gül yaprakları

Müfessirlere göre insanın şanı, şerefi ve diğer varlıklardan üstünlüğü; Allah’ın ona verdiği beden güzelliği, el, göz, kulak gibi uzuvlarını şuurlu bir şekilde kullanması, okuyup yazması, başka birtakım varlıkları kendi hizmetinde kullanması, aletler icat etmesi; iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin kavramlarına sahip olması; kısaca maddi ve bedeni, ahlaki ve ruhi meziyetlere haiz olması sebebiyledir. Allahu Teâlâ, insanoğlu içinden de müminleri seçmiş, bu şan ve şerefi umumen onlara, hususen de salih kullarına bahşetmiştir. Onlar, hiçbir şüphe ve tereddüt taşımadan itminan-ı kalple ve Allah’ı Rab kabul edip O’nun peygamberlerinin getirdiği dini de hak din bilerek Allah’a ulaşmışlardır. Sonsuz sevgileri ve tam teslimiyetleri sayesinde nice ilahi tecellilere kavuşmuş, çehrelerine akseden bu tecellilerin nurlarıyla etraflarına feyiz dağıtmışlardır. Onlar yüce bir saadet aleminde yaşarlar. Cenâb-ı Hak böyle bir kuluna:

“Ey huzura kavuşmuş nefs (kulum)! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir.” (Fecr Sûresi, 27-30) diye nida buyursa bile bu, rabıta yapılmasına delil olamaz. Bilakis bu durum bir imtihan meselesidir. Kulun Rabbine bağlılığına bakılır. Bunu insanların faydasına mı, dünya işlerine mi, kendi şöhretine mi kullanıyor? Şöhret için kullanmak büyük bir zulümdür. Dünyalık için kullanmak ise onu Salebe’nin durumuna düşürür. Allahu Teâlâ böylesi büyük afetlerden muhafaza buyursun.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Reklamlar