.

Dargınların arasını bulup düzeltmeyi, daima istikamet ve adalet üzere hareket etmeyi, işleri ehliyetli olanlara teslim etmeyi, sırat-ı müstakim üzere çalışmayı emreder. Ve her habere inanmayıp onu incelemeyi, sadece sadık habere inanıp tâbi olmayı tavsiye eder.

Hased, fesat, gazap, kin, zulüm, hıyanet, iftira, yalan, hile, su-i zan (kötü zan), adam çekiştirme, nemime (laf taşıma), bühtan (iftira), istihza (alay etmek), gıybet ve sair cemiyetin huzurunu bozan bütün haller nehyeder (yasaklar).

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

ilahi