İyiliği Şiar Edinenlere Müjdeler Olsun!

Yorum bırakın

tek çiçek

Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) Rabbimiz Teâlâ’dan rivayetle şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz Rabbiniz merhametlidir. Kim bir iyilik yapmaya niyet edip de yapamazsa, ona bir iyilik (sevap) yazılır. Eğer o iyiliği yaparsa, ona o iyiliğin on katından yedi yüz katına kadar sevap yazılır. Kim de bir kötülük yapmak için niyet edip yapmazsa, ona bir sevap yazılır. Eğer o kötülüğü yaparsa, ona bir günah yazılır ya da bir sevabı silinir.” (Hilyetü’l-Evliya Sıfatu’s-Safve, c.5, s.384)

Bu konuda Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim bir iyilik yaparsa ona on katı vardır. Kim de bir kötülük yaparsa, o da sadece o kötülüğün misli ile cezalandırılır ve onlara zulmedilmez.” (En’am Sûresi, ayet 160)

İyiliği şiar edinenlere müjdeler olsun!

“Onlar için Rableri yanında diledikleri her şey vardır. İşte bu, iyilik edenlerin mükafatıdır. Böylece Allah, onların geçmişte yaptıkları en kötü hareketleri bile örtecek ve yaptıklarının en güzeline denk olarak mükafatlarını verecektir. Allah kuluna kâfi değil midir? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa, artık onun yolunu doğrultacak biri yoktur.” (Zümer Sûresi, ayet 34-36)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Mevlâ’ya Gönül Verenlere Allah’ın Rahmeti Gökten Yağan Yağmur Gibi Yağar

Yorum bırakın

güller ve su damlaları

Allah Azze ve Celle buyurdu ki:

“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems Sûresi, ayet 7-10)

Nefsini kirleten hüsrandadır. Onu arındıran kurtuluşa erer. Nefsini isyan günahları ile kirletenlerin akıbeti helâke doğrudur. O, ömür sermayesini boşa harcamıştır. Kim nefsinin arzularına uyar, Mevla’sının emirlerine isyan ederse cahillerden olur.

Mevla’ya gönül verenlere Allah’ın rahmeti gökten yağan yağmur gibi iner. Çünkü en çok sevilmeye layık olan Allah’tır. Zira Allah, Vedûd ve Velî’dir. Müminleri sever, onları dost edinir.

Nitekim Kur’ân-ı Mübin’de buyurur ki:

“Doğrusu sizin dostunuz bir Allah’tır. O, yardım edeceklerin en hayırlısıdır.” (Âl-i İmrân Sûresi, ayet 150)

Başkasından yardım talep etmeyiniz. Müminler Allah’ın dostlarıdır.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Tevhidin Esası Üç Şeydedir

Yorum bırakın

tabağın kenarındaki üç pembe gül

Hz. Ömer (Radıyallâhu anh)’ın rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

“Ben bir söz biliyorum. Kul bu sözü içinden gelerek samimiyetle söylerse Allah, ateşi ona haram kılar. Bu söz Lâ ilâhe illallah’tır.”(Hilyetü’l-Evliya Sıfatu’s-Safve, c.5, s.94)

Azizim!

Allahu Teâlâ’yı rab olarak tanı. O’nu bir olarak ikrar et. O’na hiçbir şeyi ortak koşma. Bil ki, tevhidin esası üç şeydedir:

1- Allah’ın senin rızkına kefil olduğuna itimat etmek.

2- Emrettiği ibadeti yapmaya çalışmak.

3- Günün bir kısmını zikirle geçiren, bütün gününde zikirle meşgul olmuş olur.

Zikrullah; ibadetin özü, kalplerin şifasıdır. Mümini Rabb’ine yaklaştıran, kulun da O’na sevgisini ifade ettiği bir ibadettir. Zikrullah, Resûl-i Ekrem (sav)’in hayatının her anını kuşatmıştır. Bu, mümin için bir örnektir. 

Bu konuyla ilgili olarak buyrulur ki:

“Ben beni zikredenle beraberim.” (Keşfü’l-Hafa, c.1, s.200)

“Öyleyse yüce Rabb’inin adını tesbih et.” (Vakıa Sûresi, ayet 74)

“Öyleyse ulu Rabb’inin adını tenzih ile an.” (Vakıa Sûresi, ayet 96)

“Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et.” (Tur Sûresi, ayet 49)

Bazı müfessir efendilerimiz bu ayet-i kerime için akşam ve yatsı namazı yorumu yapmışlardır. Kimilerine göre bu vakitlerde “Subhanallâhi ve bi-hamdihi” derken, Medârik Tefsiri “Subhanallâhi ve bi-hamdihi, Subhanallâhi’l-azîm ve bi-hamdihi estağfirullâhe ve etûbu ileyh” şeklinde tefsir etmiştir.

“Rabbine hamd ederek O’nu tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.” (Nasr Sûresi, ayet 3) ayeti de aynı mealdedir.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Ana Babanın Duası, Peygamberlerin Ümmetlerine Duası Gibidir

Yorum bırakın

iki canlı gül

Adamın biri, Bişri Hâfî (Rahmetullâhi aleyh)’ten nasihat istemiş. Bişri Hâfî (ra) de o kimseye şunları tavsiye etmiş:

“Şöhretten sakın ve helal lokma yemeye gayret et.”

Azizim!

Müminlerin izzeti, yaramaz kişilerden uzak durmaktır.

Onun şerefi, gece namazı kılarak ayakta durmaktır.

Rızaya ermek için şüpheli şeylerden uzak durmaktır.

Her an nefsiyle mücahede ederek nefse galip gelmektir.

Ana-babanın duası, peygamberlerin ümmetlerine duası gibidir. Mümin bunu kaçırmamalıdır.

Dünyayı seven kişi ölümü sevmez.

Ölümü hatırladığın zaman dünyanın güzelliği ve şehveti senden gider. Böyle olan kullara melekler hayran olur. Melekler hayran olursa o kulun amelini yükseklere çıkarır ve Mevla’nın rıza kapısına ulaştırırlar.

Ey mümin; rıza, şüpheli şeylerden sakınmak ve her an nefisle muhasebede bulunmaktır. Çünkü insanlar Allahu Teâlâ’nın büyüklüğünü anlayabilseler, O’na isyan etmezler. Unutmayın ki, gerçek mücahit nefsi ve hevası ile cihat edenlerdir. (İhyâu Ulumi’d-Din, s.618)

Sehl bin Abdullah (Rahmetullâhi aleyh) demiştir ki:

“Nefsin hileleri çoktur. Kul, eğer kendisi ile Allahu Teâlâ arasındaki halini bildikten sonra nefsini Kitabullah’ın ve sünnet-i Resûlullah’ın karşısına koyup hesaba çekiyorsa, işte o zaman nefsinin hilelerinden kurtulur ve Allah’ın elçisine tâbi olur.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

İmtihan Edilmekten Allah’a Sığınılacak Beş Şey

Yorum bırakın

güller ve beyaz çiçekler

Resûl-i Ekrem (sav) buyurmuştur ki:

“Ey müminler topluluğu, şu beş şeyle imtihan edilmekten Allah’a sığının:

1- Fuhuş açıktan işlenirse, toplumda taun ve daha önce görülmedik (aids gibi) hastalıklar baş gösterir.

2- Ölçü ve tartıda noksanlık yapan millete Allahu Teâlâ geçim sıkıntısı verir ve zalim bir idareciyi onlara musallat eder.

3- Zenginleri zekat vermeyen millete Allahu Teâlâ (şayet hayvanat olmasaydı hiç) yağmur vermez.

4- Allah’a ve Resûlü’ne verdikleri sözü bozan millete Allah başka milletlerden düşmanlar musallat ederek mallarını telef ettirir.

5- İdarecileri, Allah’ın kitabı ile hükmetmeyen milletin içinde kargaşa (anarşi ve terör) çıkar.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Fahr-i Kainat (sav) Efendimiz Ümmetini Beş Şeyden Beş Şeye Davet Etmiştir

Yorum bırakın

Beyaz pembe laleler

Fahr-i Kâinat (Sallallâhu aleyhi ve sellem), ümmetini beş şeyden beş şeye davet etmiştir:

1- Dünyaya rağbet ve tamahtan zühde,

2- Riyadan ihlasa,

3- Kibirden tevazuya,

4- Cehaletten ilme,

5- Dalkavukluktan başkasına minnet etmemeye.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Makam-ı Mahmud Ve Şefaat

Yorum bırakın

Hz. Muhammed (sav) ve gül

Azizim!

Makam-ı Mahmud, cennette bir makamdır. Öyle bir makam ki, o makamda bulunan kimse övgüye mazhardır. Övgü belli bir kıymet, kemâl ve fazilet sebebiyle olur. Şurası muhakkak ki, pek çok üstünlüklerle övgüye mazhar olunan bir makamdır. Kur’ân-ı Kerîm’de o şöyle işaret ediliyor:

“O’nu Kıyamet günü dirilt ve Makam-ı Mahmud’a çıkar.”

“…Makam-ı Mahmud’u O’na ver.”

“..O’nu Makam-ı Mahmud üzere dirilt.”

Ehlullah’tan bazıları, Makam-ı Mahmûd ile “şefaat” kastedilmiştir, derler. Bazıları da Resûlullah’ın Arş ve Kürsî’de oturtulmasıdır, demişlerdir. Bunların biri diğerine engel değildir. Zira Resûlullah (Sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimizin Arş veya Kürsî üzerine oturtulmasının, şefaat etme hususunda izin alameti olması muhtemeldir.

Resûlullah Aleyhissalâtü vesselâm şöyle buyurmuştur:

“Allah insanları Kıyamet günü diriltir. Rabb’im (önce) bana yeşil bir elbise giydirir. Ben Rabb’imin söylememi dilediği şeyi söylerim. İşte bu Makam-ı Mahmûd’dur.”

Anlaşılan o ki, buradaki mezkur söz, şefaatten önce Resûlullah’ın Rabb’ine takdim ettiği senâdır. Yine anlaşılan o ki, Makam-ı Mahmud bu halde iken, Resûlullah için hasıl olan şeylerin hepsidir. “Ona şefaatim vacip olur.” cümlesi bunu hatırlatır. Çünkü onun için talep edilen şey şefaattir.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Arif Kalbini Mevlasına Vermiştir

Yorum bırakın

kırmızı bir kalp

Ömrünü beyhude geçiren kimse Allah’ın muhabbetinden bir nasibi olmadığı için ağlasın.

İki şey Allah’ın verdiği en faziletli haslettir: Biri muhabbetullah, diğeri de marifetullahtır. (Marifetname, s.386)

İrfan sahibi kişinin alameti odur ki; Rabbiyle olduğu zaman iftihar eder, nefsiyle olduğu zaman ihtikâr eder (nefsini ve kendini hakir görür). Âbid cismini eritir, arif canını eritir. Arifin şahsı dünyadadır, kalbi ukbâdadır.” (Marifetname, s.388)

Arif kalbini Mevlâsına, ruhunu belvâsına (çilesine) vermiştir. Çünkü başkalarının bilmediğini o bilmiştir. Arifin lisanı zikrullah iledir, kalbi muhabbetledir. Sırrı ebediyyen O’na aşıktır. Zahid nefsiyledir, arif ise Rabbiyledir. Arifin kıblesi Rabbü’r-Rahim’dir. Gafilin kıblesi zer-ü sim (altın-gümüş) dir.

Fudeyl bin Ziyad (Rahmetullâhi aleyh) demiştir ki:

“Allah sevdiği kulunun derdini çoğaltır. Buğz ettiği kulunun dünyasını genişletir, onu zengin kılar. Sevgili olmanın sırrı, devamlı Rabbine itaat etmek, Müslümanlara hizmetten geri kalmamak, nasihati bol bol yapmakta mahir olmaktır.”

Şeyh Seriyü’s-Sekâti (ks) şöyle dua ederdi:

“Allah’ım, beni dilediğin gibi cezalandır. Ancak cemâlini temaşaya mani olan perde ve hicap ile cezalandırma.” 

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Kanaatli Ol Ki, İstemek Zilletine Düşmeyesin

Yorum bırakın

köydeki tavuklar

Basralı Et-Tufâvî (Rahmetullâhi aleyh) demiştir ki:

“Evimizdeki cariyelerden birisine dert yandım. Evimizde geçim sıkıntısı vardır, dedim. Cariye bana şöyle dedi:

“Oğlum, kanaatli ol ki, istemek zilletine düşmeyesin. Kanaatin izzeti ve şerefi, dilenmenin aşağılığından kat kat üstündür. Veren el alan elden hayırlıdır. İnfak ederken nafakası üzerine vacip olandan başla. Sadakanın efdali zenginlikle olandır. Bir kimse dilenmekten sakınırsa Allah onu nezih kılar, verilene kanaat edenleri de Allah başkasına muhtaç etmez.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Can Boğaza Gelinceye Kadar Tevbenin Kabulünün Uzatıldığı Müjdelenmiştir

Yorum bırakın

Elhamdülillah yazısı ve gül demeti

Azizim! 

Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve keremi, Resûl-i Ekrem (Sallallâhu aleyhi ve sellem)’in şefaati ve niyazıyla can boğaza gelinceye kadar tevbenin kabulünün uzatıldığı müjdelenmiştir.

Nitekim buyrulmuştur ki:

“Cenâb-ı Hak kulunun tevbesini gargaraya varmadıkça kabul eder.”

Ruh boğaza varıncaya kadar tevbeler kabul olunur demekten murad da budur. Çünkü ümitsizlik anında tevbe kabul olunmadığından, tevbe eden kimsenin tevbe ettiği anda kendi hayatından ümidini kesmemiş olması gerekir. Bu durum ise ruh (can) boğaza varıncaya kadar uzar. Fakat tevbenin kabulü için şeriatin çizdiği hududa da riayet vaciptir. Aksi halde tevbe geçersiz olur.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: