Allah (cc) Diyeceksin Fakat Bu Esnada Kalbinde O’ndan Gayrı Hiçbir Şey Bulunmayacak

Yorum bırakın

Allah cc

Salihlerden biri Şam’da bir camide oturmaktaydı. Aynı zamanda şiddetle aç idi. İçinden kendi kendine şöyle dedi:

“Keşke İsm-i Azam’ı bilmiş olsaydım.”

Tam bu esnada camiye iki kişi girdi. Bu iki kişi beraberce onun yakınında bir yere oturdular. Birisi diğerine dedi ki:

İsm-i Azam’ı bilmek ister misin?

Diğeri cevap verdi:

Evet.

O da dedi ki:

Öyleyse “Allah” de.

Daha önceden camide oturmakta olan salih kişi bu konuşulanları duymaktaydı. Kendisi hadisenin bundan sonraki safhasını şöyle anlatır:

“Bu cevap üzerine ben de içimden kendi kendime ‘Ben bunu her zaman söylüyorum.’ dedim.  Fakat sanki ben bu sözü içimden değil de açıkça onun yüzüne söylemişim gibi yanındakine şöyle dedi:

Hayır, böyle değil. Biz senin gelişigüzel Allah demeni kastetmiyoruz. Allah diyeceksin fakat bu esnada kalbinde O’ndan gayrı hiçbir şey bulunmayacak.

Sanki bana söylermişçesine bu sözleri söyledikten sonra yine beraberce çıkıp gittiler.”

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)

Reklamlar

Mümin, Kendisinin Bir Yolcu Olduğunun Şuurundadır

Yorum bırakın

yanyana iki ağaç

Mümin, ahiret hayatı için de azık hazırlamakla meşguldür. İmansız ise hep dünyevi zevklerinin peşindedir. Mümin ahiret için de azık hazırlar. Çünkü o, az bir varlıkla da kanaat edebileceği, buna karşılık kazancının çoğunu ahiret hayatı için sarf edebileceği bir inançta ve yoldadır. Mümin, kendisinin bir yolcu olduğunun şuurundadır. Bu sebeple, bir yolcunun yolculuk için alabileceği azık-nevale kadar azık alır. Gerisini ahiret hayatı için sarf eder. Onun bütün himmet ve gayreti orası içindir. O, adeta orası için dünyadan sıyrılmıştır. Bütün kulluklarını, bütün ibadet ve taatlerini ahirete gönderir. Dünyaya ve dünya ehline asla gönül vermez. Eğer yanında kendi ihtiyacının haricinde yiyecek güzel bir şey varsa onu hemen fakir ve yoksullara dağıtır. Zira bilir ki, ahirette kendisine ondan daha alası ikram edilecektir. Alim-arif bir müminin himmet ve gayretinin yegane hedefi, İzzet ve Celâl sahibi Hakk’ın kapısına yakın olmak ve daha dünyada iken kalben Allah’a ulaşmaktır. 

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî /Abdülkadir Geylani (ks)

Kader Hazineleri Kader Vadisindedir

Yorum bırakın

mavi kapı

Allah dostlarının kalpleri Allah’ın iradesinin mecralarıdır, ilminin hazineleridir, sırlarının zuhur mahallinin başlangıçlarıdır. Kader hazineleri kader vadisindedir. Allah dostlarının özleri ve kalpleri ne zaman ki kader evinin köşelerinde dolaşırlarsa birçok ilimler ve sırlar toplarlar.

Kendisine dayanılan kuru bir ağaç parçasıyla ne yapılabilir? İçinde bir şey bulunmayınca kuru kuruya yapılmış bir sur neye yarar?

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)

Kalp Temiz Olursa Diğer Uzuvlar Da Temiz Olur

Yorum bırakın

kahverengi arka fon önündeki beyaz çiçek

İlim – irfan ile amel etmek ilmin tacıdır. İlim – irfan ile âmil olmak ilmin nurudur, safanın safasıdır, cevherin cevheridir, özün özüdür. İlimle âmil olmak kalbi sıhhate kavuşturur, düzeltir, temizler. Kalp sıhhatli ve temiz olursa bütün diğer uzuvlar da sıhhatli olur. Kalp temiz olursa, diğer uzuvlar da temiz olur. Kalbe güzel ahlak libasları giydirilirse, cennette de giydirilir. Kalp denen o et parçası salih ve doğru olursa, beden de sıhhatli olur.

Kalbin sıhhati, insanoğlu ile Rabbi arasındaki özün sıhhatindendir. Öz bir kuştur, kalp ise onun kafesidir. Kalp bir kuştur, beden ise onun kafesidir. Beden de bir kuştur, kabir ise onun kafesidir. Kabir, kalbin kafesidir. Öyle ki, insanların behemehâl oraya girmesi mukadderdir.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)

Allah Dostunun Halleri

Yorum bırakın

İstanbul

Oruç, namaz, zikir ve bütün ibadetler Allah dostunun fıtratı olur, yaratılışının öz mayası olur. Hem de eti ve kanı ile karışmış olarak. Daha sonra da Aziz ve Celil olan Allah tarafından bir koruma, bir muhafaza gelir. Hem de bütün hallerde olmak üzere. Hüküm bağı onu bir an bile korumasız bırakmaz. Hep muhafaza altında tutar. O, daima bir korumanın himayesi altındadır. Onun için hüküm, yani hükm-ü ilahi, adeta bir binek gemisi vazifesi görür. O, bu geminin içine oturmuştur. Gemi ise Rabbinin kudret denizinde seyretmektedir. Ahiret sahiline, lütuf denizi sahiline ve Allah’a yakınlık iline varıncaya kadar da seyreder. Bütün bu seyahat esnasında Allah dostu bazı kere halk ile beraberdir. Fakat çok kereler ise Hâlık ile yani Allah ile beraberdir. Meşgalesi ve yorgunluğu halk ile beraber olduğu zamanlardır. Rahatı ise Hâlık ile beraber bulunduğu zamanlardır.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)

Allah Resûlü (sav) Kendisine Sunulan Dünyevi Kısmetlere Asla Meyletmedi

Yorum bırakın

Mescid-i Nebevi

Allah’ın yakınlığı ile her şeyden müstağni olduğun zaman artık O sana lütfunu saçar. Kısmet kapılarını açar. Lütuf, rahmet ve nimet kapılarını açar. Seni önce bazı dünyalıklardan mahrum bırakır. Hemen peşinden de dünyayı sonuna kadar önüne serer. Fakat dünyanın bütün nimetleriyle sonuna kadar ortaya dökülmesi, veliler ve sıddıklar arasında pek nadir kişiler içindir. Zira Allah onların takva derecesini bilit. Dünyanın bütün nimetleriyle ve sonuna kadar önlerine serildiği kişiler, kalplerini Allah’tan başka hiçbir şeyin meşgul edemediği kişilerdir. İşte Allah, dünyayı her şeyi ile ve sonuna kadar ancak bu vasıflardaki evliyanın ve sıddıkların önüne serer. Evliyanın ekserisi ise, dünyevi nimetler yönünden darlık ve sıkıntılar içindedir. Zira şanı yüce olan Allah; veli ve sıddık kullarının zamanlarını kendisine hasretmelerini, hep kendisine gelmelerini ve daima kendisini aramalarını sever. Diğer taraftan, eğer şanı yüce olan Allah onlara dünyayı ve dünyevi nimetleri sonuna kadar saçmış olsa, bu durumda onlar Allah ile beraber olmayı ihmal edip dünya ile ve dünyevi nimetlerle meşgul olabilirler. Galip olan da budur. Önüne dünya ve dünyevi nimetler sonuna kadar saçılmış bir kişinin bunlarla meşgul olmaması ve hep Allah ile beraber olması pek nadirdir. Nadir olan bir şeye ise hüküm taalluk etmez. 

Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, dünya bütün nimetleriyle önüne serildiği halde ona asla iltifat etmeyen ve Allah ile birlikte olmaktan bir an dahi geri durmayan kişiler cümlesindendir. Allah Resûlü (sav), kendisine sunulan dünyevi kısmetlere asla meyletmedi. Kemâl-i zühd ve takvadan hiç ayrılmadı. Dünyevi nimetlerden yüz çevirmeyi tam bir zühd ve takva içinde yaptı. O derece ki, yeryüzünün hazinelerinin bütün anahtarları kendisine arz edildiği halde O, bunları reddederek şöyle dedi:

“Ya Rabbi! Beni, senden başka hiçbir şeye gönül vermeyen birisi olarak yaşat. Senden başka hiçbir şeye gönül vermeyen birisi olarak öldür. Senden başka hiçbir şeye gönül vermeyenlerle birlikte haşreyle, dirilt.”

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)

İhlaslı Oluşun Alameti Nedir?/Abdülkadir Geylani (ks)

Yorum bırakın

5691174_stock-photo-flowers-on-a-swing

Nefsin yiyeceği vardır, kalbin yiyeceği vardır, sır – özün yiyeceği vardır. İşte bunun içindir ki, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyururlar:

“Ben Rabbimin yanında olmaya devam ederim. O beni yedirir, içirir.”

Hadisin izahı şudur:

“Allah benim özüme manaları yedirir. Ruhuma ruhaniyet yedirir. Beni, bana has gıdalarla besler.”

Resûl aleyhisselâm, önce hem kalbi hem de bedeni ile miraç etti. Daha sonra beden bu miraçtan alıkonuldu ve kalbi ve sırrı ile miraç etmeye yani yücelmeye başladı. Bütün bu esnada O, hep insanlar arasındaydı.

İşte onun ilim ile ameli, ihlas ile halka öğretmeyi bir arada götüren hakikat varisleri de böyledir. 

Ey Ahali! Allah dostlarının yediklerinden kalanları yiyiniz, kaplarındaki içecek bakiyelerini içiniz. Ey ilim erbabı olduğunu iddia eden kişi! İyi bil ki, amelsiz ilminin hiçbir değeri yoktur. İhlassız amelinin de bir değeri yoktur. Zira ihlassız amel ruhsuz bir cesetten ibarettir.

Senin ihlaslı oluşunun alameti insanların seni övmelerine veya yermelerine aldırış etmemendir. Eğer ihlas sahibi isen; insanların seni methetmelerine de, kötülemelerine aldırmazsın. Onların elindekilere göz dikmezsin. Bilakis, rubûbiyete hakkını verirsin. Nimet için değil nimeti veren için, mülk için değil mülkün sahibi için, bâtıl için değil hak için amel edersin.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî  / Abdülkadir Geylani (ks)

Kabul Olunan Ameller

Yorum bırakın

zarif ağaç

Amellerin hususunda nefsine, hevai duygularına, şeytana ve dünyevi amellerine karşı geldiğin takdirde Allah senin amellerini kabul buyurur. Öyleyse güzel ameller işle. Bunlarda ihlaslı ol. Amellerinle asla böbürlenme. Onlarla mağrur olma. Senin ancak Allah rızası için yaptığın amellerin kabul olunur. İnsanlara gösteriş yapmak ve onların teveccühünü kazanmak için yapmış olduğun ameller ise kabul olunmaz.

Kaynak: Fethu’r – Rabbani / Abdülkadir Geylani

 

 

 

 

 

.

 

Rızık Ve Geçim Endişesini Kalbinden Çıkar

Yorum bırakın

bahçede gül

Ey Oğul! Davran. Aziz ve Celîl olan Allah’ın senden razı olmasına ulaş. Zira hiç şüphe yok ki, eğer O senden razı olursa bil ki seni sevmiştir. 

Rızık ve geçim endişesini kalbinden çıkar. Zira sen gönül huzuru içinde çalıştığın müddetçe zorluksuz ve sıkıntısız olarak senin rızkın Allah’tan gelecektir. 

Kalbindeki, düşünceleri, tasaları, endişeleri at. Tek bir tasan olsun, o da Allah’a layık bir kul olup olamama endişesi olsun. İşte bu mertebeye ulaştığın an, bütün diğer tasalarına Allah kâfidir. Onları O karşılar ve senden yok eder. Senin tasan, senin ulvî gayen, senin için en mühim olandır.

Eğer bütün tasan dünya ve dünyalık ise, bütün himmet ve gayretini dünyaya hasrediyorsan, sen dünya ile berabersin. Dünya ile haşır neşir olursun.

Eğer bütün tasan ahiret ise, bütün himmet ve gayretini ahiretini kazanmaya hasredersen, sen ahiretle berabersin.

Eğer bütün tasan insanlar ise, bütün himmet ve gayretini onlara harcıyorsan, sen onlarla berabersin..

Eğer bütün tasan Allah ise, bütün himmet ve gayretini O’na lâyık bir kul olmaya hasrediyorsan, sen dünya ve ahiret O’nunla berabersin.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)

Tefekkür Kalbin Yapacağı İşlerdendir

Yorum bırakın

ilginç bitki

Kendini Allah’ın takdiratına teslim et. Sonra da O’nunla birlikte ol. Nasıl ki bir binanın önce bir temele sonra da duvarlara ihtiyacı varsa, aynen bunun gibi herbir işin de önce bir temele, sonra da bir yapıya ihtiyacı vardır. Senin yolunun temeli Allah’ın takdiratına teslim olmak, yapısı da O’nunla birlikte bulunmaktır. Sen bu esasa yapış ve bir ömür boyu gece gündüz buna devam et.

Kendi hakkında, kendi üzerinde düşün, tefekkür et. Tefekkür kalbin yapacağı işlerdendir. Eğer kendin için bir iyilik görürsen, bir iyiliğe nâil olursan şanı yüce olan Allah’a şükret. Tersine, eğer bir kötülük görürsen ondan ötürü de tevbe et. İşte bu tefekkür sayesinde dinin ihya olur, dirilir, şeytanın da ölür. İşte bu tefekkür sayesinde din ihya olduğu ve şeytan da öldüğü için şöyle denmiştir:

“Bir saatlik tefekkür, bir gecelik ibadetten daha hayırlıdır.”

Ey Ümmet-i Muhammed!

Aziz ve Celîl olan Allah’a şükrediniz. Zira O, sizden önceki ümmetlere nispetle sizin az bir amelinize razı oldu. Sizden önce gelip geçmiş ümmetler, sizin mükellef tutulmuş olduğunuz amellerden çok daha fazlasıyla mükellef tutulmuşlardı. Siz, dünyaya geliş itibarıyla ümmetlerin en sonuncususunuz. Buna rağmen kıyamet günü de haşredilen ümmetlerin ilki olacaksınız. Sizden hangi kimse ki günahkar olmaz ve Allah’ın huzuruna kalb-i selim ile varırsa, diğer ümmetlerden hiçbir fert onun dengi olamaz. 

Siz âmirlersiniz. Diğer ümmetlerin fertleri ise tebâ durumundadır..

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: