Şeriat, Tarikat, Hakikat Ve Marifet Sırlarına Mazhar Olmanın Yolu

Yorum bırakın

minare

Allahu Teâlâ’ya ulaşmak için rabıtaya ihtiyaç vardır. Çünkü onun sayesinde kalp dirilir ve ancak diri bir kalp Allah’ın emirlerini daima tasdik eder. Kul, rabıta sayesinde itaatten geri kalmaz. Kalp Allahu Teâlâ’nın sevgisiyle dolduğunda muhabbet nuru diğer uzuvlara da yansır. Şayet kalp kötü huylarla dolarsa, o zulmet diğer uzuvlara da sirayet eder. Hal böyle olunca kötü adetleri terk etmek zorlaşır. Oysa tam bir rabıta ile nefsin üstün gelme isteklerine karşı konulur, onun arzu ve meyillerine gem vurulur. Taat ve ibadetlere ağırlık verilerek Cenâb-ı Hak’tan tecelli-i ilahi beklenir. Böylece şeriat, tarikat, hakikat ve marifet sırlarına mazhar olmanın yolu açılır.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Reklamlar

Müminin Ahlakı On Şey Üzerine Kurulmuştur

Yorum bırakın

gelincik çiçeği

Müminin ahlakı on şey üzerine kurulmuştur:

1- Kalp selameti.

2- Mal cömertliği.

3- Dilin doğruluğu.

4- Nefsin tevazuu.

5- Şiddetli hallere sabır.

6- Gizli gizli ağlamak.

7- Halka nasihat.

8- Müminlere merhamet.

9- Dünya hayatının geçici olduğunu tefekkür.

10- Her şeyden ibret almak.

Hikmet dört şeyden meydana gelir:

1- Dünya meşgalesinden boşalan bir beden.

2- Dünya taamından uzaklaşmış bir karın.

3- Dünya metaından çekilen bir el.

4- Dünyanın akıbetini düşünüp ders çıkarmaya çalışan idrak.

Çünkü insan sonunun nasıl olacağını kestiremez. Ameli makbul olur mu, olmaz mı bilemez. Zira Allahu Teâlâ, amellerin ancak temiz olanlarını kabul buyurur.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Allah (cc) Kuluna Şah Damarından Daha Yakındır

Yorum bırakın

Necm Suresi

Cenâb-ı Hak, Kurân-ı Kerim’de buyuruyor ki:

“Sen, O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan. O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor). (Şuarâ Sûresi, 217-218-219)

“Şüphesiz Allah her şeyi işitici ve görücüdür.” (Nisâ Sûresi, 58)

“Her nerede bulunursanız bulununuz, O sizinledir.” (Hadid Sûresi, 4)

“Muhakkak ki, yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah (cc)’a gizli değildir.” (Âl-i İmrân Sûresi, 5)

“Doğrusu Allah hep gözetlemektedir.” (Fecr Sûresi, 14)

” (Allah) gözlerin hıyanetini ve kalplerin gizlediği şeyleri bilir.” (Mü’min Sûresi, 19)

“Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 16). Bu ayet-i kerimede Cenâb-ı Allah (cc) insana ne kadar yakın olduğunu beyan ediyor. Bu yakınlık “şah damarı” tabiriyle ifade buyrulmuştur. Bu manadaki hadis-i kudsî şöyledir:

“Yerlere ve göklere sığmam; fakat mümin kulumun kalbine sığarım.” (Keşfü’l-Hafa, c.2, h.1885)

Hadis-i şerifteki mana mecazi bir ifadedir. Hz. Allah (cc)’ı ne yerler, ne de gökler ihata edebilir. Mümin Allah’ı devamlı zikretmekle O’nu kalbinde taşımaktadır. Buna göre şah damarımızdan bize yakın olan Allah (cc)’a biz de fiillerimizle yakın olmaya çalışmalıyız. Bu yakınlığın yolu, murakabeden geçer. O halde her nefis, yarın için ne hazırladığını kontrol etmek mecburiyetindedir. Her amelden haberdar olan Hz. Allah (cc) kıyamet gününde onların karşılığını hakkıyla verecektir. Çünkü:

“Allah (cc) her şeyi hakkıyla gözetendir.” (Ahzab Sûresi, 52)

“Ey iman edenler, Allah (cc)’tan korkun ve herkes yarın için ne hazırlamış olduğuna baksın. Allah (cc)’tan korkun; çünkü Allah (cc) her ne yaparsanız haberdardır.” (Haşr Sûresi, 18)

Muhasebe makamını tamamlamadan murakabe mertebesine ulaşma imkanı yok gibidir. Kul, geçmişte işlediğinden ötürü nefsini hesaba çeker, derhal durumunu düzeltir, kararlı olarak hak yolda yürür. Kendisi ile Allah (cc) arasındaki halleri itibarıyla kalbini dikkatle ve güzelce denetler ve her nefes alıp verişte Allah’ın rızasını düşünürse, bütün hallerinde Allahu Teâlâ’yı murakabe etmiş olur.

Netice olarak kul Allah’ın kendisi üzerinde murakıp olduğunu, kalbinde bulunduğunu, hallerini bildiğini, fiillerini gördüğünü ve dediklerini işittiğini bilir. Bunların hepsinden gafil olan daha başlangıçta Allah’a yakınlık makamındaki hakikatlerden ve dolayısıyla vuslat imkanından uzak kalır. Bir kimse kalbine gelen havatır hususunda Allah ile murakabe halinde bulunursa, Hak Teâlâ onun uzuvlarını hatadan ve günah işlemekten korur.

Peygamber (sav) efendimiz buyurur ki:

“Allahu Teâlâ’nın azametini, cennetini ve cehennemini bir saat tefekkür etmek, bir geceyi ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır. İnsanların hayırlısı Allah’ı (O’nun kudretini ve eserlerini) tefekkür eden, şerlisi de tefekkür etmeyendir.” (Kenzu’l-Ummâl, h.5712)

Yine buyuruyor ki:

“Kalplerinizi murakabeye alıştırın. Çokça tefekkür edin ve ibret alın.” (Câmiu’s-Sağir, h.5639)

“Dünyada misafir gibi olun. Mescidleri ev edinin. Kabirlerden ibret alın. Kalplerinizi inceliğe ve yumuşaklığa alıştırın. Çokça tefekkür edin ve ağlayın. Nefsin kötü arzuları sizi ayrılığa düşürmesin. İçinde oturamayacağınız binalar yapıyorsunuz. Yiyemeyeceğiniz şeyler topluyorsunuz. Ulaşamayacağınız emeller besliyorsunuz. (Neticede her şeyi bırakıp gidiyorsunuz.) (Câmiu’s-Sağir, h.6433)

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Herkes Yaptığı İşin Karşılığını Niyetine Göre Alır

Yorum bırakın

şık bir gül demeti

Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resûlü’ne varmak, onlara hicret etmek ise, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resûlü’ne hicret sevabıdır. Bizim de gayemiz önce Allah’ın rızası, sonra Habib-i Kibriya’nın şefaatidir.

Allah’a iman eden, ahiret gününde kurtuluş için ümit besleyen ve Allah’ı çokça zikredenler için Resûl-i Ekrem (sav) efendimiz en güzel örnektir. O’nun halleri, sözleri ve hayatı; müminler için sapasağlam bir kulp, kopmayan bir ip, sönmeyen bir ışık, şaşmayan bir yoldur.

Allah’ın rahmeti tevhid ehli ile beraberdir, çünkü Allah onların hidayetlerini artırmış ve onlara kötülükten sakınma çarelerini ilham etmiştir. En güzel akıbet de takva sahiplerinindir. Çünkü onlar, çirkinlikleri örten ve gönülleri Hakk’ın boyasıyla süsleyen takva elbisesini giymişlerdir. 

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Yatağa Giren Bir Kimse Gününü Nasıl Geçirdiğini Düşünmelidir

Yorum bırakın

karanlık ve gül

Resûlullah (sav) efendimiz buyurdu ki:

“Rabbim bana dokuz şeyi emretti:

1- Gizlide de, açıkta da Allah’tan korkmamı.

2- Öfke ve rıza halinde adaletli söz söylememi.

3- Fakirlikte de, zenginlikte de iktisat yapmamı.

4- Benden kopana sıla-i rahim yapmamı.

5- Beni mahrum edene vermemi.

6- Bana zulmedeni affetmemi.

7- Bakışımın ibret olmasını.

8- Doğru ve güzel olanı emretmemi.

9- Susmamın tefekkür, konuşmamın ise zikir olmasını.” (Rezin tahric etmiştir).

Yatağa giren bir kimse gününü nasıl geçirdiğini düşünmelidir. Eğer hayırla kapadıysa onun için Allah’a hamd  etmelidir. Günah işlemişse istiğfarda bulunmalı, günahından pişmanlıkla dönmelidir. Bunu yapamayan kişi, ömür sermayesini boşa harcayan müflis tüccara benzer.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Murakabe, Allah (cc)’a Kalp Niyazı İle Bakmaktır

Yorum bırakın

kalpteki güller

Murakabe lügatte; gözetlemek, kontrol altında bulundurmak, inceleyip vaziyet almak, iç alemine bakmak, nefsi kontrol ederek ondan gafil olmamak anlamlarındadır. Tarikat terimi olarak murakabe şu şekilde tarif edilmiştir:

Murakabe; Cenâb-ı Hakk’ı eserleriyle düşünmek, Hazreti Allah’a kalp niyazı ile bakmak, Allahu Teâlâ’nın her şeyden haberdar olduğunu bilmek ve bu hal üzere devam ederek Allah’tan yardım beklemektir. Kalbi kötülüklerden korumak için kendini kontrol altında bulundurmaktır.

Tarikatta gerçek murakabe; Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etme alışkanlığını elde etmeye çalışmaktır. Murakabe, marifetin kalpte uyandırdığı bir haldir. Bu, kalbin devamlı olarak murakıbı düşünmesi, O’na yönelip O’nunla meşgul olması demektir. Bu hal netice olarak azalarda ve kalpte salih ameli meydana getirir.

İlm-i ledün ile ilgili pek çok eserde murakabeye misal olarak meşhur Cibril hadisi örnek gösterilir. Bu hadisin son kısmında Peygamber (sav) efendimizin “ihsan” ile ilgili açıklaması murakabeyi tanımlar. Cebrâil (as): “Bana ihsan hakkında bilgi ver.” deyince Allah Resûlü (sav) şöyle buyurdu: “İhsan, Allah’ı gözlerinle görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmesen de muhakkak ki, O seni görüyor.” (Müslim, İman 1; Nesâi, İman 5, h. 4988; Ebu Davud, h. 4695; Tirmizi, İman 4, h. 2610)

Bu hadis-i şerifin ilk bölümünde kulun Allah’ı murakabesinden, ikinci bölümde ise Allah’ın kulunu murakabesinden söz edilir. Hadis-i şerife göre iki nevi murakabe vardır:

1- Kulun Hak Teâlâ’nın kontrolünde olduğunu bilmesi ve O’nun rızasını gözetmesidir. Buna kulun Hak için murakabesi denir.

2- Hz. Allah’ın, kulunu göz açıp kapayıncaya kadar nazarından uzak bırakmamasıdır. Çünkü kulun bünyesinde günaha meyletmeyi telkin edici unsurlar vardır. İşte maalvücud masivayı gözünden ve gönlünden çıkararak Cenâb-ı Hakk’ın cemi eşyayı muhit olduğunu mütalaa ve tefekkür etmeye murakabe denir.

Ubudiyet, teveccüh ve murakabe sahibi olan müşahede ehlinin sıfatıdır. Nefsini tezkiye etmeyenin ibadeti sahih olmaz. Allah hakkında tefekküre dalma, mümin için Allah’ın eserlerini düşünmedir.

Kulun amel ve ibadet eksikliğini iyice hatırlayıp Rabbine karşı vazifesini noksan yaptığına inanarak “hatalıyım” diye düşünmesi tevazudur. Bu bir nevi nedamettir, yani tevbedir.

Kulun kendi muradını terk ederek Allah’ın muradında kulluk vazifesini yerine getirmesi, murakabe edip kul olduğunu bilmesi amel derecesinde yükselmek demektir. Murakabe emrolunanı yapmak, nehyolunanı terk etmek demektir.

Kaynak: Rabıta Risalesi, Miftâhu’l-Usûl

Rabıtaya Önem Verildiğinde Allah’a Vuslat Kolay Olur

Yorum bırakın

göldeki çiçeğin yansıması

Resûlullah (sav) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur:

“Allah’ın yarattıkları hakkında düşünün, Allah (cc) hakkında düşünmeyin; çünkü siz O’nu hakkıyla takdir edemezsiniz.” (Câmiu’l-Ehadis ve’l-Merfasil, h.25793)

Cenâb-ı Hakk’ın künhünü düşünme hakkımız yoktur. Rabıta O’nun künhüne izafe olduğu için bu zor işte kullarını vesile kılar. Böylece bunu peygamberleri vasıtasıyla kolaylaştırdığı gibi, sevgili dostları vasıtasıyla daha da kolaylaştırarak yaygınlaştırır. Rabıta, esas itibariyle Allah’adır. Ancak Allah’a doğrudan rabıtanın zorluğu dolayısıyla O’nun has kullarına yapılır.

Tebliğ konusunda Hz. Allah’ın her şeye gücü yettiği halde insanoğluna kendi cinsinden elçiler göndermiştir. Rabıta, bu emir silsilesinin hatırlanmasında manevi bir vazife icra etmektedir.

Bu yönüyle evliyaullaha yapılan rabıta bir zarurettir; zira mümin Hakk’a yönelebilmek için müşahhas bir mürebbiye ihtiyaç duyar. Kalbi mamur olmuş bir Allah dostuyla hem zahiren, hem de batınen beraber olmadıkça kalp aynasını parlatamaz. Mürid, zahiren mürşidinin yanında olmadığı zamanlarda rabıtasıyla mürşidinden istifade eder. İbadetinde, namazında, tazarru ve tâatinde mürşidini düşünerek onun gibi ibadet etmeye, namaz kılmaya, tâatte bulunmaya gayret eder. Böylece mürşidinin haline bürünmeye, kalbiyle ünsiyet kazanmaya, maneviyatından istifade etmeye çalışır. 

Rabıta, kişiyi Cenâb-ı Hakk’a ulaştırır. Buna önem verildiğinde Allah’a vuslat kolay olur. Hafife alındığında ise seyr-i sülûkta duraklama ve gerileme baş gösterir.

Cenâb-ı Hak, rabıta yapılmayı hak eden ehil kullarına izin vermek suretiyle diğer kullarının kendisine yönelmesini kolaylaştırmıştır. Zira onların vazifesi, kendine teveccüh eden kişiyi Peygamberin sünnetine ve emr-i İlâhi’ye ram etmektir. Yoksa kendilerinde bir varlık-benlik görmek değildir.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Allah (cc)’tan Hakkı İle Haya Etmek Nasıl Olur?

Yorum bırakın

laleler ve çiçekler

Murakabenin evvelinde elde edilecek sonuç, kalbe gelen düşünceleri kontrol etmek, onların içinde karışık olanları keşfedip ayırmak, Allahu Teâlâ’nın her an bizi gördüğünü düşünerek edepli ve hayalı olmaktır. Herkesten istenen haya hali, Hz. Peygamber (sav)’in şu hadisinde emrettiği durumdur. Resûlullah (sav) ashab-ı kirama: “Allah’tan hakkı ile haya edin.” buyurdular. Ashap: “Ey Allah’ın resûlü, biz Allah’tan haya ediyoruz.” dediler. O zaman Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Benim bahsettiğim haya, sizin dediğiniz değildir. Benim kastettiğim şudur: Kim Allah’tan gerçek manada haya ediyorsa, başını ve başını çevreleyen azalarını, midesini ve midesinin etrafındaki bölgeleri (avret mahallini) haramdan korusun, ölümü ve çürümeyi düşünsün. Kim ahireti isterse, dünyanın süsünü terk etsin. Kim bunları yaparsa Allah’tan gerçek manada haya etmiş olur.” (Tirmizi, Kıyame 24; Hakim, Müstedrek IV, 323; Taberani, Mu’cemü’l-Kebir, II, 246)

Bu haya, manevi makamlardandır.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Namazda Resûlullah (sav) Efendimize Selam Vermek

Yorum bırakın

Muhammedün Resûlullah (sav)

Allâme Şihab Ahmed el-Mekkî, Şerhu’l-Bâb adlı kitabında teşehhüd kelimelerinin manalarını açıklarken şöyle der:

“Esselâmü aleyke cümlesi ile Peygamber (sav) efendimize hitap edilmesinden maksat; namaz kılan ümmetinden Efendimizin haberdar olmasıdır. Böylece kıyamet günü, bu faziletli ibadetinden dolayı Peygamber (sav) efendimizin onun için şahitlik yapması mümkün olacaktır. Ayrıca Resûlullah’ın hazır olduğunun hatırlanması da huşuun artmasına vesiledir.”

Namaz içinde herhangi birine selam vermek namazı bozar. Ancak namazda Resûlullah (sav) efendimizin suretini göz önüne getirmek, o suretin sahibine selam vermek namazı bozmadığı gibi namazın gereklerindendir. Ayrıca bu durum varlığın ruhu ve Makam-ı Mahmud’un sahibi olan Hz. Fahr-i Âlem (sav)’in özelliklerindendir. Salat ve selamın en kamili ona, âline ve ashabına olsun.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Tefekkür Kişinin Aynasıdır, Bununla İyilik Ve Kötülüklerini Görür

Yorum bırakın

çiçek dalındaki salyangoz

Tefekkür kişinin aynasıdır. Bununla iyilik ve kötülüklerini görür. Denildi ki, bir kimse semanın yıldızlarına bakar, onların harikulade durumlarını seyreder ve:

“Ey Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Âl-i İmran Sûresi, 191) ayetini okursa ona yıldızlar sayısınca sevap yazılır.

Hz. Ali (ra) demiştir ki:

“Tefekkür edilmeden yapılan kıraatte beklenen hayır yoktur. Fıkıh olmayan ibadette (çok) hayır yoktur. Fakihlerin fakihi, halkı Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşürmeyen ve Allah’ın azabından emin kılmayan ve insanları Kur’an’dan başka şeye rağbete sevk etmeyen kimsedir.” Bu sebeple tefekkür, mümin için bir aynadır; ona iyi ve kötü amellerini gösterir.

Ebû’d-Derdâ (ra) dedi ki:

“İnsanların bazısı hayrın anahtarı, şerrin kilididir. Bu iş için onlara ecir vardır. Yine insanların bir kısmı şerrin anahtarı, hayrın da kilididir. Bunun için de onların büyük günahı vardır. Şerre kilit olup hayra anahtar olanlara ne mutlu..Benim için bir saatlik tefekkür, bir gece namaz kılmaktan hayırlıdır. “

Bir habere göre bu rivayet, merfu olarak Resûl-i Ekrem (sav)’den rivayet edilmiştir. (Tenbihu’l-Gafilin, s.616)

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: