Evliyâullah Efendilerimizin Abdest Hakkında Söyledikleri

Yorum bırakın

mavi deniz

Evliyâullah Efendilerimiz derler ki:

“Abdest alan, abdestini Allah’a tazimle alsın ve bilsin ki, bu abdestle Rabbini ziyaret etmektedir. Sonra cümle günahlarına da tevbe etsin. Kaldı ki, Allahu Teâlâ su ile yıkanmayı günahlardan temizlenmeye delil saydı.

Yine, abdest alan Allah’ın adı ile başlamalıdır.

Ağzına ve burnuna su verdiği zaman yalandan, gıybetten yıkamalı. Zahiren su ile nasıl yıkıyorsa, manen de tevbe ile öylece yıkamalı. Yüzünü yıkadığı zaman harama bakmaktan yana yıkamalı.

Diğer duygularını da, uzuvlarını da aynı niyetle yıkamalıdır.

Abdestini bitirdikten sonra Allah’a yalvarıp O’nu tesbih etmelidir.”

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Günahlar İmanı Zayıf Düşürür

Yorum bırakın

sonbahar yaprakları

Resûl-i Ekrem Aleyhissalatü vesselâm buyurmuştur ki:

“Büyük günahlar şunlardır: Allah’a ortak koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan yere yemin etmek.” (Buhari, Tirmizi, Nesâi)

Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

“Bir kimsenin kendi ana babasına sövmesi büyük günahlardandır.’ Ashab-ı kirâm: ‘Ya Resûlallah! İnsan kendi ana babasına hiç söver mi?’ dediler. Efendimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem): ‘Evet, tutar birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Birinin anasına söver, o da onun anasına söver.” buyurdu. (Müslim, Tirmizi)

Hüsnü zannı olanın hayatı hoş geçer. Biliniz ki, günahlar imanı zayıf düşürür.

Resûl-i Ekrem (Sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

“Ey Huveyb! Ne zaman günah işlersen ardından hemen tevbe et. Bil ki, günahların o zaman affolunur. Çünkü Allah’ın rahmeti senin günahından daha çoktur.”

Allah Azze ve Celle buyurdu ki:

“(Resûlüm!) Kullarıma benim çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.” (Hicr Sûresi, ayet 49)

Hazreti Allah, meleklerine şöyle hitap eder:

“Kulumun amel defterine bakın, benden affolunması için bir talebi var mı?” Melekler kulun amel defterinde “Aman ya Rabbi, beni mağfiret eyle!” diye talep görürlerse: “Evet ya Rabbi, kulun senden mağfiret talebinde bulunmuş.” derler. Cenâb-ı Hak da: “Öyleyse şahit olun, kulumu affettim.” buyurur.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Hz. Ebu Bekir Sıddık (ra) Efendimizden Kıymetli Bilgiler

Yorum bırakın

iki pembe gül resmi

Ebu Bekir Sıddık (Radıyallahu anh) şöyle demiştir:

“Asıl düşmanımız olan iblis daima bizimle beraberdir.

Yine asıl düşmanlarımızdan nefis de bizimle beraberdir.

Sağımızda heva ve hevesimiz de bizimle beraberdir.

Dünya ise solumuzda bizimle beraberdir.

Ardımızda yaramaz azalarımız bizimle beraberdir.

Allah’ın Cebbâr ismi bizimle beraberdir.

Şeytan, bizi dinimizden dönmeye davet eder.

Nefis ise masiyetlere davet eder.

Heva, şehvetlere davet eder.

Dünya, kendinin yanında olmaya davet eder. Benim yanımda ol ki saltanatın artsın, diye azalarını günah işlemeye davet eder.

Allah’ın Cebbâr ism-i şerifi cennet ve mağfiret tarafına davet eder.

Kim iblise uyarsa din ondan uzak kalır.

Kim de Allahu Teâlâ’nın Cebbâr ism-i şerifine sarılırsa, fena ve zararlı olan şeyler ondan gider, hayırlara erer.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler- 1

Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (sav) Efendimizin Hayatı

Yorum bırakın

yeşil ravza

Her müslümanın kendi peygamberi hakkında biraz fazlaca bilgisi olması lazımdır.

Peygamberimizin adı Muhammed Mustafa’dır. Babası Abdullah, annesi Amine’dir. Arabi ay hesabı ile rebiülevvel ayının on ikinci pazartesi gecesi sabaha karşı Mekke şehrinde dünyaya gelmiştir. Miladi olarak, 571 yılı nisan ayının yirminci pazartesi gecesine tekabül eder. Efendimiz doğumuyla beşeriyet ufuklarını nura gark etmiştir.

Kendisi dünyaya gelmeden iki ay evvel babası, altı yaşında iken de annesi vefat etti. Peygamberimizin süt annesi Halime ve Süveybe’dir. Halime Hanımın yanında dört sene kalmış, bilahare annesine verilmiştir. Annesinin vefatından sonra dedesi Abdülmuttalib’in yanında sekiz yaşına kadar kalmış, O’nun da vefatından sonra amcası Ebu Talib O’nu yanına almıştır.

Peygamberimizin çocukluk, gençlik, bekarlık ve evlilik devreleri dünyada hiçbir insana nasip olmayan yüksek bir temizlik içinde geçmiştir. Herkes puta taparken O, putların amansız bir düşmanı idi. Ömründe bir defa dahi yalan söylememiş, puta tapmamış, kimseye hile yapmamıştır. Düşmanları bile O’nun doğruluğunu itiraf ve tasdik ederlerdi. Bu büyük özelliğinden dolayı Muhammedü’l-Emin ünvanını almıştır.

Yirmi beş yaşında Mekke eşrafından Hatice Validemizle evlenmiş olup, bu izdivacından altı çocuğu dünyaya gelmiştir. Bunlar sırasıyla; Kasım, Zeynep, Rukiyye, Fatıma, Ümmü Gülsüm ve Abdullah’tır. Ayrıca Mariyye validemizden de İbrahim dünyaya gelmiştir. Hz. Fatıma’dan başka bütün çocukları kendilerinden evvel vefat etmişlerdir.

Kırk yaşına geldiğinde Allah (cc) tarafından peygamberlik verildi. Kırk üç yaşından itibaren bilfiil risalet ve tebliğ ile emrolundu. On üç sene müddetle Mekke’de insanları İslam’a çağırdı. Bu esnada risaletini ispat için pek çok mucizeler gösterdi. Birçok kimseler müslüman oldu.

Elli üç yaşına geldiğinde Mekke’den Medine’ye hicretle emrolundu. Medineliler, Peygamber (sav) Efendimizi bağırlarına bastılar ve birçokları müslüman oldu. Peygamberimiz Medine’de on sene yaşadı. Bu zaman zarfında Allah’ın emirlerini yerine getirmek, müslümanlığı her tarafa yaymak ve insanları saadete kavuşturmak için hiç durmadan çalıştı. Hiçbir insanın tahammül edemeyeceği eziyet, açlık ve susuzluğa katlandı. Din düşmanlarıyla muharebeler yaptı. Kendileri bizzat yirmi bir defa muharebeye katıldı ve bu muharebelerde birkaç yerinden yaralandı, mübarek dişi kırıldı.

Durmadan çalışarak küfrü, putperestliği, zulmü, haksızlığı, cehli, ahlaksızlığı kaldırdı. Dünyayı ilim, irfan ışığıyla doldurdu. Hakiki manada adalet, eşitlik ve hürriyet esaslarını kurdu. Altmış üç yaşında iken Mevla’sına kavuştu. 

Allahu Zül-celal Hazretleri cümlemizi O’na ümmet eyleyip, dünya ve ahirette şefaatinden ayırmasın. Amin…

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

 

Hazreti Muhammed Mustafa (sav) Efendimizin Hanımları

Yorum bırakın

pembe bir gül demeti

Peygamber (sav) Efendimizin hanımları şunlardır:

Hz. Hatice binti Hüveylid,

Hz. Âişe binti Ebu Bekir,

Hz. Hafsâ binti Ömer,

Hz. Safiyye binti Huyey,

Hz. Sevde binti Zem’a,

Hz. Ümmü Habibe binti Ebu Süfyan,

Hz. Ümmü Seleme binti Ebu Ümeyye,

Hz. Zeynep binti Cahş,

Hz. Meymûne binti Haris,

Hz. Cüveyriye binti Hârisü’l-Mustalakî,

Hz. Mariyye .

Radıyallâhu anhumâ..

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

 

İnsanların En Şerlisini Bildiren Hadis-i Şerif

Yorum bırakın

yeşil ve kırmızı yaprak

Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:

“Dikkat et! İnsanların en şerlisini sana haber veriyorum. O, yalnız başına yiyen (ikram etmeyen), yalnız başına yolculuk yapan, kölesini döven kimsedir. Bundan daha şerli olanı sana bildiriyorum. O, insanlara buğz eden ve insanların da kendisine buğz ettiği kimsedir. Bundan da şerlisini sana bildiriyorum. O, şerrinden korkulan ve hayrı ümit edilmeyen kimsedir. Bundan da daha şerlisini sana bildiriyorum. O, dünya karşılığında ahiretini başkasına satan kimsedir. Bundan da daha şerlisini sana haber veriyorum. O, din ile dünyayı yiyen kimsedir (dini kullanarak dünyalık elde eden kimsedir).”  (Ramuzu’l-Ehadis, 2017)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Edille-i Şer’iyye Yani İslam Dininin Kaynakları Nelerdir?

Yorum bırakın

Subhanallah yazısı ve güller

İslam Dininin hükümleri dört kaynaktan çıkarılır. Bunlar:

1- Kitap: Allah tarafından gönderilen Kur’an-ı Kerim’dir.

2- Sünnet: Peygamberimizin mübarek sözleri, işleri ve takrirleri (görüp de yasaklamadığı, sükut ettiği) şeylerdir.

3- İcma-ı Ümmet: Aynı asırda yaşayan bütün müctehidlerin bir hadisenin şer’i hükmü hakkında ittifak etmeleridir.

4- Kıyas-ı Fukahâ: Bir hadisenin kitap, sünnet ve icma-ı ümmet ile sabit olan hükmü; aynı sebebe, aynı hikmete dayanarak o hadisenin benzerinde kıyas etmek suretiyle ortaya konmasıdır.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Tasavvufta Fakrın Hakikati Ve Sıfatı

Yorum bırakın

gelincik

“Tasavvuf şu haslet ve özellikler üzerine kurulmuştur: Fakr ve Allah’a muhtaç olma esasına yapışmak, cömertliği vasıf haline getirmek, Allah’ın iradesine teslim olarak itirazı ve ihtiyarı terk etmek, başkalarının işlerine ve hallerine karışmamaktır.”

Cüneyd-i Bağdadi’ye tasavvuftan sordular. Şöyle cevap verdi:

“Masiva ile alakayı terk ederek Allah ile olmaktır.”

Ma’ruf Kerhi (ks) der ki:

“Tasavvuf; hakikatleri, marifetleri ve sırları almak, insanların elindekinden ümit kesmektir. Fakrı gerçekleştiremeyen tasavvufu gerçekleştirememiş sayılır.”

Fakrın hakikati, Hak’tan başka her şeyden uzaklaşmaktır. Fakrın sıfatı da; yokluk halinde sükunet ve rıza duygusunu korumak, varlık zamanında da dağıtmak, başkalarını kendisine tercih etmektir.”

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Sıkıntı Anında Peygamber (sav) Efendimize Getirilecek Salavat Sıkıntıdan Kurtulmaya Vesile Olur

Yorum bırakın

Salavat ve pembe çiçekler

Camiye giriş ve çıkışta salavat okumak müstehaptır.

Cenaze namazında salavat okumak İmam Azam’a göre sünnet, İmam Ahmed ve İmam Şafi’ye göre vaciptir.

Peygamber (sav) Efendimizin isminin anıldığı, işitildiği veya yazıldığı zaman; ezan esnasında ve ezandan sonra salavat okumak Şafii ve Hanbeli mezheplerinde vacip, Hanefi ve Maliki mezheplerinde müstehaptır.

Resûlullah (sav) Efendimiz buyuruyor ki:

“Siz müezzini işittiğiniz zaman onun dediği gibi deyin, sonra bana salavat getirin. Çünkü kim benim üzerime bir salavat getirirse Allah ona on salavat getirir. Sonra benim için Allah’tan Vesile’yi isteyin. O, cennette bir mertebedir. Allah’ın kullarından sadece birisine layıktır. Ben o kul olmayı umarım. Kim benim için Vesile’yi isterse, şefaatim ona vacip olur.” (Müslim, c.1, Salat 11 (384); Ebu Davud, c.1, Salat 36 (522); Nesâi, c.2, Ezan 33; Tirmizi, c.1, Salat 154, h.208; İbni Mace, c.1, Ezan 4, h.720; Buhari, Ezan 7)

Kitaplarda besmele ve hamdeleden sonra veya kitabın sonunda salavat okumak müstehaptır. Resûl-i Ekrem (sav) buyuruyor ki: “Kim ismimi (yazdığı) bir kitapta zikrederse, ismim orada olduğu müddetçe melekler onun için istiğfar ederler.” (Teberani’den, Kadı İyaz , Şifa, c.2, s.639)

Cuma günü ve gecesinde çokça salavat okumak müstehaptır. Hadis-i şerifte buyruldu ki: “Günlerinizin en değerlisi cuma günüdür. O günde Adem (as) yaratılmış ve o günde ruhu kabz olunmuştur. Nefha o gündür, kıyamet o gündür. O günde bana çokça salavat getirin, çünkü sizin salavatınız bana ulaştırılır.”

Mekke ve Medine yolunda, ihramlıyken, telbiyeyi bitirdikten sonra, Safa ile Merve’de ve Meş’ari’l-Haram’da, Hacerü’l-Esved’e dokununca, Ravza-ı Mutahhara’yı ve Hz. Peygamber (sav)’in kabrini ziyarette ve bilhassa Kabir ve minber arasında salat ü selam okumak müstehaptır.

Kulak çınlayınca salavat-ı şerife okumak müstehaptır. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizden birinizin kulağı çınladığı zaman beni zikretsin, üzerime salavat getirsin ve şöyle desin: “Beni ananı Allah da hayırla ansın.” (Kenzü’l-Ummal, c.15, h.41644; Ruhu’l-Beyan, c.7, s.232; İbni Kesir, c.12, s.6597)

Abdestin başında ve sonunda, Kur’an hatminden sonra, zikirle iştigalden önce ve sonra, her hayırlı işten önce ve sonra, Şaban ayının gün ve gecelerinde salavatı çoğaltmak müstehaptır. Resûlullah (sav) Efendimiz: “Recep Allah’ın, Şaban benim, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” buyuruyor. (Ramuzu’l-Ehadis, s.289, h.3616)

Sıkıntı anında Peygamber (sav) Efendimize getirilecek salavat kişinin sıkıntıdan kurtulmasına vesile olur.

Hadis dersinin başında ve sonunda Peygamber (sav)’e salavatın, her şeyden önce, O’nun mübarek sözlerini okurken getirilmesi gerektiği aşikardır.

Allah’tan af ve mağfiret istendiğinde, Cenâb-ı Hakk’ın salavat vasıtası ile kulunu mağfiret edeceği kuvvetle umulur.

Yemekten önce ve sonra, besmelenin akabinde, unutulanın hatırlanması istenince, bir meclisten kalkıldığında, hülasa hayatın her anında, her nefes alış ve verişte salatü selam okumak çok faziletlidir.

Kurban keserken salavat-ı şerife okumak mekruhtur. Şafii mezhebinde ise sünnettir. İbni Kesir, cumhurun bu konuda İmam Şafii’ye muhalefet ettiğini söyler.

Aksırınca da “Elhamdülillah” demek daha evladır. (Buhari, c.2, Cenâiz 2, s.70; Müslim, İslam 4 (2162); Ebu Davud, Edeb 90, h.5030)

Hayret ve şaşkınlık anında salavat okumak mekruhtur. Hanefi, Şafii ve Maliki mezheplerinin hepsinde mekruhtur. Taaccüp anında “Subhanallah” denilmelidir. (Kadı İyaz, Şifa, c.2, s.636; Ruhu’l-Beyan, c.7, s.232)

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Manevi Zevki Üç Şeyde Arayınız

Yorum bırakın

beyaz bir çiçek

Hasan Basri (ks) şöyle der:

“Halâveti (manevi zavki) üç şeyde arayınız: Namazda, zikirde ve Kur’an okumakta. Eğer halâveti bulursanız ne güzel. Bulamazsanız biliniz ki, zevkle amel etme kapısı kalbin kasveti sebebi ile kapalıdır.”

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: