Ölümü Tefekkürden Gafil Olmanın Nedenleri

Yorum bırakın

mezarlık

Hz. Ömer (ra):

“Amelleriniz tartıya vurulmadan önce kendinizi tartınız. Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Kendinizi büyük arz gününe (yani kıyamet gününe) hazırlayınız. O gün hiçbir gizli tarafınız kalmaksızın göz önüne serileceksiniz.” demiştir.

Anlatıldığına göre Hasan-ı Basrî (ks) hazretleri ölen birini gördüğü zaman annesini toprağa vermiş de dönmüş gibi üzülürdü. Hasan-ı Basrî (ks) oyun oynayanları gördüğünde de: “Öylelerine kelimenin tam anlamıyla hayret ediyorum ki, azık hazırlamakla emrolundukları, göç etmeye çağrıldıkları ve önden gidenin oturup arkadan gelecekleri bekledikleri halde oturmuş oyun oynamaktadırlar.”

Bu dünyaya dalan, onun süsüne aldanan ve geçici zevklerine muhabbet eden kimsenin kalbi, hiç şüphesiz ölümü tefekkürden gafil kalır. Hatırlatıldığı zaman da hoşlanmayıp ondan tiksinir. Onlar, Allah’ın (cc) haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir:

“De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm muhakkak sizi bulacaktır. Sonra siz görüleni ve görülmeyen her şeyi bilen Allah’a döndürüleceksiniz; O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cuma Sûresi, ayet 8)

İnsanlar üç kısımdır:

Dünyaya ve geçici zevklerine dalanlar.

Pişman olup yeni tevbe edenler.

Manevi kemâlâtını tamamlamış arifler.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Hakiki Abdest İle Uzuvları Islatmanın Farkı

Yorum bırakın

kalp su

Her şeyin bir anahtarı olduğu gibi Hz. Allah’a yaklaşmanın da anahtarı vardır. Bu anahtar “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” kelamıdır. Bu anahtarı muhafaza etmenin yolu kelime-i tevhidi çokça tekrar etmektir. Allah’ı çok zikretmekle bu daha da sağlamlaştırılır. Zikrin devamı, güzelce alınan abdeste ve huzurla kılınan namaza bağlıdır. Abdest alan kişi ne yapacağının farkında olursa ribata sımsıkı sarılmış olur. Aksi halde abdesti abdest olmaktan çıkar. Sadece uzuvlarını ıslatmış olur. Böyle olunca ibadetten elde edilmek istenen maksat da hasıl olmaz.

Bazı ibadetler abdestin sıhhatine bağlıdır. Mesela tavaf sağlam abdeste muhtaçtır. Kâbe’nin etrafında abdestsiz dolaşmak cezayı gerektirir. Adabına uygun alınmayan abdestle yapılan tavaf ya da kılınan namaz değersizdir.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

ihyaca not: Abdest almadan ve seccade başında namaza durmadan evvel bir miktar Besmelesiz eûzü yani Eûzübillâhimineşşeytanirracîm demek; Allah’ın izniyle huzuru temin eder, vesveseyi ve aklımıza gelen muhtelif düşünceleri giderir..

Rabıta Kime Yapılır?

Yorum bırakın

flu bir gül

Rabıta, Cenâb-ı Hakk’ın zat tecellisine nâil olmuş mürşid-i kâmile yapılır. Allahu Teâlâ böyle insanları işaretle buyuruyor ki::

“Haberiniz olsun ki, Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Onlar iman edip takvaya ermiş olanlardır. Dünya hayatında da, ahirette de onlar için müjdeler vardır. Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur. Bu, en büyük saadetin ta kendisidir.” (Yunus Sûresi, ayet 62, 64)

Bu ayet-i kerimeler nazil olduğu zaman Hz. Peygamber (sav)’e sordular:

“Ey Allah’ın Resûlü, bu sözü edilen veliler kimlerdir?” Resûl-i Ekrem (sav) cevaben buyurdular ki:

“Onlar öyle kişilerdir ki, görüldüklerinde Allah’ı hatırlatırlar ve onları gören Allah’ı hatırlar.” (Hadis Kaynak: Taberî, Camiu’s-Sağir Şerhi, Feyzü’l-Kadir, c.2, s.528)

“Onlar Allah’ı zikretmek için toplanan kimselerdir.” (Müsned, c.3, s.142) hadis-i şerifinden anlıyoruz ki, onlar; sözleri, hal ve hareketleri güzel olan, kendilerini sevenler için de güzelörnek teşkil eden kişilerdir. Onlara yapılan rabıtayla, “Görüldükleri zaman Allah’ı hatırlatırlar.” hadis-i şerifi gereğince Cenâb-ı Hakk’ı hatırlamaya vesile olurlar.

Mürşid-i kâmil, Allah’ı kullarına sevdirir. Bu ise şöyle olur: Müridlerini günah kirlerinden temizlenmeye çağırır.  Nefis, masiyet kirinden tezkiye edilince kalbin aynası parlar, ilahi azametin nurları yansır. Böyle olunca artık kul, Allah’ı sever. Allah da kulunu sever. Allahu Teâlâ bir kulunu sevdi mi, “Onun işiteceği kulağı, göreceği gözü, (şiddetle) tutacağı eli ve yürüyeceği ayağı olur. O her ne isterse, onu muhakkak verir. Allah’a sığınsa, muhakkak onu himaye eder.” (Buhârî, c.7, s.190, Rikak 38; Müsned, c.6, s.256). Nitekim ayet-i kerimede: “Nefsini tezkiye eden felah bulmuştur.” (Şems Sûresi, ayet 9) buyrulmuştur.

İnsanlar arasında mürşid-i kâmillerin mevcudiyeti halk için büyük bir nimet ve güven kaynağıdır. Onlar insanlara önde de, sonda da hamdın Allahu Teâlâ’ya mahsus olduğunu tekrar eder dururlar.

Nebi Aleyhisselâm: “Yeyüzü onlarla ayakta kalır, onlar sayesinde yağmur görürsünüz, onlar sayesinde yardıma nâil olursunuz.” ve “Peygamberleri anmak ibadet, salihleri anmak günahlara kefaret, ölümü anmak sadakadır.” buyuruyor. Anılanın suretini kalbe getirmeden bir şeyi anmak mümkün değildir. Salihler anıldığında rahmet iner. Rabıta yoluyla salih velileri hatırlamak da bu kısma bağlıdır. Ayrıca şu hadis-i şerif de evliyaullaha rabıtanın faydasına işaret etmektedir:

“Beş şey ibadettir: Az yemek, mescitlerde oturmak, Kâbe’ye bakmak, Mushaf’a bakmak, âlimin yüzüne bakmak.”

Evliyaullah, ilm-i ledünün şehri Fahr-i Kâinat (sav) efendimizin varisleri olmaları hasebiyle bâtın ilminin âlimleridir.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Allahu Teâlâ (cc) Evliyasını Dini İlimleri Öğrenmek Ve Öğretmek İçin Seçmiştir

Yorum bırakın

kitaptaki gül

Allahu Teâlâ evliyasına dereceler vermiş ve özel ihsanlarda bulunmuştur. Onlar, Allah’ın has kullarıdır. Allah (cc), onları dini ilimleri öğrenmek ve öğretmek için seçmiştir. Taşıdıkları üstün faziletler sebebiyle onları halk arasından seçmiş ve kendilerine ilim nurunu vermiştir. Çünkü onlar; nebilerin varisi, halifesi ve vekili olmaya layık, aynı zamanda onlara karşı en vefalı olan kimselerdir. Nitekim Allahu Teâlâ bu ilim sahiplerini överken şöyle buyuruyor:

“Sonra biz o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan nefislerine zulmeden de, orta yolu tutan da, Allah’ın izniyle hayırlarda ileri geçenler de vardır. İşte bu büyül lütuftur. Onlar, Adn cennetine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir.” (Fâtır Sûresi, ayet 32-33)

Peygamber (sav) Efendimiz de onları şöyle övüyor:

“Kim ilim öğrenmek amacıyla bir yola süluk ederse, Allah onu cennete giden yollardan birine dahil etmiş demektir. Melekler, ilim tâlibinden memnun olarak kanatlarını (üzerlerine) koyarlar. Semâvat ve yerde olanlar ve hatta denizdeki balıklar da âlim için istiğfar ederler. Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede ayın diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne de dirhem miras bırakırlar; onlar sadece ilim miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasip elde etmiştir.” (Ebû Dâvud, İlim 1, h. 3641; Tirmizî, İlim 19, h.2683; İbni Mâce, Mukaddime 17, h.223)

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Peygamber (sav) Efendimizin Ağlayarak Tekrar Ettiği Ayet-i Kerime

Yorum bırakın

inci ve gül

Anlatıldığına göre Peygamber (sav) Efendimiz Kur’an okurken:

“Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin.” (Mâide Sûresi, ayet 118) ayet-i kerimesine gelince gözyaşları arasında bunu tekrar ederek sabahlardı. (Tembihü’l-Gafilin, s.557)

Kişi, kendisine endişe ve korkuyu en hayırlı arkadaş olarak seçmelidir. Geçmişteki günahları için endişelenmek, ileride başına neler geleceğini bilmediğine göre de ömrünün geride kalan kısmı ile ilgili olarak korkmak kişiye hayır getirir. Ömrünü imanlı olarak tamamlayıp tamamlayamayacağını, Allah’ın emirlerini gereği gibi yerine getirip getiremeyeceğini, kıyamet gününde ömür sermayesinin hesabını verip veremeyeceğini düşünen kişi üzüntü ve sevinci biliyor demektir. Bu sayede kişi gözyaşlarını dökebilir. Çünkü gözyaşı cehennem ateşini söndürür. Hatta ümmetin arasında Allah korkusu ile ağlayan bir tek kişi bulunsa, o tek kulun ağlaması sayesinde Allah (cc), o ümmetin tümüne rahmetiyle muamele eder.

Düşüp tefekküre pirâne kudretullahı,

Kemâl-i acz ile tıflâne ağlarım gâhî,

Aşıkların al cânını, ver onlara cânânını,

Aşık neyler cânı teni, ister hemen cânânını.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed

Kalbi Uyanan Zikreder, Zikreden Tefekkür Eder

Yorum bırakın

çitteki güller

Tefekkür; düşünmek, derince mülahazaya dalmak, bir şey hakkında imalı fikirde bulunmak demektir.

Tefekkür; duymak, uyanmak ve tezekkürle başlar, peşinden ilim gelir. Çünkü Hak ve hakikate kulak verenin kalbi uyanır, kalbi uyanan zikreder, zikreden tefekkür eder, işin iç yüzünü düşünür; düşünen ilim sahibi olur. Bilen, eğer bildiği amel için öğrenilen bir şeyse, onunla amel eder. Eğer öğrendiği ilim, yüce Allah’ın rızası için öğrenilen bir ilimse, onunla amel ederek ebedi saadete eder. Bu saadet, peşine düşülecek en güzel şeydir.

Dinlemenin hakikati, işitilen bir hikmet, öğüt ve benzeri şeyden istifade etmektir. Dinlemenin şartı; söylenen şeyi anlamak için kulak vermektir. Bu dinleme, kulak yoluyla öğrenilecek farz-ı ayın ilimlerde farzdır. Diğer övülen ilimlerde müstehaptır. Dince haram kılınan şeyleri dinlemek haram, mekruh görülen şeyleri dinlemek ise mekruhtur.

Uyanmanın hakikati, kalbin uyanıp hayra yönelmesidir. Bunun alameti, gevşeklik ve tembelliği terk edip şevk ile ayağa kalkarak ibadet ve tâate sarılmaktır.

Hemen yapılması emredilen farzlarda ve terk edilmesi istenen haramlarda, gecikmeden emredileni yapmak farzdır. Bu, her makam ile ilgili bir durumdur.

Tezekkür, bilinen şeylerin kalpte iyice yer etmesi için onları sürekli tekrar etmektir.

Tefekkür ise, birbiri ile benzer yönleri olan iki ilmi bir araya getirip onlardan elde etmek istediği üçüncü ilme ulaşmaktır. Bunun şartı, o iki ilimde herhangi bir şüphe olmamalı, kalp onların haricindeki şeylerden boşaltılmalı, bütün dikkat ve nazar onların üzerinde toplanmalı, öyle ki başka bir şeyi his ve fark etmemelidir. Böyle olursa, kalp, iki marifeti değerlendirmeye alır; değersiz olanı terk edip değerli olana meyleder. Buna da tezekkür denir. 

Tezekkür; inanç, söz, fiil ve terk edilecek işlerle ilgili olabilir. Düşünülmesi farz olan şeyleri düşünmek farzdır. Günah olan işleri düşünmek, insanı onlara çektiğinde haramdır, iki marifetten elde edilecek üçüncü marifete tefekkür denir.

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Tefekkürün Fazileti

Yorum bırakın

canlı güller

Tefekkürün faziletine ermek isteyen şu beş şeyi yapsın:

1- Allah’ın varlığına delalet eden ayetleri ve O’nun birliğini belirten alametleri düşünsün.

2- Allah’ın ihsan edeceği sevabı arzulasın.

3- Allah’ın vereceği cezayı unutmasın.

4- Allah’ın ihsanını ve azaplarını düşünsün.

5- O’nun nimetlerini, yüce makamları tefekkür etsin.

Ayet ve alametleri tefekkür, Allah’ın kudretini düşünmek şeklinde olur. Yerin ve semaların yaratılışına, güneşin doğuşu ve batışına, gecenin ve gündüzün değişmesine, bilhassa kendi nefsine bakmak da böyledir.

Cenâb-ı Hak: “Kesin olarak inananlar için yeryüzünde nice ibretler vardır. Kendi nefislerinde de öyle, göremiyor musunuz?” (Zâriyat Sûresi, ayet 20-21) buyuruyor. Gökyüzündeki varlıklarda, yerlerin yaratılışında, dağlarında, denizlerinde, ağaçlarında, bitkilerinde, madenlerinde ve canlılarında Cenâb-ı Hakk’ın kudret, irade ve birliğine delalet eden alametler açıkça sergilenmektedir. Bir kimse ayetler ve alametler üzerine tefekküre dalarsa imanı şüpheden arınır, bilgisi artar, marifeti ziyadeleşir.

Allahu Teâlâ buyuruyor ki:

“Allah’ın nimetlerini saymakla bitiremezsiniz.” (İbrahim Sûresi, ayet 34)

İnsan görünen veya görünmeyen bütün nimetler üzerine düşünrek muhabbetini artırmış olur. Bu hususta Ömer b. Abdülaziz (ra) der ki:

“Allah’ın nimetleri hususunda düşünmek, ibadetin en faziletlilerindendir.”

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: