Verdiğiniz Sözü Yerine Getirin, Çünkü Verilen Söz Sorumluluğu Gerektirir

Yorum bırakın

Subhanallahi ve bi-hamdihi

Azizler!

Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velisinin hakkını alması yetkisi vardır. Ancak bu veli de kısasta ileri gitmemelidir. Zaten kendisine bu yetki verilmekle o, alacağını almıştır.

Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın.

Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.

Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir, hem de netice bakımından daha güzeldir.

Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.

Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen ağırlık ve azametinle ne yeri yaratabilir, ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.

Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin nezdinde sevimsizdir.

İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir. Allah’tan başkasını ilah edinme, sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Reklamlar

Sadaka İle İlgili Ayet-i Kerimeler

Yorum bırakın

güllü çinko tabak

Allah (Celle Celâlühû) şöyle buyurmuştur:

“Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah kullarından tevbeyi kabul eder ve sadakaları (eliyle) alır.” (Tevbe Sûresi, 104)

“Allah ribanın bereketini giderir, sadakaların ise bereketini artırır.” (Bakara Sûresi, 276)

“Kim sadaka vermek suretiyle Allah’a borç vermek ister? Kim Allah’a borç verirse Allah onun karşılığını kat kat artırır.” (Bakara Sûresi, 245)

“Sadakaları açıkça da verseniz güzeldir. Fakat onları gizlice fakirlere verseniz daha iyidir. O, bu iki halde de sadakaları günahlarınıza kefaret yapar. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Bakara Sûresi, 271)

“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık bir şekilde Allah yolunda harcayanlar için Rableri yanında hak ettikleri ücret ve karşılık vardır. Bunlar için kıyamet gününde korku yoktur ve onlar o gün üzülmezler.” (Bakara Sûresi, 274)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Peygamber (sav) Efendimizin Öğrettiği Şifa Duası

Yorum bırakın

çay ve gül

Peygamber (sav) Efendimiz buyurdular ki:

“Dikkat et ey Ebu Hureyre! Cebrâil Aleyhisselâm’ın şifa için bana okuduğu bir duayı ben de sana öğreteyim. Şöyle dersin:

Bismillâhi erkîke vallâhü yeşfîke min külli dâin ye’tîke min şerri’n-neffâsâti fil ukadi ve min şerri hâsidin izâ hased.

(Allah’ın adıyla her türlü hastalıktan şifa bulman için sana okuyorum. Düğümlere üfürenlerin şerrinden, hasedini ortaya koyduğunda hasetçinin şerrinden, sana gelen her dertten ancak sana Allah şifa verir.)

Bunu üç defa okursun.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Hz. Peygamber (sav) Efendimizin, Hz. Ali (kv) Efendimize Bazı Tavsiyeleri

Yorum bırakın

ravza ve minare

Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki:

Ey Ali! Bilgisizlikten daha şiddetli fakirlik, akıldan daha cömert mal, kendini beğenmekten daha tehlikeli yalnızlık, istişareden daha güçlü dayanışma yoktur. Yakîn gibi iman, kendini haramdan korumak gibi verâ, güzel ahlak gibi iyilik, tefekkür gibi ibadet yoktur.

Ey Ali! Bir kişi seni yüzüne karşı överse şöyle de:

“Allah’ım! Beni söylediklerinden daha hayırlı birisi yap, bilmedikleri işlerimi bağışla, hakkımda söyledikleri hususta beni yargılama.” Böyle yaparsan onların sözlerinden emin olursun.

Ey Ali! Tek başına yolculuğa çıkma, çünkü şeytan yalnızla beraberdir, iki kişiden nispeten daha uzaktır.

Ey Ali! Bir kişi tek başına yolculuğa çıktığında sapıtır, iki kişi de sapıtır, halbuki üç kişi bir cemaattir.

Ey Ali! Yolculuğa çıktığında vadilerde konaklama. Vadiler yılanların ve yırtıcı hayvanların mekanlarıdır. Ey Ali! Üç kişi bir hayvanın üzerine binmesin. Öyle bir durumda en öndeki lanetlenmiştir.

Ey Ali! Bir çocuğun olduğunda sağ kulağına ezan oku ve sol kulağına kamet getir. Böyle yaparsan şeytan çocuğa zarar veremez.

Ey Ali! Mümin kırk seneyi yaşadığında, Allah onu üç beladan emin kılar: Delirme, cüzzam ve abraş hastalığı. Altmışa geldiğinde, artık o kul ahirete yüz dönmüştür. Altmıştan sonra Allah ona sevdiği işlerde kendisine yönelmeyi nasip eder. Yetmişe geldiğinde, gök ehli ile yeryüzündeki salihler onu severler. Seksene geldiğinde, iyilikleri yazılır, günahları silinir. Doksana geldiğinde, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır. Yüz yaşına geldiğinde, onun adı gökte “Allah’ın yerdeki esiri” diye yazılır. Ey Ali! Tavsiyemi dinle, sen Hak üzeresin, Hak da seninle beraberdir.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Kureyş’in Amansız Eziyetlerine Peygamber (sav) Efendimizin Duası

Yorum bırakın

Mescid-i Nebevi'nin şemsiyeleri

Kureyş’ın amansız eziyetlerinde, hatta darplarında Resûl-i Ekrem (sav) şöyle niyazda bulunuyordu:

“Allahümmağfir li-kavmî fe-innehüm lâ ya’lemûn.”

(Allah’ım, kavmimi mağfiret eyle, zira onlar bilmiyorlar.)

Kureyş’in ileri gelenleri Kur’an’ı dinliyorlardı. Fakat kalplerini yumuşatmamak için kendileriyle mücadele ediyorlardı. Etkilenmemesi için fıtratlarını serbest bırakmıyor, dizginliyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah onlarla Peygamber arasına bir gizli perde koydu. Onların kalpleri üzerine bir örtü gerdi. Kulaklarını sağır gibi yaptı. Bundan sonra artık Kur’an’ı anlayamaz oldular.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Allah (cc) Bir Kimseye Hayır Murad Ederse Ona Bu Kelimeleri Öğretir

Yorum bırakın

çöldeki yalnız adam

“Dikkat et ey Ebu Hüreyre! Sana bazı kelimeler öğretiyorum. Bir kimseye Allah hayır murad ederse ona bu kelimeleri öğretir. Sonra da ebedi olarak unutturmaz. De ki:

Allâhümme innî daîfun fe kavvi fî rıdâke da’fî ve huz ile’l-hayrî binâsiyetî vec’ali’l-İslâme müntehâ rıdâye. Allâhümme innî daîfün fekavvinî ve innî zelîlün feizzenî ve innî fakîrün ferzuknî.”

Anlamı: Allah’ım, hiç şüphe yok ki ben zayıfım. Benim zaafımı rızan hususunda güçlendir. Benim alnımdan tut, hayra ulaştır. İslam’ı hoşnutluğunun sonu kıl. Allah’ım, ben çok zayıfım. Beni güçlendir. Ben zelilim, bana izzet ver. Şüphesiz ben fakirim. Bana rızık ihsan eyle.  (Râmûzu’l-Ehâdis, 2011)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryasından Nasihatler – 2

Kıyamet Gününde Arş’ın Gölgesinde Barınacak Yedi İnsan

Yorum bırakın

yedi lale

“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allahu Teâlâ, yedi insanı, Arş’ının gölgesinde barındıracaktır:

1- Adil devlet başkanı,

2- Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,

3- Kalbi mescitlere bağlı Müslüman,

4- Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,

5- Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım.” diye yaklaşmayan yiğit,

6- Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,

7- Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi.”

Hadis Kaynak: Buhari, Ezan 36; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bkz. Tirmizi, Zühd 53; Nesai, Kudat 2

Kaynak Kitap: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Zekat, Sadaka, İnfak

Yorum bırakın

sadaka

İslam’ın beş temel esasından biri olan ve Hicret’in ikinci yılı ramazan ayından önce farz kılınan zekat, belli şartlar altında belirli bir miktar malı layık olan kimselere vermek demektir. Malî ibadetlerin en başında yer alır. Önemi dolayısıyla Kur’ân-ı Kerîm’de seksenden fazla yerde namaz ile birlikte zikredilmiştir. 

İnfak, “Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla kişinin kendi servetinden harcamada bulunması, ihtiyaç sahiplerine aynî ve naktî yardım etmesi” demektir. Bu yönüyle infak, hem farz olan zekatı hem de gönüllü olarak yapılan her çeşit hayrı içerir. İnsanın sahip olduğu servetin gerçek sahibi Allah’tır. O’nun emaneti olarak bu servetten başkalarına vermek gerekir.

Azizler!

Kur’an-ı Kerim’de müttaki müminlerin özellikleri sayılırken bunlar arasında infak da zikredilmiştir. (Bakara Sûresi, 2-3)

Sadaka “Allahu Teâlâ’nın rızasını kazanmak niyetiyle, karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etme, iyilik ve ihsanda bulunma” demektir. Hem bedeni ve hem de mali olabilir. Zekat ve zaruret derecesinde ihtiyaç içerisinde bulunan kimseye yardım etmek farz; sadaka-i fıtır vacip ve diğerleri ise menduptur.

Hz. Peygamber (sav) sadaka ile ilgili olaral şöyle buyurmuştur:

“Güneşin doğduğu her yeni günde kişiye, her bir mafsalı için bir sadaka vermesi gerekir. İki kişi arasında adalet yapman bir sadakadır. Kişiye hayvanını yüklerken yardım etmen bir sadakadır. Güzel söz sadakadır, namaza gitmek üzere attığın her adım sadakadır. Yoldan rahatsız edici bir şeyi kaldırıp atman sadakadır.” (Buhari, Sahih, Cihad, 72 (111,224); Müslim, Müsafirûn, 84 (1, 499)

Kaynak: Nübüvvet Ve Vel’ayet Deryâsından Nasihatler – 2

Şeriat Gemiye, Tarikat Denize, Hakikat İnciye Benzer

Yorum bırakın

denizdeki adalar

Necmüddin Kübra (ks) Hazretleri şöyle demiştir:

“Şeriat gemiye, tarikat denize ve hakikat inciye benzer. Bu sıralamayı terk eden kişi inciye ulaşamaz! Talibe gereken ilk şey şeriattır. Bundan maksat Allah’ın ve Resûlü’nün emretmiş oldukları abdest, namaz, oruç gibi ibadetlerdir. Ardından tarikat gelir. Bundan maksat, takvayı ve seni Mevlâ’ya yakınlaştıracak olan derece ve makamları tercih edip buna göre yaşamandır. Hakikat ise, maksada ulaşmak ve tecelli nurunu müşahede etmektir. Şöyle denilmiştir: Şeriat O’na kulluk etmen, tarikat O’nun huzuruna varman ve hakikat O’nu görmendir.”

Gavsu’l-Azam Abdülkadir Geylani (ks) Hazretleri demiştir ki:

“Mahluklara nispetle, Allah’ın veli kulları sağır, dilsiz ve kördürler. Kalpleri Allah’a yaklaştırıldığında başkasını işitmez ve görmezler. Onları, mahlukatın sözlerini işitmekten alıkoyan bir meşguliyetleri vardır. Onlar bir vadide, mahlukat ise başka bir vadidedir. Onlarda, Allah’tan başkası için bir pay yoktur.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Laf Taşıyıcılar Cennete Giremez

Yorum bırakın

kalem ve çiçek

Peygamberimiz (Sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurur ki:

“Ey Ali! Yalan söylemekten uzak dur, yalan yüzü karartır. İnsan yalan söyler, söyler, en sonunda Allah katında yalancı diye yazılır ve isimlendirilir; insan doğru söyler, söyler, en sonunda Allah katında dürüst ve doğru sözlü diye isimlendirilir. Hiç kuşkusuz yalan imandan uzaktır.

Ey Ali! Kimsenin gıybetini yapma, gıybet oruçlunun orucunu bozar. İnsanların dedikodusunu yapan kişi kıyamette onların etini yer.

Ey Ali! Laf taşıyıcı olmaktan sakın. Laf taşıyıcılar cennete giremez.

Ey Ali! Allah adına yalan veya doğru yemin etme. Yeminlerinizi Allah’ın karşısına koymayınız. Allah, yalan yere kendi üzerine yemin edene merhamet etmez, onu temize çıkarmaz.

Ey Ali! Dilini tut, dilini hayra alıştır. Kıyamet günü kul en çok dilinden dolayı azap görür.

Ey Ali! Israrcı olmaktan sakın, ısrarcılık pişmanlık getirir.

Ey Ali! Hırslı olmaktan sakın, hırs babam (Hz. Adem’i) cennetten çıkarmıştır.

Ey Ali! Hasetten sakın, haset ateşin odunu yemesi gibi iyilikleri yer.

Ey Ali! İnsanları güldürmek üzere yalan söyleyene yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun!

Ey Ali! Dört şey bedbahtlık özelliğidir: Göz katılığı, kalp katılığı, uzun emel ve dünya sevgisi.

Ey Ali! Dört özellikten seni sakındırırım: Kuvvetli haset, hırs, yalan ve öfke.

Ey Ali! İnsanların en kötüsünün kim olduğunu sana bildireyim mi? O, tek başına yolculuk yapan, misafirine cimrilik eden ve kölesini döven kişidir. Bütün bunlardan daha kötüsünü bildireyim mi? Bütün bunlardan daha kötüsü kendisinden hayır beklenmeyen ve kötülüğünden emin olunmayan kişidir.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: