Cihada Hazır Olmak

Yorum bırakın

türkkuşu uçuşu

Allahu Teâlâ Hazretleri Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Düşmanlarınızdan korunacak şeyleri alın ve savaş mühimmatını hazırladıktan sonra fırka fırka veya topyekün düşmana karşı savaşa çıkın.” (Mâide sûresi, ayet 35)

Ayet-i kerimede korunma şekli beyan ediliyor. Bunlar ise günümüzün topu, tüfeği ve benzeri şeylerdir.

Çünkü İslam alemi düşmanın şerrinden ancak silah gücü ile korunabilir. Düşmanın ahvalini araştırmak, gafil avlanmamak, harp için daima hazırlıklı bulunmak hep bu “hızr” kelimesinin şumülüne girer. Bu ayet-i kerimede Yüce Allah (cc) iman sahiplerini askerliğe ve savaşa teşvik edip düşmana fırsat vermemeyi tavsiye etmektedir. Her zaman düşmana karşı yeterli asker bulundurmak, ayet-i kerimenin hükmü gereğince lazımdır.Fırka fırka ve topluca harbe çıkmak Allah’ın yüce emridir. Bu ise ancak yeterli asker ve yeterli silah bulundurmakla olur. Bu ayet-i kerime aynı zamanda askeri teşkilatın esaslarını da getirmiş olmaktadır.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Reklamlar

Cuma Namazının Şartları

Yorum bırakın

hayırlı cumalar tebriği

1- Cuma namazı kılınacak yerin şehir veya şehir hükmünde olması.

2- Cuma namazı kıldırmak için devlet tarafından vazifeli kimsenin bulunması.

Yoksa gelişigüzel cuma namazı kılınmaz. Herhangi birisi cuma izni olmayarak cuma namazı kıldırır ise, o günkü öğle namazını kaza etmek icap eder. Ancak, bir kimse önceden imam veya müezzin olup da sonradan emekli olmuş bulunursa böyle kimseler cuma namazı kıldırmaya yetkili olurlar.

3- Cuma namazı kılmak için öğle namazının vaktinin girmiş olması.

Öğleden önce veya öğle vakti geçtikten sonra cuma namazı kılınmaz. Mutlak olan şudur ki; cuma namazının vakti, öğle namazının vakti demektir.

4- Namazdan önce hutbe okunması. Hutbesiz veya namazdan sonra hutbe okunmasıyla cuma namazı geçerli olmaz.

5- İzin bulunması. 

Yani cuma namazı kılınacak yerin herkese açık bulunması, herkesin girip çıkabileceği bir yer olması. Bazılarının girip bazılarının giremeyeceği yerlerde cuma namazı kılınmaz.

6- Cuma namazının sahih olabilmesi için cemaatin bulunması.

Cemaat bulunmadığı takdirde cuma namazı kılınmaz. Cemaatin en azı, imamdan başka en az üç kişinin bulunmasıdır. İki erkek ile bir kadın veya iki erkek ile bir erkek çocuk kâfi değildir.

Yukarıda sayılan maddeler cuma namazının şartlarıdır. Bunlarsız cuma namazının geçerli olmayacağı beyan edilmiştir.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Abdestin Faziletleri

Yorum bırakın

beyaz nilüferler

Abdestin maddi manevi, dünyevi uhrevi birçok faydaları ve faziletleri vardır. Peygamber (sav) Efendimiz bu faziletleri bizlere şöyle bildirmişlerdir:

“Bir müslüman veya bir mümin abdest alır yüzünü yıkarsa, gözleriyle bakarak kazandığı günahların hepsi su ile veya suyun son damlasıyla yüzünden dökülür gider. Ellerini yıkarsa, elleriyle tutarak kazandığı günahlar abdest suyu ile yahut suyun son damlasıyla çıkar. Ayaklarını yıkadığında ayaklarıyla kazanmış olduğu her günah, abdest suyu ile veya suyun son damlasıyla çıkar ki, o adam (Hukukullah’a müteallik küçük) günahlardan paklanmış olur.”

“Mümin, abdest suyunun ulaştığı yere kadar zinetlenir.”

“Rasûlullah (sav) Efendimiz bir gün Medine kabristanına gelip:

– “Ey mümin kavimler yurdu, size selam olsun. İnşâallah biz de size katılacağız. Kardeşlerimi görmeyi isterdim.” buyurdu. Ashab:

– “Ya Rasûlallah, biz senin kardeşlerin değil miyiz?” dediler. Peygamber (sav) Efendimiz:

-“Sizler benin ashabımsınız. Kardeşlerimiz ise henüz gelmemiş olanlardır.” buyurdu. Ashab:

-“Ya Rasûlallah, henüz gelmemiş olan ümmetinizi nasıl tanıyacaksınız?” diye sordular.  Rasûlullah (sav) Efendimiz:

-“Bir kimsenin tamamıyla aynı renkleri olan atları arasında alnı ve üç ayağı ak olan bir atı bulunursa onu tanımaz mı?” diye cevap verdi. Ashab:

-“Evet” dediler.

-“Öyle ise kardeşlerimiz yüzleri, el ve ayakları abdest nuru ile parlak olarak geleceklerdir. Ben de bunlardan önce gidip havuz başında onları bekleyeceğim.” buyurdu.

“Sizden herhangi biriniz tam manasıyla abdest alır da, “Eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, ve enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh” derse, o kimse için cennetin sekiz kapısı da açılır, artık istediği kapıdan girer.”

“Size bir şey tavsiye edeyim mi ki, onunla Allah günahlarınızı mahveder ve dereceleriniz yükseltir?” Ashab:

-“Evet ya Rasûlallah, buyurunuz.” dediler. Peygamber (sav) Efendimiz:

“Zorluk zamanlarında güzelce abdest almak, uzak yerlerden camiye gelmek, bir namazdan sonra ikinci namazı beklemek, işte bu ribattır, işte bu ribattır, işte bu ribattır.”

Ribat, lügat olarak nefsi hapsetmek manasına gelir. Ancak, kendisini cihada vermek suretiyle Allah yoluna hapsedenler için bu tabir kullanılır. Böyle kimselere murabıt denir. Abdestini tam alıp namazlarını mescitte kılan ve birini kılınca diğer namazın gelmesini bekleyen kimse de kendini ruhen, kalben Allah yoluna bağlamış gibidir. Bir nevi murabıttır.

Kaynak: Miftahu’l-İrşâd

Zekat Malı Ve Mal Sahibini Tertemiz Yapar

2 Yorum

asılı çiçek

Enes b. Malik (ra), Rasûlullah (sav) Efendimize:

“Ya Rasûlallah, büyük servet sahibiyim. Akrabalarım, akarım ve halkın istifade edeceği gelir kaynaklarım var. Ne şekilde hareket edeceğimi bana öğret.” dedi. Rasûlullah (sav) Efendimiz de:

“Malının zekatını ver, çünkü zekat malını ve seni tertemiz yapar. Akrabalarına harca. Muhtaçların, komşu ve fakirin hakkını gözet. Kim şu beş şeyi inanarak yaparsa cennete girer:

1- Beş vakit namazı dosdoğru kılmak,

2- Ramazan ayında orucunu güzelce tutmak,

3- Gidip gelecek kadar parası olunca Kâbe’yi ziyaret etmek,

4- İçinden gelerek seve seve zekatını vermek,

5- Şehadet kelimesini dilinden her nefes düşürmemek.”

Cenâb-ı Hak fezâiline nâil eyleye. Amin..

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Zekat Hakkında Hadis-i Şerifler

Yorum bırakın

usume

Zekat, Kur’an-ı Kerim’de otuzdan fazla ayette emredilmiştir. Peygamber (sav) Efendimiz de hadis-i şeriflerinde müslümanları zekata teşvik buyurmuşlardır. Bu hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:

“Zekat İslam’ın köprüsüdür.”

“Mallarınızı zekatla koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedavi edin, belaya dua ile karşı koyun.”

“Malının zekatını eda ettin mi, üzerindeki borcu ödedin demektir.”

“Malının zekatını ödedin mi, kendinden onun şerrini def ettin demektir.”

“Sadaka malın miktarını eksiltmez, artırır.”

“Zekatını ödeyen, (fakirin) üzerinde bulunan hakkını ödemiş olur. Fazla vermek efdaldir.”

“Malınızın zekatını vermeniz İslamınızı tamamlar.”

“İslamınızın kemâli zekatınızın ödenmesi iledir.”

“Zekatı ödeyen, misafire ikram eden, musibete uğrayanlara veren cimrilikten kurtulur.”

“Allah zekatını ödemeyen kimsenin namazını kabul etmez, ta ki ikisini birlikte yapıncaya kadar. Zira Allahu Teâlâ Hazretleri namaz ve zekatı (Kur’an’da yanyana birlikte zikretmek sureti ile) birleştirmiştir. Siz aralarını açmayın.”

“Allah imanı ve namazı ancak zekatla kabul eder.”

“Kimin zekat verecek malı yoksa:

Allahümme salli alâ Muhammedin abdike ve rasûlike ve ale’l-mü’minîne ve’l-mü’minat ve’l-müslimîne ve’l müslimât. 

Allah’ım, kulun ve elçin Muhammed’e, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, müslüman erkeklere, müslüman kadınlara salât (rahmet) et.” desin. Bu söz onun için zekat yerine geçer.”

“Eğer zekatını verirsen üzerindeki borcu ödemiş olursun. Kim haram malı toplayıp sonra da tamamen tasadduk etse bile, o maldan kendisine bir sevap ulaşmaz. Üstelik vebali üzerindedir.”

Allahu Teâlâ bir ayet-i kerime’de şöyle buyurur:

“Namazı kılınız, zekatı veriniz, rükû edenlerle beraber rükû ediniz.” (Bakara Sûresi, ayet 43)

Yukarıda beyan edilen ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler zekatın farziyyetini çok veciz bir şekilde beyan etmektedir. Zekat bir farizadır. Hicret-i Nebeviyyenin ikinci senesinde oruçtan evvel farz kılınmıştır. İslam’ın şartlarından birini teşkil etmektedir. Muayyen miktarda bulunan nakitlerin ve ticaret mallarının üzerinden bir kameri sene geçtiği takdirde zekatlarını sene biter bitmez hemen vermek icap eder. Çünkü bir sene içerisinde yoksul olanların hakkı, mal varlığı olan kimselerin üzerine farz olmuş olup, şu veya bunu bahane ederek tehiri caiz olmaz. Üzerine zekat farz olan kimse zekatını vermeden ölecek olursa günahkar olur. Zekatı vaktinde veremeyenler bilahare verebilir. Mükellef ber-hayat oldukça zekatı vermekle yükümlüdür.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Nefis Yedi Basamaktır

Yorum bırakın

dağlar ve tren

1- Nefs-i Emmâre: Bu nefis zararlı, tehlikeli, azgın ve düşmandır. Terbiyesi şiddetli tevhidle olur.

2- Nefs-i Levvâme: Azıcık başı ezilmiş pejmurde yılan gibidir. Onun terbiyesi ve islahı darbeli tevhidle olur.

3- Nefs-i Mülhime: Zikir istiğfar çok okuyan, kendini beğenen, az da olsa iyi amelde bulunan, Hakk’a yönelmiş gibi görünendir. Bunun terbiyesi istiğfarı çoğaltmak ve halkla ilişkiyi azaltmakla olur.

4- Nefs-i Mutmainne: Sürekli ibadet ve taatte bulunan, bunu muhafaza etmek için namaz, oruç, sadaka, insanlara merhamet ve insanlara hoşgörü sahibi olmakla mümkündür. Bu makamda çok çeşitli mertebeler vardır. Mesela “Hayret” makamı buradadır. Bu makamın hallerine dalıp da olduğu yerde kalmamalı. Rızaya ermek ve “Hayret” makamının harikulade halleri kişiyi şaşırtmamalı, mürşidine sıkı yapışmalıdır. 

5- Nefs-i Râdiyye: Her yönden insana faydalı olan can canân makamıdır. Bu kapıdan merdıyye kapısı açılır.

6- Nefs-i Merdıyye: Velilerde bulunan Allah’a teslimiyet yoludur. Buraya gelen evliya hılkatini giyer.

7- Nefs-i Sâfiyye: Binde bir veli buraya ulaşır. Bu makam büyük rütbeli velilerin makamıdır. Her veli buraya gelemez. Peygamber vekilliği buradan geçer. Buna ise ancak Hz. Ali (kv) Efendimiz’in varisi olan evliyâullah efendilerimiz erişebilir.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Kur’an-ı Kerim Hakkında

Yorum bırakın

Kuran-ı Kerim ciltli

Kur’an-ı Kerim İslam dininin kaynağıdır. Öyle bir nizam silsilesine sahiptir ki, en iptidâi insanlardan en yüksek ilim ve fikir adamlarına, ticaretle uğraşanlardan zühd ve takva ile hayat geçirenlere, fakirlerden zenginlere kadar her ferdi ilgilendirir. Derece derece yükselten düstûr ve esasları ihtiva eder. Kurân-ı Kerim her şeyden evvel Yüce Allah’ın varlığını, birliğini, sıfatlarını, kudret ve azametini, rahmet ve mağfiretinin genişliğini, mahlukatına olan sonsuz sevgisini, Allah’a tevekkül ve itimadın, ibadet ve ubudiyetin, Mevlâ’ya karşı şükrün genişliğini bildirir.

Namaz, oruç, zekat, hac gibi ibadetlerden, ahlaka taalluk eden konulardan, din ve diyanetten bahseder. Allah’a iman ve ibadet esaslarını tespit ve talim eder.

Kurân-ı Kerim imandan ve iman edenlerden bahsederken yararlı işlerde bulunmak kaydını da koyar. İmanın amel ile yararlı ve daha mükemmel olacağını öğretir.

Kur’an-ı Kerim karı ile kocanın aile hayatında karşılıklı hak ve vazifelerinden milletler arasındaki münasebetlere, selamlaşmaktan evlere müsaade alarak girme adabına varıncaya kadar ictimâi ve medeni hayatın her safhasını içine alan gerçek nizamın hayati bütün kaidelerini gösterir. En güzel ahlak düsturlarını öğretir.

Kur’an-ı Kerim beşer nev’inin bir erkekle bir kadından yaratılan bir aile olduğunu, sonra onların birbiriyle bilişmeleri, tanışmaları için kabilelere, ailelere ayrıldıklarını, onlardan Allah katında en şerefli olanların Allah’tan en çok sakınıp korkan, yani Allah’ın tayin ettiği hak ve vazifelere en çok riayet edenlerin olduğunu, hangi millete, hangi kabileye, hangi sınıf ve mesleğe mensup olursa olsun kadın, erkek, zengin, fakir hiç kimsenin bundan başka imtiyaza sahip bulunmadığını bildirir.

Kur’an-ı Kerim her hususta ihlasa, temizliğe,başkalarının hayır ve yararını gözetmeye, tevazuya, sabır ve sebata, iyiliğe, iyiliği takdire, affa, nefse hakim ve cesur olmaya, iffet ve nezâhatten ayrılmamaya davet eder.

Kur’an-ı Kerim; Allah’a ve Peygambere karşı, şahsımıza karşı, ana-babalarımıza karşı, aile ve çocuklarımıza karşı, hısım ve akrabalarımıza karşı, yetimlere, komşulara, yoksullara, yolda kalmışlara, mazlum ve mağdurlara karşı, insanlık alemine karşı olan vazifeleri bildirir.

Dargınların arasını bulup düzeltmeyi, daima istikamet ve adalet üzere hareket etmeyi, işleri ehliyetli olanlara teslim etmeyi, sırat-ı müstakim üzere çalışmayı emreder. Ve her habere inanmayıp onu incelemeyi, sadece sadık habere inanıp tâbi olmayı tavsiye eder.

Hased, fesat, gazap, kin, zulüm, hıyanet, iftira, yalan, hile, su-i zan (kötü zan), adam çekiştirme, nemime (laf taşıma), bühtan (iftira), istihza (alay etmek), gıybet ve sair cemiyetin huzurunu bozan bütün haller nehyeder (yasaklar).

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

ilahi

Older Entries Newer Entries

%d blogcu bunu beğendi: