Bir Zahidin Hikayesi

Yorum bırakın

güzel güller

Ehlullah’tan biri diyor ki:

İbrahim Ethem Hazretleri, zahidlerin önderlerinden biridir. Hikayesi meşhurdur. Amcam Yahya b. Yuğan hem zahidlerdendi hem de Tilimsan şehrinin yöneticisiydi. Devrinde fakih, âbid ve zâhid Ebu Abdullah b. et-Tunusî adında bir zat vardı. Ubbad denilen Tilimsan’ın dışında bulunurdu. İbadet ettiği bir mescide çekilmişti ve kabri de orada ziyaret edilen meşhur bir yerdi. Bu salih adam iki şehir arasındaki Tilimsan’da yürürken amcam onunla karşılaşmış. “Bu adam Ebû Abdullah et-Tunusî’dir, devrinin âbididir.” denilmiş. Amcam atının gemini tutarak şeyhe selam vermiş, şeyh de onun selamını almış.

Üzerinde değerli bir elbise bulunan vali şeyhe dönerek “Ey şeyh! Giymiş olduğum bu elbise ile namaz kılmak caiz midir?” diye sormuş. Şeyh gülmüş. Amcam, “Niçin gülüyorsun?” diye sorunca şöyle cevap vermiş:

“Aklının zayıflığına, kendini ve durumunu bilmeyişine gülüyorum.” demiş ve eklemiş:

“Bence sen, leşin kanında düşüp kalkan, onu ve pisliğini yiyen, küçük abdesti geldiğinde ise üzerine değmesin diye ayağını kaldıran bir köpeğe benziyorsun. Sen haramla dolu bir kapsın, kulların hakları boynundayken gelmiş bana giydiğin elbiseyi soruyorsun!”

Râvi şöyle der:

Bu cevap üzerine vali ağlamış, bineğinden inmiş, yöneticiliği bırakmış, şeyhin hizmetine girmişti. Şeyh ise onu üç gün hizmetinde tutmuş, sonra bir ip getirerek şöyle demiştir:

“Hükümdarım! Konukluk bitti, sıra geldi odun toplamaya!”

Amcam başının üzerinde odun taşır, onlarla çarşıya girer, insanlar ona bakar ve ağlarlardı. Sonra odunları satar, yiyeceğini satın alır, kalanını sadaka olarak dağıtırdı.Ölünceye kadar şehrinde böyle yaşamıştı. Ölünce şeyhin türbesinin yakınına defnedilmiştir. Kabri orada ziyaretgahtır. 

İnsanlar şeyhe ziyarete gelip dua istediklerinde şöyle derdi:

“Duayı Yahya b. Yuğan’dan isteyiniz. Çünkü o hükümdardı, zâhid oldu. Ben onun gibi hükümdarlıkla sınansaydım belki de zâhid olamazdım.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Cahil Kimse Kadere Karşı Durmak İster

Yorum bırakın

tahta ve çiçek

Azizim!

Kur’ân’la amel etmek, seni Kur’ân’ın bulunduğu makama erdirir. Sünnetle iş yapmak ise, Peygamberimizin makamına çıkarır. Peygamberimizin ruhaniyeti, Allah yolcularının kalbi etrafında durur. Orayı süsleyen o ruhtur. Onların sır alemleri O’nun ruhuyla parlar. Yakınlık kapısını o açar. Allah yolcularının perişan saçlarını o ruh düzeltir, tarar. Kalp, sır ve Yaratan arasında elçiliği o ruh yapar. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin ruhaniyetine bir adım yaklaşan, şükür yolunu tutmalıdır. Yaklaştıkça kulluğu artmalıdır. Bundan başka bir şeyle ferah bulmak isteyen, boş hevese kapılmış olur.

Cahil kimse, dünya ile ferahyâb olur. Bilgi sahibi, dünya ile hüzünlü olur.

Cahil kişi, kaderle niza çıkarır, ona karşı durmak ister. Bilgi sahibi, ona uyar ve razı olur.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Hacerü’l-Esved’in Mahşer Günü Şahitlik Etmesi

Yorum bırakın

mekke-i mükerreme

İbrahim Aleyhisselâm, Allah’ın emri ve oğlu İsmail Aleyhisselâm’ın da yardımıyla Kâbe’yi ilk temelinin üzerine yeniden inşa etti. İnşa esnasında bugün “Makam-ı İbrahim” adıyla anılan taş da asansör vazifesi yaptı.

İsmail Aleyhisselâm, içine düşen bir ateşle “Tavafın başlangıç yerini belirlemek üzere buraya lâyık bir taş bulayım.” diye Kubeys Dağı’nı  taramaya başladı. Karşısına dikkatini çeken bir taş çıktı. Diğer taşlardan farklı olarak ortası oyuk, rengi süt beyazdı. Taşı sırtına yüklendi, getirdi. Bu taş İbrahim Aleyhisselâm’ın da çok dikkatini çekmişti. Hangi köşeye yerleştireceğini düşünüyordu. Aldığı ilahi ilhamla şimdiki yerine yerleştirdi.

Azizim!

Kâbe-i Muazzama için bize düşen vazife şudur:

Kâbe’yi gördüğümüz ilk anda, hangi cepheden olursa olsun, her iki elimizin içini Kâbe’ye yöneltiriz. O anda Hz. Allah, aklımıza neyi getirirse o duayı okuruz. Şahsımız, aile efradımız, eşlerimiz, ana-babalarımız ve bütün müminler için dua ve niyazda bulunuruz. Çünkü bu anda yapılan dua geri çevrilmez.

Tavafa başlarken Hacerü’l-Esved’e mümkün olduğunca yaklaşmaya çalışırız. Göğsümüzü mutlaka Hacerü’l-Esved’e çeviririz. Namaza durduğumuzda göğsümüz kıbleye yönelmeyince nasıl ki namazımız olmuyorsa, tavafa başlarken de göğsümüz Hacerü’l-Esved’e yönelmedikçe tavafımız geçerli sayılmaz. Zira Hacerü’l-Esved bize hitaben lisan-ı hâl ile şöyle diyor:

“Ey Ademoğlu, ben kimseye faydası veya zararı olmayan bir taşım; fakat senin künyen bende yazılı. Mahşer günü olunca Yüce Allah, meleklerine emredip beni mahşer yerine getirecek, bana iki dudak ve bir dil verecek.”Ey Hacerü’l-Esved, şu kulumu tanıyor musun, bu seni selamladı mı?” diyecek. Beni güzelce selamladıysan, itikat yönünden de itiraz etmediysen: “Evet ya Rabbi tanıyorum, bu kulun beni selamladı. Bu selam hürmetine rahmetini bu kulundan esirgeme. Çünkü seni tazimle ve tekbirle yüceltti.” derim.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2

Bir Şehre Girerken Ve Bir Yere Yerleşince Okunacak Dua

Yorum bırakın

ferah ev

Peygamber (sav) Efendimiz buyurdular ki:

“Ey Ali!

Bir şehre girmek istediğnde veya bir köye girmek istediğinde orayı görünce şöyle de:

“Allah’ım, bu şehrin hayrını ve bu şehir hakkında takdir ettiğin iyilikleri diliyorum. Bu şehrin kötülüğünden ve orada takdir ettiğin kötülüklerden sana sığınırım. Allah’ım! Bu şehrin hayrıyla beni rızıklandır, kötülüklerinden koru. Beni o şehir halkına sevdir, o şehir halkının salihlerini de bize sevdir.”

Ey Ali!

Bir yere yerleştiğinde şöyle de:

“Allah’ım! Bizi mübarek bir menzile yerleştir. Sen yerleştirenlerin en hayırlısısın.”

Böyle dua edersen oranın hayırlı rızkını yersin, kötülüğü ise senden uzaklaşır.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2

Allahu Teâlâ’nın Gazap Edeceği Beş Kişi

Yorum bırakın

kafesteki güller

Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:

“Allahu Teâlâ şe beş kişiye gazab eder, dilerse gazabını dünyada yürürlüğe koyar, dilerse ahirette onları cehenneme atar. Bu beş kişi şunlardır:

1- İdare ettiklerinden hakkını aldığı halde onlara karşı insaflı davranmayan ve uğradıkları haksızlığa engel olmayan devlet başkanı.

2- İdare ettikleri kendisine bağlı kaldığı halde, güçlüler ile zayıfların arasını bulmayan ve arzusu uyarınca konuşan yetkili.

3- Ailesine, çoluk-çocuğuna Allah (Celle Celâlühü)’ya ibadet etmeyi telkin etmeyen ve onlara dinleri hakkında gereken bilgileri öğretmeyen kimse.

4- Çalıştırdığı işçiye hak ettiği ücreti vermeyen kimse.

5- Mehri konusunda karısına haksızlık eden erkek.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Büdelâ (Ebdâl) Denilen Veliler Altmış Kişidir

Yorum bırakın

bavulun üstünde güller

BÜDELÂ (EBDÂL): Ebdal denilen veliler altmış kişidir. Bunların otuzu erkek, otuzu da kadın velilerdendir. Bunlar fazilet, kemâl, istikamet, kerem ve itidal sahibi kimselerdir. Kuruntu ve hayalden uzaktırlar. Büdelânın dört zahir, dört de bâtın olmak üzere sekiz hasletleri vardır:

Zahiri Hasletleri:

1- Az konuşur, çok düşünürler. Bu hasletin esası olan susmak, görünürde Allah’ı zikirden başka gereksiz konuşmaları terk etmektir. Bâtında da, kalbi dıştan gelen lüzumsuz haberlere karşı alakasız kılmaktır.

2- Erken kalkar, az uyur, gecenin çoğunu ibadetle geçirirler. Uykusuzluk hasletinin zahiri uykuyu terk etmek, batını da hiçbir batıl karşısında gaflet etmemektir.

3- Az yerler, açlığa karşı çok sabırlıdırlar. Az yeme hasletinin zahiri iyilerin açlığıdır ki, tarikat usûlünü kemâle erdirmek için az yemektir. Bâtını ise, yakîn mertebesine erenlerin açlığıdır ki, bu da yemeye olan meyli terk etmektir.

4- Uzlet ehlidirler. Halktan uzak, Hakk’a yakındırlar. Bu haslet zahirde insanlara karışmamak, batında da Allah’tan başkasıyla ünsiyeti terk etmektir.

Bâtınî Hasletleri:

1- Tecerrüd ehlidirler, Hakk’tan gayriden soyunmuşlardır.

2- Tefrîd ehlidirler, birlik sırrına ermişlerdir.

3- Cem ehlidirler, Hakk’ı Hakk’ta bulmuşlardır.

4- Tevhid ehlidirler. Tevhidin sırrına ermişlerdir.

Bulundukları yerde eser ve suretini bırakarak sefere çıkmak, aynı zamanda muhtelif yerlerde görünmek büdelânın hasletlerindendir. Kendi içlerinden birisi bu altmış kişiye imamdır. Hepsi ona uyar ve her emri ondan alırlar. O imam aynı zamanda bunların kutbudur.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Niyet Ve Kelime-i Tevhid Nezd-i İlahi’de Saklanır

2 Yorum

dört gül

İbni Abbâs’tan rivayet edildiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ki Allah, iyilikleri ve kötülükleri yazar; sonra onları beyan eder. Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa Allah onu kendi katında tam bir hasene olarak yazar. O, hayırlı bir iş yapmaya niyet eder de yaparsa Allah Azze ve Celle onu kendi katında on mislinden yedi yüz misline ve daha pek çok katlayarak hasene yazar.Şayet bir kötülük yapmak ister de yapmazsa, Allah onu kendi katında tam bir hasene olarak yazar. O kötülüğü yapmak ister de yaparsa onu tek bir seyyie (günah) olarak yazar.” (Müslim Kitabu’l-iman, c.1, s.118, h.207 (131))

Azizim, ancak iki hal vardır ki, bunlar nezd-i ilahi’de saklanır. Bunlardan biri niyet, biri de kelime-i tevhiddir

Kaynak: Nübüvve Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: