Zekat Temizliktir

Yorum bırakın

dünyaya güvenme

“Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte felah bulanlar ancak bunlardır.”

(Haşr Sûresi, ayet 9)

Cimrilikten korunmak, malını yerine infak etmeyi adet edinmekle mümkündür. Bir şeyden sevgiyi kesmek kendini ondan ayırmakla mümkündür. Bu manada zekat temizliktir, sahibini tehlikeli olan cimrilik pisliğinden temizler. Yaptığı temizlik de Allah uğrundaki bu infaktan dolayı duyduğu sevinci nispetindedir. Zekat, verilen nimete bir teşekkür borcudur. Allah’ın kulu üzerindeki haklarından biri, bedeni sağlam olunca onu ibadete layık şekilde yaşatmasıdır ki, bu şekilde bedeninin borcunu öder. Bir de mâli nimeti vardır ki, kul bunun zekatını vermekle borcunu ödemiş olur. Muhakkak ki, zekat ve sadaka sâilin eline geçmeden Allah’ın kabza-i kudretine düşer. Hal böyle olunca fakir zenginden hakkını almış, zengin de borcunu ödemiş, Rabbine karşı verdiği sözü yerine getirmiş olur.

Kişi namazını aklı başında, düşünerek, huşu içinde kıldığı zaman mükafat alır. Aklı başka yerde olan ve ne yaptığını bilmeyen namazdan mükafat alamaz. Diğer ibadetler de böyledir. Zekatı verirken karşısında olanı küçük görmemek, başına kakmamak, zekatı için onu çalıştırmamak gerekir. Çünkü Yüce Allah: “Helalden kazandığı malını infak edene müjdeler olsun.” buyurur. Yapılan ibadet ve taat, sahibi tarafından küçük görüldükçe Allah katında büyür ve değeri artar. Yapılan isyan ve günahlar da sahibi tarafından çok büyük sayıldıkça Allah katında küçülür. Hayır nimeti üç şeyle tamamlanır:

1- Yaptığı hayrı büyütmemek (küçük görmek).

2- Hayırda acele etmek.

3- Verilen hayrı gizlemek.

Bunlara dikkat edilirse elbette ki kişinin nezd-i İlâhi’de derecesi kat kat yükselir. O hayrın fazileti de artar.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Reklamlar

Ekin Ve Meyve Gibi Ziraat Mahsüllerinin Zekatı

Yorum bırakın

köy hali

Ziraat mahsüllerinin zekatı konusu değişik bir durum arz etmektedir. Şöyle ki:

Ziraat mahsullerinin zekatı diğer mallar gibi kırkta birlik bir miktar değil, onda bir veya yirmide birdir. Mahsül yağmur veya ırmak suyu ile sulanıyorsa onda bir; motor, pompa ve benzeri şekilde sulanıyorsa yirmide bir zekat verilir. Bu malların zekatını verecek kimsenin akıl ve baliğ olması şart değildir. Deli, bunak ve çocuğa da farzdır. Elde edilen mahsülâtın üzerinden bir yıl geçmesi şartı yoktur.

Nisaba baliğ olması altın ve gümüşe göre değildir. Beş vasaktan az mahsüle zekat düşmez. Bu miktar ise yarım tondur. Yarım tondan aşağı miktardaki mahsüle zekat düşmez, fazlasına düşer. bu ölçüler ışığında; buğday, arpa, pirinç, darı ve benzeri hububat, her nevi baklagiller, meyve ve sebzeler, az veya çok, yılda birden fazla mahsul alınıyorsa her seferinde zekatı mutlaka verilecektir. Tohumluk için ekilen şeylere ticaret için olmamak şartı ile zekat düşmez. Ağaçlara düşmez, meyvelerre düşer.

Ziraat esnasında yapılan masraflar, işçi ücretleri, ailenin geçim masrafları gibi masraflar mahsülden düşülmez. Elde edilen mahsülün tamamından zekat verilir. Hasat vakti gelmeden satılan mahsülün zekatı satın alana, hasat vakti geldikten sonra satın alanın zekatı da satana aittir. Mahsül, sahibinin elinde olmayan bir sebeple yok olursa zekat kalkar. Mahsülün bir kısmı telef olsa geri kalandan zekat vermek gerekir.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Cihada Hazır Olmak

Yorum bırakın

türkkuşu uçuşu

Allahu Teâlâ Hazretleri Kur’an-ı Kerim’inde şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Düşmanlarınızdan korunacak şeyleri alın ve savaş mühimmatını hazırladıktan sonra fırka fırka veya topyekün düşmana karşı savaşa çıkın.” (Mâide sûresi, ayet 35)

Ayet-i kerimede korunma şekli beyan ediliyor. Bunlar ise günümüzün topu, tüfeği ve benzeri şeylerdir.

Çünkü İslam alemi düşmanın şerrinden ancak silah gücü ile korunabilir. Düşmanın ahvalini araştırmak, gafil avlanmamak, harp için daima hazırlıklı bulunmak hep bu “hızr” kelimesinin şumülüne girer. Bu ayet-i kerimede Yüce Allah (cc) iman sahiplerini askerliğe ve savaşa teşvik edip düşmana fırsat vermemeyi tavsiye etmektedir. Her zaman düşmana karşı yeterli asker bulundurmak, ayet-i kerimenin hükmü gereğince lazımdır.Fırka fırka ve topluca harbe çıkmak Allah’ın yüce emridir. Bu ise ancak yeterli asker ve yeterli silah bulundurmakla olur. Bu ayet-i kerime aynı zamanda askeri teşkilatın esaslarını da getirmiş olmaktadır.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Cuma Namazının Şartları

Yorum bırakın

hayırlı cumalar tebriği

1- Cuma namazı kılınacak yerin şehir veya şehir hükmünde olması.

2- Cuma namazı kıldırmak için devlet tarafından vazifeli kimsenin bulunması.

Yoksa gelişigüzel cuma namazı kılınmaz. Herhangi birisi cuma izni olmayarak cuma namazı kıldırır ise, o günkü öğle namazını kaza etmek icap eder. Ancak, bir kimse önceden imam veya müezzin olup da sonradan emekli olmuş bulunursa böyle kimseler cuma namazı kıldırmaya yetkili olurlar.

3- Cuma namazı kılmak için öğle namazının vaktinin girmiş olması.

Öğleden önce veya öğle vakti geçtikten sonra cuma namazı kılınmaz. Mutlak olan şudur ki; cuma namazının vakti, öğle namazının vakti demektir.

4- Namazdan önce hutbe okunması. Hutbesiz veya namazdan sonra hutbe okunmasıyla cuma namazı geçerli olmaz.

5- İzin bulunması. 

Yani cuma namazı kılınacak yerin herkese açık bulunması, herkesin girip çıkabileceği bir yer olması. Bazılarının girip bazılarının giremeyeceği yerlerde cuma namazı kılınmaz.

6- Cuma namazının sahih olabilmesi için cemaatin bulunması.

Cemaat bulunmadığı takdirde cuma namazı kılınmaz. Cemaatin en azı, imamdan başka en az üç kişinin bulunmasıdır. İki erkek ile bir kadın veya iki erkek ile bir erkek çocuk kâfi değildir.

Yukarıda sayılan maddeler cuma namazının şartlarıdır. Bunlarsız cuma namazının geçerli olmayacağı beyan edilmiştir.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Abdestin Faziletleri

Yorum bırakın

beyaz nilüferler

Abdestin maddi manevi, dünyevi uhrevi birçok faydaları ve faziletleri vardır. Peygamber (sav) Efendimiz bu faziletleri bizlere şöyle bildirmişlerdir:

“Bir müslüman veya bir mümin abdest alır yüzünü yıkarsa, gözleriyle bakarak kazandığı günahların hepsi su ile veya suyun son damlasıyla yüzünden dökülür gider. Ellerini yıkarsa, elleriyle tutarak kazandığı günahlar abdest suyu ile yahut suyun son damlasıyla çıkar. Ayaklarını yıkadığında ayaklarıyla kazanmış olduğu her günah, abdest suyu ile veya suyun son damlasıyla çıkar ki, o adam (Hukukullah’a müteallik küçük) günahlardan paklanmış olur.”

“Mümin, abdest suyunun ulaştığı yere kadar zinetlenir.”

“Rasûlullah (sav) Efendimiz bir gün Medine kabristanına gelip:

– “Ey mümin kavimler yurdu, size selam olsun. İnşâallah biz de size katılacağız. Kardeşlerimi görmeyi isterdim.” buyurdu. Ashab:

– “Ya Rasûlallah, biz senin kardeşlerin değil miyiz?” dediler. Peygamber (sav) Efendimiz:

-“Sizler benin ashabımsınız. Kardeşlerimiz ise henüz gelmemiş olanlardır.” buyurdu. Ashab:

-“Ya Rasûlallah, henüz gelmemiş olan ümmetinizi nasıl tanıyacaksınız?” diye sordular.  Rasûlullah (sav) Efendimiz:

-“Bir kimsenin tamamıyla aynı renkleri olan atları arasında alnı ve üç ayağı ak olan bir atı bulunursa onu tanımaz mı?” diye cevap verdi. Ashab:

-“Evet” dediler.

-“Öyle ise kardeşlerimiz yüzleri, el ve ayakları abdest nuru ile parlak olarak geleceklerdir. Ben de bunlardan önce gidip havuz başında onları bekleyeceğim.” buyurdu.

“Sizden herhangi biriniz tam manasıyla abdest alır da, “Eşhedü en lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, ve enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh” derse, o kimse için cennetin sekiz kapısı da açılır, artık istediği kapıdan girer.”

“Size bir şey tavsiye edeyim mi ki, onunla Allah günahlarınızı mahveder ve dereceleriniz yükseltir?” Ashab:

-“Evet ya Rasûlallah, buyurunuz.” dediler. Peygamber (sav) Efendimiz:

“Zorluk zamanlarında güzelce abdest almak, uzak yerlerden camiye gelmek, bir namazdan sonra ikinci namazı beklemek, işte bu ribattır, işte bu ribattır, işte bu ribattır.”

Ribat, lügat olarak nefsi hapsetmek manasına gelir. Ancak, kendisini cihada vermek suretiyle Allah yoluna hapsedenler için bu tabir kullanılır. Böyle kimselere murabıt denir. Abdestini tam alıp namazlarını mescitte kılan ve birini kılınca diğer namazın gelmesini bekleyen kimse de kendini ruhen, kalben Allah yoluna bağlamış gibidir. Bir nevi murabıttır.

Kaynak: Miftahu’l-İrşâd

Older Entries Newer Entries

%d blogcu bunu beğendi: