Kureyş’in Amansız Eziyetlerine Peygamber (sav) Efendimizin Duası

Yorum bırakın

Mescid-i Nebevi'nin şemsiyeleri

Kureyş’ın amansız eziyetlerinde, hatta darplarında Resûl-i Ekrem (sav) şöyle niyazda bulunuyordu:

“Allahümmağfir li-kavmî fe-innehüm lâ ya’lemûn.”

(Allah’ım, kavmimi mağfiret eyle, zira onlar bilmiyorlar.)

Kureyş’in ileri gelenleri Kur’an’ı dinliyorlardı. Fakat kalplerini yumuşatmamak için kendileriyle mücadele ediyorlardı. Etkilenmemesi için fıtratlarını serbest bırakmıyor, dizginliyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah onlarla Peygamber arasına bir gizli perde koydu. Onların kalpleri üzerine bir örtü gerdi. Kulaklarını sağır gibi yaptı. Bundan sonra artık Kur’an’ı anlayamaz oldular.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Reklamlar

Allah (cc) Bir Kimseye Hayır Murad Ederse Ona Bu Kelimeleri Öğretir

Yorum bırakın

çöldeki yalnız adam

“Dikkat et ey Ebu Hüreyre! Sana bazı kelimeler öğretiyorum. Bir kimseye Allah hayır murad ederse ona bu kelimeleri öğretir. Sonra da ebedi olarak unutturmaz. De ki:

Allâhümme innî daîfun fe kavvi fî rıdâke da’fî ve huz ile’l-hayrî binâsiyetî vec’ali’l-İslâme müntehâ rıdâye. Allâhümme innî daîfün fekavvinî ve innî zelîlün feizzenî ve innî fakîrün ferzuknî.”

Anlamı: Allah’ım, hiç şüphe yok ki ben zayıfım. Benim zaafımı rızan hususunda güçlendir. Benim alnımdan tut, hayra ulaştır. İslam’ı hoşnutluğunun sonu kıl. Allah’ım, ben çok zayıfım. Beni güçlendir. Ben zelilim, bana izzet ver. Şüphesiz ben fakirim. Bana rızık ihsan eyle.  (Râmûzu’l-Ehâdis, 2011)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryasından Nasihatler – 2

Kıyamet Gününde Arş’ın Gölgesinde Barınacak Yedi İnsan

Yorum bırakın

yedi lale

“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allahu Teâlâ, yedi insanı, Arş’ının gölgesinde barındıracaktır:

1- Adil devlet başkanı,

2- Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,

3- Kalbi mescitlere bağlı Müslüman,

4- Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,

5- Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım.” diye yaklaşmayan yiğit,

6- Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,

7- Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”

Hadis Kaynak: Buhari, Ezan 36; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bkz. Tirmizi, Zühd 53; Nesai, Kudat 2

Kaynak Kitap: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Zekat, Sadaka, İnfak

Yorum bırakın

sadaka

İslam’ın beş temel esasından biri olan ve Hicret’in ikinci yılı ramazan ayından önce farz kılınan zekat, belli şartlar altında belirli bir miktar malı layık olan kimselere vermek demektir. Malî ibadetlerin en başında yer alır. Önemi dolayısıyla Kur’ân-ı Kerîm’de seksenden fazla yerde namaz ile birlikte zikredilmiştir. 

İnfak, “Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla kişinin kendi servetinden harcamada bulunması, ihtiyaç sahiplerine aynî ve naktî yardım etmesi” demektir. Bu yönüyle infak, hem farz olan zekatı hem de gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içerir. İnsanın sahip olduğu servetin gerçek sahibi Allah’tır. O’nun emaneti olarak bu servetten başkalarına vermek gerekir.

Azizler!

Kur’an-ı Kerim’de müttaki müminlerin özellikleri sayılırken bunlar arasında infak da zikredilmiştir. (Bakara Sûresi, 2-3)

Sadaka “Allahu Teâlâ’nın rızasını kazanmak niyetiyle, karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etme, iyilik ve ihsanda bulunma” demektir. Hem bedeni ve hem de mali olabilir. Zekat ve zaruret derecesinde ihtiyaç içerisinde bulunan kimseye yardım etmek farz; sadaka-i fıtır vacip ve diğerleri ise menduptur.

Hz. Peygamber (sav) sadaka ile ilgili olaral şöyle buyurmuştur:

“Güneşin doğduğu her yeni günde kişiye, her bir mafsalı için bir sadaka vermesi gerekir. İki kişi arasında adalet yapman bir sadakadır. Kişiye hayvanını yüklerken yardım etmen bir sadakadır. Güzel söz sadakadır, namaza gitmek üzere attığın her adım sadakadır. Yoldan rahatsız edici bir şeyi kaldırıp atman sadakadır.” (Buhari, Sahih, Cihad, 72 (111,224); Müslim, Müsafirûn, 84 (1, 499)

Kaynak: Nübüvvet Ve Vel’ayet Deryâsından Nasihatler – 2

Şeriat Gemiye, Tarikat Denize, Hakikat İnciye Benzer

Yorum bırakın

denizdeki adalar

Necmüddin Kübra (ks) Hazretleri şöyle demiştir:

“Şeriat gemiye, tarikat denize ve hakikat inciye benzer. Bu sıralamayı terk eden kişi inciye ulaşamaz! Talibe gereken ilk şey şeriattır. Bundan maksat Allah’ın ve Resûlü’nün emretmiş oldukları abdest, namaz, oruç gibi ibadetlerdir. Ardından tarikat gelir. Bundan maksat, takvayı ve seni Mevlâ’ya yakınlaştıracak olan derece ve makamları tercih edip buna göre yaşamandır. Hakikat ise, maksada ulaşmak ve tecelli nurunu müşahede etmektir. Şöyle denilmiştir: Şeriat O’na kulluk etmen, tarikat O’nun huzuruna varman ve hakikat O’nu görmendir.”

Gavsu’l-Azam Abdülkadir Geylani (ks) Hazretleri demiştir ki:

“Mahluklara nispetle, Allah’ın veli kulları sağır, dilsiz ve kördürler. Kalpleri Allah’a yaklaştırıldığında başkasını işitmez ve görmezler. Onları, mahlukatın sözlerini işitmekten alıkoyan bir meşguliyetleri vardır. Onlar bir vadide, mahlukat ise başka bir vadidedir. Onlarda, Allah’tan başkası için bir pay yoktur.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Laf Taşıyıcılar Cennete Giremez

Yorum bırakın

kalem ve çiçek

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurur ki:

“Ey Ali! Yalan söylemekten uzak dur, yalan yüzü karartır. İnsan yalan söyler, söyler, en sonunda Allah katında yalancı diye yazılır ve isimlendirilir; insan doğru söyler, söyler, en sonunda Allah katında dürüst ve doğru sözlü diye isimlendirilir. Hiç kuşkusuz yalan imandan uzaktır.

Ey Ali! Kimsenin gıybetini yapma, gıybet oruçlunun orucunu bozar. İnsanların dedikodusunu yapan kişi kıyamette onların etini yer.

Ey Ali! Laf taşıyıcı olmaktan sakın. Laf taşıyıcılar cennete giremez.

Ey Ali! Allah adına yalan veya doğru yemin etme. Yeminlerinizi Allah’ın karşısına koymayınız. Allah, yalan yere kendi üzerine yemin edene merhamet etmez, onu temize çıkarmaz.

Ey Ali! Dilini tut, dilini hayra alıştır. Kıyamet günü kul en çok dilinden dolayı azap görür.

Ey Ali! Israrcı olmaktan sakın, ısrarcılık pişmanlık getirir.

Ey Ali! Hırslı olmaktan sakın, hırs babam (Hz. Adem’i) cennetten çıkarmıştır.

Ey Ali! Hasetten sakın, haset ateşin odunu yemesi gibi iyilikleri yer.

Ey Ali! İnsanları güldürmek üzere yalan söyleyene yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun!

Ey Ali! Dört şey bedbahtlık özelliğidir: Göz katılığı, kalp katılığı, uzun emel ve dünya sevgisi.

Ey Ali! Dört özellikten seni sakındırırım: Kuvvetli haset, hırs, yalan ve öfke.

Ey Ali! İnsanların en kötüsünün kim olduğunu sana bildireyim mi? O, tek başına yolculuk yapan, misafirine cimrilik eden ve kölesini döven kişidir. Bütün bunlardan daha kötüsünü bildireyim mi? Bütün bunlardan daha kötüsü kendisinden hayır beklenmeyen ve kötülüğünden emin olunmayan kişidir.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Hevâic-i Asliyye Ve Nisap Nedir?

Yorum bırakın

denize bakan çiçek bahçeli evler

Havâic-i asliyye, zekata tabi olmayan temel ihtiyaç maddeleri manasına gelmektedir. Temel ihtiyaç maddeleri, insanın hayat ve hürriyetini korumak için muhtaç olduğu şeylerdir. Bunlar genel olarak; nafaka, oturulan ev, ev eşyası, alet ve makineler, binek taşıtları, ilim için edinilen kitaplar gibi eşyadır. Esasen asli ihtiyaçlar zaman, muhit ve durumun değişmesiyle değişir ve gelişir. 

Nisap; zekat, sadaka-i fıtır ve kurban gibi ibadetler için konulan bir zenginlik ölçüsüdür. Zenginliğin asgari sınırı olan nisap, Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından gösterilmiştir. Bu asgari sınırlar, bir bakıma o dönem toplumunun ortalama hayat standardını ve zenginlik ölçüsünü göstermektedir. Bunlarla ilgili geniş bilgilere ilmihal kitaplarından bakmak gerekir.

Hadislerde belirlenen nisap miktarları şöyle sıralanabilir: 80,18 gr. altın veya bunun tutarında para, ticaret malı, 40 koyun veya keçi, 30 sığır, 5 deve. Nisap miktarının belirlenmesinde kullanılan bu malların, o dönemin en yaygın zenginlik aracı olduğu unutulmamalıdır.

Nisabın bu mallar üzerinden belirlenmesi, sosyal ve ekonomik şartların fazla değişmediği ilerki dönemlerde de aynen korunmuştur.

Yüce Allah buyuruyor ki:

“Zekatlar, Allah katından belirlenmiş olarak ancak fakirlerin, yoksulların, zekat işlerinde çalışanların, kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin, borçluların, Allah yolundaki hizmetlerin ve ve yolcuların hakkıdır.” (Tevbe Sûresi, 60)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2

Zühd, Dünyada Ve Ahirette Allah’tan Başka Her Şeyi Bırakmaya Yönelmektir

Yorum bırakın

dağın tepesindeki manzara

Zahidler, Hakk’ı aleme ve kendilerine yeğleyenlerdir. Hoşnutluk ve tercihin bulunduğu Allah’a ait her işi yerine getirirler ve O’na yönelirler. Hak bir şeyden yüz çevirmiş ise ondan yüz çevirirler ve çoğu arzulayarak azı bırakırlar.

Zühd, dünya ve ahirette Allah’tan başka her şeyi bırakmaya yönelmektir. Zahidler, zühd makamının dışına çıkmazlar. Çıkarlarsa, zahidlik değil, başka bir makam nedeniyle çıkarlar. Zühdün ne olduğu sorulduğunda Beyazıd-ı Bestami (ks) şöyle demiştir:

“Zühd, güç yapılabilir bir şey değildir. Ben üç gün zahid oldum. Birinci gün dünyadan, ikinci gün ahiretten, üçüncü gün ise Allah’ın dışındaki her şeyden yüz çevirdim. Bunun üzerine bana ‘Ne istiyorsun?’ diye nida edildi. Ben de ‘İstememeyi istiyorum.’ dedim. ‘Çünkü ben istenilen, sen ise isteyensin.”

Beyazıd-ı Bestami (ks) Hazretleri, Allah’tan başka her şeyi bırakmayı zühd saymıştır.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Hakk’a Davet Açısından Üç Sınıf İnsan

Yorum bırakın

minik beyaz çiçekler

“(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” (Nahl Sûresi, ayet 125) 

Azizim!

Hakk’a davet açısından insanlar üç sınıfa ayrılabilir. Bu ayet-i kerime de üç sınıfa yapılacak davet şeklinin bir özeti sayılmalıdır.

a) Aklıselim sahibi ve eşyanın hakikatini öğrenen araştırıcı alimler. Davette “hikmet” ile davranma bunlar içindir. Zira hikmet, kesin olan delillerdir.

b) Halkın çoğunluğunu teşkil eden ve henüz sağlam fıtratını koruyan orta sınıf. Güzel öğüt bunlar içindir.

c) Mücadeleci, inatçı ve düşman kimseler. Mücadele yolunun en güzeliyle davet edilmesi istenenler de bunlardır. Zira unutmamak gerekir ki, Allahu Teâlâ, Hz. Musa’nın Firavun’a bile yumuşak sözle davette bulunmasını emretmiştir.

Peygamber (sav) efendimiz buyurdu ki:

“Şüphesiz, insanlardan Allah’a yakın olan kullar vardır.” Sahabe efendilerimiz: Ya Resûlallah, Allahu Teâlâ’ya yakın insanlar kimlerdir, diye sordular. Resûlullah (sav) efendimiz: Onlar Kur’an ehli ve Allah’ın has kullarıdır.” (İbni Mâce, c.1, s.278, h.215 – Yeni harf, c.1, s.374)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Zekat, Mal Sahibini Manevi Kirlerden Temizler

Yorum bırakın

cömert ağaç

Zekat, hem mal sahibini manevi kirlerden temizler, günahlardan arındırır; hem malını fakirlerin haklarından temizler. Zekat ruh ile beden yapısı arasında bir denge sağlar. Namaz, oruç, zikir ve dualar manevi yapının; zekat ise hem manevi hem de maddi yapının sağlığını temin eder. 

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Namazlarında huşu içinde bulunanlar, boş sözlerle boş davranışlardan kaçınanlar, zekatı verenler ve namuslarını koruyanlar kurtulmuştur.” (Müminûn Sûresi, ayet 1)

Bir kimsenin zekat vermekle mükellef olması için Müslüman, akıllı, buluğ çağına erişmiş, hür olması; borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla nisap miktarı malının bulunması gerekir.

Genel olarak malların zekatı kırkta bir oranındadır. Ancak tarım ürünlerinde masraflı olup olmamasına göre yirmide bir veya onda bir oranındadır. Hayvanlarda ise özel olarak hayvanın cinsine göre ayrı ayrı belirlenmiştir.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

 

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: