dağ evi

Allah dostları işittikleri ile amel ederler. Sırf Allah rızası için işledikleri ameller onları Aziz ve Celîl olan Allah’a yaklaştırır. Onlar vasıtasız olarak, sırf kalp kulakları ile Allah’ın öğütlerini dinlerler. Bu, halktan uzak bulundukları, uykuda oldukları ve Allah’ın huzurunda ve uyanık oldukları zamanlardadır.

Kalbin manevi, ahlaki sıhhate kavuştuğu zaman halka karşı daima gâib ve uykuda olur, Hakk’a karşı ise daima uyanık ve huzurda bulunursun. Bu safhaya gelmiş bir kişinin görünürde insanlar arasında bulunduğu halde halvet halini yaşıyor olması mümkündür. Esasen halvette kalp ve iç alemi mühimdir, bundan dolayı bir mümin zahiren insanlarla haşır neşir olup dururken de halvet halini devam ettirebilir. Nitekim eğer senin kalbin manevi, ahlaki sıhhate kavuşmuşsa, halkın arasında bulunduğun anlarda bile vâridat-ı ilâhiye mazhar olabilirsin. Özüne Allah’ın hikmetleri gelebilir.

Öz-sır, marifet nurlarını kalbe boşaltır. Kalp, nefs-i mutmainne’ye boşaltır. Nefs-i mutmainne dile boşaltır. Dil de halka yani insanlara boşaltır. O’nun için kişi insanlara bu vasıflarda hitap edebilecek bir mertebeye gelmişse ne âlâ. Aksi halde kendini bu vazifeye ehil görmemeli ve konuşmamalıdır.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)