Evtâd, Emet, Dört Direk

Yorum bırakın

dört kırmızı gül

Bunlar dört tanedir. Evtâd, kelime olarak direkler anlamına gelir. Silsile-i meratip içinde yer alan bir zümredir. Dört veliden oluşan evtâdın her biri, merkezinde bulundukları dört yönden birine nezaret ettikleri için bu ismi almışlardır. 

Evtâd, Hakk tarafından alemin dört yönünü korumak üzere tayin edilen zatlardır ki, bunlara aynı zamanda Evtâd-ı Erbaa (dört direk) denir. Kadın veliyelerden herhangi biri de bu görevi ifa edebilir.

Evtâd’ın ilâhi isimleri; Abdülhay, Abdülhalim, Abdülmürid, Abdülkadir’dir. Bunlardan biri Hz. Adem’in kalbi, biri Hz. İbrahim’in kalbi, biri Hz. İsa’nın kalbi, biri de Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın kalbi üzerine zuhur eder. Yani ruhani özellikleri bakımından her biri bu peygamberlerden birinin etkisi altında olmak üzere bir çeşit (veya bir yönden) ilgi arz ederler. Yine ruhaniyetlerinden istimdat ederler. Bunlardan her biri, Kâbe’nin köşelerinden birine sahiptir. Şami köşesi (Rükn-i Şami) Hz. Adem Aleyhisselâm’ın kalbi üzere olanın, Iraki köşesi (Rükn-i Iraki) Hz. İbrahim Aleyhisselâm’ın kalbi üzere olanın, Yemani köşesi (Rükn-i Yemani) Hz. İsa Aleyhisselâm’ın kalbi üzere olanın ve Hacer-i Esved köşesi (Rükn-i Hacer-i Esved) de Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın kalbi üzere olanındır.

Muhyiddin Arabi (ks) Hazretlerine göre; Evtâd-ı Erbaa (dört direk) Ebdal-ı Seb’a (Yedi Ebdal)’dan, İmameyn (İki İmam) da Evtâd-ı Erbaa’dan, Kutbu’l Aktab ise bunların tümünden daha mükemmel ve daha hastır.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2

Reklamlar

Rükn-i Yemânî Hakkında Bilgi, Sırları, Fazileti, Okunacak Duası

Yorum bırakın

Kabe ve bulutlar

Bu köşe, Hacerü’l-Esved’den önceki köşedir. Kabe’nin Hacerü’l-Esved’i içine alan rüknü ile Rükn-i Yemânî, “Rükneyn-i Yemâniyeyn” diye isimlendirilmiştir. Abdullah b. Ömer (ra)’den rivayete göre, tavaf esnasında Rükn-i Hacer ile Rükn-i Yemânî istilâm edilmektedir. Keza aynı zattan rivayete göre, Hz. Peygamber (sav) de tavafta Rükn-i Hacer ile Rükn-i Yemânî’yi istilâm ederdi.

Tavaf esnasında Hz. Peygamber (sav)’in istilâm etmesinden dolayı Rükn-i Yemânî’nin, Rükn-i Hacer’den sonra ehemmiyetli bir yeri vardır.

Rükn-i Yemânî’deki fazilet; bu köşenin İbrahim Aleyhisselâm’ın attığı temel üzerinde oluşudur. Rükn-i Yemânî’yi selamlamanın hikmeti, Peygamberimizin (sav) bu şekilde yapmış olmasıdır. Ayrıca Peygamberimiz (sav), Kâbe’nin kıble olarak emredilmesinden önce hem Kabe’yi hem de Mescid’i Aksa’yı önüne almak için Rükn-i Yemânî bölümünde durarak namaz kılardı. 

Tavaf esnasında Hacerü’l-Esved’den önce bu köşe de selamlanır ve Rabbenâ âtinâ duasına başlanır.

Azizim, o bize lisan-ı hâl ile şöyle seslenir:

“Ben selamlanırım, fakat öpülmem. Bana el de sürülmez. Ey Âdemoğlu, sen itikatında daim ve kaim isen bil ki, bende Rabbimin zat tecellisi vardır. “Ey Rabbim, kullarını bağışla.” diye yalvarırım. Benimle Hacerü’l-Esved arasında yetmiş bin kadar melek vardır. Hepsi yapacağın duaya “âmin” derler. Kimin duası meleklerin “âmin” demesine tesadüf ederse o kul bağışlanır. Sen de bundan hisseni al.”

Rükn-i Yemânî ile Hacerü’l-Esved arasında şu duaya ağırlık verilir:

“Rabbenâ âtinâ fid-dünyâ haseneten ve fil-âhireti haseneten ve kınâ azâben-nâr.”

Kaynak:  Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler-2

Her Şeyin Bir Afeti Vardır

Yorum bırakın

pandoroma-27

Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki:

“Ey Ali! Her şeyin bir afeti vardır:

Sözün afeti yalan,

Bilginin afeti unutmak,

İbadetin afeti riyakarlık,

Zarifliğin afeti sululuk,

Cesaretin afeti taşkınlık,

Müsamahanın afeti başa kakmak,

Güzelliğin afeti kendini beğenmek,

Değerin ve asaletin afeti iftihar,

Hayanın afeti zayıflık,

Keremin afeti böbürlenmek,

İhsanın afeti cimrilik,

Cömertliğin afeti israf,

İbadetin afeti kibir,

Dindarlığın afeti hevadır.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler-2

Kime Dört Şey Verilirse, Ona Dört Şey Daha Verilir

Yorum bırakın

dc3b6rt-gc3bcl

Abdullah b. Mes’ud (Radıyallâhu anh), Resûlullah (Sallallâhu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu bildiriyor:

“Kime dört şey verilirse, ona dört şey daha verilir.Bunun açıklaması Kur’an’da vardır.

1- Kime zikrullah (Allah’ı zikretmek nasip olarak) verilirse Allah da onu anar. Çünkü Allah şöyle buyuruyor:

“Öyleyse beni zikredin ki, ben de sizi anayım.” (Bakara Sûresi, 152)

2- Kime dua verilirse, ona icabet de verilir. Çünkü Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:

“Bana dua dua edin ki, duanıza icabet edeyim.” (Ğâfir Sûresi, 60)

3- Kime şükür verilirse, şükrettiği şey onun için arttırılır. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyurur:

“Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım. (İbrahim Sûresi, 7)

4- Kime istiğfar verilirse, o kişiye mağfiret de verilir. Çünkü Allahu Tealâ şöyle buyurur:

“Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayıcıdır.” (Nuh Sûresi, 10)

Hadis Kaynak: Mecmau’z – Zevâid ve Menbau’l – Fevâid, c.17, s.261-262; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 7443

Kaynak Kitap: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Nefis İçin En Zor Olan Şey

Yorum bırakın

depositphotos_127422318-stock-photo-beautiful-flower-background-nature-poster

Sehl bin Abdullah Tüsteri’ye “Nefis için en zor olan şey nedir?” diye sormuşlar. “İhlas”tır, cevabını vermiş. Zira nefsin ihlasta nasibi ve hazzı hiç yoktur. Çünkü ihlas, Hakk’ın davetine icabettir. İcabeti olmayanın ihlası da yoktur.

İhlastan sorulunca da şöyle demiştir:

“İhlas, dini nasıl ulu ve yüce Allah’tan aldıysan, yine öylece onu O’ndan başka hiç kimseye vermemendir.”

Güzel huydan sormuşlar, şöyle cevap vermiş:

“Güzel huyun en aşağı hali başkalarının yükünü çekmek, kötülüğe kötü karşılık vermemektir. Yapılan kötülüğü affedip onu yapanı bağışlamaktır.”

Sehl bin Abdullah Tüsteri (ra), yine demiştir ki:

“Makamların en muazzamı, kötü bir huyu iyi bir huya dönüştürmektir. İnsanoğlunu iki şey mahvetmiştir: İzzet arzusu ve fakirlik korkusu.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2

Lebbeyk Allâhümme Lebbeyk, İzahı

Yorum bırakın

11

Lebbeyk Allâhümme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke vel mülk lâ şerîke lek.

İzahı:

“Ey Rabbim; ben senin emrine, davetine defalarca icabet ederim. Allah’ım, emrine amadeyim. Sana her zaman itaat etmeye hazırım. Ya Rabbi; senin şerikin, ortağın yoktur. Her emrini ifaya hazırım. Şüphesiz hamd senindir, nimet senindir. Mülk, saltanat, hükümranlık senindir. Bunların hiç birisinde senin ortağın yoktur. Eşin ve benzerin de yoktur.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2

 

 

Bir Zahidin Hikayesi

Yorum bırakın

güzel güller

Ehlullah’tan biri diyor ki:

İbrahim Ethem Hazretleri, zahidlerin önderlerinden biridir. Hikayesi meşhurdur. Amcam Yahya b. Yuğan hem zahidlerdendi hem de Tilimsan şehrinin yöneticisiydi. Devrinde fakih, âbid ve zâhid Ebu Abdullah b. et-Tunusî adında bir zat vardı. Ubbad denilen Tilimsan’ın dışında bulunurdu. İbadet ettiği bir mescide çekilmişti ve kabri de orada ziyaret edilen meşhur bir yerdi. Bu salih adam iki şehir arasındaki Tilimsan’da yürürken amcam onunla karşılaşmış. “Bu adam Ebû Abdullah et-Tunusî’dir, devrinin âbididir.” denilmiş. Amcam atının gemini tutarak şeyhe selam vermiş, şeyh de onun selamını almış.

Üzerinde değerli bir elbise bulunan vali şeyhe dönerek “Ey şeyh! Giymiş olduğum bu elbise ile namaz kılmak caiz midir?” diye sormuş. Şeyh gülmüş. Amcam, “Niçin gülüyorsun?” diye sorunca şöyle cevap vermiş:

“Aklının zayıflığına, kendini ve durumunu bilmeyişine gülüyorum.” demiş ve eklemiş:

“Bence sen, leşin kanında düşüp kalkan, onu ve pisliğini yiyen, küçük abdesti geldiğinde ise üzerine değmesin diye ayağını kaldıran bir köpeğe benziyorsun. Sen haramla dolu bir kapsın, kulların hakları boynundayken gelmiş bana giydiğin elbiseyi soruyorsun!”

Râvi şöyle der:

Bu cevap üzerine vali ağlamış, bineğinden inmiş, yöneticiliği bırakmış, şeyhin hizmetine girmişti. Şeyh ise onu üç gün hizmetinde tutmuş, sonra bir ip getirerek şöyle demiştir:

“Hükümdarım! Konukluk bitti, sıra geldi odun toplamaya!”

Amcam başının üzerinde odun taşır, onlarla çarşıya girer, insanlar ona bakar ve ağlarlardı. Sonra odunları satar, yiyeceğini satın alır, kalanını sadaka olarak dağıtırdı.Ölünceye kadar şehrinde böyle yaşamıştı. Ölünce şeyhin türbesinin yakınına defnedilmiştir. Kabri orada ziyaretgahtır. 

İnsanlar şeyhe ziyarete gelip dua istediklerinde şöyle derdi:

“Duayı Yahya b. Yuğan’dan isteyiniz. Çünkü o hükümdardı, zâhid oldu. Ben onun gibi hükümdarlıkla sınansaydım belki de zâhid olamazdım.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Cahil Kimse Kadere Karşı Durmak İster

Yorum bırakın

tahta ve çiçek

Azizim!

Kur’ân’la amel etmek, seni Kur’ân’ın bulunduğu makama erdirir. Sünnetle iş yapmak ise, Peygamberimizin makamına çıkarır. Peygamberimizin ruhaniyeti, Allah yolcularının kalbi etrafında durur. Orayı süsleyen o ruhtur. Onların sır alemleri O’nun ruhuyla parlar. Yakınlık kapısını o açar. Allah yolcularının perişan saçlarını o ruh düzeltir, tarar. Kalp, sır ve Yaratan arasında elçiliği o ruh yapar. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin ruhaniyetine bir adım yaklaşan, şükür yolunu tutmalıdır. Yaklaştıkça kulluğu artmalıdır. Bundan başka bir şeyle ferah bulmak isteyen, boş hevese kapılmış olur.

Cahil kimse, dünya ile ferahyâb olur. Bilgi sahibi, dünya ile hüzünlü olur.

Cahil kişi, kaderle niza çıkarır, ona karşı durmak ister. Bilgi sahibi, ona uyar ve razı olur.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Hacerü’l-Esved’in Mahşer Günü Şahitlik Etmesi

Yorum bırakın

mekke-i mükerreme

İbrahim Aleyhisselâm, Allah’ın emri ve oğlu İsmail Aleyhisselâm’ın da yardımıyla Kâbe’yi ilk temelinin üzerine yeniden inşa etti. İnşa esnasında bugün “Makam-ı İbrahim” adıyla anılan taş da asansör vazifesi yaptı.

İsmail Aleyhisselâm, içine düşen bir ateşle “Tavafın başlangıç yerini belirlemek üzere buraya lâyık bir taş bulayım.” diye Kubeys Dağı’nı  taramaya başladı. Karşısına dikkatini çeken bir taş çıktı. Diğer taşlardan farklı olarak ortası oyuk, rengi süt beyazdı. Taşı sırtına yüklendi, getirdi. Bu taş İbrahim Aleyhisselâm’ın da çok dikkatini çekmişti. Hangi köşeye yerleştireceğini düşünüyordu. Aldığı ilahi ilhamla şimdiki yerine yerleştirdi.

Azizim!

Kâbe-i Muazzama için bize düşen vazife şudur:

Kâbe’yi gördüğümüz ilk anda, hangi cepheden olursa olsun, her iki elimizin içini Kâbe’ye yöneltiriz. O anda Hz. Allah, aklımıza neyi getirirse o duayı okuruz. Şahsımız, aile efradımız, eşlerimiz, ana-babalarımız ve bütün müminler için dua ve niyazda bulunuruz. Çünkü bu anda yapılan dua geri çevrilmez.

Tavafa başlarken Hacerü’l-Esved’e mümkün olduğunca yaklaşmaya çalışırız. Göğsümüzü mutlaka Hacerü’l-Esved’e çeviririz. Namaza durduğumuzda göğsümüz kıbleye yönelmeyince nasıl ki namazımız olmuyorsa, tavafa başlarken de göğsümüz Hacerü’l-Esved’e yönelmedikçe tavafımız geçerli sayılmaz. Zira Hacerü’l-Esved bize hitaben lisan-ı hâl ile şöyle diyor:

“Ey Ademoğlu, ben kimseye faydası veya zararı olmayan bir taşım; fakat senin künyen bende yazılı. Mahşer günü olunca Yüce Allah, meleklerine emredip beni mahşer yerine getirecek, bana iki dudak ve bir dil verecek.”Ey Hacerü’l-Esved, şu kulumu tanıyor musun, bu seni selamladı mı?” diyecek. Beni güzelce selamladıysan, itikat yönünden de itiraz etmediysen: “Evet ya Rabbi tanıyorum, bu kulun beni selamladı. Bu selam hürmetine rahmetini bu kulundan esirgeme. Çünkü seni tazimle ve tekbirle yüceltti.” derim.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2

Bir Şehre Girerken Ve Bir Yere Yerleşince Okunacak Dua

Yorum bırakın

ferah ev

Peygamber (sav) Efendimiz buyurdular ki:

“Ey Ali!

Bir şehre girmek istediğnde veya bir köye girmek istediğinde orayı görünce şöyle de:

“Allah’ım, bu şehrin hayrını ve bu şehir hakkında takdir ettiğin iyilikleri diliyorum. Bu şehrin kötülüğünden ve orada takdir ettiğin kötülüklerden sana sığınırım. Allah’ım! Bu şehrin hayrıyla beni rızıklandır, kötülüklerinden koru. Beni o şehir halkına sevdir, o şehir halkının salihlerini de bize sevdir.”

Ey Ali!

Bir yere yerleştiğinde şöyle de:

“Allah’ım! Bizi mübarek bir menzile yerleştir. Sen yerleştirenlerin en hayırlısısın.”

Böyle dua edersen oranın hayırlı rızkını yersin, kötülüğü ise senden uzaklaşır.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: