Besmele Okuyan Kişiye Müjdeler

Yorum bırakın

Rahman ve Rahim Allah (cc)

Besmeleye devam eden kişi Yüce Allah’ın emanında olur. Denizlerin sakin olması, rüzgarların durması, insanların felaketten kurtulması Besmele-i şerife devamla mümkün olur. Besmeleye devam eden kişinin Mizan’da çok ağır gelen sevabı olur. Peygamber (sav) Efendimiz, Besmele’ye devam edenin Allah’ın on dokuz zebani meleğinden emin olacağını, Münker ve Nekir meleklerinin suallerinin kolaylaşacağını, kabirden kalktığı zaman yüzünün ziyade beyazlaşacağını ve nurlanacağını, Sırat üzerinde kolaylıkla tanınacağını, Meydan-ı Arasat’ta mağfiret olunacağını müjdelemiştir. Peygamber (sav) Efendimiz Yüce Allah’a:

– Ya Rabbi, bu şeref sadece bana mı mahsus, diye sorduğunda:

– Hayır, hem sana hem de ümmetine şamildir, cevabını almıştır.

Hz. Osman (ra) Efendimiz diyor ki: “Ben Paygamber (sav)’in şöyle dediğini işittim:

“Besmele Yüce Allah’a o kadar yakınlık teşkil eder ki,sanki gözün siyahı ile beyazı gibi.” 

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Sargı Üzerine Mesh

Yorum bırakın

renkli yara bandı

Kırık veya yaralı olan bir uzvu yıkamak zararlı olduğu takdirde, üzerine bağlı bulunan alçı veya sargıya abdest ve gusül halinde bir defa mesh edilir.

Sargı üzerine meshin belli bir süresi yoktur. Yara ve kırık iyileşinceye kadar devam eder. Üzerine ilaç sürülmüş, sakız yapıştırılmış, pamuk sarılmış olan yaralardan bunların çıkarılması gerekmez. Üzerine mesh edilir. Su değmesi zararlı olmayan yerlere su akıtılır. Özür tamamen bitince mesh bozulur, artık sargıya mesh yapılmaz.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Kabir Ziyareti Nasıl Yapılır?

Yorum bırakın

mezardaki lale

Kabir ziyaretine gidecek olanlar ilk önce bir miktar istiğfar etmeli ondan sonra yola çıkmalıdır. Ziyaretine gideceği Peygamber veya evliyadan biri ise kendini günahı en çok olan biri mesabesinde saymalı. Sanki boynuna bir ip takılmış zorla oraya götürülüyor gibi davranmalı. Çünkü “günahım sebebiyle burayı ziyaret etmeye yüzüm yoktur” diye düşünmeli. Ziyaret yerine varınca kabrin ayak tarafından sanki kabir sahibinin sağ ayağı ziyaret edenin kalbine geliyor şeklinde düşünüp öylece durmalı. On bir ihlas veya Yasin-i şerifi okuyup himmet ve şefaat beklemelidir. Ayrılışında da, “beni Peygamber Efendimize sevdir” diye Allah’a yalvara yalvara evine, gideceği yere dönmelidir.

Ziyaret edeceği Peygamber veya evliyadan değilse doğruca sağ tarafına varmalı, yüzüne karşı durduğunu düşünmeli ve her iki ziyareti de ayakta olarak yapmalıdır. Gene on bir İhlas-ı şerif veya Yasin-i şerifi okumalı, ziyaret ettiği kişiye ve ümmet-i Muhammed’in küllisine hediye etmelidir.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Misvak Hakkında

Yorum bırakın

Peygamber (sav) Efendimiz ve misvak

Peygamber (sav) Efendimiz misvak hakkında çokca hadis-i şerif irâd buyurmuşlardır. Şöyle ki:

“Eğer ümmetime meşakkat vermeyeceğini bilseydim her zaman için misvak tutunmalarını emrederdim.”

“Sizden biriniz geceleyin namaz kılmaya kalkarsa misvak kullansın, çünkü namaz kılmaya kalkınca kendisine bir melek gelerek ağzını onun ağzına yaklaştırır. Artık kulun ağzından çıkanlar meleğin ağzına girer.”

“Misvak tutunmaya devam ediniz. Misvakta 24 haslet vardır.Bunların en makbulü Allah’ın razı olmasıdır.Namazı yetmişyedi derece katlanır. Misvak zenginliğe sebep olur. Ağız kokusunu giderir. Diş etlerini sağlamlaştırır. Baş, diş ağrılarını giderir. Yüzü ve dişleri parlatır. Meleklerin kendisi ile musafaha etmelerini sağlar. Misvakla ağız temizliği Allahu Teâlâ’nın rızasıdır. Misvak hem benim, hem de diğer peygamberlerin sünnetidir.”

Misvak kullanmanın fazileti hakkında bütün ulema müttefiktir. Peygamber (sav) Efendimiz diğer hadis-i şeriflerinde:

“Misvak kullanmakla o kadar emredildim ki, misvak hakkında bana vahiy ineceğini sandım.” buyurur.

Şu dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir:

1- Misvak kullanmak. Zira o ağzı temizleyen ve Rabbin rızasını kazandıran bir alettir.

2- Sünnet olmak. Zira o deri ve idrar hastalıklarından korur.

3- Koku sürünmek. Bu ise kötü kokuları izale eder.

4- Evlenmek. Bu da kişiyi haramdan korur. Zürriyyetinin çoğalmasını temin eder.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Altın, Gümüş, Nakit Para Ve Ticaret Mallarının Zekatı

Yorum bırakın

Zümer suresi

Altın, Gümüş Ve Nakit Paranın Zekatı:

Temel ihtiyaçlarından başka 96 gram altını, 640 gram gümüşü veya bu miktarın karşılığı nakit parası olan kimse şer’an zengin sayılır. Zekat vermekle mükellef olur. Zekat olarak da bu miktarın kırkta birini verir. Altın, gümüş, nakit para ve diğer bütün malların zekat verilecek miktara ulaşmasına nisab denir. Yalnız altın ve gümüşün zekatı değeri üzerinden değil, tartısı üzerinden verilir.

Ticaret Mallarının Zekatı:

Bütün ticaret mallarına zekat düşer. Ancak bazı şartlar vardır. Şöyle ki:

a) Ticaret malı altın ve gümüş nisabına varmalı, altın ve gümüş ile değeri ölçülmelidir. Ayrıca ticaret malı bulunduğu şehrin rayicine göre takdir edilir.

b) Ticaret malının üzerinden bir yıl geçmelidir. Yalnız yılın başında ve sonunda nisab mevcutsa yıl içinde düşse bile zekat lazım gelir.

c) Ticareti yapılan mal ticarete uygun olmalıdır. Mesela ticaret niyeti ile satın aldığı bir hayvanı henüz bir yıl dolmadan niyetinden vazgeçip kendi ihtiyacı için beslemeye başlarsa, o takdirde ticaret mallarının üzerinden bir yıl geçmesi meselesi geçersiz olur. Beslemeye başladığı andan itibaren bir yıl geçtikten sonra normal zekatını verir.

Kağıt para, tahvil, bono ve benzeri menkul değerler de altın ve gümüş gibi işlem görür, yani nisaba ulaşmışsa zekatı verilir.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Zekat Temizliktir

Yorum bırakın

dünyaya güvenme

“Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte felah bulanlar ancak bunlardır.”

(Haşr Sûresi, ayet 9)

Cimrilikten korunmak, malını yerine infak etmeyi adet edinmekle mümkündür. Bir şeyden sevgiyi kesmek kendini ondan ayırmakla mümkündür. Bu manada zekat temizliktir, sahibini tehlikeli olan cimrilik pisliğinden temizler. Yaptığı temizlik de Allah uğrundaki bu infaktan dolayı duyduğu sevinci nispetindedir. Zekat, verilen nimete bir teşekkür borcudur. Allah’ın kulu üzerindeki haklarından biri, bedeni sağlam olunca onu ibadete layık şekilde yaşatmasıdır ki, bu şekilde bedeninin borcunu öder. Bir de mâli nimeti vardır ki, kul bunun zekatını vermekle borcunu ödemiş olur. Muhakkak ki, zekat ve sadaka sâilin eline geçmeden Allah’ın kabza-i kudretine düşer. Hal böyle olunca fakir zenginden hakkını almış, zengin de borcunu ödemiş, Rabbine karşı verdiği sözü yerine getirmiş olur.

Kişi namazını aklı başında, düşünerek, huşu içinde kıldığı zaman mükafat alır. Aklı başka yerde olan ve ne yaptığını bilmeyen namazdan mükafat alamaz. Diğer ibadetler de böyledir. Zekatı verirken karşısında olanı küçük görmemek, başına kakmamak, zekatı için onu çalıştırmamak gerekir. Çünkü Yüce Allah: “Helalden kazandığı malını infak edene müjdeler olsun.” buyurur. Yapılan ibadet ve taat, sahibi tarafından küçük görüldükçe Allah katında büyür ve değeri artar. Yapılan isyan ve günahlar da sahibi tarafından çok büyük sayıldıkça Allah katında küçülür. Hayır nimeti üç şeyle tamamlanır:

1- Yaptığı hayrı büyütmemek (küçük görmek).

2- Hayırda acele etmek.

3- Verilen hayrı gizlemek.

Bunlara dikkat edilirse elbette ki kişinin nezd-i İlâhi’de derecesi kat kat yükselir. O hayrın fazileti de artar.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Ekin Ve Meyve Gibi Ziraat Mahsüllerinin Zekatı

Yorum bırakın

köy hali

Ziraat mahsüllerinin zekatı konusu değişik bir durum arz etmektedir. Şöyle ki:

Ziraat mahsullerinin zekatı diğer mallar gibi kırkta birlik bir miktar değil, onda bir veya yirmide birdir. Mahsül yağmur veya ırmak suyu ile sulanıyorsa onda bir; motor, pompa ve benzeri şekilde sulanıyorsa yirmide bir zekat verilir. Bu malların zekatını verecek kimsenin akıl ve baliğ olması şart değildir. Deli, bunak ve çocuğa da farzdır. Elde edilen mahsülâtın üzerinden bir yıl geçmesi şartı yoktur.

Nisaba baliğ olması altın ve gümüşe göre değildir. Beş vasaktan az mahsüle zekat düşmez. Bu miktar ise yarım tondur. Yarım tondan aşağı miktardaki mahsüle zekat düşmez, fazlasına düşer. bu ölçüler ışığında; buğday, arpa, pirinç, darı ve benzeri hububat, her nevi baklagiller, meyve ve sebzeler, az veya çok, yılda birden fazla mahsul alınıyorsa her seferinde zekatı mutlaka verilecektir. Tohumluk için ekilen şeylere ticaret için olmamak şartı ile zekat düşmez. Ağaçlara düşmez, meyvelerre düşer.

Ziraat esnasında yapılan masraflar, işçi ücretleri, ailenin geçim masrafları gibi masraflar mahsülden düşülmez. Elde edilen mahsülün tamamından zekat verilir. Hasat vakti gelmeden satılan mahsülün zekatı satın alana, hasat vakti geldikten sonra satın alanın zekatı da satana aittir. Mahsül, sahibinin elinde olmayan bir sebeple yok olursa zekat kalkar. Mahsülün bir kısmı telef olsa geri kalandan zekat vermek gerekir.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: