Gerçek İstanbul

2 Yorum

şişedeki papatya

Es-selamü aleyküm kardeşlerim,

Akşam ezanından önce yürüyüş yaptık biraz. İstanbul’dan son durumu bildireyim sizlere:

Hava bugün çok güzel, pek latifti. Cennet havası misali; ne üşüten, ne bunaltan cinsten. Ihlamurlar çiçeklenmeye başladı, mis gibi ıhlamur kokusu sardı sokakları. Gül ağaçları renk cümbüşüyle bizleri selamlarken hatmigüller de onlara eşlik ediyor. Tabiat şenlikte, biz insanoğluna hayrette..

Gözden kaçırdığımız bu güzelliklerle buluşmanın zamanı gelmedi mi hala, ne dersiniz?

by ihyaca

Reklamlar

Fetih 1453 Filmine Gittik, Gördük, Yazdık..

12 Yorum

Arapça Allah yazısı ve duvardaki çiviye asılı renkli tesbihler

S.A Kardeşlerim,

Bildiğiniz gibi vizyona yeni giren bir film var: Fetih 1453. Bu Pazar izledim, izlenimlerimi sizlerle de paylaşayım dedim..

Açıkça belirtmem gerekirse beklediğim gibi değildi. Çok kötü müydü derseniz, hayır, çok kötü değildi ama çok iyi de değildi. Hani bazen bir film izlersiniz, film biter ama etkisi sizde devam eder, işte bu etkiyi yaratabilen bir film değildi maalesef. Bunun çeşitli nedenleri olduğunu düşünüyorum. Film hakkındaki düşündüklerim ve tespitlerim şunlar:

1-Film dini bakış açısından yoksundu. Oysa ki, Fatih Sultan Mehmet Hazretleri (r.a) ve Akşemsettin Hazretleri(r.a)’nin yer aldığı bir filmde dini temaların olması gayet doğal ve beklenendir ama çok cılızdı. Akşemsettin Hazretleri (r.a) filmin sonunda kısa bir süre göründü o kadar.

2-Dini bakış açısının cılız olması senaristin ve yönetmenin tercihi olabileceği gibi filmin daha geniş bir yelpazeye hitap etmesi hedeflenerek yapılmış olabilir. Yani gişe kaygısı..

3-Görüntü yönetmenini tebrik ediyorum, görseller gerçekten kaliteliydi..

4-Film dini motiflerle süslenebilseydi çok daha hareketli ve coşkulu olabilirdi. Savaş sonrası gösterilirken salat-ı ümmiyenin ağır bölümü kullanılmış. Savaş esnasında da hareketli bölümü kullanılsaydı işte bu, filmi alır götürürdü. Bahsettiğim budur, tıklayınız..

5-Fatih Sultan Mehmet Hazretlerini (r.a) oynayan kişinin role uygun seçilmediğini düşündüm. Oyuncu kardeşimiz rolünü güzel oynamış o ayrı, ancak seçilecek kişinin daha karakteristik yüz hatlarına sahip olması, ses ve görüntü olarak daha baskın bir karakteri temsil etmesi uygun olurdu.

6-Filmde  hristiyanların tanrı, Müslümanların “Allah” demeleri, aradaki farkı anlamak isteyenler için güzel bir mesajdı..

7-En çok etkilendiğim sahne, fetihden önce Fatih Sultan Mehmet Hazretlerinin (r.a) imamlığında, savaşa başlamadan önce koca bir ordunun topluca namaz kıldıkları sahneydi. Şehitliğe böyle koşulur işte dedirten bir sahneydi, abdestli ve kılınan namazın peşinden..

8-Filmde Fatih Sultan Mehmet Hazretlerinin (r.a) yeterince ve doğru şekilde tanıtılamadığını düşündüm. Çok kıymetli bir şahsiyet oysa..

9-Bitiş ve bitişe yakın sahneler gerçekten güzeldi. Özellikle de sancağın dikildiği sahneden etkilenmemek imkansızdı..

10-Hristiyanların  Türklerden bahsederken “Dinsiz Türkler” hitabını kullanmaları çok manidardı. Rabbim cümle kullarını Müslümanlıkla şereflendirsin ve Hak din mensubu eylesin inşallah..

11-Filmden birkaç anlamlı sözü sizlerle paylaşayım:

***Sur yapmak istersem yaparım. Topraklarımdaki her şey benim kudretim altındadır./ Fatih Sultan Mehmet

***Tarihi korkaklar yazamazlar./ Fatih Sultan Mehmet

***Unutma, sert rüzgarlar yüksek dağlarda eser./Akşemsettin

***Savaş herkesle, barış ise sadece onurlu insanlarla yapılır./ Fatih Sultan Mehmet.

***Tarih kaybedenleri yazmaz ama bizde şehitler asla unutulmaz. /Fetih 1453

***Korkmayın, bundan böyle canımız bir, malımız bir, kaderimiz birdir. İnancınızı dilediğiniz gibi yaşamakta serbestsiniz..

Evet, filmden aklımızda yer edenleri siz kardeşlerimle paylaşmaya çalıştım. Sinemaya kadar gidip izlemeye değer bulduğum bir filmdi. Pazar sabahı 10.30 seansında izledim. Hem tatil günü hem de saatin erken olmasından dolayı salonun boş olacağını düşünürken salonun yarısının dolu olması şaşırtıcıydı. İlgi büyük anlaşılan..Sabah seansı Kadıköy’de indirimliymiş, bunu bilmiyordum, bilgi olarak bunu da paylaşmış olayım. tasavvufokulu’ndaki 2. Film değerlendirmemiz oldu. İlki Kurtlar Vadisi Filistin’di, hatırlamak isteyenler burayı tıklayabilirler.

İstanbul’un kıymetini bilmemiz dileğiyle,

Allah’a emanet olunuz..

by ihyaca

İstanbul’da Bir Sonbahar Günü

12 Yorum

sonbaharda ağaçtaki salıncak

***Bugün dışarıdaydım.İstanbul’da nefis bir hava vardı.Nasıl anlatmalı bilmem ki,yumuşacık,huzur veren..Sanki havadan huzur ve mutluluk yağıyordu o kadar güzel..Tam cennet havası,ne sıcak ne soğuk..Cennette de böyle olacakmış,Rabbim yaşamayı hepimize nasip eder inşallah..Ağaçlar sonbaharlık kıyafetlerine bürünmüşler,yapraklar renk değiştirmişler.Sonbaharı çok seviyorum..İstanbul’da sonbaharı daha da çok seviyorum.Vakt-i tefekkürdür kardeşlerim,kaçırmayınız..

***Evden çıktım biraz yürüdüm,yanımdan geçen kardeşime selam verdim.Sağolsun selamımı aldı,sevindim.Selamlaşmanın sevabı var,bugün cumaydı bir de,elhamdülillah..Biraz daha yürüdüm,yol kenarında duvara oturmuş bir kadıncağız gördüm.Telefonla konuşuyor ve hüngür hüngür ağlıyordu.Telefonla konuşmasına aldırmadım,yaklaştım yanına.Yapabileceğim bir şey olup olmadığını sordum.Nezaketle teşekkür etti..Yoluma devam ettim.Üzüldüm..Hayat da böyle değil mi,sevinçler ve üzüntüler birbirini takip ediyor.Bize kul olarak düşen de her an halimize şükretmek ve elhamdülillah alâ külli hal demek..Her hal için Allah’a hamdolsun..Rabbim o kardeşimizi ve sıkıntısı olan bütün kardeşlerimizi feraha çıkarsın inşallah..Amin..

Baktıklarımızı görebilmemiz dileğiyle..

Allah’a emanet olunuz..

by ihyaca

İstanbul Ve Ramazan,Murat Başaran

14 Yorum

istanbul çayı
Adamı baştan çıkarır, iftar saatlerine doğru Mısır Çarşısı…

Öğleden önce gitmek eziyet olur, akşama daha çok vardır çünkü…

Zamanlama öyle olacak ki; yaklaşık bir saat mısır çarşısı ve civarı gezildikten sonra, ezan okunurken sofraya yetişmiş olacaksınız…

Hoş Ramazan’ın dışında da ve hatta tok karına bile insanı cezbeder bu çarşının kokusu…

Kapatın gözlerinizi hayal edin; işte baharatçılar , kuruyemişçiler, zeytinin en iyisi, sucuğun pastırmanın…

Velhasıl Mısır Çarşısı iştah açıcı bir dünyadır.

Oruçluyken gezmek yürek ister…

 Çıkın oradan dışarı, sizi güvercinler karşılasın…

İşte Yeni Cami…

İstanbul’da…

İstanbul’un en güzel yerinde, bütün heybeti ve haşmetine rağmen mütevazi bir cami…

Belki Haydarpaşa Garı “buyur” eder, İstanbul’un misafirlerini ama…

Asıl ev sahipliğini Yeni cami yapar bir namaz vakti mutlaka, çünkü bütün yolların kesiştiği yerdedir.

Yeni Cami herkese merhametlidir…

Bir türbe mi ziyaret etmek istediniz mübarek gün…Buyurun…

Zeyrek’te Mehmet Emin Tokadi, Beşiktaş’ta Yahya Efendi, Üsküdar ‘da Aziz Mahmud Hüdayi, Abdülfettah-ı Akri, Eyüp’te Murad-ı Münzevi, orada Merkez Efendi, şurada Sünbül Efendi…

Bildiğimiz ve bilmediğimiz yüzlercesi, binlercesi…

Ve başlarında, tabii ki İstanbul’un tacı Eyüp Sultan Hazretleri…

Bir türbe mi ziyaret etmek istediniz?

Dua mı edeceksiniz?

Kaldırın ellerinizi…

Burası İstanbul; baktığınız tarafta, gideceğiniz yerde, döneceğiniz adreste mutlaka nurlu bir kabir vardır.

İftardan sonra Sultanahmet’e çıkmak, Eyüp’te dolaşmak, Üsküdar’ı yaşamak…

Bir çay bahçesinde dinlenmek, İstanbul havasıyla beraber…

Şehrin ışıklarında Ramazan’ın renklerini seyretmek…

Şimdi bu bir günlük maceradan Osmanlı’yı çıkarın…

Camileri çıkarın…

Çeşmeleri çıkarın…

Çarşıları türbeleri çıkarın…

Ne kalır geriye?

Olmaz…

Zaten çıkaramazsınız…

Buraların adını onlar koymuş…

Eyüp olmuş, Sultanahmet olmuş…

Yoksa yönümüzü kaybederiz

Kendimizi kaybederiz…

 Murat Başaran

İstanbul’da Tefekkür

6 Yorum

İstanbul'da boğazda giden vapur

S.A Kardeşlerim,

Uzun zamandır vakit ayıramadım İstanbul’uma..Bugün kısa bir süre için de olsa nasip oldu.Kardeşlerim İstanbul’da lale mevsimi bitti gül mevsimi başladı.Güller çok güzel,pek güzel..Rengarenk ne renk ararsanız var.Sarısı,beyazı,kırmızısı,harelisi..Bugün bir hareli gül gördüm ki hala gözlerimin önünde..

Ihlamurlar koku vermeye başlamışlar artık.Bugün ıhlamur kokusuna doydum.Ne de güzel bir kokudur öyle,insanı mutlu eden huzur veren bir hoşluk.Ihlamur çiçeklerinden dökülenler kaldırım taşlarının aralarını doldurmuş.Kaldırım taşlarının araları sanki sarı-yeşil arası bir renge boyanmış gibiler..

Ve dutlar..Dut ağaçlarının altından geçerken dikkatli olmanız gerektiğini biliyorsunuz değil mi?Mazaallah ayağınız kayıp düşebilirsiniz,pek dökülür ağacının altına.Dutlar da tam kıvamında anlayacağınız..Çocukluğumda dutu ağacından bol bol yeme fırsatım oldu,dut ağaçları çıkmak için çok güzeldir.Anneannemin bahçesinde kocaman bir dut ağacı vardı,dalları evimiz gibiydi.Oraya gidince ilk işimiz dut ağacına tırmanmak olurdu..Şimdi düşünüyorum da bizim o ağaç tepelerindeki durumumuz bu gün pek çok anne için kalp krizi sebebi olabilir..O zaman çok doğaldı,hem bize hem annelerimize..

Bir ara bir banka oturdum ama bunu size anlatmam lazım.Bir çam ağacının altına konulmuş tahtadan bir bank.Çam ağacı şemsiye şeklinde bankın üzerine geliyor.Neredeyse başınıza değecek.Ama öyle güzel ayarlanmış ki mesafe,başıma değecek diye düşünmüyorsunuz.Yazın güneşten,kışın yağmurdan korunmak için hazırlanmış sanki.Ağacın kendisi mi zamanla o şekli almış yoksa budayarak mı o hale getirmişler anlayamadım ama orada oturmak gerçekten çok keyifliydi..

Bu anlattıklarıma bakarak bugün şehir dışına çıktığımı veya İstanbul içindeki bir koruya,ormana gittiğimi zannetmeyin.Şehrin içinde bütün bunlar.Eğer isterseniz siz de görebilirsiniz ama bakmanız yetmez görmeye odaklanın.Hem bu anlattıklarım ne ki,daha ne güzellikler çarpacak gözünüze..Rabbim ince zevkini cömertçe sunmuş bizlere,esirgememiş,gizlememiş..Baktıkça görmeyi,gördükçe anlamayı,anladıkça sevmeyi öğrenelim diye belki..Rabbimin zevkine hayranım,kusursuz,mükemmel..Renk uyumları muhteşem..Kırmızı erik ağacı gördüm bugün,nasıl da buğulu bir rengi var,ne hoş bir tonu var..

Tefekkür imanı arttırır kardeşlerim,imanım artsın,Rabbime yakınlığım artsın diyorsanız biz de tefekküre devam deriz.Allah’ın yaratmış olduğu güzellikleri fark etmeniz dileğiyle,bol tefekkürlü günler diliyorum..

Allah’a emanet olunuz..

by ihyaca

İstanbul’u Seviyorum..

16 Yorum

İstanbul’u seviyorum. İlkbaharını, yazını,  kışını, sonbaharını seviyorum. Evim gibi seviyorum İstanbul’u. Hani uzak bir yerlerden dönüşte eviniz size çok sıcak gelir ya, evim evim güzel evim dersiniz ya, işte öyle. İstanbul’a girdiğimde evime gelmiş gibi seviniyorum. İnsanlar pek bir şikayet etmekteler tozundan, toprağından, kalabalığından, trafiğinden, gürültüsünden..

Haksız da değiller elbet ama ben İstanbul’u bu haliyle de seviyorum işte..Hakiki sevgi sevdiğini iyi kötü her haliyle sevmek, kabullenmek değil midir?

Mısır Çarşısı’nı seviyorum. Kimbilir yüzlerce yıldır kimler de benim gibi sevdiler Mısır Çarşısını, kimler evine alışveriş yaptı oradan, kimler o taşları adımladı benim gibi sevgiyle etrafını süzerken. Hemen yanıbaşındaki Yeni Camii’de kimler namazını kıldı misafir oldu.

İstanbul’u seviyorum çünkü bana özgürlük duygusu veriyor.  Keşfedilecek güzellikleri o kadar çok ki ömür yetmez hakkını vermeye..Eskiyle yeni bu kadar mı rahatsızlık vermeden kaynaşır, bu kadar mı bir şehre yakışır.

Evliyalarını seviyorum İstanbul’un. Adeta İstanbul için, içinde yaşayanlar için ettikleri dualar kulağımıza fısıldanıyor.

Hangi güzelliğini anlatsam diğerlerine haksızlık olur.

Misafirperver de hem İstanbul. Her geleni buyur ediyor, gelme git istemiyorum seni demiyor.

Asil, zarif, güzel İstanbul..Evim İstanbul..Allah’ım,yaşamam için İstanbul’u seçtiğin için sana çok teşekkür ederim..Kıymetini bilenlerden eyle..AMİN..

by ihyaca

Bir Baba Kız Hikayesi

9 Yorum

baba-kız hikayesi

S.A Kardeşlerim,

Bugün şahit olduğumuz bir olay içimizi mutlulukla doldurdu. Sevindik, takdir ettik, sizlerle paylaşalım istedik..

İlkbahar tüm güzelliğiyle geldi, ağaçlar çiçeklendi, yerler yemyeşil halı misali, çiçekler tüm güzelliklerini sergiliyorlar..İstanbul’da bahar her zamanki gibi görülmeye değer. Bahar çok güzeldir de İstanbul’da bir başka oluyor sanki..Bakmaya, görmeye, seyretmeye doyamıyor insan..Rabbimin zevkine hayran olmamak mümkün değil, Allah’ın çok zevkli olduğunu bir kez daha tasdik ediyorum tüm kalbimle..

Bu güzel bahar gününde yolda yürüyorum, manzara nefis, tam tefekkürlük..Önümde bir baba-kız elelele yürüyorlar. Minik kızımız 5 yaş civarı olsa gerek .Babası ile beraber ya, pek bir mutlu halinden belli oluyor. Aralarındaki sevgi bağı uzaktan bile farkediliyor. İkisi de mutlu arkadaş da olmuşlar hem ne güzel..Kıyafetleri oldukça sade, hatta eski diyebiliriz ama ne önemi var ki..Ellerindeki ekmek torbasına bakılırsa evin annesi tarafından bakkala ekmek almaya yollanmışlar.

Gideceğim yere varmak için acele adımlarla yürüyorum bir taraftan. Baba-kız duruyorlar, baba yere eğilmiş bir şeyler yapıyor. Önüme bakıp yoluma devam ediyorum ama tam önümde oldukları için arkadan görmemem mümkün değil.

Tam yanlarından geçerken hiç beklemediğim bir manzarayla karşılaşıyorum. Baba elinde tuttuğu minik bir çiçeği gülümseyerek kızına uzatıyor. Minik kız,minikliğine tezat kocaman bir gülümsemeyle çiçeği alıyor. Mutlu oluyorum, hem de çok mutlu oluyorum yanlarından geçip giderken..

Sevgiyle verilen bir çiçek tüm pahalı oyuncakların papucunu dama attırıveriyor bir anda. İleride eşi kendisine çiçek getirirse eminim ki  minik kızımız bu mutlu sahneyi hatırlayacak, babasını sevgiyle muhabbetle anacak, onu sevdiği, değer verdiği, önemsediği ve mutlu etmeye çabaladığı için minnetle yad edecek..

Allah dinimizin emrettiği şekilde davranarak ailesini memnun ve razı eden tüm babalardan, evde sevgi ortamı oluşturup bu güzelliklerin yaşanmasına mimarlık eden tüm annelerden razı olsun. Bu güzellikler tüm evlerde yaşansın, evlatlarımızın sevgi depoları hep dolu olsun..

Allah’a emanet olunuz..

by ihyaca

İstanbul Trafiği/Mizah

2 Yorum

eskiden İstanbul

S.A Kardeşlerim,

Rastladığım bir yazıyı sizlerle paylaşıyorum. Bu yazıyı hangi kategoriye koyacağımı bayağı bir düşündüm. Yazı mizah yazısı ancak kara mizaha giriyor. Allah tüm şöförlere sabır, akıl fikir nasip etsin. Karşımızdaki aracı kullanan kişinin evladımız olduğunu düşünerek hareket etmeye ne dersiniz? Böyle düşünüldüğünde acaba yine o aracı sıkıştırabilir miydik? Veya korkutucu ve tehlikeli şekilde sollama yapıp arabanın dibinde sürekli sabırsızca selektör yakabilir miydik? Kısacası evladınız trafikteyken diğer şöförlerin ona karşı nasıl davranmasını istiyorsanız  lütfen siz de karşınızdakine aynı şekilde davranınız. Evet yazıyı iSTANBUL kategorisine koyduk, buyurun gülelim ağlanacak halimize.. 

***Yol verilmez, alınır. Eğer bir garajdan ya da otoparktan direkt yola
çıkacaksanız, araçların size yol vermesini beklemek hayalcilik olur. Burada
kural, bodoslama yola fırlamaktır. Merak etmeyin, hızla gelen araçlar
“Zınk!” diye duracaklardır.

*** Mecbur kalmadıkça kimseye yol verilmez. Amaç ulaşılacak yere bir an önce
varmaktır. Asla yol verilmez. Çok mecbur kalınırsa hafiften hız düşürülür.
Yavaşlamanıza sebep olan araçlara bağırmak en tabiî hakkınızdır.

*** Yeşil ışığın yanması asla beklenmez. Işıklarda beklerken vites asla boşa
alınmaz. Birinci vitese takılır ve bir ayak debriyajda tutularak araba
bağırttırılır, iyi bir istanbullu yeşilin yanacağını hisseder ve yanmadan
geçer. Yeşil ışık birkaç saniye sonra nasıl olsa yanacaktır. Eğer ışıkta
bekleyen diğer araçlar sizin önünüzdeyse, sarı yanmadan kornaya köküne kadar
basılır ve “Hadi be, yürüsene!” diye bağırılır.

***En sağ şerit emniyet şeridi değil, acelesi olanların şerididir. Eğer
trafik tıkanmışsa en sağ şeritten huzur ve güven içerisinde gidebilirsiniz.

*** Sinyal vermek delikanlılığa sığmaz. Durmak isteyen veya dönüş yapmak
isteyen istediği zamanda ve yerde durabilir ya da dönebilir. Arkadan gelen
araçlar bunu altıncı hisleriyle hissetmelidirler. Hissedemezlerse arkadan
vururlar ve suçlu duruma düşerler.

*** Ağır vasıtaların yeri en sol şerittir. Sadece onlar değil, bütün ticarî
araçlar sol şeritten giderler. Küçük ve hafif binek otolar onlara her zaman
yol vermeli ve saygıda kusur etmemelidirler.

*** Ambulanslar acelesi olanlar için faaliyet göstermektedir. Sirenlerini
açmış, son hızla giden bir ambulans görürseniz hemen arkasına takılın. En
kısa zamanda varacağınız yere ulaşırsınız. Bu son derece doğal ve sık
başvurulan bir uygulamadır.

*** Korna çalmak en tabii hakkınızdır. Onu sık sık kullanın. Dünyanın parasını
verip güzel bir otomobil satın almışsınız. Kornasını yeteri sıklıkta
çalmazsanız oksitlenme yapabilir. Ayrıca az korna çalanlar istanbul
trafiğinde hemen farkedilir ve dışlanırlar. En son korna makamlarını minibüs
şoförlerinden öğrenebilirsiniz.

*** Sollayacaksan önce sıkıştır. Bir araç sollanacaksa, arkadan sellektör
yapılmalı ve aracın tamponuna değecek kadar yanaşılmalıdır. Böylece
sollanacak kişi arkadakinin niyetini anlar ve kenara çekilir.

*** Yol çizgileri sollama zevkini artırmak için vardır, istanbul’da kesinlikle
tek bir hat üzerine yol alınmaz. Devamlı şerit değiştirilerek sollama
yapılır. Yoldaki çizgiler sollama yapmamızı kolaylaştırır.

*** Farlar hava iyice kararmadan yakılmaz. Gündüz vakti farlarını yakanlar
olursa, diğer sürücüler tarafından anında uyarılırlar.

*** Selektör şoförün eli ayağıdır, her zaman kullanılmalıdır. Bazen bir
teşekkür, bir uyarı, kızgınlık için.Sellektör yapmadan araç kullanan iyi
şoför olamaz.

*** Bayan şoförlerin İstanbul’da trafiğe çıkmaya hakları yoktur. Erkek
sürücüler her fırsatta bu kaideyi hatırlatmalı, bayan sürücüleri devamlı
sıkıştırarak zor durumda bırakmalıdırlar. Bu kurallara dikkat edelim,
uymayanları uyaralım.

*** istanbul’da hız sınırlaması yoktur. Mahalle aralarında pati çekilip spin
atılabilir, son sürat gidilebilir.

*** Sürücüler her zaman haklıdırlar. Yayalar yayalığını bilmeli, ona göre
davranmalıdırlar. Yaya geçidi, yayaların geçiş üstünlüğü gibi kavramlar
istanbul’da geçerli değildir..

alıntı

Galatasaray Takımı’nın Renklerinin Hikayesi,Gül Baba Kimdir?

2 Yorum

Fatih Sultan Mehmed’in yerine geçen oğlu İkinci Beyazıd avdan dönüyordu.Bir an önce saraya varıp dinlenmeyi düşünürken atını durdurdu,havayı kokladı ve derin derin nefes alıp ferahladıktan sonra sordu:

Bu güzel kokular da nereden gelir böyle?

Yanındaki vezirlerden biri cevap verdi:

Devletlü Padişahım!İstanbul kuşatmasına katılan gazilerimizden tabiat aşığı biri vardır ki,ona Gül Baba derler.Ak sakallı,nur yüzlü bir ihtiyardır.Şu yamaçları güllerle ve dahi türlü çiçeklerle donattı.Bu hoş kokular,onun bahçesinden gelmektedir.

Padişah vezirin anlattıklarını tebessümle dinliyordu.Sözlerini bitirince kararını bildirdi:

Merhum babamın bu gazi askerini ziyaret etmek isterim!

Artık yorgunluklar unutulmuştu.Gül Baba’nın kulübesine doğru yürüdüler.Kulübeye doğru yaklaştıkça gül kokuları artıyor,insanın gözü gönlü açılıyordu.Değerli misafirlerin geldiğini gören Gül Baba koştu,onları kapıda karşıladı.Padişah daha atından inmeden sordu:

Savaşta bastığı yeri sarsan,barışta oturduğu yeri gül bahçesine çeviren yiğit asker,selam sana!

Gül Baba mahçup olmuştu,güçlükle konuşabildi:

Sizden böyle iltifatlar görmek bizim için ne büyük şereftir Sultanım,sağ olun!

Sen ki,İstanbul’u fetheden ordunun bir neferi olarak şereflerin en büyüğünü almışsın Gül Baba.O büyük şerefin yanında bizim sözlerimizin hükmü mü olur?

Gül Baba tebessümle başını öne eğerken,Padişah atından indi ve Gül Baba’nın gösterdiği mindere bağdaş kurup oturdu,onun kendi elleriyle pişirdiği kahveyi yudumlayıp yorgunluğunu giderdi.Sonra da şöyle bir teklifte bulundu:

Dilersen seni saraya alayım.Artık çalışma da,yaşlılık devreni dinlenerek geçir!

Sağolun sultanım!Burada oturmak benim için daha iyi.Amma bir iyilik yapmak istersen,şu kulübemin bulunduğu yere bir mektep-medrese yaptır ki,memleketimizin çocukları ilim-irfan öğrensinler!

Gül Baba’nın sözleri,padişahı çok duygulandırmıştı.Yerinden kalkarken onu mutlu edecek cevabı verdi:

Gönlün rahat olsun Gül Baba,dilediğin olacaktır!

Sonra bahçeyi gezdiler..Padişah gülleri okşuyor,eğilip kokluyor ve yanındakilerle konuşuyordu.Bu arada Gül Baba da özenle seçtiği gülleri koparıp demet yapıyordu.Padişah ayrılırken ona bir demet sarı,bir demet kırmızı gül verdi.Padişah gülleri alıp kokladı,bağrına bastı ve atını sürüp gitti.

Kısa zaman sonra ise Gül Baba’nın kulübesi yıkıldı ve oraya büyük bir bina yapıldı.Zaman içerisinde okul oldu,hastane oldu ama hep insanlığa hizmet etti.1868 yılında “Mekteb-i Sultanî” adıyla  yeni bir kimliğe bürünen okul,cumhuriyet döneminde de “Galatasaray Lisesi”adını aldı.

Gül Baba’nın Sultan ikinci Beyazıd’a verdiği o güzel kokulu sarı ve kırmızı güller,önce bu lisenin,sonra da Galatasaray Spor Kulübü’nün sembolü oldu.

Gül Baba’nın türbesi bugün de orada,okulun bahçesindeki yeşillikler arasında duruyor ve ziyaretçilerinden Fatihalar bekliyor…

Kaynak:Ferman Padişahındır/R.Kemal Subaşı

%d blogcu bunu beğendi: