Erkeklerin Elbisesi Kırmızı Veya Sarı Renkte Olmamalıdır

Yorum bırakın

merdivendeki derviş

Erkeklerin elbisesi kırmızı veya sarı renkte olmamalı, siyah veya beyaz renkte olmalıdır. Bu renkler müstehabdır, yeşil renk de sünnete uygundur.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali, syf. 480

Düşük Yapan Kadın Lohusa Sayılır mı?

Yorum bırakın

hamdolsun

El, ayak gibi uzuvları belirmiş olan bir çocuğun düşmesi ile nifas hali meydana gelir ve çoğunlukla on, onbeş gün kadar devam eder. Fakat azası henüz belirmemiş olan bir düşük ile, nifas (lohusalık) hali meydana gelmez. Bunun düşmesiyle görülen kan üç gün devam eder, evvelce de en az onbeş gün temizlik hali devam etmiş bulunursa, bu bir hayız (adet) kanı olmuş olur, böyle olmazsa özür sayılır. 

Kaynak: Büyük İslam İlmihali, syf. 88/ Ömer Nasuhi Bilmen (r.a)

Es-selamü aleyküm kardeşlerim,

Merak edilen, sıklıkla sorulan ve her kadının cevabını bilmesi  gereken bu soru. Doğacak yavrusuna kavuşmak için günleri sayarken yavrusunun artık olmadığını bilmek muhakkak ki her kadın için acı veren bir haldir. Bu durumda olan kardeşlerim üzülmesinler, bu durumun muhakkak ki hikmetleri olduğunu hatırlasınlar. Alacakları sevabı unutmayıp yeni evlatları için morallerini ve bünyelerini güçlü tutsunlar. İsyan etmek yerine hamd yolunu seçip Elhamdülillah diyenler Allah’ın izniyle çok büyük bir sevaba nail olurlar. Bunu unutmayıp Elhamdülillah’ı vird edinsinler inşallah.

İki dünyada yüzünüzü güldürecek, imanlı, güzel ahlaklı, sağlıklı evlatlara nail olabilmeniz dileğiyle..

Allah’a emanet olunuz..

by ihyaca

Müslümanlar Müşrik, Yahudi ve Hristiyanla Evlenebilir Mi?

2 Yorum

ay nikah yüzüğü

Müslüman erkek, ehl-i kitap (kitap ehli) olan bir yahudi veya hristiyan kadını nikah edebilir. Müşrik olan mesela mecusi (ateşe tapan) bir kadını ise asla nikah edemez. Ancak kadın bu şirkini terk ederse o zaman nikah edebilir.

Bir müslüman kadını ise hiçbir gayrımüslim ile evlenemez. Bu, dinen kesin bir şekilde haramdır. Böyle bir hal İslam şerefine, İslam menfaatine ve bir müslüman kadının şahsi selamet ve saadetine aykırıdır.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali

Okunmayacak Kadar Eskimiş Kuran-ı Kerim’leri Ne Yapacağız?

4 Yorum

Kuran-ı Kerim

Bir Mushaf-ı Şerif (Kuran-ı Kerim) okunmayacak bir hale gelince, temiz bir bez içine konulup ayak basılmayacak temiz bir yere gömülmelidir. Bu, Kuran’a ihanet değil, bir ikramdır. Bununla beraber tam üzerine toprak atılmaması için orada bir lahid veya tahtalardan bir tavan yapılmalıdır. Bu gibi mushafları yakmak caiz değildir.

Diğer dini kitaplar ise yıpranmış olunca hem gömülebilir, hem akar suya bırakılabilir, hem de içlerindeki mukaddes isimler silindikten sonra yakılabilir. Bu gibi kitap kağıtlarına birşey sarmak; dine, ilme karşı hıyaneti ifade edeceğinden caiz olamaz. 

Aynı şekilde, içlerinde Cenâb-ı Hakk’ın veya Rasûl-i Ekrem’in isimleri yazılı kağıt parçalarına da bu isimler silinmeksizin bir şey sarılması mekruhtur.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali  syf. 461-462 / Ömer Nasuhi Bilmen (r.a)

Müşavere (İstişare) Nedir?

2 Yorum

deniz kenarındaki içi su dolu bardaktan denize atlayan balık

Müşavere (istişare), dayanışma, bir hususun hayırlı olup olmadığını anlamak için münasip görülen kimse ile fikir alış verişinde bulunmak demektir. Zıddı kendi bildiğine gitmek, kendi başına iş yapmaktır.

Müşavere bir sünnettir. İnsan müşavere neticesinde aydınlanır, hatırına gelmeyen şeyleri hatırlar, ihtiyatlı bir tarzda hareket etmiş olur. Yalnız kendi görüş ve fikriyle iş gören kimse ise çok kere pişmanlık çeker.

Bir hadis-i şerif: “İstişare eden zarar görmemiştir.” meâlindedir. (Acluni, Keşfül Hafa)

Şu var ki, kendisiyle müşavere edilecek şahıs doğru sözlü, tecrubeli, kararsızlıktan, gururdan beri, düşünceden, kederden uzak bulunmalı ve kanaatini olduğu gibi söylemekten çekinmemelidir.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen

Not: Herkesle istişare yapılmaz.  istişare edilecek kişide şu özelliklerin olması da aranır:

***Helali, haramı iyi bilmelidir ki soran kişiyi doğruya ve hakka yöneltebilsin.

***Sır tutabilen birisi olmalıdır.

***Derdini anlatan kişiye karşı doğru bir tavır sergilemeli, tavrıyla ve tepkileriyle  onu daha da alevlendirecek şekilde davranmamalıdır. (Vah vah sana onu da mı dedi, bunu da mı yaptı v.b  olayı alevlendirecek sözlerden kaçınmalıdır)

by ihyaca

Feraset Nedir?

Yorum bırakın

Yeşillikler arasındaki pembe çiçekler

Feraset zihin uyanıklığı, bir şeyi çabukça anlayış kabiliyeti, bir insanın ahlakını, kabiliyetini yüzünden anlamak melekesi demektir.

Feraset iki türlüdür. Biri bir nevi ilham eseridir ki, sebebi bilinmeksizin meydana gelir. Diğeri bir kazanma eseridir ki, muhtelif tabiatlara vakıf olmak sebebiyle meydana gelir.

Ferasetin zıddı ahmaklıktır, zekadan mahrumiyettir. Ferasetli kimselerin huzurlarında uyanık bulunmalı, edebe, fazilete aykırı şeylerden kaçınmalıdır. “Müminin ferasetinden sakınınız. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar.” buyurulmuştur. (Tirmizi, Taberani)

Kaynak: Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen 

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v) Şevkat Ve Merhameti

Yorum bırakın

yavruağzı renginde gül

Pek fazla merhametli olan Peygamberimiz (s.a.v), ümmeti hakkında son derece şevkatli, merhametli idi. Ümmeti hakkında daima kolaylık yönünü tercih buyururdu. Namazda iken bir çocuğun ağladığını işitse ona merhameten namazını hafifçe kılar (kısaltır), çocuğun sesini durdurmak isterdi. Hele haktan kaçınanların hallerine pek acır, hidayete ermeleri için dua ederdi.

O büyük peygamberin, O mukaddes râsulün merhameti yalnız insanlara değil, hayvanlara, ağaçlara, ekinlere de idi. Mûte savaşında bulunacak olan İslam ordusuna hitaben şu mealde öğütler vermiştir:

“Allahu Teâlâ’nın adına sığınarak O’nun ve sizin düşmanlarınızla harp ediniz. Fakat gideceğiniz yerlerde dünyadan soyulmuş rahipler göreceksiniz, onlara asla dokunmayınız. Kadınlar ile çocuklara şevkatle muamele yapınız, hurma ve diğer meyve ağaçlarını kesmeyiniz, evleri yıkmayınız.”

Hicretin onuncu senesinde idi ki, muhterem oğlu Hz. İbrahim, henüz on altı aylık bir masum olduğu halde vefat etmiş, kızı Fatımatü’z-Zehra (r.anha)’dan başka evladı kalmamıştı. Bir gül goncası gibi açılmadan solan o masumun haline acıyarak ağlamış, mübarek gözlerinden şebnemler gibi yaşlar serpilmişti. Orada bulunan İbn-i Avf (r.a) :”Ya Rasûlallah! Sen de mi ağlıyorsun?” deyince, şanı yüce Peygamber (s.a.v) Efendimiz:

“Gözümüz ağlar, kalbimiz mahzun olur. Fakat bizden Allah’ın rızasına aykırı bir söz çıkmaz.” (Buhari) diyerek ruhundaki yüce hassasiyetini göstermiştir.

Kısacası O Peygamberi Zişan’ın mukaddes varlığı, bütün kainat için Allah’ın büyük bir rahmetidir. Bunun içindir ki hakkında:

“Rasûlüm! Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya Sûresi, ayet 107) ayet-i kerimesi nazil olmuştur.

Kaynak: Büyük İslam İlmihali / Ömer Nasuhi Bilmen (r.a)

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: