mekke-i mükerreme

İbrahim Aleyhisselâm, Allah’ın emri ve oğlu İsmail Aleyhisselâm’ın da yardımıyla Kâbe’yi ilk temelinin üzerine yeniden inşa etti. İnşa esnasında bugün “Makam-ı İbrahim” adıyla anılan taş da asansör vazifesi yaptı.

İsmail Aleyhisselâm, içine düşen bir ateşle “Tavafın başlangıç yerini belirlemek üzere buraya lâyık bir taş bulayım.” diye Kubeys Dağı’nı  taramaya başladı. Karşısına dikkatini çeken bir taş çıktı. Diğer taşlardan farklı olarak ortası oyuk, rengi süt beyazdı. Taşı sırtına yüklendi, getirdi. Bu taş İbrahim Aleyhisselâm’ın da çok dikkatini çekmişti. Hangi köşeye yerleştireceğini düşünüyordu. Aldığı ilahi ilhamla şimdiki yerine yerleştirdi.

Azizim!

Kâbe-i Muazzama için bize düşen vazife şudur:

Kâbe’yi gördüğümüz ilk anda, hangi cepheden olursa olsun, her iki elimizin içini Kâbe’ye yöneltiriz. O anda Hz. Allah, aklımıza neyi getirirse o duayı okuruz. Şahsımız, aile efradımız, eşlerimiz, ana-babalarımız ve bütün müminler için dua ve niyazda bulunuruz. Çünkü bu anda yapılan dua geri çevrilmez.

Tavafa başlarken Hacerü’l-Esved’e mümkün olduğunca yaklaşmaya çalışırız. Göğsümüzü mutlaka Hacerü’l-Esved’e çeviririz. Namaza durduğumuzda göğsümüz kıbleye yönelmeyince nasıl ki namazımız olmuyorsa, tavafa başlarken de göğsümüz Hacerü’l-Esved’e yönelmedikçe tavafımız geçerli sayılmaz. Zira Hacerü’l-Esved bize hitaben lisan-ı hâl ile şöyle diyor:

“Ey Ademoğlu, ben kimseye faydası veya zararı olmayan bir taşım; fakat senin künyen bende yazılı. Mahşer günü olunca Yüce Allah, meleklerine emredip beni mahşer yerine getirecek, bana iki dudak ve bir dil verecek.”Ey Hacerü’l-Esved, şu kulumu tanıyor musun, bu seni selamladı mı?” diyecek. Beni güzelce selamladıysan, itikat yönünden de itiraz etmediysen: “Evet ya Rabbi tanıyorum, bu kulun beni selamladı. Bu selam hürmetine rahmetini bu kulundan esirgeme. Çünkü seni tazimle ve tekbirle yüceltti.” derim.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2