Bülbül İle Şahinin Hikayesi

Yorum bırakın

Bülbül

Bir gül bahçesindeki bülbül hal diliyle feryad ederek şahine sormuştur:

“Sen ve ben ikimiz de bir kuş olduğumuz halde neden senin yerin sultanın eli de benimki dikenli gül bahçesidir? Ve neden sen güzel kekliğin yürek ve böbreğini yer, her kuşu avlar, her isteğine kavuşur, sultanın yanında kadir ve kıymetin olur ve kuşların sultanı olursun da, ben ta sabahlara kadar bir gül goncasının açılmasını beklerim fakat ben uyumadıkça o açılmaz? Uyandığımda gül goncası ben görmeden açıldığı için bir türlü muradıma eremem de, dikenler içinde inleye inleye kan ağlar, yüreğime taşlar bağlarım?”

Bunun üzerine şahin şu şahane cevabı verir:

“Ben bin murad alır ve bir söylemezken sen bir murad almaz ve bin söylersen sonunda böyle muradsız kalır ve ah çekersin!”

Önce düşün sonra söyle. Akıllı olanın dili kalbinde, ahmak olanın kalbi de ağzındadır.

Kaynak: Marifetnâme, syf. 298

Reklamlar

Çocuklarını Yasin Sütüyle Büyüten Anne

Yorum bırakın

çocukların dostluğu

Son derece dinine bağlı bir hanım çocuklarına hep Yasin sütü verirmiş. Yani bebeğini emzireceği zaman önce güzelce bir namaz abdesti alır, peşinden  çocuğu süt emmeye başlayınca:

“Bismillâhirrahmânirrahîm. Yasin Vel-Kur’anil Hakîm” diye başlayıp Yasin suresini sonuna kadar okurmuş. Yasin suresini okumayı bitirince bebeği de süt emmeyi bırakırmış. 

Bu hanımın çocukları böyle İslami bir terbiye ile yetişip olgunlaşmışlar ve ilim irfan sahibi değerli Müslümanlar olmuşlar. Oğullarının ahlak ve faziletleriyle kendi muhitlerinde sevilen kimseler olduğunu gören bu Müslüman anne daima Allah’ a hamdeder, şükreder ve oğullarına şöyle dermiş:

“Ey oğullarım! İyilikleri kendinizden değil Allah’tan bilin. Ben sizleri Yasin sütüyle büyüttüm.”

alıntı

Mürşidinden Yüz Çeviren Mürid

2 Yorum

çölde

Yeni mürid olan biri, bir gün mürşidini köpek şeklinde görmüş ve derhal ondan yüz çevirmiştir. Mürşidi ondan ayrılığın sebebini sorunca doğruca cevap vermiş ve olduğu gibi ona söylemiştir. Mürşidi de ona derhal kendisini kucaklamasını emretmiş. Mürşidini kucakladığında kendi nefsini kucakladığını görmüş. Bunun üzerine mürşidine sırt çeviren mürid, bu işin sırrını ondan sormuş. Mürşidi onu irşâd edip demiş ki:

“Sen bu haldeyken sende gazap ateşi alevlenmiştir. O gördüğün şekil de bu gazabın yansımasından ibarettir ki, o bizden sana görünür. Zira biz halk içinde bir ayna gibiyiz ki, kim bize bakarsa kendini bulur. Nitekim, “Mümin müminin aynasıdır.” hadisi de bu manaya gelir.”

Böylece o mürid irşâd olup haline vâkıf olmuş ve nefsini bilip mürşidine teslim ile onun feyzine ermiş. 

İşte sâlik, mürşidinden bu gibi halleri gördüğünde sakın onu inkar etmesin, hüsn-ü zanla ona teveccüh etsin ve Hızır (a.s) ile Hz. Musa (a.s) arasında cereyan eden meşhur kıssayı kendi nefsine hatırlatsın. Zira kâmil, ermiş bir zâtın hali başkasına kıyas olunmaz. Onun hakikati bu akılla anlaşılmaz deyip onu inkar etme düşüncesini içinden atsın. Özür ve bağış dileyerek onun rızasına uygun davransın.

Kaynak: Marifetnâme, syf.594

Şeytan’ın Ümmet-i Muhammed’e Para Tuzağı

2 Yorum

her taraf ev

Bir defasında İblis (neûzübillahimineşşeytanirracîm) bir ihtiyar adam kılığında Süleyman Aleyhisselâm’a geldi. Süleyman (a.s) ona sordu:

“Ey şeytan, İsa Peygamberin ümmetine ne yaparsın? vesveselerinle onlara neyi telkin edersin?”

Şeytan (neûzübillahimineşşeytanirracîm) dedi:

“Onları Allah’tan başka bir Allah’a davet ederim. Onu Allah sanırlar. Kendi kendilerine putlar düzerler ve onlara tapınırlar.”

Süleyman (a.s) tekrar sordu:

“Peki Muhammed Aleyhisselaâm’ın ümmetine ne yaparsın? Vesveselerinle onlara neyi telkin edersin?”

Şeytan (neûzübillahimineşşeytanirracîm) dedi:

“Onları da altın, gümüş ve para sevgisi ile öyle azdırırım ki, bunları “Lâ ilâhe illallah” demekten daha çok severler. Öyle ki, “Lâ ilâhe illallah” demeyi bile unuturlar. Hep altın, gümüş ve para peşinde koşarlar…”

Kaynak: Müzekki’n-Nüfûs

Bizim Yunus Mu? / Yunus Emre (r.a)

2 Yorum

kırmızı kalp ağaç

Dergahı terk etmiş, suçlu bir halde dönmüştüm. O gün kabul edilmiştim dergaha ama şimdi ne olacaktı? Kestiremiyordum. Dış avlunun kapısından girer girmez bazı dervişler gördü beni. Fakat hiç oralı olmadılar. Bu şekilde şeyhime varacak yüzüm olmayışını düşündüğümden akşamın olmasını bekledim. Gecenin karanlığından da yararlanıp doğruca Ana Bacı’ya gittim. Olan biteni bir bir anlattım. Boynum bükük, şeyhim beni tekrar kabul eder mi diye sordum.

– “Sen kapı eşiğine yat, şeyhin sabah namazı için kalktığında ayağı sana takılır, sonra “kim o?” diye sorar. Ben de O’na seni söyler, Yunus derim. Eğer “Hangi Yunus?” derse var git, seni gönlünden çıkarmış; lakin “Bizim Yunus mu?” derse ayaklarına kapan, kendini affettir.” dedi.

Sabah ezanıyla uyandım.  Gözyaşlarımı damlalar halinde toprağa salarken kalbinde sevgi ve merhametten başka bir şey olmadığını kesinlikle bildiğim şeyhim, kolunda Ana Bacı olduğu halde dışarı çıktı. Gözleri görmez olmuştu. Kalp gözü her daim açıktı. Kapı gıcırtısının kesilmesinin hemen ardından şeyhimin ayaklarını hissettim böğrümde. Keşke ayağının değdiği yerde başım olsaydı da yüzüme bassaydı. Ayak izlerinden arta kalan toz kara yüzümü ak çıkarırdı belki. “Kim o?” diye sordu, tevazusu denizleri yarar gibi. Ben ise kör pişman:

– ” Yunus” diyebildim. 

Şeyhim sesimi duyunca durdu. Zaman da onunla beraber durdu. Ağzından çıkacak bir kelime beni ya uçuracak ya öldürecekti. İçime döndüm, özümü tuttum. Beklediğim sözü duymamsa fazla uzun sürmedi, kırk asır geçerken gözlerimin önünden. 

– “Bizim Yunus mu?”

dedi ve beni yeniden hayata bağladı. Beni unutmadığını, kalbinden silmediğini gösterdi. 

Ayaklarına kapandım, ellerini öpüp alnıma götürdüm..

Kaynak: Aşka Ağlayan Derviş

Beyazid-i Bestâmî (r.a) Neden Yedi Yıllık Namazını Yeniden Kıldı?

Yorum bırakın

kavanozdaki gül

Beyazid-i Bestâmî (r.a) bir gün daha tâlibliği esnasındayken camiye girerek iki rekat namaz kılmak istedi. Tam Allahu Ekber deyip başlayacağı sırada şeyhinin de aynı camide olduğunu fark edince, “şunu huşu ile kılayım da şeyhim görsün” diyerek kendisine ayrıca bir çeki düzen verdi. Namazdan sonra şeyhinin yanına gitti. Şeyhinin kendisini takdir edeceğini beklerken şu tekdirle karşılaştı:

“Ey mürâi (riyakar) Beyazid! Git yedi yıllık namazını yeniden kıl. Çünkü Allah riya karışan amelleri kabul etmez!”

Bu söz üzerine Beyazid-i Bestâmî (r.a) yedi yıllık ibadetini yeniden tazarru ve niyaz ile eda etti ve kendisini riya ehlinden olmaktan kurtardı.

Kaynak: Müzekki’n-Nüfûs

Riya Nedir?

Hz. Ali (k.v) Efendimizin Tavsiyesiyle Kurtulan Çocuk

Yorum bırakın

Arap bebek

Bir gün bir kadın telaşla koşturarak Hz. Ali (k.v) Efendimizin huzuruna gelmiş ve şunları söylemiş:

” Çocuğum emekleyerek dama çıkmış. Öyle bir yerde duruyor ki gel desem gelmez, bıraksam aşağıya düşüp parçalanacak. Ben ne yapacağım!?”

Hz. Ali (k.v) Efendimiz şu şekilde tavsiyede bulunmuş:

“Çocuğunun akranında bir çocuk bul ve onu dama çıkar. Çocuğun diğer çocuğu görünce onun yanına gelecektir. Zira her insan kendi cinsine meyleder.”

Kadın bu sözleri işitir işitmez ok gibi fırlayıp evine doğru koşturmuş ve söylenileni yapmış. Gerçekten de yavrucak akranını görünce gülücükler saçarak yönünü ona doğru çevirmiş ve emekleyerek onun yanına gelmiş.”

Sonu çok üzücü olabilecek bir hadise Hz. Ali (k.v) Efendimizin basireti ve feraseti sayesinde Allah’ın izniyle ucuz atlatılmış. Elhamdülillah..

Allah (c.c), Hz. Ali (k.v) Efendimizden razı olsun, şefaatlerine,  himmetlerine ve muhabbetlerine bizleri nâil eylesin. Amin..

Hz İbrahim (a.s) İle Müşrik Arasında Yaşananlar

Yorum bırakın

çay ve gül

Hz. İbrahim (a.s)’ın dininden olmayan birisi kendisine misafir geldiğinde Hz. İbrahim (a.s) ona şöyle demiş:

“Allah’ı birle ki sana ikramda bulunayım, seni konuk edeyim.”

Adam:

“Bir lokma yemek uğruna mı dinimi ve atalarımın dinini terk edeceğim?” diyerek ayrılıp gitmiş. Allah (c.c) İbrahim (a.s)’a şöyle vahyetmiş:

“İbrahim! Adam doğru söyledi! Adam bana 70 senedir şirk koşuyor iken ben onu rızıklandırdım. Sen bir lokma uğruna dinini ve atalarının dinini terk etmesini istiyorsun.” 

İbrahim (a.s) hemen adama yetişerek özür dilemiş, kendisine yemek yedirmek üzere geri dönmesini rica etmiş Müşrik:

“Sana ne oldu? ” diye sorunca, İbrahim (a.s) şöyle cevap vermiş:

“Rabbim beni senden dolayı azarladı ve bana şöyle dedi: “Ben beni inkar etmesine rağmen yetmiş yıldır kendisini rızıklandırıyorum, sen bir lokma yemek uğruna dinini ve atalarının dinini terk etmesini istiyorsun.”

Bunun üzerine müşrik şöyle demiş:

“””Benim gibi bir adam için mi bütün bunlar oldu? Öyle birine ibadet etmek gerekir.”

Sonra müslüman olan İbrahim (a.s) ile birlikte geri dönmüş 

İbrahim (a.s)’ın cömertliği yanına gelen Allah’ın bütün yaratıklarına yayılmıştı. Bu konuda kendisine soru soranlara:

“Ben cömertliği Rabbimden öğrendim. Gördüm ki, Rabbim düşmanlarını bile zayi etmiyor, ben de onları zayi etmedim.” demiştir. 

Bunun üzerine Allah (c.c), İbrahim (a.s)’a:

“Sen benim gerçek dostumsun” diye vahyetmiştir.

Kaynak: Fütûhât-ı Mekkiyye, cilt 8, syf. 290-291

Hz. Osman (r.a)’ın İçki Hakkında Anlattığı Yaşanmış Olay

4 Yorum

çay tepsisi

Hz. Osman b. Affan (r.a) hazretleri bir gün şöyle bir hutbe verdi:

“Ey insanlar, içki içmeyiniz. Çünkü içki kötülüklerin anasıdır. Sizden önce gelen ümmet abidlerinden biri mescitten dönüyordu. Karşısına kötü bir kadın çıktı. Kadın hizmetçisine emir verdi, o kişiyi tutturup evine attırdı. Kapıyı da kilitledi. Yanında bir şarap fıçısı, bir de küçük bir çocuk vardı. Kadın abide şöyle dedi:

“Biraz şarap içmeyince benden ayrılamazsın. Eğer şarabı içmek istemezsen benimle birlikte olacaksın. Benimle beraber olmak istemezsen bu çocuğu öldüreceksin. Eğer bunlardan hiçbirini yapmazsan bağırırım. Gelenlere şöyle derim:

“Bu adam evime zorla girdi. “

Senin doğruluğuna kim inanır ki? Ne dersen de..

Adam şaşırdı. Kendi kendine şöyle dedi:

“Bu kadına o işi yapamam. Hele bu çocuğu hiç öldüremem.” Ve şarabı içtikçe içti. Sonunda hem kadınla birlikte oldu, hem de çocuğu öldürdü.

Hz. Osman (r.a) devam etti:

“İçkiden kendinizi koruyunuz. Çünkü o kötülüklerin anasıdır. Şunun bir gerçek olduğunu söylüyorum: İman ve içki bir kalpte durmaz. Birinin diğerini yok etmesinden korkulur.”

Kaynak: Tenbîhü’l-Gâfilîn

Kötü Niyetlinin Kötülüğü Kendine Döner, Hikaye

Yorum bırakın

hikmetullah

İki hırsız bir torba altın ele geçirir ve altını aldıklarını kimse öğrenmesin diye korkularından dağa çıkarırlar. Bir gün, iki gün derken yiyecekleri biter. Altını yiyecek değiller ya, aralarında kura çekerler ve birisinin kasabaya inip yemek almasına, diğerinin de altınları beklemesine karar verirler.

Kasabaya yemeklik almaya inen yiyecekleri alır. Gelirken; dönüp biraz zehir alayım şu yemeğin içine koyayım, bu yemeği yiyen arkadaşım zehirlenip ölsün de bir torba altın bana kalsın diye düşünür. Sonrasında da altınları bir yere gömüp ihtiyacı oldukça bozdurup bozdurup yemeye karar verir.

Altınların başında kalan ise: “Şu taşın arkasına oturup arkadaşım geldiğinde bir kurşunla onu öldürüreyim, böylece bütün altınlar bana kalsın” diye plan yapar. Arkadaşı geldiğinde tabancasını çeker, arkadaşını vurur. Karnı aç olduğu için arkadaşının getirdiği yemeği iştahla yer ve kendisi de ölür.

Bir torba altın ise dağdaki hayvanlara kalır..

Velhasıl; başkası düşsün diye, kötülük niyetiyle kuyu kazanlar kazdıkları kuyuya kendileri düşerler..

alıntı

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: