Tasavvuf Sekiz Huy Üzerine Kurulmuştur

Yorum bırakın

tomurcuklu pembe gül

Abdülkadir Geylani (ks) Hazretleri diyor ki:

Tasavvuf sekiz huy üzerine kurulmuştur:

1- Sehâ: Cömert olmak. Bu, Hz. İbrahim Aleyhisselâm’a verildi.

2- Rıza: Bu adeti Hz. İshak Aleyhisselâm almıştır. 

3- Sabır: Bu hali Hz. Eyyûb Aleyhisselâm benimsemiştir.

4- İşaret: Bu, Hz. Zekeriya Aleyhisselâm’ın hususiyetidir.

5- Gurbet: Bu, Hz. Yahya Aleyhisselâm’ın nasibidir.

6- Kalın Ve Sade Giyinmek: Bu, Hz. Musa Aleyhisselâm’ın meşrebidir.

7- Seyahat: Bu, Hz. İsa Aleyhisselâm’a nasip olmuştur.

8- Fakr: Bunu da Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) almıştır.

Hepsine selam olsun..

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Reklamlar

Peygamber (sav) Efendimizin Minberde Üç Kez Amin Demesi

Yorum bırakın

Güzel Ravza

Ka’b b. Ucre (ra) der ki:

“Resûl-i Ekrem (sav), minberin yanına geliniz, buyurdu. Geldik. Minberin birinci basamağına çıktı, âmin, dedi. İkinci basamağına çıktı, âmin, dedi. Üçüncü basamağına çıkınca yine âmin dedi.

Minberden inince: “Ya Resûlallah, bugün sizden daha önce işitmediğimiz bir şey işittik. Bunun sebebi nedir?” dedik. Cevaben şöyle buyurdular:

“Cibril (birinci basamakta) bana geldi ve ‘Ramazana kavuşup da orucunu tutmak suretiyle bağışlanmayan kimse ilahi rahmetten uzak olsun!’ dedi. Ben, âmin, dedim. İkinci basamağa çıktığımda Cebrâil: ‘Yanında anıldığında sana salavat getirmeyen ilâhi rahmetten uzak olsun!’ dedi. Ben de, âmin, dedim. Üçüncü basamağa çıktığımda Cebrâil: ‘Ana babasının veya onlardan birinin yaşlılığına yetişip de onlara hizmet edip rızalarını almak suretiyle cennete giremeyen ilahi rahmetten uzak olsun!’ dedi. Ben de, âmin, dedim.” (Tirmizi, c.5, h.3545; Müstedrek, c.4, h.7256

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Kul Kalbin Zikri Mertebesine Lisan Zikri İle Vasıl Olur

Yorum bırakın

tesbih çeken kişi

Zikir iki nevidir: Dilin zikri, kalbin zikri. Kul, kalbin zikri mertebesine lisan zikri ile vasıl olur. Kalpleri aydınlatma ve feyzleri çoğaltma ancak kalp zikrinin tesiri ile hasıl olur. Kul, hem dille hem de kalple zikir halinde olursa sülûk halinde kemal vasfına ulaşmış olur.

Belli bir vaktinin olmayışı zikrullahın özelliklerindendir. Mümin, bütün vakitlerinde Allahu Teâlâ’yı zikretmekle memurdur.

Ya farz veya nafile olarak zikrin yapılmadığı bir zaman yoktur. Namaz bütün ibadetlerin en şereflisi iken bazı vakitlerde kılınması caiz değildir. Halbuki zikre her halükarda devam edilir.

Allahu Teâlâ:

“Onlar ki ayaktayken, otururken ve yanları üzere yatarken Allah’ı zikrederler.” buyurmuştur. (Âl-i İmran Sûresi, ayet 191)

Zikrin bir diğer özelliği, zikre zikirle mukabele edilmiş olmasıdır. Allahu Teâlâ:

“Beni zikrediniz ki, ben de sizi zikredeyim.” buyurmuştur.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Vesile Cennette Bir Derecedir, Allah’ın Kulları Arasında Yalnız Birine Verilir

1 Yorum

sav

Amr b. As b. Abdullah (ra), Hz. Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Müezzini işittiğiniz zaman onun dediğini tekrarlayınız. Sonra bana salavat getiriniz. Çünkü kim bana bir salavat getirirse Allah ona on mağfiret ihsan eder. Daha sonra benim için Allah’tan Vesile dileyiniz. Şüphesiz ki, Vesile cennette bir derecedir. Bu, Allah’ın kulları arasında yalnız birine verilir. Umarım ki, o kimse ben olayım. Kim Allah’tan benim için Vesile dilerse ona şefaatim vacip olur.”

(Müslim, Salat 11; Ebu Davud, Salat 36; Tirmizi, Menakıp 1; Nesâi, Ezan 37)

Hz. Cabir (ra)’in rivayeti de şöyledir:

“Kim ezanı işittiği zaman: Ey şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın rabbi Allah’ım! Muhammed’e Vesile’yi ve fazileti ver. Onu, kendisine vaad ettiğin Makam-ı Mahmud’a ulaştır, diye dua ederse kıyamet gününde o kimseye şefaatim vacip olur.”

(Buhari, c.1, Ezan 8; Tirmizi, c.1, Kitabu’s-Salah , h. 211; Ebu Davud, Salat 28, h. 529; Nesâi, c.2, Ezan 38; İbni Mace, c.1, Ezan 4, h. 722)

Hz. Enes (ra) der ki:

“Ezan ile kamet arasında yapılan dua reddedilmez.” 

(Ebu Davud, Salat 35; Tirmizi, Salat 158)

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Hz. Mevlana (ks)’nın Bir Rubaisinden Alıntı

Yorum bırakın

çöl ve deniz

Hz. Mevlana (ks) bir rubaisinde der ki:

Men bende şudem bende şudem, bende şudem

Men bende be-haclet ser-efkende şudem

Her bende şeved şâd ki âzâd şeved

Men şâd ez-ânem ki turâ bende şudem.

“Ben kul oldum, kul oldum, kul oldum.

Kul vazifemi hakkıyla ifa edemediğim için mahcubiyetimden başımı öne eğdim.

Bir köle azat edilince sevinir.

Ben ise sana kul oldum diye seviniyorum.”

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Allahu Teâlâ’nın Sadece Ümmet-i Muhammed’e Verdiği Büyük İhsanı

Yorum bırakın

dua eden kişi

Hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

“Cebrâil (as), Resûlullah (sav) efendimize geldi ve şöyle dedi:

‘Allahu Teâlâ buyuruyor ki: Hiç bir ümmete vermediğimi, senin ümmetine ihsan eyledim.’ 

Resûlullah (sav): ‘Bu nedir ya Cebrâil?’ diye sordu. Cebrâil (as):

‘Allahu Teâlâ’nın, beni zikrediniz ki ben de sizi zikredeyim, buyurmuş olmasıdır. Allah (cc) diğer ümmetlerden hiçbirine bu şekilde hitap etmemiştir.’ diye cevap verdi.”

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Peygamber (sav) Efendimizin Zevcesi Hz. Cüveyriye (r.anha) Annemize Öğrettiği Kıymetli Tesbihat

Yorum bırakın

Hz. Muhammed (sav) ve kalp

(Peygamberimizin zevcelerinden) Hz. Cüveyriye (r.anha) (kendisi) namazgahında Allah’ın zikri ile meşgulken Resûlullah (sav) ona uğramıştı. Sonra Peygamber (sav), gündüzün yarısına yakın (yine) Cüveyriye’ye uğradı: “Hala (sabahki) halin üzere misin?” diye sordu. O da “evet” dedi. (Bunun üzerine) Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurdu:

“Dikkat et, sana söyleyeceğin bazı kelimeleri öğreteyim:

Subhanallâhi adede halkıhî (3 defa)

Subhanallâhi rıdâ nefsihî (üç defa)

Subhanallâhi zinete arşihî (üç defa)

Subhanallâhi midade kelimâtihî  (üç defa).”

(Tirmizi, c.5, s.556, De’avat 103, h.3555; İbni Mace, h.3808; Müslim, c.3, Zikr 79 (2726); Ebu Davud, Vitir, h.1503; Nesâi, c.3, Sehiv 94, s.77, h.1350)

Hidayette daim olmak isteyen, duasının hedefe varmasını arzu eden bu duanın akabinde aşağıdaki tesbihata devam etsin:

Subhanallâhi ve bi-hamdihî adede halkıhî ve rıdâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî ve müntehâ ilmihî ve minnetihî ve rahmetihî ve re’fetihî ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Evliyâullah Dört Kısma Ayrılır

Yorum bırakın

ahşap tepsideki renkli güller

Cenâb-ı Hak kutsi hadiste buyuruyor ki:

“Benim evliyalarım kubbelerim altındadır. Onları benden başkası bilemez.”

Bu kutsi hadiste ifade edilen evliyâullah dört kısma ayrılır:

1- Velayetini kendi bilir, ama halk bilmez.

2- Velâyetini halk bilir, kendi bilmez.

3- Velâyetini ne kendi bilir ne de halk bilir, sadece Cenâb-ı Hak bilir.

4- Velâyetini kendi de bilir, halk da bilir. Böylesi zevat-ı kiram efendilerimiz, insanları irşâd ile memur kılınmışlardır.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Başına Bir Bela Veya İş Gelenin Okuyacağı Dua

Yorum bırakın

kumsaldaki kayalık ve kayık

Resûl-i Ekrem (sav) efendimiz:

“Miraca çıktığım zaman inciden bir saraya götürüldüm. Rabbim; ashabım ve ümmetim hakkında bana üç haslet vahyetti:

1- Ashabım ümmetimin efendileridir. Ümmetim de diğer ümmetlerin efendisidir.

2- Takva sahipleri ümmetimin imamlarıdır.

3- Ümmetimin seçkinleri diğerlerinin kumandanıdır.

Ashabım ve ümmetimin velileri ve bunların insanlar arasındaki halleri, İhlas Sûresi’nin Kur’an’daki hali gibidir. Ben, kendim için sevdiğim şeyi sizler için de seviyorum ve nefsim için hoş görmediğim şeyi sizler için de hoş görmüyorum. Rükûda ve secdede iken kıraat etmeyin ve (erkekleriniz) saçları örgülü olduğu halde namaz kılmasın. Çünkü bu, şeytanın nasibidir. İki secde arasında ayaklarınızı açarak oturmayın. Namazda taşlarla oynamayın. Secde yerinde özürsüz taşları temizlemeyin. Secdede iken kollarınızı yere döşemeyin. Kıraat esnasında takılan imamın kıraatini lüzumsuz yere açmayın. Altın yüzük takınmayın. İbrişimli ve sarıya boyalı elbise giyinmeyin. Kırmızı eğer ve yastıklar üzerine binmeyin; çünkü bunlar şeytanın oturduğu bineklerdir. Kederli olduğunuz zaman, yakınınızdan veya arkadaşınızdan birisine kulağınıza ezan okutturun; çünkü bu, merhemin yaraya deva olması gibi kedere devadır. Başına bir bela veya iş geldiğinde:

“Ey Allah’ım, uyumayan gözlerinle beni koru, kimsenin yapamayacağı himayenle beni himayene al. Üzerime olan kudretinle beni bağışla. Sen beni dilediğin halde, ben helak olmam. Nimetinin yanında şükrüm az olup da beni mahrum etmeyen Rabbim! Belası yanında sabrım az olup da beni perişan etmeyen Rabbim! Günahlar üzere beni görüp de rüsva etmeyen Rabbim! Muhammed Aleyhisselâm efendimize, âline, ashabına riayet etmeni senden isterim. Bütün mümin kullarına af ile muamelede bulunmanı isterim, diye dua et.”

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Cennetin Kapısında Lâilâhe İllallah Muhammedün Resûlullah Yazılıdır

Yorum bırakın

subhanallah elhamdülillah la ilahe illallah Allahu ekber

Teberâni’nin Hz. Câbir (ra)’den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte (Mu’cemu’l-Evsat , c.5, h.5498) şöyle beyan ediliyor:

“Cennetin kapısında ‘Lâilâhe illallah Muhammedün Resûlullah’ yazılıdır. Bu kelime, yerler ve gökler henüz yaratılmadan iki bin yıl önce yazılmıştır.” Devamla Resûlullah (sav) Efendimizin müminlerle kardeşlik yaptığını Ebû Ümâme’den nakletmektedir. Şüphe yoktur ki, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” Kelime-i tevhidini müminler sever ve buna münafık ve kafirler buğz eder.

Hz. Peygamber Aleyhisselâm: 

“Benim ve benden önceki peygamberlerin tebliğ ettiği en efdâl kelime “Lâilâhe illallah”tır. Eğer terazinin bir kefesine yedi sema ve yedi arz, diğer kefesine de bu tevhid kelimesi konsa, muhakkak ki bu ağır gelirdi.” buyurdu. (Mu’cemu’l-Kebir, h.13024, Mecmau’z-Zevâid, h.1916; Kenzu’l-Ummâl, h.42206)

Zikirden murat sadece lisan ile zikir değil, bütün vücudun zikre iştiraki ve kalbin her an uyanık bulunmasıdır.

Zikir müminin kılıcıdır. Onunla nefis ve şeytan gibi en büyük düşmanlara karşı mücadele edilerek onların belaları def edilir. Zikir, harp meydanlarında riya ile kılıç kırmaktan efdâldir. Çünkü zikir sayesinde muhabbet-i ilahi hâsıl olur. Bundan da marifetullah husule gelir. Kainatın ve insanların yaratılış gayesi de marifetullah olduğuna göre bu suretle maksut hâsıl olmuş olur. Mümin, zikir sayesinde elde ettiği muhabbetle ibadetinden haz duyarak bütün ilahi emirleri tekellüfsüz yerine getirir. Bu telkinatı yaptıktan sonra: “Ya Ali, Allahu Azimüşşan’a and olsun ki imanın ve güzel ahlakın sebebiyle bir kimsenin hidayet yoluna girmesi, üzerine güneşin doğup battığı şeylerin senin olmasından daha hayırlıdır.” buyurdu.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: