İnşâallah Kelimesinin Manası Ve Kullanım Şekilleri

Yorum bırakın

inşallah

1- Şüphe ve kararsızlık ifade etmek.

Bir kimsenin “Şu şöyle olmuş” sözüne karşı, “İnşâallah öyle olmuş” demek, o işin oluşunda ve bu sözün doğruluğunda şüphe bulunduğunu ifade eder. Bir dostun ziyaret teklifine karşı, “İnşâallah gelirim” demek de kararsızlık ifade eder. Onun için bir işe söz verirken kararsızlık belirtmek için “inşâallah” kelimesini katmak o sözü yerine getirme zorunluluğunu ortadan kaldırır.

2- Tevazu ifade etmek.

Bir kimseye , “Sen hoca mısın?” diye sorulduğunda onun, “İnşâallah” hocayım” şeklinde cevap vermesi şüphe değil tevazu ifade eder. Kişinin tevazu gösterip kendisini övmemesi ise Allahu Teâlâ’nın hoşuna gider. Çünkü O, “Kendinizi övmeyin!” ( Necm Sûresi, ayet 30) buyurmuş ve bazı kimseleri kötülemekle, “Şu kendilerini övenleri görüyor musun?”  (Nisâ Sûresi, ayet 49) diye sormuştur.

3- Olup biten bütün işlerin Allahu Teâlâ’nın dilemesi ve takdiri ile olduğunu, O dilemedikçe hiçbir şeyin olamayacağını ifade etmek.

Bu maksatla  bu söz bizzat Allahu Teâlâ’nın kelamında da geçmiştir. Örneğin, Peygamberimiz ve ashabının, müşriklerin engellemesine rağmen Mekke’ye girip umre yapacaklarını müjdeleyen ayette şöyle denilmiştir:

“İnşâallah, güven duyarak Mescid-i Haram’a gireceksiniz…” (Fetih Sûresi, ayet 27). Bir iş yapacağını söylerken bunun ancak Allahu Teâlâ’nın dilemesi halinde yapılabileceğini düşünmek ve bu düşünceyi sözlü olarak seslendirmek için “İnşâallah” demek emredilmiştir. Bunu emreden ayet şöyledir:

“İnşâallah ” demedikçe, “Yarın şu işi yapacağım” deme!” (Kehf Sûresi, ayet 23, 24)

Bu ilahi emre uyan Allah Rasûlü Aleyhissalatü vesselâm, her hangi bir işi yapacağını söylerken bu sözü cümlesine eklerdi. Hatta ölüp mezara girmek kati ve kesin olmasına rağmen kabristanı selamlarken şöyle derdi:

“Size selâm olsun ey bu yurdun sakinleri! İnşâallah, biz de ölüp size kavuşacağız.” (Müslim)

4- Sadece arzu ve rağbet etmek.

Bu söz en çok bu mana ve maksatla kullanılır. “İnşâallah bu işimiz olur, İnşâallah bugün yağmur yağar” gibi sözlerde bu mana kastedilir. Bu sebeple yapılacak işleri haber verirken, dua ederken ve sabit olan şeyleri bildirirken bu söz kullanılır.

Bu sözün bereketinden yararlanmak için onun manasını düşünmek ve olan işlerin ancak Allahu Teâlâ’nın izin ve müsâadesiyle olduğunu akla getirmek daha iyidir.

Kaynak: İhyâ’u Ulûmi’dîn /İmam Gazâlî (r.a)

Reklamlar

Şeyhe Hürmetin Önemi, İbni Arabi (k.s)’den

Yorum bırakın

sevgi

Her müridin Allah yolunda olan şeyhine saygı göstermesi, hizmet etmesi, kurallarına uyması, Allah’ın bildiği hiçbir şeyi ondan gizlememesi gerekir. Mürid, hürmeti devam ettiği süre şeyhine hizmet etmelidir. Kalbinden hürmet düşerse artık onun yanında bir an bile kalmamalıdır çünkü böyle bir durumda mürid şeyhten yararlanamaz, aksine ondan zarar görür. Zira sohbet, saygıyla birlikte fayda sağlayabilir. Şeyhe hürmet tekrar kalbine döndüğünde ise şeyhe hizmet eder ve ondan yararlanır.

Kaynak: Fütûhât-ı Mekkiyye / Muhyiddin İbn-i Arabî (k.s)

Konuyla alakalı aşağıdaki yazılara göz atabilirsiniz:

Bazı İnsanlar Velilerden Neden Faydalanamazlar?

Şeyhinin Rızasını Alan Ve Alamayan Müridin Durumu

Üstadına Hürmet Eylemeyen Sanatında Bereket Bulamaz, Talebesi Olmaz

Musibetlerin Geliş Sebebi Ve Sabretmenin Sevabı

Yorum bırakın

şemsiye kelebek

Allah (c.c), musibetleri insanların işledikleri günahları yüzünden bir ceza olarak verdiği gibi, onların günahlarını bağışlamak, manevi derecelerini yükseltmek ve insanın ameli ile ulaşamayacağı mertebeye ulaştırmak için de verir. Allah’ın ilmi, merhamet ve affı pek yücedir. O (c.c), abes fiil işlemez. İnsana düşen görev O’ndan gelene razı olmak, başına her gelen musibette bir hikmet ve nimetin bulunabileceğini düşünüp sabretmek, başına gelen musibetin yerine daha hayırlısını vermesi için O’na dua ve niyaz etmek, bela ve musibetlerden kurtulmak için maddi ve manevi tedbirlere sarılmak, halini islah etmek ve hatalarından vazgeçmek olmalıdır.

İnsan sadaka ve dua ile musibetlerden korunmaya çalışmalıdır. Ancak şunu bilmeliyiz ki, musibetleri kaldıracak olan yalnız Allah’tır.

İnsanlar dindarlığı derecesinde musibetlere maruz kalırlar. Mükafatın büyüklüğü, belanın büyüklüğü nispetinde olur. 

Peygamber (s.a.v)’e, “En şiddetli bela insanların hangisine gelir?” diye soruldu. Şöyle cevap verdi:

“Peygamberlere, sonra (ümmetleri arasında) emsaline (kıyasen en şerefli ve en yüksek derecedeki müminlere), sonra bunların benzerlerine (gelir). İnsanlar dinlerine göre musibetlerle müptela olurlar. Kimin dini kuvvetli ve sağlam ise belası şiddetli, kimin de dini zayıf ise belası az olur. Bir kişiye insanlar arasında günahsız olarak dolaşıncaya kadar bela isabet etmeye devam eder. ” (Tirmizi, İbni Mace)

Musibetlere maruz kalmayanların, kıyamet gününde bela ehline çokca mükafat verildiğini görünce dünyada kendilerine de musibet verilmesini temenni edecekleri bildirilmiştir.  Hadiste buyuruluyor ki:

“Afiyet ehli (musibet ve hastalıklara maruz kalmayanlar), kıyamet günü bela ehline ( musibet ve hastalıklara maruz kalanlara) sevapları verildiği zaman derilerinin makaslarla kesilmesini arzu ederler.” (Tirmizi)

Yüce Allah (c.c), hastalıklar, belalar, musibetler sebebiyle mümin kulunun günahlarını bağışladığı, sevap verdiği gibi; sıhhatli iken devam ettiği iyi amellerine hastalanınca devam edememesi durumunda o ameli yapmış gibi kabul edip amel defterine yazdırmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyorlar ki:

“Kul ibadet üzere iyi bir yolda iken hastalanırsa, o kul ile görevli meleğe denir ki: İyileşinceye veya ölünceye kadar sıhhatli iken yaptığı ameli gibi sevap yazın.” (Ahmed b. Hanbel)

Mümin, ameli ile ulaşamadığı manevi mertebeye musibetlere sabretmek suretiyle ulaşır.

Musibete ağlama ve sızlama bir fayda sağlamaz. Feryad ü figan etmekle musibetten kurtulunmaz. Ama musibete sabrederse sevap kazanır. Gerekli tedbirleri alır, Allah’a dua ederse Allah daha iyisini verir.

Hz. Ali (r.a) i:

“Mukadder olan şeyler başa gelir. Başa gelene sabredersen sevabını görürsün. Sabretmezsen takdir olunan şey yine başa gelir. Fakat sen günah kazanırsın.” demiştir.

Belaların dünyada verilmesi mümin için bir hayırdır. Hz. Enes (r.a.)’den yapılan bir rivayette Peygamber (s.a.v) Efendimiz bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Allah bir kuluna hayır dilerse cezasını dünyada verir. Allah bir kuluna şer murad ederse günahına karşılık ona ceza vermez. Ta ki, kıyamet günü onu yüklenerek gelsin.”

Özetle:

1- İnsanlara eza ve sıkıntı veren her şey musibettir.

2- Bütün musibetler ancak Allah’ın takdiri ve izni ile meydana gelir.

3- Allah, musibetleri kulların yaptığı günah ve hataları sebebiyle veya manevi derecelerini artırmak veya günahlarını bağışlamak veya ameli ile ulaşamadığı mertebeye ulaştırmak için verir.

4- Musibetler insanlar için bir imtihandır.

5- Musibetlerde insanların bilemeyeceği hikmetler vardır.

6- İnsanlar musibetlere sabretmeli, nimetlere ise şükretmelidir.

7- Musibetler insanların günahlarına keffaret olur ve onların manevi derecelerinin artmasına vesile olur.

8- İnsan, ameli ile ulaşamayacağı makama musibetlere sabretmek suretiyle ulaşır.

9- İnsan dua ve sadaka ile musibetten korunmaya çalışmalıdır.

10- Musibetlerden kurtulmak için maddi ve manevi her türlü çareye başvurmalıdır.

Her işte hikmeti vardır, abes fiil işlemez Allah

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah..

Kaynak: Kur’an’a Göre Musibetler Açısından İnsan Ve Toplum, Dr. İsmail Karagöz

Kaç Çeşit Riya Vardır?

Yorum bırakın

solmuş güller

Zaman itibarıyla riya üç kısımdır:

Birincisi, amele başlamadan önceki riyadır. Bu riya, yapılacak olan işin Allah için değil, gösteriş, hesap ve garaz için olduğunu önceden tayin eder. En kötü riya budur.

İkincisi, amel esnasında oluşan riyadır. Bu olayda amele Allah rızası için başlanır fakat onun yapılması sırasında riya meyli doğar ve güçlenip ağır basar. Bu iki riya ameli bozarlar.

Üçüncüsü, amel Allah rızası için yapılıp tamamlanır, fakat ondan sonra riya duygusu kendisini gösterir ve kişi yaptığı ameli söyleyip teşhir eder, duyulup takdir edilmesinden hoşlanır. Bu riya amelin aslını bozmaz fakat sevabını götürür.

Bir adam geçen gece şu kadar Kur’an okuduğunu söyleyince, Abdullah İbni Mesud (r.a) ona şöyle demiştir: “Senin bu okumandan nasibin onu söylemekten ibarettir.”

Başkalarını hayra teşvik etmek niyetiyle amelini söylemek ise riya değildir. Ancak niyet aldatıcı da olabilir. Bu sebeple, amelini teşvik için söylediğini zanneden bir kimsenin aslında kendi nefsini tatmin etmek ve gösteriş yapmak için de söylemiş olması muhtemeldir. Bu yüzden çok zorunlu bir durum hasıl olmadıkça amelini diline dolamaktan sakınmak, onun sevabını muhafaza etmek açısından en selametli yoldur. 

Kaynak: İhyâ’u Ulûmid’Dîn / İmam Gazali (r.a)

Riya

Süveyda Nedir?

Yorum bırakın

gökyüzü

Kalbin merkezi yürektir. Yüreğin ortasında siyah bir nokta, süveyda bulunur. Süveyda iç güneşin, batın güneşin doğduğu yerdir. 

Çekirdeğin içinde ağaç gizlidir. Gönlün içinde de ilahi kitabın nüshası, nâmütenâhi sırlar gizlidir.

Nokta-i süveyda iki yüzlü bir aynadır. Bu yüzlerden biri görülen aleme, diğeri görülmeyen aleme yani alem-i gayba bakar. Bu ayna cilalı olursa onda alem-i gaybın nurları tezahür eder. Bu ayna herkeste vardır. Fakat gaflet, neşe, şehvet ve dünya sevgisi ile paslanmıştır. Cilası hakikati bilmek, şeriata uymak, zühdlük ve tefekkürle olur.

Kaynak: Müzekki’n-Nüfûs

 

Allah’ı (c.c) Seven Kulların Alametleri

2 Yorum

kitap üstünde gül

Allahu Teâlâ peygamberlerinden birisine şöyle vahyetti:

“Benim has kullarım beni sevenlerdir. Ben de onları severim. Onlar nasıl bana müştak iseler ben de onlara müştakımdır. Onlar nasıl beni anarlarsa ben de onları anarım Onlar nasıl bana nazar ederlerse ben de onlara nazar ederim. Eğer sen de onların yolunda gidersen, seni de severim. Yollarından ayrılırsan sana nazar etmem.”

O peygamber niyazda bulundu:

“Allah’ım! onların alametleri nelerdir?”

Allah (c.c) cevap verdi:

“Onlar çobanın koyun gütmesi gibi gündüzleri gölgeleri ve loş yerleri seçerler. Güneşin batmasını, yuvasından ayrılan kuşun çektiği yuva hasreti ile beklerler. Gece olunca onlar birbirleriyle halvet ederler. Onlar benim için yüzlerini yere koyarak secde ederler. Ayakları üzerinde durur bana münâcât ederler. Buna karşılık ben de onların gönüllerine nur veririm. Hiç kuşkusuz onlar da benden haber verirler. Sonra yedi kat gök ve yedi yer onların terazilerinde bulunsa yine de bunu onlara az görürüm. Ayrıca ben onlara zatımla ve bütün esma ve sıfatlarımla tecelli ederim. Benim zatımla ve bütün esma ve sıfatımla tecelli ettiklerime vereceğim kerametleri hiç kimse bilemez…”

Bir hadis-i şerifte:

“Geceleri namaz kılanların yüzleri gündüzleri güzel olur.” buyurulmuştur.

Kaynak: Müzekki’n-Nüfûs

 

Marifetname’den: Aşk

Yorum bırakın

incili tesbih

Aşk, muhabbetin son haddi ve gayesidir. Hakk’ın, dostlarına bir hidayet ve lütfudur. Her ne kadar susuz insan suyu istiyorsa, su da susuz insana tutkundur.  Üstün aşk asla sükunet bulmaz. Aşığın tavrı, meşrebi her meşrepten ayrıdır. Aşığın meşrebi vahdet, mezhebi de Mevla’dır. Aşk yâra ait bir dürbündür ki, yabancıyı aşina ve uzağı da yakın kılar. Aşk kamil bir üstadtır ki, onunla yüzbinlerce ruh birlik tesis eder.. Aşık kendini hakir tutar, maşuku da yüceltir. Aşık aşkla zinde olur, zamanın kölesi değildir. Aşığa dert ve gam tatlı, akıl tutkununa ise herşey beladır. 

Hiçbir maşuk yoktur ki, aşığından habersiz olsun..

Eğer senin kalbinde Mevla’nın muhabbeti iki kat olmuşsa elbette O da sana öylece muhabbet duyar..

Kaynak: Marifetname

Şeyhinin Rızasını Alan ve Alamayan Müridin Durumu

Yorum bırakın

tokmak

Kimin şeyhi kendisinden razı olursa, şeyhin tazimi kalbinden yok olmasın diye o kimse rızasının mükafatını şeyhin sağlığında görmez, şeyhin vefatından sonra Allahu Teâlâ şeyhin rızasının karşılığını ihsan eder. 

Aynı biçimde kimin şeyhinin kalbi kendisine karşı değişirse, şeyh ona acıyıp aldığı cezadan onu kurtarmasın diye şeyhin sağlığında o kimse cezasının karşılığını çekmez. Çünkü şeyhler kerem üzere yaratılmışlardır. Şeyhin vefatından sonra cezasının karşılığını görür.

Kaynak: Kuşeyri Risalesi, syf. 453

Hastanın Durumu Ve Hastalığın Mükafatı

Yorum bırakın

canlı pembe güller

Rasûlullah (s.a.v)  buyurdular ki:

“Kul hasta olduğu zaman Allahu Teâlâ ona iki melek yollar ve şöyle buyurur:

“Bak bakalım, ziyaretçilerine neler söylüyor?”

Eğer ziyaretçileri geldiği zaman halinden şikayet etmez, Allah’a hamdederse onun bu hamdini Allah’a ulaştırırlar.  Kendisi daha iyi bildiği halde meleklere böyle yaptırır.

Bunun üzerine iki meleğe şöyle buyurur:

“Kuluma söyleyin, eğer onu öldürürsem cennete koyarım. Şifa verirsem, hastalık dolayısıyla eriyen etinin yerine ondan hayırlısını veririm. Akan kanından hayırlı kan veririrm. Günahlarını da kapatırım.”

Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, yeryüzünde hastalık veya başka bir musibete uğrayan her müslüman kulun hatalarını Allahu Teâlâ bağışlar. Tıpkı ağacın yaprağını döktüğü gibi..

Yine buyurdular ki:

Üç şey iyilik hazinesidir: 

1- Hastalığı gizli tutmak

2- Sadakayı gizli vermek

3- Başa gelen musibeti gizlemek

Muâz bin Cebel (r.a) şöyle anlatır:

“Allah (c.c) bir kuluna hastalık verdiği zaman sol yandaki meleğe buyurur:

” Kalemi ondan kaldır.”

Sağ yandaki meleğe ise şöyle buyurur:

“Bu kuluma sağlığında işlediği iyiliklerden daha iyisini yaz. Çünkü o teminatım altındadır.”

Rasûlullah (s.a.v) buyururlar ki:

Hastanın inlemesi tesbihtir. Bağırması tehlildir. Nefesi sadakadır. Uykusu ibadettir. Bir yandan öbür yana dönmesi Allah yolunda cihattır. Sağlığında yaptığı iyiliklerden daha iyisi ona bu hastalığında yazılır.”

Bir hastada hastalığı sırasında dört güzel haslet olur:

1- Ondan hata yazan kalem kalkar.

2- Sağlığında amel ediyormuş gibi mükafatı devam eder.

3- Hataları mafsallarından çıkar gider.

4- Vefat ederse günahları bağışlanmış olarak gider. Yaşarsa yine bağışlanmış olarak yaşar.

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz buyururlar ki:

“Hastalarınızı yemeye ve içmeye zorlamayınız. Zira Allahu Teâlâ onları yedirip içirir.”

Kaynak: Tenbîhü’l-Gâfilîn

Ümmet-i Muhammedin hastalarının hayırlı şifası için el-Fatiha..

 

 

Riyakarın Üç Alameti

Yorum bırakın

anahtar

Hz. Ali (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir:

Riyakarın üç nişanı vardır:

1- Yalnız kaldığında tembel olur.

2- Halkı görünce bülbül kesilir, halkın yüzüne övgüler savurur, amelini artırır.

3- Kendisini kınasalar ibadetini azaltır.

Kaynak: Kimyâ-yı Saâdet

Riya Nedir?

Older Entries Newer Entries

%d blogcu bunu beğendi: