Hevâic-i Asliyye Ve Nisap Nedir?

Yorum bırakın

denize bakan çiçek bahçeli evler

Havâic-i asliyye, zekata tabi olmayan temel ihtiyaç maddeleri manasına gelmektedir. Temel ihtiyaç maddeleri, insanın hayat ve hürriyetini korumak için muhtaç olduğu şeylerdir. Bunlar genel olarak; nafaka, oturulan ev, ev eşyası, alet ve makineler, binek taşıtları, ilim için edinilen kitaplar gibi eşyadır. Esasen asli ihtiyaçlar zaman, muhit ve durumun değişmesiyle değişir ve gelişir. 

Nisap; zekat, sadaka-i fıtır ve kurban gibi ibadetler için konulan bir zenginlik ölçüsüdür. Zenginliğin asgari sınırı olan nisap, Hz. Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından gösterilmiştir. Bu asgari sınırlar, bir bakıma o dönem toplumunun ortalama hayat standardını ve zenginlik ölçüsünü göstermektedir. Bunlarla ilgili geniş bilgilere ilmihal kitaplarından bakmak gerekir.

Hadislerde belirlenen nisap miktarları şöyle sıralanabilir: 80,18 gr. altın veya bunun tutarında para, ticaret malı, 40 koyun veya keçi, 30 sığır, 5 deve. Nisap miktarının belirlenmesinde kullanılan bu malların, o dönemin en yaygın zenginlik aracı olduğu unutulmamalıdır.

Nisabın bu mallar üzerinden belirlenmesi, sosyal ve ekonomik şartların fazla değişmediği ilerki dönemlerde de aynen korunmuştur.

Yüce Allah buyuruyor ki:

“Zekatlar, Allah katından belirlenmiş olarak ancak fakirlerin, yoksulların, zekat işlerinde çalışanların, kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenlerin, kölelerin, borçluların, Allah yolundaki hizmetlerin ve ve yolcuların hakkıdır.” (Tevbe Sûresi, 60)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -2

Reklamlar

Zühd, Dünyada Ve Ahirette Allah’tan Başka Her Şeyi Bırakmaya Yönelmektir

Yorum bırakın

dağın tepesindeki manzara

Zahidler, Hakk’ı aleme ve kendilerine yeğleyenlerdir. Hoşnutluk ve tercihin bulunduğu Allah’a ait her işi yerine getirirler ve O’na yönelirler. Hak bir şeyden yüz çevirmiş ise ondan yüz çevirirler ve çoğu arzulayarak azı bırakırlar.

Zühd, dünya ve ahirette Allah’tan başka her şeyi bırakmaya yönelmektir. Zahidler, zühd makamının dışına çıkmazlar. Çıkarlarsa, zahidlik değil, başka bir makam nedeniyle çıkarlar. Zühdün ne olduğu sorulduğunda Beyazıd-ı Bestami (ks) şöyle demiştir:

“Zühd, güç yapılabilir bir şey değildir. Ben üç gün zahid oldum. Birinci gün dünyadan, ikinci gün ahiretten, üçüncü gün ise Allah’ın dışındaki her şeyden yüz çevirdim. Bunun üzerine bana ‘Ne istiyorsun?’ diye nida edildi. Ben de ‘İstememeyi istiyorum.’ dedim. ‘Çünkü ben istenilen, sen ise isteyensin.”

Beyazıd-ı Bestami (ks) Hazretleri, Allah’tan başka her şeyi bırakmayı zühd saymıştır.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Hakk’a Davet Açısından Üç Sınıf İnsan

Yorum bırakın

minik beyaz çiçekler

“(Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir.” (Nahl Sûresi, ayet 125) 

Azizim!

Hakk’a davet açısından insanlar üç sınıfa ayrılabilir. Bu ayet-i kerime de üç sınıfa yapılacak davet şeklinin bir özeti sayılmalıdır.

a) Aklıselim sahibi ve eşyanın hakikatini öğrenen araştırıcı alimler. Davette “hikmet” ile davranma bunlar içindir. Zira hikmet, kesin olan delillerdir.

b) Halkın çoğunluğunu teşkil eden ve henüz sağlam fıtratını koruyan orta sınıf. Güzel öğüt bunlar içindir.

c) Mücadeleci, inatçı ve düşman kimseler. Mücadele yolunun en güzeliyle davet edilmesi istenenler de bunlardır. Zira unutmamak gerekir ki, Allahu Teâlâ, Hz. Musa’nın Firavun’a bile yumuşak sözle davette bulunmasını emretmiştir.

Peygamber (sav) efendimiz buyurdu ki:

“Şüphesiz, insanlardan Allah’a yakın olan kullar vardır.” Sahabe efendilerimiz: Ya Resûlallah, Allahu Teâlâ’ya yakın insanlar kimlerdir, diye sordular. Resûlullah (sav) efendimiz: Onlar Kur’an ehli ve Allah’ın has kullarıdır.” (İbni Mâce, c.1, s.278, h.215 – Yeni harf, c.1, s.374)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Zekat, Mal Sahibini Manevi Kirlerden Temizler

Yorum bırakın

cömert ağaç

Zekat, hem mal sahibini manevi kirlerden temizler, günahlardan arındırır; hem malını fakirlerin haklarından temizler. Zekat ruh ile beden yapısı arasında bir denge sağlar. Namaz, oruç, zikir ve dualar manevi yapının; zekat ise hem manevi hem de maddi yapının sağlığını temin eder. 

Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Namazlarında huşu içinde bulunanlar, boş sözlerle boş davranışlardan kaçınanlar, zekatı verenler ve namuslarını koruyanlar kurtulmuştur.” (Müminûn Sûresi, ayet 1)

Bir kimsenin zekat vermekle mükellef olması için Müslüman, akıllı, buluğ çağına erişmiş, hür olması; borcundan ve aslî ihtiyaçlarından fazla nisap miktarı malının bulunması gerekir.

Genel olarak malların zekatı kırkta bir oranındadır. Ancak tarım ürünlerinde masraflı olup olmamasına göre yirmide bir veya onda bir oranındadır. Hayvanlarda ise özel olarak hayvanın cinsine göre ayrı ayrı belirlenmiştir.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

 

Üç Alamet

Yorum bırakın

uzun saplı mavi çiçekler

Tekellüf (yapmacık hal ve hareket) sahibinin üç alameti vardır: Gördüğünde yağcılık eder, yanında yokken gıybet eder, musibet gelince bela okur.

Zalimin üç alameti vardır: Kendinden aşağı derecedekini zorbalıkla ezer, üzerindekine karşı isyan eder, zulme taraf olur.

Riyakarın üç alameti vardır: İnsanlar arasındayken dinçtir, tek başına kalınca tembeldir, bütün işlerinde övünmeyi sever.

Münafığın üç alameti vardır: Konuşunca yalan söyler, söz verince tutmaz, emanet alınca ihanet eder.

Tembellerin üç alameti vardır: İhmal edinceye kadar geciktirir, zayi edinceye kadar ihmal eder, günah işleyinceye kadar zayi eder.

Akıllı şahıs üç yerde tezahür eder: Geçimi için mücadele eder, hazzını haram olmayan işlerden kazanır, günahın peşinden koşmaz.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Hakikat İle Marifet, Şeriat Ve Tarikatın Meyvesidir

Yorum bırakın

daldaki kalp şeklinde kırmızı yaprak

Şeriat, bütün insanları şirk ve küfürden hakiki tevhide çağırır. Şeriatın emirlerini yerine getirmeyen bir kalp, nefis makamlarının isyan, küfür ve şirk afatının içinde kalır. Şeriatın icrası ve Allah (Celle celâlühû)’nun tecellisi ile kemale ulaşılarak tarikat kapısı açılır.

Allahu Teâlâ’ya ulaşmak için bir yola intisap etmek manasına gelen tarikat, şeriat ile hakikat arasında büyük bir yoldur ki, incelendiği zaman tarikatın şeriat ile, şeriatın da tarikat ile bir olduğu meydana çıkar. Fakat ikisinin arasındaki tek fark, şeriatın dışa, tarikatın içe dönük olmasıdır ki, madden ve manen netice birdir. Tarikatle vasıf kazanmış olan kalp bilgisizlik afatından kurtulmuş olur.

Hakikat ile marifet, şeriat ve tarikatın meyvesidir. Tarikat olgunluğuna kavuşana hakikatin sırrı doğar ve ona hakikat kapısı açılır. Hakikat olgunluğu ile ilahi tecellileri ve feyizleri mukaşefe ve müşahede eden ruh marifete ulaşır. Hakk’ı bilen yani marifet sahibi olan kullukta daim olur. Yani şeriat, tarikat, hakikat ve marifet ancak hal ile yaşanarak bilinir.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Kuran-ı Kerim Şeriat, Tarikat, Hakikat Ve Marifet İlimlerini Kendisinde Toplamıştır

Yorum bırakın

kainatı seyreden adam

Mürşid-i kâmiller semavi kitapları şöyle sınıflandırırlar:

Davud Aleyhisselâm’a verilen Zebur kitabı sadece şeriat ve fıkıh ilimlerini ihtiva eder.

Musa Aleyhisselâm’a verilen Tevrat kitabı yalnız tarikat ilimlerini ihtiva eder.

İsa Aleyhisselâm’a verilen İncil kitabı da yalnız hakikat ilimlerini ihtiva ediyordu.

Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselâm’a verilen Kur’an-ı Kerim ise; bütün bunları, yani şeriat, tarikat, hakikat ve marifet ilimlerini kendisinde toplamıştır.

Resûlullah (Sallallâhu aleyhi ve sellem) efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “Konuşmalarım ve kavillerim şeriat, hal ve ahvalim tarikat, hareketlerim ve fiillerim hakikat, manevi inceliklerim de marifettir.” buyurmuşlardır.

Yapılan ibadetlerin tecellisi sonucu tezahür eden marifetullah, bütün ibadetlerdeki ilahi tecelli makamıdır. Bütün ibadetlerde bu dört mertebe sabit olarak vardır. Çünkü ibadetten kasıt marifetullahtır. Marifetullahın tezahürü; şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerinin yerine getirilmesi ile olur. Şöyle ki:

Namazlardaki kıyam, rüku, secde ve oturuşlarda olduğu gibi, kişi vücut ile yaptığı hizmetlerle şeriatı;

Kalbin vazifesi tefekkür, huşu ve huzurdur. Tefekkür, Allah’a boyun eğme ve huşu gibi kalp ile yaptığı hizmetlerle tarikatı;

İlahi tecellileri ve feyizleri mükâşefe ve müşahede etmek suretiyle ruha yaklaşarak hakikatı,

Cenâb-ı Hakk’a ulaşmak suretiyle vakıf olduğu sır ile Allah’a yaklaşarak yani manevi miraca varmak şerefi ile marifeti icra etmiş olur.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Borçların Ödenmesine Vesile Olan Dua

Yorum bırakın

tevekkül ayeti

“Dikkat et ey Muaz! Sana bir dua öğreteceğim ki, öyle dua ettiğinde üzerinde dağ gibi borcun da olsa, Allah sana onu ödettirir. Ey Muaz! De ki:

“Allâhümme mâlike’l-mülki tü’ti’l-mülke men teşâ-ü ve tenzi’u’l-mülke minmen teşâü ve tü’izzü men teşâü ve tüzillü men teşâü biyedike’l-hayr. İnneke alâ külli şey’in kadîr. Rahmâne’d-dünya ve’l-âhireti. Tü’tihâ men teşâü ve temne’uhâ men teşâü, irhamnî rahmeten tuğninî bihâ an rahmetin min sivâke.”

Anlamı: Ey mülkün sahibi olan Allah’ım. Sen mülkü dilediğine verirsin. Sen mülkü dilediğinin elinden çeker alırsın. Sen dilediğini aziz edersin. Dilediğini ise zelil edersin. Hayır yalnız senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin. Dünya ve ahiretin rahmanı olan Allah’ım! Sen onları dilediğine verirsin, dilediğinden men edersin. Bana öyle bir rahmet ihsan eyle ki, o rahmetin, beni senden başkasının merhametinden müstağni kılsın.

Hadis Kaynak: Ramuzu’l-Ehadis, 2012

Kaynak Kitap: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

İmanla Ölmeye Vesile Olan Dua

Yorum bırakın

Tur-i Sina dağı

Bir gün Musa Aleyhisselâm, münacat için Tur Dağı’na giderken yolu şeytan aleyhillaneye uğradı ve dedi ki:

“Ey melun, sen Allahu Teâlâ’nın kullarını azdırdığın için Hak Teâlâ seni rahmetinden mahrum etti. Daha ne diye azdırmaya devam ediyorsun?”

Bunun üzerine şeytan aleyhillane:

“Ya Musa! Var sen işine git. Ben öyle bir dua biliyorum ki, son anımda o duayı okuyunca Allahu Teâlâ beni öbür dünyaya imanla gönderecek, dedi. 

Musa Aleyhisselâm üzgün bir şekilde Tur Dağı’na vardı ve durumu Yüce Allah (Celle Celâlühû)’ya arz etti:

“Ya Rabbi! Bu melunun dediği gerçek mi?”

Hak Teâlâ: “Gerçektir, lakin sen üzülme ey Musa! İzzetim ve celalim hakkı için ben, ahir zamanda o duayı ona unutturacağım. Sen o duayı öğren.” buyurdu.

Musa Aleyhisselâm bu duayı öğrendi. Hakk Teâlâ:

“Ya Musa, her kim bu duayı okursa öldüğü vakit imanla gider, kabri nurla dolar. Bu dua hürmetine Münker ve Nekir’in suallerinden emin olur.” buyurdu.

Hakk Teâlâ’nın Musa Aleyhisselâm’a öğrettiği dua şudur:

Ya evvele’l-evvelîne ve yâ âhire’l-âhirîne ve yâ Rabbe’s-semâvâti ve’l-ardi, Rabbi lâ-tezernî ferden ve ente hayru’l-vârisîn, bi-rahmetike yâ erhame’r-râhimîn, ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Kutup, Gavs, Ricalülgayb, İmameyn, Ümena Kimdir?

Yorum bırakın

dünyayı elinde tutan kişi

KUTUP: Her topluluğun kendi aralarındaki manevi büyüğüne kutup denir. Hepsine birden aktab denir. Bunlardan derecesi en yüksek olana da kutbu’l-aktab denir. bulunduğu makam da büyük kurbiyyet makamıdır.

Kutbu’l aktab, her devirde bir kişidir. Ancak bazen bu makam bir kişi tarafından doldurulamayınca, kutbiyet görevi birden çok (iki, üç ve hatta beş) kişi tarafından yürütülür.

Kutbu’l-aktabın bulunduğu mertebe yaratıkların en sevgilisi, Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın nübüvvetinin batınıdır. Nübüvvet, Hz. Muhammed Aleyhisselâm ile son bulduğu halde, nübüvvetin mirası olan velayet ve velayetin en yüksek kademesi olan kurbiyyet makamı kıyamete kadar devam eder.

GAVS: Kutb-ı azamdır. Yukarıda anlatılan sıfatları üzerinde taşır. Bu sıfatlara haiz bulunmayan kimse bu makama ulaşamaz.

Mühim ve esrarlı müşkilleri olanlar ona muhtaç olurlar. Teberrüken vasıta kılınarak, onun duası talep edilir. Çünkü onların duası asla reddolunmaz, kabul buyrulur. İşte sıkıntısı olanların kendisine iltica ettikleri, ondan dua ve himmet bekledikleri için Kutb-ı azama gavs denilmiştir.

Gavsiyyet makamındaki veli öyle bir ferd-i camidir ki, onun kalbi her an Allah’ın nazargahıdır.

Allahu Zülcelâl, ona ilm-i ledünden çok büyük bir pay vermiştir. O her yer ve her şeyin zahir ve batınında ruhub cesette dolaştığı gibi dolaşır. Onun feyzi ilmine, ilmi de Hakk’ın ilmine tâbidir.

RİCÂLÜLGAYB: Manevi kuvvet sahibi velilerdir. Güçlü dualarıyla ümmet-i Muhammed’in yardımına koşarlar. Bunlar, Muhyiddin Arabi (ks) Hazretlerinin de ifade ettiği gibi kalpleri semavi, halleri ruhanidir. Bu sebepten yeryüzünde bunların durumlarını bilip anlayacak çok az insan vardır.

Bunlar, sayısı dört olan “Evtad”a yardımcı olurlar.

İMAMEYN: İki şahıstır ki, biri kutbun sağında, diğeri de solunda bulunur. Kutbun sağında bulunan Melekût alemine, solunda bulunan da Mülk alemine aynadır. Sağdaki imam aynı zamanda kutbun halefidir.

ÜMENÂ: Dünya ve dünyalığı sevmeyen fütüvvet ehli velilerdir. Cömerttirler.

Hallerine kimsenin vakıf olmasını istemezler. Sayılarını Allah bilir.

Kaynak: Nasihatler -2

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: