Babasızlar İçin/Can Dündar

8 Yorum

hüzünlü ve üzgün palyaço

Yalnızlar için Sevgililer Günü yazısı yazmışlığım var. Ama bunca yıl yetimler için Babalar Günü yazısı yazmadığımı fark ettim.

Fark ettim; çünkü artık ben de onlardan biriyim.

Bu, ilk babasız Babalar Günüm benim…

Oysa ne kadar da kalabalıkmışız.

Kundaktan itibaren üzerine gerilen kanatlardan mahrum kalmış, sessiz, savunmasız bir orduda askere alınmış gibi hissediyor insan…

Günün birinde herkesin gönülsüz kaydolacağı, mahzun bir yetimler ocağı…

O babasına sarılmış mutlu çocuklardan reklam panoları, evlatları babalarını sevindirme yarışına davet eden renkli alışveriş çağrıları, babayla geçirilecek mesut bir günün etkinlik duyuruları, “Babamı seviyorum” temalı duygusal köşe yazıları…

Meğer “babalılar”ın bu şenliği, “babasızlar”ın yarasına tuz ekermiş.

Geçen Aralık’ta babamı kaybettiğimde arayan Ahmet Davutoğlu, taziye niyetine bir hadisten söz etmişti:

Adamın biri Hazreti Peygamber’e gitmiş, nasihat istemiş.

“-Baban vefat etti mi” diye sormuş Hazreti Peygamber:

“-Etti, ya Resulullah” demiş adam…

Hazreti Peygamber, “Öyleyse sana nasihat olarak babanın vefatı yeter” cevabını vermiş.

 Çünkü yaş almak, evden ayrılmak, evlenmek filan değil, babadan kopmak bitiriyor çocukluğu insan hayatında…

O büyük dayanaktan yoksun kalmak büyütüyor bir anda…

Çöken duvarın dibinde filizleniyor Ademoğlu aslında…

Yas günümde arayan Sezen Aksu, “Çocukluğun elinden alınmış gibi olursun şimdi” demişti.

Aynen öyle…

İnsanoğlu, evlatlığını da defnediyor babasıyla birlikte…

Önce tutamaksız kalmış gibi sendeliyor.

Sonra onsuz yürümeyi öğreniyor.

Ve ardından özlemin sonsuzluğu başlıyor.

İnsan, babası sağ iken bilemiyor, tahmin etse de konduramıyor:

“Bu, onu son görüşüm mü?”

“Elini son öpüşüm mü?”

“Yoksa son Babalar günüm mü?”

O yüzden son kezmiş gibi doyasıya görmek, öpmek, sevmek gerekiyor.

Öyle yapabildiğim için şanslı sayıyorum kendimi…

Bir süre önce mensubu olduğum ve istemeden koptuğum “babalılar” dünyasındaki kardeşlerime de bunu tavsiye ediyorum.

Yeni katıldığım “babasızlar alemi”ne gelince…

Herhalde bugün onlarla mezarlıkta buluşacağız.

Babalarımızın saçı yerine taşını okşuyor olacağız.

Benimkinde Cahit Sıtkı’dan bir şiir kazılı…

Babama, unuttuğu bir türküyü hatırlatan mısralar…

Bütün babalara armağan olsun:

 

“Öldük, ölümden bir şeyler umarak,

Bir büyük boşlukta bozuldu büyü…

Nasıl hatırlamazsın o türküyü,

Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü,

Alıştığımız bir şeydi yaşamak…”

Can Dündar

İskender Pala,Zerafet

4 Yorum

Zarif Çiçek

Zarafet kelimesinin içini doldurabilecek özellikler nelerdir? Acaba hiç düşündünüz mü, zarif insan kime denir?

 Zarif kelimesi zarf kelimesi ile aynı köktendir. Zarf, “içine bir şey konulan kap” anlamını taşır. Mektup zarfı gibi. O halde zarif insan da, “içinde latif ve hoş şeyler bulunan kişi” anlamına gelecektir. Soru şu: Zarafetin içini dolduran bu latif ve hoş şeyler acaba nelerdir?!..

 Zarif olmanın ilk şartı hiç şüphesiz nazik olmaktır. Nazik olmanın ilk şartı da hatayı kendinde aramak. Konfüçyüs, insaniyeti tanımlarken “Kendine hakim olmak ve nezaketli olmak.” der. Bu bir bakıma zarafetin de tanımıdır. Çünki zarif kişi hiç kimseye zararı dokunmayan, bilakis kendisinden çevresine güzellik ve iyilik yansıyan kişidir. Zarafeti olmayan, nezaketle terbiye edilmeyen bütün varlıklar, gitgide canavarlaşır. O halde zarafet haddi aşmamak da demektir. Haddi aşan her şey çevresine zarar verir çünki.

 Rüzgar, saba yeli yahut meltem iken güzeldir de haddini aşıp şiddetlenince fırtınaya, boraya, kasırgaya durur. Dalgalar belli bir ahenkle sahile vururken hoşa gider de şiddetini artırınca çevresini yıkmaya başlar. Sevgi belli ölçülerde erdemdir de haddi aşınca adı aşk olur, cinnete varır. Yerinde bir öfke edep içindir de haddi aşınca insanı katil eder. Şakanın normali nükte ve mizahtır; ama aşırısı maskaralık olur. Velhasıl zarafet bir itidaldir. Hani mevsimler içinde bahar gibi. Kış ve yaz haddi aşan hava şartlarıyla vardır; ama baharda sıcak ile soğuğun, gece ile gündüzün, belki tabiattaki ölüm ile canlılığın eşit ve dengeli olduğu görülür. Bunun insan ruhuna yansıması da aslında insanın itidali, fıtratın en beğenilen yüzüdür. İnsan ruhu iyilik ve güzellik ile gerçek kimliğine kavuştuğuna göre, bir bahar zarafeti de insana en uygun olan tavrı sunar. Ne buyrulduğunu biliriz: “İşlerin hayırlısı, orta hallice olanıdır. “Bu düstur, derinine bakıldığında, aşırılıktan kaçmaktan öte zarafeti bize telkin etmektedir.

 Her tavrın bir zarafeti vardır. Oturmanın, kalkmanın, iş görmenin, eşyaya bakmanın, sosyal ilişkilerin, çalışmanın, dinlemenin ve tabii söz söylemenin… Gönüllerdeki zarafet dışa yansıdıkça hayat güzelleşir ve kalite kazanır. Söz gelimi sanat eserleri ancak zarif bir duyuş, zarif bir bakış ile ortaya çıkabilir. Sözün zarafeti şiir, rengin zarafeti resim, taşın zarafeti mimari, sesin zarafeti beste olarak dışa yansıdığı vakit eşya da zarafet kazanır ve sanat olur. O halde sanatın kullandığı yöntem, baştan başa bir zarafetten ibarettir. Ortaya çıkan şey edepten sıyrılmış olsa bile yöntemin zarafetine halel getirmez.

 Eşyanın zarafeti insanın ona yüklediği anlam ile ölçülür. Çivi, iğne, çengel, giyotin, mengene, kerpeten vb. eşya bir zindanda da bulunabilir, bir ciltevinde de. Zindanda aynı eşya ile işkence yapılır ama ciltevinde onlar bir sanat eseri için vardır. Yani birisi nezaket ve zarafet adına kullanılır, diğeri nezaketsizlik ve zulüm adına. Birinden estetik, diğerinden kötülük çıkar. Bunlardan ilki insan tabiatına uygun olan, diğeri onu insanlıktan çıkaran tavırlar olduğuna göre insanlığın da ölçüsü zarafete vabeste kalır. İnsaniyetli olmak demek, önce zarif olmak demektir.

 Zarif kişide bulunması gereken özellikler arasında yüzün aydınlığı, vücut ve elbisenin temizliği, güzel koku sürünme, görünümün iç açıcı oluşu, konuşmanın düzgün ve akıcılığı, fikirlerin mantık ve akıl çerçevesinde olması, müstehcenlikten kaçınma ve pis şeylerden uzaklaşma gibi özellikler vardır. Buna gülümseme, kararlılık, samimiyet, tek yüzlülük, sevgi, takdir hissi vs. de eklenebilir. Ama bizce hepsinden önemlisi sözün güzel olmasıdır. Sözün güzel olmasından kasıt, onu düzgün ve akıcı ifade etmekten, süslemekten ziyade içinin dolu olması, değerli bir fikri ifade etmesi, yüksek anlamlar taşıması, yapıcı olması, gönül almasıdır. Yerinde bir teşekkür, uygun bir selamlaşma, gerektiğinde özür dileyiş, takdir ve sevgiyi ifade gibi. Bunlar yoksa mutluluk yoktur çünkü. Yani ki söz, candan ibarettir. Ve canın tek gıdası zarafettir.

İskender Pala

Başarılı Olmanın Sırları,Başarılı İnsanların Özellikleri

10 Yorum

başarılı olmanın sırları

Bazı insanlar kendilerinin ve başkalarının hayatlarında önemli ve olumlu gelişmeler sağlarlar ve başarılı kabul edilirler. Başarılı insanlar üzerinde yapılan araştırmalar, onların birçok ortak noktasının olduğunu ortaya koyuyor.

Öncelikle başarılı insanların yüksek bir özgüvene sahip olduğu belirlenmiş. Bir başka ifade ile başarılı insanlar kendilerine değer verir ve güvenirler. Bu özgüven onların yaratıcılık için gerekli olan heyecan ve cesarete sahip olmalarını sağlar. Dolayısıyla, özgüveni olan insanlar kendilerine ulaşılması güç hedefler koymaktan çekinmezler. Ardından da bu yüksek hedefe odaklanarak onu gerçekleştirme yönünde en büyük adımı atmış olurlar.

Başarılı insanların hayatta belirlenmiş kişisel hedefleri ve değerleri vardır.Hangi misyona hizmet ettiklerini iyi bilirler ve başarılı olduklarında dünyanın nasıl değişeceği konusunda bir vizyona sahiptirler.Kişisel hedefleri konusunda gerçekçi ve net beklentileri vardır. Bu hedeflere ulaşmak için stratejiler geliştirir ve bu stratejileri uygularlar. Bu stratejiler bireysel yetkinlikleri ve ilişkileri geliştirecek hedefleri ve zaman planlamasını kapsar.

Başarılı insanlar aynı zamanda kendi davranışları ve gelecekleri için sorumluluk üstlenirler. Sorumluluk üstlenen insan inisiyatif alır, risk alır ve geleceği şekillendirecek adımları belirler ve atar. Bu yaklaşım onlara daha hızlı öğrenme fırsatı sağlar.

Bu insanlar geleceği gözlerinin önünde canlandırmak için özel çaba gösterirler. Hayal etmek, gerçekleştirmenin ilk adımıdır. Hayalleri gerçeğe dönüştürürken izlenen bir başka yol da bu hayalleri başkalarıyla paylaşmaktır. Sözlü ve/veya yazılı olarak hayallerini tekrarlayan insanlar, hem bu hayalleri daha netleştirmiş olurlar, hem de kendilerin toplum önünde hayalleri ile özdeşleştirerek kişisel sorumluluklarını pekiştirirler.

Başarı insanlar yenilgileri kabullenip, onları aşma konusunda kararlılık gösterirler. Gerçeklerle yüzleşmeyi, başkalarının deneyimlerinden faydalanarak hataları önleyebilmeyi bilirler. Odaklandıkları hedef doğrultusunda ilerlemeyi gözleyip, davranışlarını değiştirmekten kaçınmazlar.

Başarılı insanlar kendileri ile barışıktırlar. Dolayısıyla, yaşamlarında yüksek düzeyde stres yoktur. Ruhsal ve bedensel olarak formda ve zindedirler. Bu, onların hedeflerine odaklanabilmelerini sağlar. Onlar, uzun vadeli hedeflere odaklanır, kısa vadeli kazançlar için uzun vadeli hedeflerinden vazgeçmezler. Zamanlarını etkili kullanırlar. Hedeflerini gerçekleştirmek için gerekli, az sayıda ancak önemli adımlara odaklanırlar. Hedefleri doğrultusunda fedakarlık yapmaktan çekinmezler. Disiplin başarılı insanların ortak özelliklerindendir.

Başarılı insanlar sadece zihinsel zekalarıyla değil, aynı zamanda duygusal zekalarıyla da farklılık yaratırlar. İnsan ilişkilerine önem verirler. Olaylara karşıdakinin gözüyle bakabilirler. İnsanlara değer verir, onlarla karşılıklı kazan-kazan türünde ilişkiler kurmaya özen gösterirler. Beraber çalıştıkları insanlara heyecan verir, onlara yetki kullanacak geniş alan bırakırlar.

Başarılı insanların en önemli özelliklerinden biri de kendilerini sürekli olarak geliştirme çabasında olmalarıdır. Her zaman yeni bilgilere açıktırlar. Her hatayı bir öğrenme fırsatı olarak görürler. Başkalarının deneyimlerine yakın ilgi gösterir, onlardan öğrenmeye çalışırlar.

Bu özellikler öğrenilebilir özelliklerdir. Dolayısıyla, gençlerimizi eğitirken bu özellikleri kazandırmaya da özen göstermeliyiz. Unutmamalıyız ki, “Ağaç yaşken eğilir”

Dr. Yılmaz ARGÜDEN

Dürüstlük Hikayesi/A.Şerif İzgören

8 Yorum

DÜRÜSTLÜK

Toplantıya gideceğim.Baktım geç kalma ihtimalim var,bindim bir taksiye,muhabbetçi bir arkadaş.O anlatıyor ben dinliyorum.Tam işyerinin önüne geldik.Ankara’da Bakanlıklar.Diyelim ki taksi parası 9.75 TL tuttu,ben 10 TL uzattım.Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya,taksici üstünü arıyormuş gibi yapar,siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda,inmemek için debelenirsiniz.Tam o sahne olacak.Şoför,para üstü var mı diye aranmaya başladı.

“Üstü kalsın kardeşim”dedim.

Döndü bana doğru

“Vaktin var mı ağabey ?” dedi.

“Evet” dedim (tek ayağım hala dışarda)

Dörtlülere bastı,trafik dört şerit akıyor,indi araçtan.Önde bir büfe var.Gitti oraya,bir şeyler konuşup geldi.Bana 25 Krş uzattı.Belli ki para bozdurmuş.

“Birader” dedim,”9.75 değil,10.50 yazsa istermiydin 50 krş. benden?”

-Ne alacağım ağabey 50 krş.u

-Peki niye gittin 25 krş.için o kadar uğraştın,üstü kalsın demiştim.

Döndü bana,attı kolunu arkaya :

-Vaktin var mı ağabey?

-Var.

-Çek kapıyı o zaman.

Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız..

5 dk.konuştuk.İngiltere’de profösüründen,bilmem kiminden eğitimler aldım.O taksicinin 5 dk.da öğrettiklerini,ingiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.

Ağabey biz Keçiören’de 5 kardeşiz.Babam rençberdi benim,günlük yevmiyeye giderdi;artık inşaat falan bulursa çalışır gelir,o gün iş bulamamışsa,biz eve gelişinden,yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik.Yemek bitince babam bize”Durun kalkmayın” derdi.Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.

“Aha” dedim,”Bizim meslek”,seminerci.

– Ne anlatırdı baban

– Hayatta nasıl başarılı olunur ?

O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor,sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.

-Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi,delik bir çorapla pantalonun ceplerini çıkarır,dört kardeşi karşısına alıp “Dürüst olun,evinize haram lokma sokmayın” diye anlatırken ,biz de gülerdik. Annem kızardı,”Babanızla alay etmeyin.O, hem dürüst hem de çalışkandır” derdi. Yan evde iki kardeş var,onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor,ama adamda her numara vardı,kumar falan oynatırdı.Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı,hep o ikisinin eskilerini kullandık.O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık,çünkü bize bahşiş verirdi.Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye,para falan hak getire.Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü.Yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartman,işleyen birahane,dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz ?

-Ne bıraktı ?

-Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : “Evladım işinizi dürüst yapın,hakkınız olmayan parayı almayın…”falan filan. Ağabey aradan 15 yıl geçti,diğer 2 kardeş cezaevindeler,ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.

Biz 5 kardeş,beşimizin Keçiören’de taksi durağında birer taksisi var, hepimizin birer ailesi,çoluk çocuğu,hepimizin birer dairesi var. Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :

“Asıl mirası bizim baba bırakmış.”

Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri,taksimetrenin yazmadığı 10 krş.u evimize sokmadık.Her şeyimiz var Allah’a şükür.

Çok duygulandım,veda ettim,tam ineceğim :

-Dur ağabey,asıl bomba şimdi.

-Nedir bomban ?

-Nerede oturuyoruz biliyor musun ? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.

Evladınıza ne araba bırakırsınız,ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.

A.Şerif İzgören

Hz.Peygamber(s.a.v)’i Anmak/Haşmet Babaoğlu

Yorum bırakın

Hz.Muhammed(s.a.v)

İçinde büyüyüp yetiştiğim ortamda…
Sorulduğunda, herkes “Elhamdülillah Müslüman’ım” noktasındaydı.
Doğrusu, inanç meselesi ciddi merak konusuydu; hakkında çok okunur, öğrenilirdi.
Dinleri ve içine doğduğun dinini bilmek önemliydi.
Fakat iş dini yaşayıp “hissetmeye” gelince…
İşte o…
Bilinmez bir tarihte kapımızı çalacak ihtiyarlığa ertelenirdi hep!
Elbette hayat koşturmacası içinde manevi krizlerin kapımızı çaldığı olurdu.
O zaman da egzantrik spiritüel arayışların peşine düşülürdü.

***
Neden bu konuyu açtım, anlatayım..
Çocukluğum, yeni yetmeliğim, gençliğim boyunca
Hz. Peygamber‘in adı anıldığında…
“O da bir devrimcidir” diyerek coşkuyla yumruğunu sıkan solcular…
Ağzında akide şekeri yuvarlar gibi bir tonlama ve bilgiç bir edayla hemen “İslam Tarihi” dersine başlayan sağcılar…
“Yanlış bir söz söylerim de günaha girerim”
diye korkacak kadar naif kadınlar; her şeyi sadece aklın terazisinde tartmaya çalışan erkekler…
Gördüm, tanıdım.

Çok sonraları… Bir gün…
Hz. Peygamber’in şefkat ve merhametinden söz eden bir ahbabımın yanaklarından süzülen gözyaşlarını gördüğümde irkilmiştim.
Çünkü…
Benim geldiğim çevrede gözyaşı ya gücünü yitirmiş aklın sonucu sayılırdı.
Ya da gösterişçiliğe sapmış bir duyarlığın ifadesi olarak görülürdü.
İmandan bir adım daha ilerdeki saf “sevgi”yi ve “hasret” hissini anlamam epey zamanımı aldı.

***
Farkındayım…
Ana akım medyada böyle şeylerden söz edilmesine pek alışılmamıştır. (Çok iyi hatırlıyorum, 2005’te Vatan gazetesinde “Selam olsun o eşsiz yetime” başlıklı yazım medyada küçük bir şok yaşatmıştı!) İlginçtir.
Hayatının en mahrem yanlarından veya siyasetin ıcığından cıcığından hiç çekinmeden söz açabilen köşe yazarları konu dini inançlara ve kendilerinin bu konudaki hislerine gelince…
Ayıpmış gibi sus pus olurlar!
Sevgililer Günü, şu günü, bu günü üzerine coşkuyla kalem oynatıp onları kutsallık derecesine çıkartırlarken… İçinde yaşadıkları manevi iklimin kutsalları konusunda tutuklaşırlar!
Tuhaftır! Yazıp çizeni de, satır aralarına “inançsızlık” veya “çok isteyip de bir türlü inanamıyormuş” vurgusu serpiştirmeyi ihmal etmez.

***
Bu gece Mevlit (Kutlu Doğum) Kandili.
Tamam! Mevlit çok sonra çıkmış bir âdet. Kandiller de…

Bu ayrı konu ve önemli bir tartışma!
Ama içimden gelen his çok açık…
Bugün… Şu köşede…
Hz. Peygamber‘i selamla anmak ve ona ilk vahiy geldiğindeki halini okurlarıma hatırlatmak istiyorum.
Hani ürkmüş bir halde mağaradan eve titreyerek koşmuştu da…
“Üzerimi örtün” demişti.
Rivayet odur ki…
Onu şu sözlerle teselli edip inancını ifade etmişti Hz. Hatice:
“Allah, seni asla mahcup etmez.
Çünkü sen sözüne güvenilir bir adamsın, Akrabalık bağlarını gözetirsin, Kimsesizleri korursun, Konukseversin, Haklının hakkını almasına yardım edersin.”

Haşmet Babaoğlu/Sabah Gazetesi

Ayşe Kulin’den Babalık Tanımı

Yorum bırakın

Doğduğumda adımı kulağıma dualarla fısıldayan,sesinden ve kokusundan iyi tanıdığım Suat Teyzem,beni beşiğimden usulca alıp bir yabancının kucağına verdiğinde dünyadaki ilk haftamı yeni doldurmuştum.Sımsıkı yumulu gözlerimden birini açtım,yaşadığı sürece bana hep sevgiyle bakacak olan bir çift mavi gözü gördüm ve ister inanın ister inanmayın,beni bağrına basıp burnunu boynuma gömen kişinin babam olduğunu o an anladım.O,benim kokumu tıpkı bir hayvanın yavrusunu koklaması gibi yüreğine sindirerek içine çekerken ben de onun boynunda güneşin ve dağ kekiğinin kokusunu aldım.Buram buram doğa kokuyordu babam.Toprak,nehir,ağaç,su ve tuz kokuyordu.Bir kedi gibi guruldayarak memnuniyet sesleri çıkardım.Gözgöze geldiğimiz an ise aramızda çok güçlü bir bağın oluştuğunu,onun beni hayatım boyunca her türlü kötülükten koruyacağını hissettim.Hatta bir gün hırsızlar beni çalmaya kalkışacak olurlarsa,yüzlerce çocuk arasında babamın beni kokumdan tanıyabileceğine içtenlikle inanarak gözlerimi yeniden sımsıkı yumdum ve kollarında huzurlu bir uykuya daldım.

Kaynak:Hayat/Ayşe Kulin

Erkekler Ağlar mı?

4 Yorum

Hemde ne ağlar be. Yer gök inler erkek ağlarsa. Erkek ağlamazmış, erkek duygusuzmuş, geçiniz efenim. Erkek ağlar, hemde 20 kadının bir araya gelip ağladığından daha beter ağlar. İçi ağlar, pek dışa ağlamaz. Peki neden erkekler ağlamaz denilmiş?

Erkekler hep kuytu köşelerde ağlar o yüzden. Çünkü ağlarken görünmezler. Çünkü erkek, bir erkektir. Bir direnişin, bir ayakta kalmalığın simgesidir. Erkeğin ağladığı görüldüğü anda erkek biter. Ne anlamda biter? Etrafında ki herkes kendini daha bir mutsuz hisseder. Güç aldığı erkek ağlamıştır çünkü. Yani bana kimse “biz çok güçlüyüz lan, ağlamıyoruz işte” laflarıyla gelmesin. Gayet güzel ağlarız. Biz erkeğiz!

Kaynak:bostanciogludevran.wordpress.com/

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: