Ölüm Büyük Bir Vaizdir

Yorum bırakın

denize karşı iki sandalye

Azizler!

Ölüm büyük bir ibret, önemli bir derstir.

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:

“Dünyevi lezzetleri gözden düşüren ölümü sık sık hatırlayınız.” 

Ölümü çokça hatırlayarak dünya hazlarına karşı olan hevesinizi kırasınız ki, Allah’a yönelesiniz.

Ölümü hatırdan çıkarmak dünya hazlarına dalmaya sürükler.

Ölümü çokça hatırlayın; çünkü o günahtan giderir ve sizi dünyadan soğutur.

Ölüm uyarıcı olmaya kafidir.

Ölüm, büyük bir vaizdir.

Birinci derecede dünyaya önem veren kimsenin, Allah (Celle Celâühû)’dan hiçbir şey beklemeye yüzü olmaz. Ulu Allah dört hasleti onun kalbinden hiç çıkarmaz:

1- Kurtuluşu olmayan bir endişe.

2- Hiç boş vakit bırakmayan kesintisiz bir meşguliyet.

3- Hiçbir zenginliğe varamayan fakirlik.

4- Hedefine varması imkansız bir ihtiras.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

İnsanoğlu Hangi Özelliklerinden Dolayı Diğer Varlıklardan Daha Üstündür?

Yorum bırakın

bilgisayar ve çalışma masası

“Biz hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, (çeşitli nakil vasıtaları ile) karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel güzel rızıklar verdik; yine onları, yarattıklarımızın birçoğundan cidden üstün kıldık.” (İsrâ Sûresi, 70)

Görüldüğü gibi bu ayette Allahu Teâlâ, insanoğluna lütuf ve ikramının bir özetini vermekte ve onun alemdeki özel yerine işaret etmektedir. Müfessirlere göre insanın şan ve şerefi ve diğer varlıklardan üstünlüğü; Allah’ın ona verdiği beden güzelliği, el, göz, kulak gibi organlarını daha becerikli bir şekilde kullanması, okuyup yazması, başka varlıkları kendi hizmetinde kullanması, aletler icat etmesi, olaylar arasındaki sebep-sonuç alakasını görmesi; iyi-kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin kavramlarına sahip olması; kısaca maddi ve bedeni, ahlaki ve ruhi meziyetlere haiz olmasıdır.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

İnsanoğlu Allahu Teâlâ Tarafından Şerefli Ve Üstün Kılınmıştır

Yorum bırakın

eldeki beyin

Allahu Teâlâ buyuruyor ki:

“Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık  ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.” (İsrâ Sûresi, 70)

İnsanoğlu güzel suret ve siret, mutedil mizaç, akl-ı selim, irade, kalp gibi hususiyetleri dolayısıyla üstün kılınmıştır. Bu vasıflarıyla da Hakk’ın halifesi ve naibi olduğunu hisseder. Allah’ın verdiği üstün vasıflarla hayatlarını kolaylaştıracak icatları ve keşifleri yaparlar.

İnsanın üstün ve şerefli kılınması, Allah’ın zatından kaynaklanan bir hikmet ve maslahata dayanmaktadır. Bu hikmet de tüm kemal sıfatlarla muttasıf zatını, kamil bir aynada gösterme muradına yöneliktir. İşte Cenâb-ı Hak, bu yüce hikmet dolayısıyla insanı diğer mahlukatta bulunmayan üstün vasıflarla yaratmıştır.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Sözün En Güzeli Allah’ın Sözü, Yolun En Doğrusu Da Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın Yoludur

Yorum bırakın

KuRAN ve rahle

“Onlar, sözü dinler ve o sözün en güzel olanına uyarlar.” (Zümer Sûresi, 18)

İbni Abbas (Radıyallâhu anh) şöyle der:

“Bu öyle bir kimsedir ki, sözün güzelini de çirkinini de dinler. Güzel olanını konuşur. Çirkin olanından sakınıp onu konuşmaz.”

Azizim!

Bu, müminlerin basiretlerinin keskinliği ve sözün en güzelini ayırt etmeleri sebebiyle, Yüce Allah’tan onlara bir övgüdür. Onlar bir söz duyduklarında iyice inceler ve onunla amel ederler.

Sözün en güzeli Allah’ın sözü, yolun en doğrusu da Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın yoludur. Yüce Allah kullarını şereflendirmek ve onlara değer vermek için “Onları müjdele!” diye hitap etmiştir. Bu yüce vasıfları taşıyan o kimseler, Allah’ın razı olduğu şeylere ulaştırdığı ve rızasını elde etmeyi nasip ettiği kimselerdir. “İşte onlar selim akıl ve doğru fıtrat sahibi kimselerdir.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Sabredenlere Cennet Derecelerinin Verilmesi

Yorum bırakın

bu da geçer ya Hu

Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

“Ya Eba Hüreyre, başına bir musibet gelirse sabra sarıl. Hak Teâlâ bu haline cennette üç yüz derece ihsan eder. İbadet zorluğuna sabredersen Hak Teâlâ cennetten altı yüz derece ihsan eder. Her derecenin genişliği yer ile gök arası kadardır. Musibete sabreden için yedi yüz derece ihsan edilir.” 

Musa Aleyhisselâm: “Ya Rabbi, bir kulun bir musibete erişse, o musibete sabredip ‘İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râcûn.’ derse, sen o kula ne ecir verirsin?’ dedi. Hak Teâlâ buyurdu ki: ‘Ya Musa, ben o kulumun her bir nefesine o musibetin acısı gidinceye kadar üç yüz derece veririm.”

“Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et.” (Tur Sûresi, 48-49)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Rabıta Ruhun Feyiz Kaynağıdır

Yorum bırakın

tomurcuk ve beyaz gül

Rabıta-yı şerif, Âl-i İmrân 31 ve 200, Enfâl 11, Kasas 10 ve daha birçok ayet-i kerime ile sabittir. Nice hadis-i şerifte de rabıtanın özü anlatılmaktadır.

İlm-i ledüne göre, insanın kamil manada yetişmesinde rabıta başta gelen bir rükündür. Bu rükün; müridin şeyhini düşünerek ve kalbinden dünya ile alakasını keserek, Allahu Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerine bağlamasını sağlar.

Kur’an-ı Kerim’de buyrulur ki:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.” (Tevbe Sûresi, 119)

Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz de:

“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Tirmizi, c.5, h.2388) buyurmuşlardır.

Meşayıh-ı kiramın büyüklerinden Ubeydullah-ı Ahrar (kuddise sırrahu) Hazretleri, bu ayet-i kerimedeki “sadıklarla beraber olmayı”; evliyaullah ile görüşmek, onların sohbet meclislerinde bulunmak, feyizlerinden istifade etmek, kalbini temizlemek, ruhen gıda almak, Mevla’yı gereği gibi sevmek, O’na karşı kulluk vazifesini yapmak şeklinde yorumlamıştır.

Böylece alınan haz; rabıtanın aslına ermeye, tevazu kapısının açılmasına, huşu ve huzurun teminine, tam ve sağlam bir teslimiyete, Rabbimiz tarafından gelen feyz-i ilahiyeye ulaşmaya vesile olur.

Ayet-i kerimenin özünde, mümini kulluk vazifesine davet vardır.

Rabıta, ruhun feyiz kaynağıdır. Allahu Teâlâ’ya yönelmede Beytullah nasıl bir vasıtaysa, kamil mürşid de yukarıdaki ayet-i kerimeye göre müridin Allah’a vasıl olmasında elzem bir vesiledir.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryasından Nasihatler – 2

 

Dört Kötü Huyun Dört Kişide Olması

Yorum bırakın

beyaz açmış çiçekler

Adaletiyle meşhur olan eski İran kralı Nüşrevan demiş ki:

“Kötü olan şu huyların dört kişide olması daha kötüdür:

1- Cimrilik hükümdarlarda.

2- Yalancılık hekimlerde.

3- Şiddetli sinirlilik alimlerde.

4- Haya duygusunun azlığı kadınlarda.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velayet Deryasından Nasihatler – 2

Duanın Müstecab Olduğu On Yedi Yer

Yorum bırakın

hoş güller

Duanın müstecab olduğu yerler:

1- Rükn-i Hacer: Hacerü’l-esved köşesi.

2- Mültezem: Hacerü’l-esved ile Kabe kapısı arası.

3- Makam-ı İbrahim.

4- Taht-ı Mizap: Kabe’nin damında Altınoluk’tan Hicr köşesine doğru bir buçuk metre mesafedeki nokta.

5- Harem’in içi.

6- Rükn-i Yemâni.

7- Tavaf alanı.

8- Zemzem kuyusu.

9- Kabe’nin içi.

10- Safa tepesi.

11- Merve tepesi.

12- Arafat.

13- Cebel-i Rahme.

14- Müzdelife.

15- Meş’ari’l-Haram.

16- Mina.

17- Cemerat. (Büyük, orta ve küçük şeytan taşlama yerleri.)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Duada Acele Etmek Nasıl Olur?

Yorum bırakın

dua ve yağmur

Azizim!

Duvarlarınıza süslü halılar asmayın.

Kardeşinizin izni olmadan onun mektubunu okumayın. Böylesi mektuba bakmak ateşe bakmak gibidir.

Dua ederken elinizin içini açarak niyaz edin. Elinizin dışı ile dua etmeyin. Duadan sonra da ellerinizi yüzünüze sürün. (Ebu Davud, s.163-164, h.1485; İbni Maca, h.3866)

Enes b. Malik (Radıyallâhu anh)’tan:

“Kul acele etmediği sürece hayırlıdır.”

‘Ya Resûlallah, acele etmesi nasıl olur?’ denildi.

‘Allah’a çok dua ettim, duamın kabul edildiğini görmedim.’ der, dedi.”

İbrahim bin Ethem (Rahmetullâhi aleyh) şöyle dua ederdi:

“Ya Rabbi, beni günah alçaklığından sana itaat izzetine ve ibadet lezzetine ulaştır.”

İmam Musa Kazım (Rahmetullâhi aleyh) şöyle niyaz ederdi:

“Ya Rabbi, günahım çok, fakat senin affın daha büyük.”

“Allahümme’hfaz dînî ve İslamî ve emâneti ve îmanî ve fercî.” (Menakıb, s.213)

Anlamı: Allah’ım, dinimi, İslam’ımı, emanetimi, imanımı, namus ve şerefimi koru. 

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Beyazid-i Bestami (ra) Hazretlerinin Allah (cc)’ın Katına Fakriyet Kapısından Girmesi

1 Yorum

yağmur ve lale

Beyâzid-i Bestâmî (Rahmetullâhi aleyh) der ki:

“İşin başlarında henüz müptedi iken dört şeyde hata ettim: O’nu zikrettiğimi, tanıdığımı, sevdiğimi ve istediğimi sanmıştım! İşin sonuna gelip müntehi olduğumda gördüm ki, O beni daha önce zikretmiş, daha önce tanımış, daha önce sevmiş ve istemiş, böylece ben de O’nu istemişim!”

Yine der ki:

“Kırk yıl Allah’a ibadet ettim. Sonunda bana şöyle denildi: 

‘Bana gelmek istiyorsan, bende olmayan bir şeyle bana gel!’

‘Seni bütün eksikliklerden tenzih ederim. Sende olmayan şey nedir?’ diye sordum.

‘Fakirlik.’ diye buyurdu!”

Abdülkadir Geylani  Hazretleri de der ki:

“O, Rabbinin katına fakriyet kapısından girmiş, en büyük hazineyi ve en görkemli sırrı fakriyette bulmuştur.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: