Gençlerde Dini Ve Manevi Eğitim Nasıl Olmalı?

Yorum bırakın

genç

Öncelikle şunu söyleyelim; ebeveyn muhakkak kendi inanç değerine sahip çıkmalı, bu konuda kesin kararlı olmalı ve tutarsızlıktan kaçınmalıdır.

Evladımızın nasıl kaliteli bir eğitim yapmasını, sağlıklı ve dengeli bir bünyeye sahip olmasını istiyorsak; aynı zamanda helal-haram kaygısı duyan, çevresine faydalı, aldatmaktan ve yalandan kaçınan, dünya hayatının geçiciliğinin farkında, iyi bir kişi olarak yetiştirmeye de gayret etmeliyiz.

Eğitmen, araştırmacı, psikiyatrist ve Pulitzer ödüllü Harvard’lı bir yazar olan Dr. Robert Coles, çocuğun içinde gelişen bir ahlak anlayışı olduğuna dikkat çekiyor:

“Ahlaki bir düzen için duyulan özlemin, yaradılıştan (Allah vergisi) olduğuna inanmaya başladım. Bir çocuğun dünyanın ne olduğu, ne anlama geldiği ve bu hayat hakkında “ahlaki bir söylem”‘e ihtiyaç duyduğunu söyleyebilirim Bu dünyayı kavrama, onu anlamlı kılma ve bir şekilde hayatı anlamlı bulma isteği hepimizin içinde var olan bir şeydir. Bu sorular bir insan olarak hayatımızla bağlantılıdır.”

Bu yüzden çocuklarımızın fıtratında olan ahlaki gelişim sürecini erken yaşlarda yönlendirmemiz ve uygun bir mecraya sokmamız gerekir. Günümüzde delikanlı çevresinden, okul hayatından ve özellikle medyadan karmaşık ve çoğu zaman tehlikeli mesajlar alabilmektedir. Bu bakımdan onlarla manevi ve ahlaki konularda konuşmamızda ve onları dinlememizde fayda vardır.

Gerçekten dünyaya niçin geldiğimizi, kainatta neden bulunduğumuzu ve ölümle nereye gideceğimizi bilmek, bunun şuurunda olmak gencin hayatına anlam katar. Onu daha mutlu, daha huzurlu ve gerek kendisiyle, gerek çevresiyle daha barışık biri haline getireceğinden şüphe yoktur.

Yine inanca önem veren ve kendini imanlı gören genç, ahlaki davranışlar sergilemeye ve sosyal hizmet faaliyetlerine katılmaya daha yatkın demektir. Kendine ve çevresine zarar verici davranışlardan da kaçınır. Ayrıca inançlı genç, anne-babasına karşı daha saygılıdır.

NE YAPMALI?

En başta anne-babanın ahlaki kaideleri ve dini inançları açıkça belli olmalıdır. Tutarsızlıktan, belirsizlikten kaçınmalıdır. Kendimizde olmayanı başkasına veremeyiz.

Küçümseyen bir tutumdan veya yargılayıcı ses tonundan uzak durmalıyız. Gençler, ebeveynlerinin dini görüşlerini reddeder gibi göründüklerinde, ahlaki kurallar ve inançların reddi değil, bunların gence nasıl iletildiği problem olabilir.

Esra’ya babası israrla kıyafet konusunda baskı yapıyor ve böyle açık gezmekle nasıl günahkar biri olduğunu anlatıyordu. Esra bir defasında dayanamayıp karşı çıkınca, babası onu dinsizlikle suçlamıştı. Bu da genç kızın İslamiyetten soğumasına sebep olmuştu. Halbuki Esra babasının söylediklerinin içeriğinden değil, tarzından rahatsızlık duymuştu.

Tavsiye ettiklerimizde samimi olup uygulamamız gerekir. İkiyüzlülüğü gençler çabuk farkederler ve onlara bu sözlerin faydası olmaz. Davranışlarımızla, tatbikatımızla güzel örnek olmalıyız.

Kendimizi kusursuz kabul etmemiz doğru değildir. Yanlışlarımızı kabule hazır olmalıyız. Gerektiğinde hatalarımızdan dolayı özür dileyebilmeli, kendimizi hep haklı görmekten kaçınmalıyız.

İnandığımız, yanlışlığını veya doğruluğunu bildiğimiz şeyler hakkında konuşmalıyız.

Zorla değil, sevdirerek manevi değerleri vermeliyiz. Aksi halde ters tepebilir ve istemediğimiz sonuçlara yol açabilir.

– Gence olumlu örnek olmalıyız. Söylediklerimizle yaptıklarımızın uyuşması çok önemlidir. Bir defasında 15 yaşındaki Aysel adlı genç kızın anlattıkları ilginç gelmişti:

“Geçenlerde markette kasiyerin artan parayı gereğinden fazla verdiğini fark ettim. O an için de paraya çok ihtiyacım vardı ve bulamıyordum. Ancak hemen babamın ben küçükken yaptığı davranış aklıma geldi. Benzeri bir durumda, üstelik uzak bir yoldan dönmüş ve parayı iade etmişti. Tereddüt etmeden aynısını yaptım, bundan da mutluluk duydum.”

Kaynak: Ergenlik Sorunları, Psikiyatrist Doç. Dr. Sefa Saygılı

 

Gençlerin İstedikleri Meslek Neden Sık Sık Değişir?

2 Yorum

papatyalı defter tutan genç kız

Ergenlik döneminde kişinin geçirdiği büyüme ve gelişme bunalımları tüm hayatını etkiler. Dünyayı değiştirme, yenilik yapma, ortamından uzaklaşma, macera yaşama duyguları gençte bir kararsızlık ve bocalama meydana getirir. Bu kararsızlık ve bocalama, meslek seçimi söz konusu olduğunda da kendini gösterir. Gencin bir gün atom bilgini, diğer gün popçu veya futbolcu, başka bir gün de polis olmak istediği görülür. Bunalımlı bir dönemde olması kadar, kendini ve meslekleri tanımaması da bu kararsızlığa yol açar. 

Bu sebeple de ebeveynin herşeyden önce çocuğunu tanımaya çalışması, küçük yaştan itibaren ilgi duyduğu, zevk aldığı ve başarılı olduğu faaliyetleri tespit etmesi, bunun yanı sıra ilgi duymadığı, hoşlanmadığı ve başaramadığı sahaları da bilmesi gerekir. Sonra da gencin kendisini tanımasına yardımcı olmalıdırlar.

Tabii, bundan sonraki aşama meslekleri tanımaktır. Gencin mesleklere ilişkin duygu ve düşünceleri hakkında tartışmak faydalı olur. Bu konuda sabırla onu dinlemek, kararsızlığını anlayışla karşılamak, olgunlaşmasına yardımcı olmak tavsiye edilir.

Kaynak: Ergenlik Sorunları / Doç. Dr. Sefa Saygılı

Gençler Böyle Davranıyorsa Nedeni Var..

2 Yorum

daldaki dört yaprak şeklinde kalp

Genç herhangi bir yetişkinin kendisini anlamadığını hissettiği ve kendi iç dünyasının karmaşık duygularını dışa vurmaktan korktuğu zaman :

İçe Kapanır: Çünkü gülünç olmaktan çekinir.

Aşırı Hassastır: Çünkü kendisini gerçekten anlamayanların müdahalesine içerlenir.

Hüzünlüdür: Çünkü çoğu defa hiçbir şey yolunda değilmiş gibi gözükür.

Asi Ruhludur: Çünkü anne-babanın yaşantısına karıştığını veya geçerli görmediği kuralları olduğunu düşünür.

Küstahtır: Çünkü ancak bu yolla anne babasının onu kendi başına bırakacağı fikrindedir.

Kaçak Güreşir: Çünkü doğrudan doğruya yüzleşmenin çok tatsız olduğuna ve bunun acıya yol açabileceğine inanır.

Kaynak: Ergenlik Sorunlar / Doç. Dr. Sefa Saygılı

Gençlerde Meslek Seçimi Nasıl Yapılmalı?

4 Yorum

bisiklet süren gençler

Gençlik dönemi aynı zamanda genellikle ömür boyu sürecek mesleğin de seçildiği yıllardır. Meslek seçimi insanın hayatında çok önemli bir olaydır. Çünkü genç aynı zamanda belli bir hayat şekli ve belli bir çalışma ortamı da seçmiş olmaktadır. İnsanın yetenek ve isteklerine uygun meslek seçmesi, hem ferdin mutluluğunu sağlaması, hem de ülke ekonomisine katkıda bulunması açısından çok önemlidir.

Mesleği sadece bir para kazanma, geçimini sağlama yolu olarak görmek doğru değildir. Aynı zamanda kişinin kendini ifade etme ve gerçekleştirme yoludur. Bir kimsenin seçtiği meslek, sadece mutluluk ve tatmin açısından değil, ileride iş bulma, ikamet edeceği yer, evleneceği kimse, çevresini oluşturacak kişilerin niteliği gibi açılardan da belirleyicidir.

Yetişkinlerin çoğu, gence geleceği hakkında öğüt verme, iş veya meslek tavsiye etme konusunda kendini söz sahibi zanneder. Oysa gencin yetenek ve ilgilerini tanımadan, ülkedeki çeşitli meslek dallarını, bunların özelliklerini ve şartlarını bilmeden, kimse gence meslek seçimi konusunda gerçek anlamda yardımcı olamaz.

Psikiyatride bir kaide vardır: ”İşini, eşini ve kendini seven mutlu olmayı hak edendir.” Bu yüzden genç, meslek seçerken muhakkak gelecek yaşamında mutluluk sağlayacak bir alanı gözetmelidir. Başarıyı ortaya çıkaran en önemli faktör ise motivasyondur ve insanın işinde motive olabilmesi büyük ölçüde işini sevmesine bağlıdır. Bu sağlanabildiği takdirde,i nsanlar mutlu olabildikleri gibi verimli de olabileceklerdir.

İşte, büyükler gençleri yönlendirirken onların ilgi duydukları meslek alanında başarılı olabilecek ruhsal, biyolojik ve fiziksel imkanlara sahip olmalarına dikkat etmelidirler. Ebeveynin ve gencin buna göre karar vermesi gerekir. Yoksa baskı ve zorlama ile oldu bittiye getirmek yanlış olur. Genç sık sık meslek değiştirerek belli bir alanda ilerleyemez veya sevmediği işi yaptığı için mutsuz olur..

Kaynak: Doç. Dr. Sefa Saygılı/Ergenlik Sorunları

Gençlerde Can Sıkıntısı Neden Olur?

26 Yorum

Kırmızı converse,kalp ve I-pod

Herkesin canı zaman zaman sıkılır.Ancak yetişkinler kısa süreli can sıkıntısıyla harap olmazlar,tecrubelidirler.Hayatın her zaman eğlence ve heyecan getirmediğini bilirler.

Ergenin can sıkıntısıyla yetişkininki arasındaki fark,çocuğun ara sıra olan sıkıntı hissinin,hayatın tabii ve kaçınılmaz bir parçası olduğunu fark edememesinde yatar.Yaşları icabı ergenin bir de sabırsız olduğu düşünülürse,boyut büyür.Genç,geleceği hemen şimdi yakalamak ister.Ne yazık ki,biz yetişkinlerin gayet iyi bildiği gibi,hayatın gerçekleri çoğu defa gençlik beklentilerine ayak uyduramaz.Bundan kaynaklanan meydan okuma veya teşvik eksikliği,bizim can sıkıntısı dediğimiz duruma yol açar.

Gençlikte yaşanan can sıkıntısı,hiç bitmeyecekmiş gibi algılanır.Bunun sonucunda sinirlilik,huysuzluk ve halsizlik belirtileri ortaya çıkar.Ergen,hiçbir şey yapmadan öylece yatar ve geriye kalan herkesi bu durumdan sorumlu yutar.

TAVSİYELER

Gencin şunu bilmesi lazımdır: Can sıkıntısı hayatın kaçılamayan,doğal ve en gelip geçici yanlarından biridir.Hepimizin canı sıkılır.Depresyon derecesinde olmayan sıkıntıdan endişe duymak gereksizdir.

***Anne-babalar bir takım seçenekleri gence sunarlar.Ancak bu tavsiyelerin faydası olmaz.Çocuğun zaten bu metodlardan haberi vardır.Bunun üzerine başka konuları konuşmaya çalışmak daha iyi olur.

***Ergenlik çağındaki cocukların çoğu kendi problemlerinden başkalarını,genellikle de ana-babalarını sorumlu tutarlar.Bu yüzden gençle tartışmaya girmek doğru değildir.Bizim de hatalarımızın olduğunu,mükemmel olmadığımızı söylemek daha çok işe yarar.Onun şikayetlerini dinlemeli,isteklerine yardımcı olmalıdır.Ama yapabileceklerimizin bir sınırı olduğunu da bilmelidir.

***Genç “Falan şeyi alırsan sıkıntım geçer” şeklinde arayışa girebilir.Bu tür tuzaklara düşülmemelidir.Büyüme çağındaki çocukların her kaprisine boyun eğecek olursak,onların gerçekçi olmayan beklentilerini daha da güçlendiririz.Büyümenin bir diğer parçasını da,bu şekilde engellemiş oluruz.Önemli olan,hoş olmayan duygularla yüzleşmek ve durumu hafifletmek için kendi kaynaklarını kullanabilmeyi becermektir.Genç bunu öğrenmelidir.

***Son olarak şunu unutmayalım: Geçici can sıkıntısı ergenlik çağındaki bütün çocuklar açısından yetişkinliğe geçişin bir parçasıdır.Ara sıra genç bu hissi yaşayacaktır,bundan endişelenmemelidir.

Kaynak: Ergenlik Sorunları-Doç.Dr. Sefa Saygılı

Facebook’da Neler Oluyor?

10 Yorum

facebook google

***Feysbuk’da herkes mutlu, gerçek hayatta değil.

***Feysbuk’da herkes herkesle arkadaş, herkes birbirini seviyor, gerçek hayatta büyük bir çoğunluk birbirinden nefret ediyor.

***Feysbuk’da herkes paylaşımcı, gerçek hayatta kimse günahını bile kimseye vermiyor.

***Feysbuk’ta her gördüğümüzle arkadaşız, gerçek hayatta en yakın arkadaşlarımızı bile göremiyoruz.

***Feysbuk’da herkes güzel, gerçek hayatta insanlar güzelleşmek için sağlıklarını bile tehlikeye atıyor.

***Feysbuk’da herkes zengin, gerçek hayatta insanlar ayın sonunu zor getiriyor.

***Feysbuk’da herkes kibar, düşünceli. Gerçek hayatta kibarlıktan nasibini alan insanlar parmakla sayılıyor.

***Feysbuk’da herkes birbirini beğeniyor, gerçek hayatta insanlar genelde birbirini küçük görüyor.

***Feysbuk’da herkesin çocuğu sevimli, dünya tatlısı. Gerçek hayatta yaramaz, huysuz.

***Feysbuk’da pişmanlıklar, hayal kırıklıkları, korkular yok. Gerçek hayatta bolca var.

***Feysbuk’da görmek istemediğimiz, gıcık olduğumuz insanları hemen engelleyebiliyoruz. Gerçek hayatta onlara katlanmak zorundayız.

***Feysbuk’da kuyruklar yok, trafik yok, sinir bozucu patronlar yok. Gerçek hayatta hepsi var.

***Feysbuk’da övgü, beğeni var. Gerçek hayatta yergi, çekememezlik, haset var.

***Feysbuk’da hiç hiç görüşmediğiniz insanların aileleri ve arkadaşlarıyla neler yapıp ettiklerini, nereye ne zaman gittiklerini, ne yiyip içtiklerini görebiliyorsunuz. Gerçek hayatta bunlar umrunuzda değil.

***Feysbuk bugün ne düşündüğünüzü biliyor. Gerçek hayatta kimse bilmiyor ve herkes sizin ne düşündüğünüzden ziyade, kendisi hakkında ne düşünüldüğünü umursuyor.

***Feysbuk’da herkes birbirinin canı ciğeri, tatlısı. Gerçek hayatta çoğunlukla insanlar birbirlerinin kuyusunu kazıyor.

***Feysbuk’da çiftler inanılmaz mutlu. Gerçek hayatta çoğunlukla kavga ediyorlar.

***Feysbuk’da çocuklar çok seviliyor. Gerçek hayatta dövülüyor.

***Feysbuk’da herkes birbirine hediye alıyor. Gerçek hayatta nadiren hediye alıyorsunuz.

***Feysbuk’da doğum günleri asla unutulmuyor. Gerçek hayatta hatırlanmıyor.

alıntı 

Sınav Heyecanını Nasıl Yenmeli,Sınavda Nelere Dikkat Etmeli?

Yorum bırakın

kitap okuma köşesi

Sınav başarısını düşüren heyecanı yenmek için şu hususlara dikkat edilmelidir:

***Sınava çalışmayı uzun bir zamana yaymalı, son günlere bırakmamalıdır. Sınavdan hemen önce öğrenilmiş konular topluca ve genel hatlarıyla tekrarlanır. Bu şekilde bilinenler pekiştirilir.

***Daha önceki sınavlarda çıkan sorular incelenmelidir. Özellikle seçme amacına yönelik sınavlarda (üniversite, Anadolu lisesi vb), önceki sınav sorularının bulunup incelenmesi, yapılacak sınavın özelliği, soru tipleri, soruların güçlük derecesi, ne kadar zamanda cevaplanabildiği, hangi tür konulara ağırlık verildiği, ne tür ayrıntıların önem taşıdığı, vb gibi noktalar, sınav için genel bir düşünce kazandırır. Sınav soruları aynı veya benzer nitelikte ekipçe hazırlandığından, bu husus çok önemlidir.

***Sınav için bol bol deneme yapmalıdır. Öğrencinin kendisini asıl sınavdaymış gibi farz ederek denemeler yapması, sınav şartlarına hazırlanmasını sağlayacaktır. Soruları kendi başına, sınavda çıkanlar gibi ve aynı sınavdaymış gibi, üstelik saat tutarak cevaplandırmalıdır. Zamanı dikkatli kullanıp kullanmadığını, hangi sorularda takıldığını daha sonra gözden geçirerek kendini eleştirmelidir. Yapamadıklarını ve eksik olduğu konuları daha çok çalışarak öğrenmelidir. Deneme sınavı tecrübeli öğretmenlerle yapılırsa daha güzel olur.

***Sınav hakkında ön bilgi sahibi olmalıdır. Kaç soru sorulacak, ne kadar zaman verilecek ve hangi tip (testse kaç seçenekli, ayrıca yanlış doğruyu götürüyor mu?) öğrenilmelidir.

***Sınav sorularının cevaplanmasında genel prensip, iyi bilinen sorudan başlayarak cevaplamaktır. Heyecanı azaltır, kendine güveni artırır.

***Sınavda sorular dikkatle okunmalı ve ne istenildiği tam olarak bilinmelidir. Unutulmamalıdır ki, sorunun anlaşılması problemin yarı yarıya çözülmesi anlamına gelir.

***Öğrenci açısından niteliği ne olursa olsun her sınav önemlidir. Öğrencinin sınava girerken kendisine güvenmemesi ve sınavı gözünde büyütmesi başarısını ne kadar olumsuz etkilerse, katıldığı sınavı küçümsemesi de aynı şekilde olumsuz etki yapar. Böylece sınavdan korkan ve sınavı bir ölüm-kalım olayı olarak gören öğrenci, soruların cevabını verirken hatırlamada, açıklayıcı yorum getirmede ve dikkatini toplamada güçlüklerle karşılaşacak ve sınav süresini gerektiği gibi kullanamayacaktır.

***Test talimatnamesini gerektiği gibi okumalıdır.

***Sınavı bir ölüm-kalım mücadelesi haline getirmemelidir. Sınav sonucunda başarısız olunabileceği düşüncesi, kişiyi fert olarak değersiz, hiçbir işe yaramayan, akılsız biriymiş fikrine saptırmamalıdır. “Kazanamazsam mahvolurum” “Hapı Yutarım” benzeri düşüncelerin  problemi çözmeye yararı olmaz. “Hayırlısı neyse o olsun” demeli, çok çalışarak başarıyı Yaradan’dan beklemelidir. Ailenin de bu konuda baskı yapmaması gerekir. “Sen elinden geleni yap, sonuç ne olursa olsun fark etmez” mesajı verilmelidir.

***Sınavın “Bilgilerin Ölçülmesi” olduğu, “Kişiliğinizin Değerlendirmesi” olmadığı bilinmelidir.

***Sınavda başarılı olunmadığı takdirde yönelebilecek ikinci bir amaç bulunmalıdır. “Olmazsa şunu yaparım, kursa giderim veya işe girerim” gibi.

***Sınav öncesi uykusuz kalmamalıdır. Sessiz ve karanlık bir odada uyumalı, iyice dinlenmelidir. Özellikle 24 saat önceden ders çalışmayı da keserek zihnini istirahate çekmelidir.

***Sabah hafif bir kahvaltı yapmalı, kan şekeri düşeceğinden sınava aç girilmemelidir. Bir bardak çay veya kahve içilmesinde de fayda vardır.

***Sınav odasına girmeden önce tuvalete gitmeli, uzun süre kalınacağı göz önüne alınarak bir sıkışıklığa meydan verilmemelidir.

Kaynak: Ergenlik Sorunları / Doç. Dr. Sefa Saygılı

Matematikte Çözülemeyen Soru

78 Yorum

renkli kitaplar

Matematikte çözülemediği iddia edilen soruymuş bu.

Soru şu:

Üç arkadaş paralarını birleştirip bir kitap almaya gidiyorlar.Kitap 30 lira.Hepsi 10’ar lira koyup,kitabı alıp gidiyorlar.Onlar gittikten sonra kitapçı,o kitabın indirime girdiğini ve 25 liraya düştüğünü hatırlıyor ve yardımcısına 5 lira vererek,gidip para üstünü iade etmesini istiyor.Yardımcısı 5 lirayı 3 kişiye bölüştüremeyeceğini düşünüp,2 lirayı yolda gördüğü bir fakire veriyor(daha sonra para sahiplerine söyleyip helalliklerini de alıyor tabii).Kalan 3 lirayı da üç kişi arasında bölüştürüyor.Böylece kitabı 9’ar liraya almış oluyorlar.

Şimdi..

9×3=27

Yardımcı 2 lirayı fakire verdi   27+2=29

Peki geriye kalan 1 liraya ne oldu?

Ben bulamadım,bulanlar cevabı paylaşırsa sevinirim..

Aşkın Mahremiyeti,Üç Nokta…

4 Yorum

gül ve mektup

Askere giderken eşiyle son kere yalnız kaldığında demişti ki, “Eve gönderdiğim her mektubun sonuna üç tane nokta koyacağım; üç tane nokta… O üç nokta senin içindir, anladın değil mi?”Hiç anlaşılmaz mıydı? Eski askerliklerin uzun yılla­rında, derbeder fasılalarla eve gönderilen her mektubun so­nunda hep o üç nokta vardı. Analar, babalar, teyzeler, am­calar, komşular ve tanıdıkları hatırlarının sorulmasına memnun oluyorlar, dualar gönderiyorlar ama mektubun so­nundaki o üç noktaya hiç mi hiç dikkat etmiyorlardı. “Üç nokta”nın muhatabı ise, her defasında bir öncekinden leziz, hasret ve aşk dolu cümleler okuyordu. Hiçbir edibin o güne kadar kaleme almaya muvaffak olamadığı güzellikteki aşk mektupları, üç noktanın içindeki daracık mekânda, her de­fasında ter-ü taze sevgi kelimeleriyle uzun yolculuklar edi­yor, günlerce kayınbabanın emekli cüzdanında, kayınvalide­nin En’am cüzünün arasında bir muska ihtimamı ile gezdi­rildikten sonra lütuf kabilinden gelin hanıma da gösterili­yordu. Onun mektupta yazılanlara aldırış ettiği yoktu; son satırın sonundaki üç noktayı arıyor, buluyor, okuyor, taze havadisler ve mahrem sevgi sözlerini deşifre ediyor ve da­ima, o üç noktayı buğulanmış gözlerinden süzdüğü üç dam­la gözyaşı ile yıkıyordu.

Seneler, seneler sonra, bütün sözlerin mahremiyet yaşmağını yırtıp, üryan tekilliklere düştüğü bir gün, yüreği­nin tam üzerinde sakladığı son mektubu çıkarıp sonundaki üç noktayı okşarcasına seyrederek sevgilisine şöyle demişti:

“Sahi Ahmet Bey, ne güzel mektuplar yazardın eski­den?”

alıntı

Babalar ve Çocuklar

Yorum bırakın

6 Yaşında : “Babam her şeyi biliyor”

15 Yaşında : “Ben de babam kadar biliyorum”

20 Yaşında : “Babam hiçbir şey bilmiyor”

30 Yaşında : “Ne de olsa babam, o da bazı şeyler biliyor”

40 Yaşında : “Babamın fikrini sorsam fena olmayacak”

60 Yaşında : “Babam çok şey biliyormuş Ah, hayatta olsaydı da babama danışabilseydim”

Alıntı

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: