Günahların İlacı İstiğfardır

Yorum bırakın

pembe gül demeti

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz buyurur ki:

“Her hastalığın bir ilacı vardır. Günahların ilacı da istiğfardır.” (Kenzu’l-Ummâl, h.2089)

İnsanların müptela olacakları hastalıklar maddi ve manevi olmak üzere iki kısımdır. Maddi hastalıklar için bu hilkat aleminde mutlaka bir ilaç vardır. Elverir ki, bu ilaç elde edilsin.

Manevi hastalıkların ilacı ise halisane iman ve az da olsa devamlı ibadettir. Bu tür hastalıkların en büyüğü Cenâb-ı Hakk’a asi olmak, O’nun mukaddes emirlerine ve nehiylerine muhalefette bulunmaktır. Bu pek helak edici hastalıktan kurtulmanın çaresi ise pişman olmaktır. Tevbe ederek Hak Teâlâ’dan af ve mağfiret niyaz etmek ve tevbesinde de sabit kalmaktır.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Okunan Salavatları Ulaştırmakla Vazifeli Meleğin Vasıfları

Yorum bırakın

resmedilmiş laleler

Ebu Hüreyre (ra)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Bir kimse bana salâtü selâm getirdiği zaman, onun selamını almam için Allah Teâlâ ruhumu iade eder.” (Ebu Davud, c.2, Menasik 96-97, h.2041; Müsned, c.2, s.527)

Ammar b. Yasir (ra), Resûlullah (sav)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Şüphesiz ki, Allah kabrime bir melek vekil eder ve ona yaratıkların isimlerini verir. Kıyamet gününe kadar her kim bana salavat getirirse, o melek bunu bana kendi ve babasının ismiyle ulaştırır. Şu filan oğlu filan sana salavat getirdi, der.” (Feyzü’l-Kadir, c.2, h.2365; Müsnedü’l-Bezzar, c.4, h.1425)

İbni Hıbban’ın rivayeti şöyledir:

“Allahu Teâlâ’nın bir meleği vardır. Ona bütün yaratıklarının işitme gücünü vermiştir. Öldüğümde melek kabrimin başında durur. Her kim bana bir salavat getirirse melek: ‘Ya Muhammed! Filan oğlu filan sana salavat getirdi.’ der. Allahu Teâlâ da bu kimsenin her bir salavatına on mağfiret ihsan eder. “

Resûlullah (sav) buyurdu ki:

“Kıyamet gününde insanların bana en yakını, bana en çok salât-ü selâm getirenleridir.” (Tirmizi, Vitir 21, h.484; Feyzü’l-Kadir, c.2, h.2249; Sahih-i İbni Habban, h.911)

Rabia bin Amir (ra) şöyle rivayet etmiştir:

“Resûlullah (sav)’ın hitaben şöyle buyurduğunu işittim: ‘Bana salavat getiren kimse buna devam ettiği müddetçe, melek de ona salavat getirmeye devam eder. Öyle ise kul buna göre bana salavatı az veya çok getirsin.” (Müsned, c.3, s.445)

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Hadislere Göre Devamlı Zikir

Yorum bırakın

canlı güller

Cenâb-ı Peygamber (sav), Hz. Mevlâ’yı zikretmenin üstün ve zevkli bir ibadet olduğunu yüzlerce hadis-i şerifinde beyan buyurmuşlardır. Ümmetine beslediği şevkatin bir alameti olarak onları bu ibadete yönlendirmek istemiştir.

HADİSLERE GÖRE DEVAMLI ZİKİR

“Bir mecliste zikreden cemaati mutlaka melekler tavaf edip rahmet getirirler. Onlara huzur ve sükûn iner. Allah, onları kendi yanında olan üstün meleklerin ruhları arasında anar.” (Müslim, c.3, Zikir 39 (2700); İbni Mâce, Edeb, h.3791; Tirmizi, Dua, h.3378)

“Allah’ı zikirle Kur’an okumaya devam et ki, şüphesiz onlar sana yeryüzünde apaçık bir nur ve gökyüzünün ötesinde de güzel bir zikirdir.”

“Kim ki Allah’ı zikretmenin sevgisine kavuşmuştur, Allah (cc) da onu sevgisine mazhar kılmıştır.”

“Mevlâ’nın kuluna bağışı, ona zikrini ilham etmesidir.”

“Kim Lâilâhe illallah derse, kalbinden perde kalkar.”

“Her şeyin bir parlatıcısı vardır. Gönüllerin parlatıcısı da Allah’ı zikirdir.”

“Hak Teâlâ’nın ‘Elbette Allah’ı zikir en büyüktür.’ dediği o zikirdir ki, ‘Beni zikredin, ben de sizi anarak size lütufta bulunayım.’ ifadesiyle, ‘Onu size vaat etmiştik. Zira O’nun sizi anması, sizin O’nu zikretmenizden daha büyük, daha güzel, daha tam ve daha mükemmeldir.”

“Gerçekten şeytan, burnunu insanın yüreğine koyar. Eğer o yürek Allah (cc)’ı zikrediyorsa hemen ters yüz olup kaçar. Eğer o yürek Mevlâ’yı unutmuşsa, onu parça parça çiğner ve yutar.”

“Öyle zikrediniz ki, görenler size mecnun desin.”

“Allah’ı zikirden daha üstün bir sadaka olmaz.”

“Altın ve gümüş bağışlamaktan, düşmanlarının boyunlarını vurmaktan ve bütün güzel amellerden daha yararlı olan, derecenizi en yükseğe çıkaran (ibadet) Allah’ı zikirdir.”

Rabbini zikreden ile etmeyenin hali, diri ile ölünün hali gibidir.”

“Bir kimse Allah’ı zikirden daha fazla kendisini kurtuluşa erdirecek bir amel işleyemez.”

“Bir kimse kucağını paralarla doldurup fakirlere dağıtsa ve bir diğeri de Allah’ı zikirle meşgul olsa, Allah katında zikreden o kişi bağış yapandan daha üstündür.”

“Sizden bir kimse cennet bahçelerine rast gelirse ondan payını alsın. O cennet bahçeleri, zikir meclisleridir.”

“Herhangi bir cemaat bir mecliste toplanır da orada Allah’ı zikretmezlerse, kıyamet günü o hallerinden muhakkak pişmanlık duyacaklardır.”

“Cennet ehli asla hasret çekmez. Sadece Allah’ı zikretmeyerek boş geçirdikleri saatlere yanarlar.”

“Kim sabah namazını cemaatle kılıp güneş doğana dek Allah’ı zikirle meşgul olur, sonra da iki rekat namaz kılarsa, bir hac ve bir umre sevabı kazanmış olur.”

“Sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğana değin Allah’ı zikirle meşgul olmam, bana dünyadan ve içindekilerden daha sevimlidir. İkindiyi kıldıktan sonra güneş batana kadar Allah’ı zikirle meşgul olmam da, yine bana dünya ve içindekilerden daha kıymetlidir.”

“Mevlâ’yı zikreden, düşmanı tarafından öldürülmek üzere peşine düşülen ve tam ele geçecekken sağlam bir kale bulup hemen oraya sığınarak düşmandan kurtulan kişi gibidir ki, o mümin kul kendini şeytandan ancak Allah’ı zikirle korur.”

Kısaca zikrullah ve onun özü olan Kelime-i tevhid “Lâilâhe illallah” Mevlâ’nın öyle sağlam kalesidir ki, onu cânı gönülden tekrar eden ve ona devam eden, masivanın gafletinden kurtulur ve ilahi dostluk meclisine kavuşur.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Allah’ın Zikredildiği Her Mecliste Melekler Bulunur

Yorum bırakın

gece ve laleler

“Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk şey namazdır. Eğer onu eksiksiz kıldı ise kendisine tam yazılacak; tamam kılmadı ise Allah meleklerine: Kulumun bir nafile ibadetini bulursanız onunla farzını tamamlarsınız, buyurur. Sonra zekat ve diğer bütün ameller buna göre ele alınır.” (Müsned, c.4, s.103; Darimi, c.1, s.361)

Her kim bir hayırla Allah’a gelirse ona bu hayrın on misli verilir. Daha fazla da verilir. Her kim hiçbir şeyi şirk koşmamak şartı ile yer dolusu günahla Rabbine yönelirse, Allah (cc) onu o günahın misli mağfiretle karşılar.

Resûlullah (sav) Efendimiz buyurdular ki:

“Allah’ın zikredildiği her mecliste melekler bulunur. Bunlar oradakilere, zikri çok yapın, Allah size ihsanını ziyade eder, derler. Sonra onlar kanatlarını yayıp havalandıklarında, zikrullah onlarla birlikte yukarı çıkar (rıza-yı ilahiye vasıl olur.)” (Kenzu’l-Ummâl, h.1880; Müslim, c.3, Zikr 25 (2689); Buhari, c.7, Deavat 66; Tirmizi, c.5, Deavat, h.3600)

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Allah’ı Zikir Gönül Erlerinin Ganimetidir

Yorum bırakın

dağ ve bulut

Ey Hak Yolunun Yolcusu!

Hakk’ı unutup başıboş olma! O’nu zikredersen yanılgıyla yapma! Kalbin diline uysun ve dilin kalbini kuşatsın. Ta ki, zikrullah tam hasıl olsun.

Mevlâ’yı zikretmenin hakikati, nefsin masivasını unutmaktır.

Allah’ı zikir, marifet sermayesi ve yakıcı bir muhabbettir. Saadet devletinin reçetesidir.

Allah’ı zikre devam etmekle Allah sevgisi öyle güçlenir ki, gönül O’ndan başkasını terk ederek yalnız O’na tâbi olur.

Zikrullah herkese ve her halde gereklidir. Onun muallimi olan olan Allah dostları da onlara lazımdır.

Arifin eziyet çekmesi, zikrullahı terk etmesidir.

Kul, her zaman Allah’ı zikirle meşgul olmaya memurdur.

Allah’ı zikir; ya dil, ya kalp, ya da ruhla hasıl olur. Allah’ı zikir dilden kalbe, oradan da ruha ulaştığında, o kimse Allah dostlarının seçkinlerinden olur. Bütün uzuvlarıyla sürekli zikirde bulunarak yukarıdan beri, ilahi dostluğun cezbesiyle seçkinlerin de seçkini olur.

Allah’ı zikir gönül erlerinin ganimetidir.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Tasavvufun Gayesi Nedir?

Yorum bırakın

ilkbaharda güller

Tasavvufun gayesi, Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin güzel ahlakıyla ahlaklanmaktır. Gerisi teferruattır. Asr-ı saadette tarikatların önemli konularından olan zikir, takva, ihlas, tevbe ve rabıta gibi hususlar en üst seviyede bulunuyor ve yaşanıyordu. Ashab-ı kiram da Peygamberimizi örnek alıp O’nun gibi yaşamaya çalışıyorlardı. Bunun için:

“And olsun ki, Resûlullah, sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzab Sûresi, ayet 21)

Ve:

“Ashabım yıldızlar gibidir. Artık hangisine tâbi olursanız hidayete ermiş olursunuz.” (Mesnevi Şerhi, c.6, s.378) buyrulmuştur.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

İslamiyetin Bir Alameti Olan Ezan Musibetlere Karşı Bir Kalkandır

Yorum bırakın

Ayasofya

Resûlullah (sav) Efendimiz buyururlar ki:

“Bir cemaat toplanır, biri dua eder, ötekiler de âmin derlerse o duayı Cenâb-ı Hak kabul buyurur.” (Kenzü’l-Ummâl, h.3367; Ramuzu’l-Ehadis, s.483, h.6019)

Bu mübarek hadis-i şeriften istifade etmek isteyenler cemaatle beş vakit namaza devam etsin ve cemaatle Cenâb-ı Hakk’ı çokça zikreylesin.

“Bir topluluk zikir meclisi üzere bir araya gelirlerse onları melekler ziyaret eder ve rahmet kendilerini sarar.” (Müsned, c.3, s.94; Ramuzu’l-Ehadis, s.369)

“Bir köy veya şehirde ezan okunduğunda, Allah o gün orayı azabından emin kılar.” (Câmiu’s-Sağir, h.373)

“Herhangi bir yerde üç kişi bir araya gelip de namaz kılmazlar veya Allah’ı zikretmezlerse; şeytan onların haklarından gelir, onları avucunun içinde oynatır.” (Ramuzu’l-Ehadis, s.369, h.4555)

Zulümler, isyanlar, azgınlık ve taşkınlıklar bela ve musibetleri davet ettiği gibi; hayırlar, ibadetler, dualar da bela ve musibetlere set olurlar. İşte bu setlerin en önemlilerinden biri de ezandır. Evet, İslamiyetin bir alameti olan ezan musibetlere karşı bir kalkandır.

“Kul, insanlardan fayda bekledikçe Allah (cc)’tan uzaklaşır. Bu halde iken kendisine uyanlar çoğaldıkça şeytanları çoğalır. Malı çoğaldıkça o nispette kıyamet günündeki hesabı da zorlaşır.” (Ramuzu’l-Ehadis, s.370, h.4567)

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Namazda Selamdan Sonra Tevbe İstiğfar Okumak Sünnettir

Yorum bırakın

Kumsalda serili seccade

Hz. Sevbân (ra)’dan rivayet edilmiştir; dedi ki:

“Resûlullah (sav) namazından (selamla) çıktığı zaman üç defa istiğfar eder ve şöyle derdi: ‘Allâhümme ente’s-selâmü ve minke’s-selâm. Tebârekte yâ zel-celâli vel-ikrâm.” (Müslim, c.1, Mesâcid 135 (591))

Anlamı: Ey Allah’ım! Sen Selâm’sın; her çeşit ayıp, kusur ve afetlerden uzaksın. İnsanların mazhar olduğu selamet sendendir. Ey celâl ve ikram sahibi Rabbimiz! Senin şânın yücedir.

Bu hadis-i şerif, namazlarda selamdan sonra tevbe-istiğfar okumanın sünnet olduğunu göstermektedir.

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Tasavvuf Sekiz Huy Üzerine Kurulmuştur

Yorum bırakın

tomurcuklu pembe gül

Abdülkadir Geylani (ks) Hazretleri diyor ki:

Tasavvuf sekiz huy üzerine kurulmuştur:

1- Sehâ: Cömert olmak. Bu, Hz. İbrahim Aleyhisselâm’a verildi.

2- Rıza: Bu adeti Hz. İshak Aleyhisselâm almıştır. 

3- Sabır: Bu hali Hz. Eyyûb Aleyhisselâm benimsemiştir.

4- İşaret: Bu, Hz. Zekeriya Aleyhisselâm’ın hususiyetidir.

5- Gurbet: Bu, Hz. Yahya Aleyhisselâm’ın nasibidir.

6- Kalın Ve Sade Giyinmek: Bu, Hz. Musa Aleyhisselâm’ın meşrebidir.

7- Seyahat: Bu, Hz. İsa Aleyhisselâm’a nasip olmuştur.

8- Fakr: Bunu da Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) almıştır.

Hepsine selam olsun..

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Peygamber (sav) Efendimizin Minberde Üç Kez Amin Demesi

Yorum bırakın

Güzel Ravza

Ka’b b. Ucre (ra) der ki:

“Resûl-i Ekrem (sav), minberin yanına geliniz, buyurdu. Geldik. Minberin birinci basamağına çıktı, âmin, dedi. İkinci basamağına çıktı, âmin, dedi. Üçüncü basamağına çıkınca yine âmin dedi.

Minberden inince: “Ya Resûlallah, bugün sizden daha önce işitmediğimiz bir şey işittik. Bunun sebebi nedir?” dedik. Cevaben şöyle buyurdular:

“Cibril (birinci basamakta) bana geldi ve ‘Ramazana kavuşup da orucunu tutmak suretiyle bağışlanmayan kimse ilahi rahmetten uzak olsun!’ dedi. Ben, âmin, dedim. İkinci basamağa çıktığımda Cebrâil: ‘Yanında anıldığında sana salavat getirmeyen ilâhi rahmetten uzak olsun!’ dedi. Ben de, âmin, dedim. Üçüncü basamağa çıktığımda Cebrâil: ‘Ana babasının veya onlardan birinin yaşlılığına yetişip de onlara hizmet edip rızalarını almak suretiyle cennete giremeyen ilahi rahmetten uzak olsun!’ dedi. Ben de, âmin, dedim.” (Tirmizi, c.5, h.3545; Müstedrek, c.4, h.7256

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: