güzel bir köy

Es-selamü aleyküm kardeşlerim,

Bugün eski günlere doğru uzanalım ve unutulmaya yüz tutmuş bazı adetlerimizi birlikte hatırlayalım. 

Eski günlerde:

*Akşam baba gelip de kapıyı çaldığında evde tatlı bir telaş başlardı. Anne babanın elinden torbaları alırken kızına seslenirdi:

“Kızım koş babanın terliklerini getir!”

Evdeki diğer çocuklar da babayı ayağa kalkarak karşılardı. Değil uzanmak, baba eve gelince oturarak karşılamak bile olmazdı.

*Babaya saygı lafta kalmaz yaşanırdı. Korkunun yarattığı bir saygı değildi bu, olması gerekendi.

*Akşam olduğunda önce perdeler çekilir, sonra ışıklar yakılırdı.

*Bahçeli evde oturanlar ağaçtaki meyvelerini toplayınca kendileri tatmadan evvel komşularına gönderirlerdi. Eski meyvelerin tadının bir başka güzel olması bundan mıydı acaba..

*Cep telefonu hayatımıza girmediği gibi, ev telefonu da herkeste yoktu. Misafirliğe gitmeden önce evin çocuğu yollanır “Bir maniniz yoksa annemler size gelecek” diye sorulurdu.

*Misafirliğe giderken çocuklar da götürülürdü. Aslında çocuklar her yere götürülürdü. Aileleriyle birlikte cenazeye, başsağlığına, kabristana, düğüne velhasıl her yere giderlerdi. Bu durum çocuk için de, ailesi için de, gidilen evin sahibi için de gayet doğaldı. Böylece çocuk ailesi ile birlikte hayatın acı tatlı olaylarını görür; üzülmesi gereken yerde üzülmeyi, sevincin olduğu yerde sevinmeyi öğrenirdi. Hayatın getirdiklerini daha çocukken hazmedip olaylar karşısında doğru davranışlar sergilemeye başlar ve bu arada da sosyal hayatın bir parçası olurdu. Küçükler çevrelerindeki büyükleri tanır, büyükler de çevrelerindeki ailelerin çocuklarına aşina olurdu. Herkes birbirine aşina olunca da selamlaşma çoğalırdı.

*“Ya çocuğumun psikolojisi bozulursa!” düşüncesiyle çocuk kozasının içine hapsedilmezdi. Kurbanlık koyunu eliyle birkaç gün besledikten sonra onun kesildiğini gördüğünde ağlardı belki, ama öğrenirdi. Et yemeyi seviyorsa bunun olması gerektiğini, Allah’ın (cc) emirlerinin yapılması gerektiğini öğrenirdi. Çocuk ailesinin güvenli kanatları altında hayatı öğrenir, hayata hazırlanırdı.

*Anne ile çocuklar arasında sessiz, sözsüz bir dil vardı. Misafirlikte çocuğa bir ikram yapılsa çocuk önce anneye bakar, annesi başıyla onay verdikten sonra ikramı kabul edip yerdi. Şevkatli merhametli bu annelerin böyle bir dili nasıl geliştirebildikleri hala merak konusudur.

*Bayram sabahı erkenden kalkılırdı. Uyumak olmazdı. 

*Bayramda evin hanımı beyinin elini öperdi. Bu durum o hanımı ne küçültür, ne de gururunu incitirdi.

*Ramazandan ve bayramlardan önce her evde tatlı bir telaş başlar, hazırlıklar yapılırdı. Yemekler hazırlanır, evler temizlenirdi.

*Eskiden çocuklar sokakta oynarlardı çünkü mahalleler güvenliydi. Herkes birbirini tanır, birbirinin çocuğuna kendi çocuğu gibi göz kulak olurdu. Annelerin değişmeyen tembihi vardı: “Akşam ezanı okunmadan evde ol.” Çocukların kolay kolay aşamadığı bir kuraldı bu. Oyunu, arkadaşları bırakıp eve gitmek bir çocuk için çok zor olsa da, aslında o yaşta farkında olmadan canının her istediğini yapamayacağını öğrenirdi. Hayatta uyulması gereken kurallar, riayet edilmesi gereken sınırlar vardı..

Yanlışları eski günlerde bırakıp, güzellikleri bu güne taşıma umuduyla,

Allah’a emanet olunuz..

by ihyaca

Reklamlar