Cennetin Kapısında Lâilâhe İllallah Muhammedün Resûlullah Yazılıdır

Yorum bırakın

subhanallah elhamdülillah la ilahe illallah Allahu ekber

Teberâni’nin Hz. Câbir (ra)’den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte (Mu’cemu’l-Evsat , c.5, h.5498) şöyle beyan ediliyor:

“Cennetin kapısında ‘Lâilâhe illallah Muhammedün Resûlullah’ yazılıdır. Bu kelime, yerler ve gökler henüz yaratılmadan iki bin yıl önce yazılmıştır.” Devamla Resûlullah (sav) Efendimizin müminlerle kardeşlik yaptığını Ebû Ümâme’den nakletmektedir. Şüphe yoktur ki, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” Kelime-i tevhidini müminler sever ve buna münafık ve kafirler buğz eder.

Hz. Peygamber Aleyhisselâm: 

“Benim ve benden önceki peygamberlerin tebliğ ettiği en efdâl kelime “Lâilâhe illallah”tır. Eğer terazinin bir kefesine yedi sema ve yedi arz, diğer kefesine de bu tevhid kelimesi konsa, muhakkak ki bu ağır gelirdi.” buyurdu. (Mu’cemu’l-Kebir, h.13024, Mecmau’z-Zevâid, h.1916; Kenzu’l-Ummâl, h.42206)

Zikirden murat sadece lisan ile zikir değil, bütün vücudun zikre iştiraki ve kalbin her an uyanık bulunmasıdır.

Zikir müminin kılıcıdır. Onunla nefis ve şeytan gibi en büyük düşmanlara karşı mücadele edilerek onların belaları def edilir. Zikir, harp meydanlarında riya ile kılıç kırmaktan efdâldir. Çünkü zikir sayesinde muhabbet-i ilahi hâsıl olur. Bundan da marifetullah husule gelir. Kainatın ve insanların yaratılış gayesi de marifetullah olduğuna göre bu suretle maksut hâsıl olmuş olur. Mümin, zikir sayesinde elde ettiği muhabbetle ibadetinden haz duyarak bütün ilahi emirleri tekellüfsüz yerine getirir. Bu telkinatı yaptıktan sonra: “Ya Ali, Allahu Azimüşşan’a and olsun ki imanın ve güzel ahlakın sebebiyle bir kimsenin hidayet yoluna girmesi, üzerine güneşin doğup battığı şeylerin senin olmasından daha hayırlıdır.” buyurdu.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Reklamlar

Tefekkür Nedir, Nasıl Yapılır?

Yorum bırakın

buğulu çiçek

Tefekkür; düşünmek, derince mülahazaya dalmak, bir şey hakkında imalı fikirde bulunmak demektir. Kalpte, sureti hâsıl olmayacak bir şey hakkında tefekkür mümkün değildir. Bunun içindir ki, Cenâb-ı Hakk’ın zatı tefekkür olunamaz. Belki O’nun mukaddes varlığına açıkça şehadet edip duran eserlerinin haşyeti tefekkür edilir. O’nun vücuda getirmiş olduğu nimetler düşünülür. Bu sayede insan gafletten uyanır, kalbinde hikmet nurları tecelli etmeye başlar. Bütün mükevvenatın birer hilkat eseri olduğunu anlayarak Cenâb-ı Hakk’ın varlığını, birliğini ve mahlukatından hiçbirine benzer olmayıp her türlü noksandan münezzeh olduğunu yakinen bilir. Bununla hallenen kişi artık O Hâlik-ı Azim’i tevhid ve tehlil ile kendi kulluğunu süslemeye çalışır durur. Böyle bir hâlet-i ruhiye ise büyük bir ibadettir.

Düşüp tefekküre pirâne kudretullâhı

Kemâli acz ile tiflâne ağlarım gâhi

Aşıkların al canını, ver onlara cananını

Aşık neyler canı teni, ister hemen cananını..

Vâcibü’l-Vücûd ve Tekâddes Hazretlerinin varlığına, birliğine, kuvvet ve kudret sahibi bir zat olduğuna iman edenler kâmil akıl sahipleridir.

“Bir saat tefekkür, (gafilâne yapılan) bir sene ibadetten hayırlıdır.”

(Hadis Kaynak: Kenzu’l-Ummâl, h. 5711; Keşfü’l-Hafâ, h. 1004)

Ey Rabbimiz!

Bu gökleri ve yerleri, bunlarda olan mahlukatı boş yere yaratmadın. Biz kulların seni noksan sıfatlardan tenzih ve takdis ederiz. Sen de bizi her türlü mihnet çukurlarından muhafaza eyle. 

İnsanoğlu, yerde ve gökte gördüğü her şeye ibret nazarıyla bakıp tefekkür etmeli. Böyle bir tefekkür elbette kişiye şeref kazandırır.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Sırrını Gizleyen Meramına Nâil Olur

Yorum bırakın

kalp şeklinde uçan kuşlar

Hz. Ömer (ra) efendimiz buyururlar ki:

“Kim sırrını gizlerse meramına nâil olur.”

Evliyâullah efendilerimiz halkı irşad ederken keramet göstermekle memur değildirler. Tasviye-yi kulûb (kalplerin saf hale getirilmesi) ile müminlere hizmet ederler. Onlar, izhar-ı keramete (kerameti açığa vurmaya) izinli olmadıkları gibi zuhuruna da talip olmazlar. Meğer ki, lütf-u ilahi hususi olarak sâdır ola. Evliyâullah, bu lütfa Nebiyyü’r-Rahmet efendimizin delâleti ile nâil olduklarından, keramet südûru dahi Resûl-i Ekrem’in mucizât-ı nebevîlerindendir.

Abdurrahman Sülemi (ks), velinin alametlerini dört kısma ayırmıştır:

1- Kendisiyle Rabbi arasında olan sırlarını muhafaza etmesi, kalbine gelen musibetleri kimseye şikayet etmemesi.

2– Kerameti koruması, riya ve sum’aya (gizli riyakarlığa) alet etmemesi.

3- Allah’ın yarattıklarınn eziyetlerine, meşakkatlerine katlanması ve kendisinin de onlara yük olmaması.

4- Allah’ın kullarını huylarına ve meşreplerine göre idare etmesidir. Çünkü veli, mahlukatı Allah’ın kudret ve ceberûtunda görür. Allah’tan onlara verilmiş olan ne ise ona göre geçinir.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Allah (cc)’ın Dinine Yardım Etmek

Yorum bırakın

dervişlerin dersi

Allahu Azimüşşan Kur’an-ı Kerim’de buyurur ki:

“Ey iman etmiş olanlar, eğer siz Allah (cc)’a (yani Allah’ın dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı saadette sabit kılar.” (Muhammed Sûresi, ayet 7)

Ayet-i kerimede, siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder, buyrulmaktadır. Şüphesiz Allahu Teâlâ’nın kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur. Kullarına yardım eden O’dur. Şu halde Allah’a yardım etmek sözü mecazidir.

Allah’a yardım demek, O’nun emirlerini tutmak, dininin öğrenilmesi ve yayılması için çaba sarf etmek ve bu maksatla Resûlü’ne yardımcı olmak demektir. İnsan, iradesini Allah’ı emirlerini yapma ve yasaklarından uzak durma, böylece O’nun rızasını elde etme yönünde kullanır, dinine hizmet etmeye karar verirse, Allah da ona yardımcı olur.

Allahu Teâlâ, kendi yolunda çalışanların nusrat-ı ilâhiye nâil olacaklarını müjdeliyor. Cenâb-ı Hakk’ın dinine ve Peygamberine hizmet, o uğurda mücahede meydanlarına koşmak Allahu Teâlâ’nın yardımına mazhariyettir. Elverir ki, yapılan hizmet İslam’a dayansın.

“Artık Allah (cc)’a koşun. Şüphe yok ki, sizin için Allah (cc) tarafından apaçık bir korkutucuyum.” (Zâriyat Sûresi, ayet 50)

“(Ey Resûlüm!) Sen öğüt ver; çünkü öğüt müminlere fayda verir.” (Zâriyat Sûresi, ayet 55)

Kudsi hadiste:

“Kulumun bana yaptığı ibadetlerin benim katımda en değerlisi, benim için yaptığı nasihattir.” buyrulur. (Müsned, c.5, s.254)

Bu hadisin bir başka rivayetinde şu ziyade vardır:

“Kulumun bana karşı en güzel ibadeti, benim için insanlara öğütte bulunmasıdır. Emir ve nehiylerim üzerine titremesidir.” (Râmûzu’l-Ehâdis)

Yine buyurur ki:

“Kim Kelimetullah yüce olsun diye çarpışırsa işte o, Allah yolundadır.” (Buhâri, İlim 45; Müslim, İmâre 42, h. 150 (1904))

Cenâb-ı Hak, cinleri ve insanları kendine kulluk ve ibadet etsinler diye yaratmıştır (Zâriyat Sûresi, ayet 56). Peygamberlere neyi emretmişse, müminlere de onu emir buyurmuştur.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Allahu Azimüşşan Güzeldir, Güzeli Sever

Yorum bırakın

tek papatya

Allahu Azimüşşan güzeldir, güzeli sever. Güzel şeylerden yiyiniz, içiniz ancak salih amel işlemekten geri kalmayınız. Rızıkların güzellerinden, helalinden yiyiniz, güzel amelleri de sadıkane işleyiniz. İnsan, Rabbâni emirleri icra için kibirlenmeksizin akıl ve bedeni vasıtasıyla gayret ederse makbul ve bahtiyar olur. Allahu Teâlâ’nın emri haricinde kendi kavrayışıyla saadeti bulamaz. Manevi sırları anlayabilmek için fehm-i ilahinin kazanılması lazımdır. Ona nâil olmak ise farizaları (farz olan emirleri) icra ile hasıl olur. Şurası da şayanı ihtardır ki, yalnız ibadetle meşgul olmak doğru değildir. Ademoğlu, ruh ve bedenden teşekkül ettiğinden, hem dünya hem de ahiret saadeti için çalışmalıdır.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

İstiğfarda Bulunmak Kulluk Ve Şükran Vazifesidir

Yorum bırakın

Kabe

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

“Allah’tan mağfiret iste. Şüphe yok ki, Allahu Teâlâ Gafur ve Rahimdir.” (Nisâ Sûresi, ayet 106)

Rabbimiz Teâlâ, habibine hitap ederek kendisinden mağfiret istemesini, ümmet hakkında ilahi lütufları ve affı talep etmesini, günahlarından dolayı da istiğfarda bulunmasını emretmektedir. Çünkü istiğfarda bulunmak bir kulluk ve şükran vazifesidir. Ümmet için de bir irşad vesilesidir. Şüphe yok ki, Allahu Teâlâ, mağfiret talep eden kullarının hatalarını, isyanlarını affeder, günahlarını örter. Allahu Zülcelâl, kullarına karşı merhametlidir. Rahmeti geniş, mağfireti çoktur. Artık öyle bir Rabbi Azimüşşân’ın ulûhiyetine iltica ederek kendisinden af ve mağfiret talep etmek icap etmez mi?

Kul, halisane isteğini Allah (cc) indinde daha hayırlı ve mükafatça daha büyük olarak bulur. Tevbe ve istiğfarının sevaplarına kat kat nail olur.

Ya Kerîm, ya Rahîm olan Allah’ımız! Bizi af ve keremine mazhar buyur. (Amin)

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz buyurur ki:

“Günahına tevbe eden, hiç günahı olmayan kimse gibidir.” (İbn-i Mâce, c2, h.4250). Ancak günahların pişmanlığına devam etmek gerekir.

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:

“Ey müminler! Allah’a nasûh bir tevbede bulunun. Umulur ki, Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. O gün ki, Allah (cc), Peygamberi ve onunla beraber iman etmiş olanları rüsva etmez. Nurları, önleri ve sağ tarafları arasında koşar. Derler ki: “Ey Rabbimiz! Bize nurumuzu tamamla. Bizim için mağfiret buyur. Şüphe yok ki, sen her şey üzerine hakkıyla gücü yetensin.” (Tahrim Sûresi, ayet 8).

Tevbe-i nasûh, pek halisane yapılan tevbedir ki, işlenilmiş olan günahtan ve kusurdan dolayı pişman olunmuş, bir daha ona dönülmemiş tevbedir.

“Seher vakitlerinde de onlar istiğfarda bulunurlar.” (Zâriyat Sûresi, ayet 18).

Gecenin son altıda birinde de yani sabaha yakın saatlerde muttaki kimseler az uyur ve çokça teheccüd namazı kılmakla beraber istiğfarda da bulunurlar. Kendilerinin kusurdan uzak olmayacaklarını nazara alarak Cenâb-ı Hakk’ın af ve mağfiretini niyaza devam ederler. Hakiki muttaki kimseler ihtiyatlı yaşarlar.

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz buyurur ki:

“Bir kimse her namazdan sonra yetmiş kere istiğfar ederse, işlediği günahları affolunur. Ve hurilerden eşlerini (cennette kendilerine hizmet edecek hurileri) ve köşklerini görmeden dünyadan gitmezler. (Kenzu’l-Ummâl, h.2104; Râmuzu’l-Ehâdis, s.402)

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk 

Kişi Sevdikleriyle Beraberdir Hadis-i Şerifinin İzahı

Yorum bırakın

kalp yolu

“Kişi sevdikleriyle beraberdir.” (Hadis-i şerif, Tirmizî, c.5, Zühd 50, h.2390)

Salihleri seven salih, şakileri seven şaki olur. Bir kimse bir kulu Allah (cc) için severse muhakkak Allah (cc) onları cennette bir araya getirecektir. Ameli sevdiği zatın amelinden az olsa bile. Bunun sebebi zatın salihleri taat ve ibadetlerinden dolayı sevmesidir. Allahu Teâlâ, salih kullarına verdiği sevabı ona da verir.

Bu rivayetler iyi kişileri ve hayır ehlini sevmenin faziletine delildir. Fena adamlarla ülfet eden, kötü ahlak sahibi olur. Ariflerle sohbet eden de güzel hasletler kazanır. Onun için mümin, hemhal olacağı insanların arif ve hüsnü ahlak sahipleri olmalarına dikkat etmelidir.

Kul; lisanından Kelime-i Tevhid’i bırakmayarak, kalbini mâsivadan tecrit ederek, sırrını ehil olmayandan saklayarak, nefsini tezkiye ile temizleyerek ve nefsinin nazlarını terk ederek emrolunduğu şekilde itaat etmelidir.

Rabbinize ibadet ederek ahdinizi yerine getirin ki, cehennemden kurtuluş ile Allah (cc) derecelerinizi yükseltsin, sizi rızasına erdirsin.

Emr-i İlâhi’ye nail olmak muttaki arifler sohbetinde mümkündür. Ahlakı zemîmeden kurtulmak da, salihler meclisine devamla mümkündür.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Cenâb-ı Hakk Kula İsteğine Göre Verir

Yorum bırakın

hasbiyallah

İnsan, kendini hangi yer ve iyilikte görmek isterse Cenâb-ı Hak ona o iyiliği verir. Muhakkak ki Hz. Allah (cc) kulun talep ettiği şeyleri yerine getirendir. Eğer nefis yüksek ve kıymetli şeyler peşinde olursa onları bulur, şayet kötülük peşinde koşarsa ona kötülük müyesser olur. Cenâb-ı Hak, kula isteğine göre verir. O halde hayrı ve hakkı talep etmek müminin şiarı olmalıdır.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Sabrın En Üst Derecesi Nedir?

Yorum bırakın

sabr

Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de buyurur ki:

“Ey iman edenler, sabrediniz ve sabır yarışında bulununuz. Hevânıza muhalefette sabredici olunuz. Küffara karşı durup onları def ediniz. Allahu Teâlâ’dan gereği gibi korkunuz ki, felah bulasınız.” (Âli İmran sûresi, ayet 200)

Bu mübarek ayet-i kerime, insanlık alemi için her hususta büyük esastır. Alûsi Hazretleri Rûhu’l-Meâni isimli tefsirinde, bu ayeti on iki manaya ayırmıştır. Biz bu anlamlardan birkaç tanesini zikredelim:

1- Taatları ifa etmek,

2- İsyan ve günahtan kaçınmak,

3- Muharebede düşmana karşı sabır ve metanet,

4- Akraba bağlarından kopmamak,

5- İbadette devamlı rabıtalı olmak,

6- Şeytanın vesvese, hile ve desisesine karşı tahammül ve rabıtalı olmak.

Onun şerrini Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de beyan ederken şöyle buyurmaktadır:

“Şeytanın adımlarına uymayınız, şüphe yok ki o sizin için apaçık düşmandır.” (Bakara sûresi, ayet 208)

Rabbimiz, apaçık düşman olduğunu bildirerek onun şerrine karşı kullarını uyarmaktadır. Ona uymamayı, onun desiselerine kanmamayı tavsiye buyurmaktadır.

Hz. Mevlana (k.s) diyor ki:

“Şah dedi ki: Ey Hak Teâlâ’nın ihsan ve zahmetini def edici! Sen “es-sabru miftâhü’l-ferec” ibaresinin manasısın.” (Mesnevi-i Şerif Şerhi, Abidin Paşa, c.1, s.167)

Burada zikredilen sabır lafzı beş manada kullanılır:

1- İnsana gelen her çeşit musibet ve zorluğa tahammül etmek. Kalben, fikren ve lisanen şikayet ve esef etmemek. Bu yolda sabrın en üst derecesi rıza göstermektir. Rıza sahibinin fikri budur. Hak Teâlâ kendi rızasını talep eden kullarını sever.

2- Sabır ve ibadet vazifesinde görülen zahmetlere katlanıp yola sağlam bir niyetle devam etmektir.

3- Sabır, Hak Teâlâ’nın Enbiyâ-i Zişan vasıtasıyla haram buyurduğu şeylerden kaçınmaktır. Kaldı ki, bunların çoğu nefse güzel görünür. Şeytan onların meşru olduğuna inandırmaya çalışır.

4- Sabır, muharebe meydanında iken kalbe gelen korkuya önem vermemektir. Kararlı olmak ve mukavemet göstermektir.

5- Sabır; hayır ve hak bir fikir beyan etmişken, korku dolayısıyla terkini faydalı gösterdiği halde ona tâbi olmayıp hayır ve hakkı korumakta sebat göstermektir. Asıl sabır, ebedi düşmanımız olan şeytana karşı sebatlı, metanetli ve rabıtalı olandır.

Hz. Ali (k.v) diyor ki:

“Sabır, arzu ve temenni edilen şeylerin anahtarıdır. Her türlü hayır, sabırla meydana gelir.”(İmam Ali Divanı, s.624)

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Kalpler Ancak Allah’ın Zikriyle Huzura Kavuşur

Yorum bırakın

Estağfirullah ve tesbih

Rasûlullah (s.a.v) buyuruyor ki:

“Allah’ı anmaya (zikre) muvaffakiyet, Allahu Teâlâ’nın bir nimetidir. Artık o nimetin şükrünü ifa ediniz.” (Hadis Kaynak: Camiu’s-Sağır, h.4351, Kenzu’l-Ummâl, h.1749)

Ra’d Sûresinin 28. âyetinde iman eden insanların özellikleri anlatılırken: “Onlar iman eden ve kalpleri Allah’ın zikriyle huzur bulan kimselerdir. Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzura kavuşur.” buyrulmaktadır. Allah’ı zikirden maksat her yerde her zaman Allah’ı anmak, O’nu hatırlamaktır. Görüldüğü gibi âyet-i kerime kalplerin Allah’ı anmakla yatıştığını, huzur bulduğunu bildirmektedir. Bu, insan için elbette her şeyden daha büyük bir nimettir.

O Allah ki, her başlangıç ve sonuç O’na dayanır. Her şey O’nda son bulur. O’ndan önce kimse yoktur, sonra da kimse olmayacaktır. Her şeyde etkili olan; fakat etkilenmeyen O’dur.

Akıl, mantık, duygu, düşünce, ümit, heyecan ancak O’nu anmakla mutmain olur ve kemalini bulur. O’ndan başka hiçbir şey insanın en küçük bir hissiyatını dahi tatmin edemez.

Allah’ı zikreden insan bütün arzu ve emellerin, dilek ve maksatların dönüp dolaşıp O’na dayandığını bilir. O’ndan daha yüksek veya ikinci bir merci daha yoktur ki O’na yönelelim. Her şeyin dizgini O’nun elinde, her şeyin anahtarı O’nun yanındadır. O’nu bulan her arzusuna kavuşur. O’nu bulamayan da hiçbir şey bulamaz. Bulsa da başına bela olur.

İnsan ruhu dış çevrede, sebepler arasında boğulma derecesine gelirken, Allah’ı zikretmekle manen teneffüs eder. O’nun eserlerini inceleyip tefekkür ederek hayrete düşer, ruhunu yatıştırır.

Zikretmek adeta ölü ruhları canlandıran bir iksirdir. O iksir canlara can katar.

Allah’ı her halükârda zikreden insan, zikrin verdiği manevi zevki her an hisseden insandır. İnançsız veya zikirsiz insan bu nimetten faydalanamaz.

Allah’ı zikir aynı zamanda O’nun verdiği sayısız nimetlere karşı bir şükran ifadesidir. O halde varlığını, birliğini hissettirdiği, sayısız nimetlerle bize kendini tanıttığı, sevdirdiği için O’nu dilimizden düşürmemekle şükretmiş olacağız.

Allahu Azimüşşan’ı kalben, ruhen ve lisanen zikretmek, pek büyük bir muvaffakiyettir. Buna nâil olmak bir inayet-i ilâhi’dir. Artık insan bunun kadrini bilmeli ve uhdesine düşen kulluk vazifelerini fiilen yerine getirmelidir.

Gaflet, insana yakışmayan bir özelliktir. Lisan ve bedeniyle ibadet, zikir ve tesbihte bulunup da kalben gafil olan kişi, zikrullahın lâhutî feyizlerinden hakkıyla istifade edemez. İbadet ve zikir edebilmek büyük bir nimet olduğundan, kulun Cenâb-ı Hakk’a daima hamd ve şükür etmesi gerekir.

Mümin, nefsine mağrur olmayıp Hâlik-i Zişân’ı düşünmeli, tevhid ve temcide çalışmalıdır. Kul kendi nefsinde Allah (c.c)’ı zikrederse muhakkak ki Allahu Azimüşşân onu melâike içerisinde zikreder. Kul, cemaat içerisinde zikrederse Allahu Teâlâ onu refik’ul a’lâ’da zikreder. Kul zikir yaptığında Allahu Azimüşşan onunla beraber olur, dua ettiğinde ona icabet eder, af talep ettiğinde mağfiret eder. Zikrullah, Allah (c.c) yolunda kılıç kırmaktan hayırlıdır.

Cenâb-ı Hakk hadis-i kutside buyurur ki:

“Ey ademoğlu! Şüphesiz ki, sen bana dua ettiğin ve benden beklediğin müddetçe sende olan günahları bağışlarım ve hiç aldırmam. Ey ademoğlu! Senin günahların semanın bulutlarına kadar ulaşsa ve sonra sen benden mağfiret dilesen, (yine) seni bağışlarım ve hiç aldırmam. Ey ademoğlu! Sen dünya dolusu günahla bana gelsen ve hiçbir şeyi ortak koşmadan bana kavuşsan, şüphesiz ki, seni dünya dolusu mağfiretimle karşılarım.” (Tirmizî, c.5, De’avat, h.3540)

“Ey ademoğlu, beni kendi kendine zikredersen ben de seni kendi yanımda zikrederim. Sen beni bir topluluk arasında zikredersen ben de seni onlardan daha hayırlı bir cemaat arasında, onlardan daha efdâl, daha ekrem olarak zikrederim. Eğer bana bir karış yaklaşırsan ben sana bir arşın yaklaşırım. Eğer bana bir arşın yaklaşırsan ben sana bir kulaç yaklaşırım. Eğer bana yürüyerek gelirsen ben sana koşarak gelirim.” (Kenzu’l-Ummâl, h.1181; Râmûzu’l-Ehâdis, s.514)

Mutlak güzelliğin sahibi olan Allahu Azimüşşan’ın cemalini arzula. Dünyadaki gerçek olmayan geçici güzelliklere meyletme. Eğer sen nefsinde gizli olarak Allah’ı zikredersen, O da seni birlik makamında hakiki olarak zikreder. Eğer sen O’nu salih kullarından bir topluluk içinde zikredersen, O da seni en yüce bir toplulukta büyük bir şekilde, aşikâre olarak veya en gizli şekilde zikreder.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: