Allah (cc) Kuluna Şah Damarından Daha Yakındır

Yorum bırakın

Necm Suresi

Cenâb-ı Hak, Kurân-ı Kerim’de buyuruyor ki:

“Sen, O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan. O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor). (Şuarâ Sûresi, 217-218-219)

“Şüphesiz Allah her şeyi işitici ve görücüdür.” (Nisâ Sûresi, 58)

“Her nerede bulunursanız bulununuz, O sizinledir.” (Hadid Sûresi, 4)

“Muhakkak ki, yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah (cc)’a gizli değildir.” (Âl-i İmrân Sûresi, 5)

“Doğrusu Allah hep gözetlemektedir.” (Fecr Sûresi, 14)

” (Allah) gözlerin hıyanetini ve kalplerin gizlediği şeyleri bilir.” (Mü’min Sûresi, 19)

“Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 16). Bu ayet-i kerimede Cenâb-ı Allah (cc) insana ne kadar yakın olduğunu beyan ediyor. Bu yakınlık “şah damarı” tabiriyle ifade buyrulmuştur. Bu manadaki hadis-i kudsî şöyledir:

“Yerlere ve göklere sığmam; fakat mümin kulumun kalbine sığarım.” (Keşfü’l-Hafa, c.2, h.1885)

Hadis-i şerifteki mana mecazi bir ifadedir. Hz. Allah (cc)’ı ne yerler, ne de gökler ihata edebilir. Mümin Allah’ı devamlı zikretmekle O’nu kalbinde taşımaktadır. Buna göre şah damarımızdan bize yakın olan Allah (cc)’a biz de fiillerimizle yakın olmaya çalışmalıyız. Bu yakınlığın yolu, murakabeden geçer. O halde her nefis, yarın için ne hazırladığını kontrol etmek mecburiyetindedir. Her amelden haberdar olan Hz. Allah (cc) kıyamet gününde onların karşılığını hakkıyla verecektir. Çünkü:

“Allah (cc) her şeyi hakkıyla gözetendir.” (Ahzab Sûresi, 52)

“Ey iman edenler, Allah (cc)’tan korkun ve herkes yarın için ne hazırlamış olduğuna baksın. Allah (cc)’tan korkun; çünkü Allah (cc) her ne yaparsanız haberdardır.” (Haşr Sûresi, 18)

Muhasebe makamını tamamlamadan murakabe mertebesine ulaşma imkanı yok gibidir. Kul, geçmişte işlediğinden ötürü nefsini hesaba çeker, derhal durumunu düzeltir, kararlı olarak hak yolda yürür. Kendisi ile Allah (cc) arasındaki halleri itibarıyla kalbini dikkatle ve güzelce denetler ve her nefes alıp verişte Allah’ın rızasını düşünürse, bütün hallerinde Allahu Teâlâ’yı murakabe etmiş olur.

Netice olarak kul Allah’ın kendisi üzerinde murakıp olduğunu, kalbinde bulunduğunu, hallerini bildiğini, fiillerini gördüğünü ve dediklerini işittiğini bilir. Bunların hepsinden gafil olan daha başlangıçta Allah’a yakınlık makamındaki hakikatlerden ve dolayısıyla vuslat imkanından uzak kalır. Bir kimse kalbine gelen havatır hususunda Allah ile murakabe halinde bulunursa, Hak Teâlâ onun uzuvlarını hatadan ve günah işlemekten korur.

Peygamber (sav) efendimiz buyurur ki:

“Allahu Teâlâ’nın azametini, cennetini ve cehennemini bir saat tefekkür etmek, bir geceyi ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır. İnsanların hayırlısı Allah’ı (O’nun kudretini ve eserlerini) tefekkür eden, şerlisi de tefekkür etmeyendir.” (Kenzu’l-Ummâl, h.5712)

Yine buyuruyor ki:

“Kalplerinizi murakabeye alıştırın. Çokça tefekkür edin ve ibret alın.” (Câmiu’s-Sağir, h.5639)

“Dünyada misafir gibi olun. Mescidleri ev edinin. Kabirlerden ibret alın. Kalplerinizi inceliğe ve yumuşaklığa alıştırın. Çokça tefekkür edin ve ağlayın. Nefsin kötü arzuları sizi ayrılığa düşürmesin. İçinde oturamayacağınız binalar yapıyorsunuz. Yiyemeyeceğiniz şeyler topluyorsunuz. Ulaşamayacağınız emeller besliyorsunuz. (Neticede her şeyi bırakıp gidiyorsunuz.) (Câmiu’s-Sağir, h.6433)

Kaynak: Rabıta Risalesi / Miftâhu’l-Usûl

Reklamlar

Allah’a Dönen Kimsenin Alameti Üçtür

Yorum bırakın

dalındaki üç gül

Allah’a dönen kimsenin alameti üçtür:

1- Kalbini tefekküre vermek.

2- Dilini Allah’ın zikrine alıştırmak.

3- Bedenine Allah yolunda hizmet ettirmek.

Kendini aldatan kişinin alameti de üçtür:

1- Şöhrete kapılmak.

2- Tevbeyi ertelemek.

3- Hiçbir amel işlemeden ahiretin iyiliğini ummak.

Şeytan üç kişiyle alay eder:

1- Allah’ın zikrini dünya sevgisi için anlatan.

2- Allah’ın rızasını nefsine darılmadan söyleyen.

3- Tahsil etmeden ihlaslı olduğunu iddia eden.

Allah’ın koruması altında olan üç kişi de şunlardır:

1- Allah’ın mescitlerinden bir mescide doğru giden.

2- Allah yolunda harbe çıkan.

3- Hacca giden.

Fahr-i Kâinat (Sallallâhu aleyhi ve sellem) efendimiz, Allahu Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:

“Ben Kıyamet günü şu üç (grup) insanın düşmanıyım:

1- Benim adıma and içtikten sonra sözünden cayanın.

2- Hür bir insanı köle diye satıp parasını yiyenin.

3- Ücretle bir işçi tutup işini gördüren ve işçinin ücretini vermeyenin.” (Buhari, Büyü 106, icare 10; İbn-i Mâce, Ruhûn 4)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Allah (cc) Diyeceksin Fakat Bu Esnada Kalbinde O’ndan Gayrı Hiçbir Şey Bulunmayacak

Yorum bırakın

Allah cc

Salihlerden biri Şam’da bir camide oturmaktaydı. Aynı zamanda şiddetle aç idi. İçinden kendi kendine şöyle dedi:

“Keşke İsm-i Azam’ı bilmiş olsaydım.”

Tam bu esnada camiye iki kişi girdi. Bu iki kişi beraberce onun yakınında bir yere oturdular. Birisi diğerine dedi ki:

İsm-i Azam’ı bilmek ister misin?

Diğeri cevap verdi:

Evet.

O da dedi ki:

Öyleyse “Allah” de.

Daha önceden camide oturmakta olan salih kişi bu konuşulanları duymaktaydı. Kendisi hadisenin bundan sonraki safhasını şöyle anlatır:

“Bu cevap üzerine ben de içimden kendi kendime ‘Ben bunu her zaman söylüyorum.’ dedim.  Fakat sanki ben bu sözü içimden değil de açıkça onun yüzüne söylemişim gibi yanındakine şöyle dedi:

Hayır, böyle değil. Biz senin gelişigüzel Allah demeni kastetmiyoruz. Allah diyeceksin fakat bu esnada kalbinde O’ndan gayrı hiçbir şey bulunmayacak.

Sanki bana söylermişçesine bu sözleri söyledikten sonra yine beraberce çıkıp gittiler.”

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)

Allah (cc) Bir Kimseye Hayır Murad Ederse Ona Bu Kelimeleri Öğretir

Yorum bırakın

çöldeki yalnız adam

“Dikkat et ey Ebu Hüreyre! Sana bazı kelimeler öğretiyorum. Bir kimseye Allah hayır murad ederse ona bu kelimeleri öğretir. Sonra da ebedi olarak unutturmaz. De ki:

Allâhümme innî daîfun fe kavvi fî rıdâke da’fî ve huz ile’l-hayrî binâsiyetî vec’ali’l-İslâme müntehâ rıdâye. Allâhümme innî daîfün fekavvinî ve innî zelîlün feizzenî ve innî fakîrün ferzuknî.”

Anlamı: Allah’ım, hiç şüphe yok ki ben zayıfım. Benim zaafımı rızan hususunda güçlendir. Benim alnımdan tut, hayra ulaştır. İslam’ı hoşnutluğunun sonu kıl. Allah’ım, ben çok zayıfım. Beni güçlendir. Ben zelilim, bana izzet ver. Şüphesiz ben fakirim. Bana rızık ihsan eyle.  (Râmûzu’l-Ehâdis, 2011)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryasından Nasihatler – 2

İhsan, Allahu Teâlâ’ya O’nu Görüyormuşçasına Kulluk Etmendir

Yorum bırakın

lila çiçekler

Allah Azze ve Celle buyurdu ki:

“Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (kara leke) bulaşır ne de bir horluk (gelir). İşte onlar cennet ehlidirler. Ve onlar orada ebedi kalacaklardır.” (Yunus Sûresi, ayet 26)

Ayette zikredilen “ihsan” Yüce Allah’a layık ve rızasına muvafık işleri layık oldukları şekilde yapmak demektir. Peygamberimiz ihsanı şöyle tarif etmiştir:

“İhsan, Allahu Teâlâ’ya, O’nu görüyormuşçasına kulluk etmendir. Çünkü sen O’nu görmesen de O seni görmektedir.”

İşte böyle güzel iş, ibadet ve iyilikler yapanlara yaptıklarından daha güzel olan cennetler ve Allah’ın lütfu olarak fazla nimetler de verilecektir. Güzel yapanlara güzellik vardır. Daha fazlası da vardır. Onların yüzlerinde ne toz, ne toprak bulaşığı olur. Ne de aşağılanmışlık izi bulunur. İşte onlar cennetlik kullardır. Kendileri orada sonsuza kadar kalacaklardır.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Salihleri Seven Salih, Şakileri Seven Şaki Olur

Yorum bırakın

ilkbahar dalı

Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kişi sevdikleri ile beraberdir.” (Tirmizi, c.5, Zühd 50, h.2390)

O halde salihleri seven salih olur, şakileri seven şaki olur. Bir kimse bir kulu Allah (cc) için severse, muhakkak Allah (cc) onları cennette bir araya getirecektir. Velev ki ameli sevdiği zatın amelinden az olsun. Bunun sebebi de salihleri taat ve ibadetlerinden dolayı sevmesidir. Allah (cc) salih kullarına verdiği sevabı ona da verir. Bu rivayetler; Allah (cc) ve Resûlünün, iyileri ve hayır ehlini sevdiklerinin ve onların faziletlerinin delilleridir.

Kötülerle ülfet eden, kötü ahlak sahibi olur. Ariflerle sohbet eden, güzel hasletler kazanır. Bu sebepten, insanlar görüşecekleri kişilerin arif ve güzel ahlak sahibi olmalarına dikkat etmelidirler. Zira Hak Teâlâ Hazretleri hadis-i kudside buyuruyor ki:

“Kızdığı şeye Allah için kızmadıkça, hoşnut olduğu şeyden de Allah için hoşnut olmadıkça, kul imanının hakikatine eremez. Bunu yaptığı zaman, imanın hakikatine erer. Benim dostlarım onlardır ki, benim zikredilişimle onlar zikredilirler ve onların zikredilişiyle de ben zikredilirim.” (Ramuzu’l-Ehadis, s.485, h.6038)

Allah’ın rızasına ermek, muttaki ariflerin sohbetiyle mümkün olur. Yine kötü ahlaktan kurtulmak da salihlerin meclisine devamla mümkün olur.

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Allah’ı (cc) Tanımak

Yorum bırakın

üç lale

Bütün ilimlerin başı Allahu Teâlâ’yı tanımaktır. Gerisi kültürdür. Çünkü Allah (celle celâlühû)’yu tanıyan yani marifetullâha ulaşan kul her şeyi tanımış olur. Bu da ancak bu ilmi tahsil etmiş bir mürşid-i kâmile tabi olmakla elde edilebilir. Burada Abdülkadir Geylani (kuddise sırruh) hazretlerinin konuyla ilgili şu nasihatlerini hatırlatmak yerinde olacaktır:

“Mürşid-i kâmilin rehberliği olmadan kendini terbiye etmeye çalışan kişi, temelsiz bina kurmaya kalkışmış gibi olur. Faziletli kişilerin terbiye edip mukaddes sütten gıdasını vermediği kişi, sokak ortasına bırakılan sahipsiz bir çocuk gibidir. Eğer kişi, uyanık ve dirayetli bir mürşidin elinden takva elbisesini giymezse, nefsinin tuzağına düşmüş olur. Nefsi onu istediği gibi oynatır ve aşağılık durumlara sürükler. Bunun aksine sağlam bir kulpa yapışan kimseye de kendi varlığının sırları zahir olur, sonsuz nimet ve lezzetlere gark olur. Nefsinin peşine düşüp de mürşidini dinlemeyen kişi gerçekten nasipsizdir. Eğer kişi teslim-i tâmme (tam bir teslimiyet) hasletini taşırsa muvaffak olur, aksi halde ettiğini bulur.” (Cevherden Gerdanlıklar, s.49)

Yüce Rabbimizin bütün mahlûkatına karşı Rahmân ve Rahîm olduğu unutulmamalıdır. Rahmân’dır; mahlûkatın tümüne merhamet eder. Rahîm’dir; inananlara karşı sonsuz merhamet sahibidir.

Allah (celle celâlühû)’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Varlığımız, sayamayacağımız kadar nimete sahip oluşumuz O’nun rahmetinin tecellisidir.

Rahmetinin gazabını geçmiş olmasından dolayı Allahu Teâlâ, dünya hayatında olduğu gibi ahirette de mümin kullarına merhametiyle muamele edecektir. Kıyamet gününde müminlerin muhatap olduğu merhameti gören münkirler dahi ümitlenecektir.

Kaynak: Miftâhu’s-Sâdıkîn

Fakirlik Üzerine Tefekküre Dalmak Dert Ve Gamı Çoğaltır

Yorum bırakın

cami ve kuşlar

Sevabı düşünmek; Allah’ın veli kullarına cennette hazırladığı ikramları düşünmekle olur. Bu düşünce, ona rağbeti artırır. Ayrıca onu elde etmek için insana gayret verir. Bu düşünceye sahip olan, Rabbine itaat ve ibadet için kuvvet bulur. Cezayı düşünmek de cehennem ahvalini hatırlamakla olur. Bu düşünce insana bir ürperme verir. 

Mümin, Allahu Teâlâ’nın kendisine yapmış olduğu ihsanı düşünmelidir. Böyle bir düşünce; günahlarının gizli tutulduğunu, bir ikaba uğramadığını, kendisini tevbeye çağırdığını düşünmektir. Allah’ın emrini terk edince, isyana dalınca, nefsinin cefasını düşünmelidir. Böyle bir şeyi düşünmek insanın utanmasını ve rüsva olacağı endişesini artırır. Dolayısı ile hata işlemekten alıkoyar.

Bu anlatılanlar ve benzerlerini düşünen kimse, Resûlullah (sav) efendimizin “Bir saatlik tefekkür, bin senelik ibadetten hayırlıdır.” buyruğunun faziletine erer. Bunların dışındaki tefekkür vesvesedir.

Fakirlik üzerine tefekküre dalmak dert ve gamı çoğaltır, insanın hırsını artırır.

Zulmedenin zulmü üzerine tefekkür kalbi katılaştırır, kini çoğaltır, gayzı da devam ettirir.

Dünyada uzun zaman kalmayı düşünmek; mal toplama hevesini artırır, insanı tûl-i emel sahibi yapar, ömür sermayesini zayi eder, ibadet yapma isteğini ertelettirir.

Denildi ki, vera halinin aslı, insanın kendine lazım olmayan şeylerin düşüncesini kalbine getirmemesidir. Mümin bu durumda kalbini taat ve ibadete yönlendirmeli, nefsiyle mücadele etmelidir. Bu ise, cihadın en zorudur.

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Allahu Teâlâ’nın Gazap Edeceği Beş Kişi

Yorum bırakın

kafesteki güller

Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:

“Allahu Teâlâ şe beş kişiye gazab eder, dilerse gazabını dünyada yürürlüğe koyar, dilerse ahirette onları cehenneme atar. Bu beş kişi şunlardır:

1- İdare ettiklerinden hakkını aldığı halde onlara karşı insaflı davranmayan ve uğradıkları haksızlığa engel olmayan devlet başkanı.

2- İdare ettikleri kendisine bağlı kaldığı halde, güçlüler ile zayıfların arasını bulmayan ve arzusu uyarınca konuşan yetkili.

3- Ailesine, çoluk-çocuğuna Allah (Celle Celâlühü)’ya ibadet etmeyi telkin etmeyen ve onlara dinleri hakkında gereken bilgileri öğretmeyen kimse.

4- Çalıştırdığı işçiye hak ettiği ücreti vermeyen kimse.

5- Mehri konusunda karısına haksızlık eden erkek.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Allah (cc)’ın Dinine Yardım Etmek

Yorum bırakın

dervişlerin dersi

Allahu Azimüşşan Kur’an-ı Kerim’de buyurur ki:

“Ey iman etmiş olanlar, eğer siz Allah (cc)’a (yani Allah’ın dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı saadette sabit kılar.” (Muhammed Sûresi, ayet 7)

Ayet-i kerimede, siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder, buyrulmaktadır. Şüphesiz Allahu Teâlâ’nın kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur. Kullarına yardım eden O’dur. Şu halde Allah’a yardım etmek sözü mecazidir.

Allah’a yardım demek, O’nun emirlerini tutmak, dininin öğrenilmesi ve yayılması için çaba sarf etmek ve bu maksatla Resûlü’ne yardımcı olmak demektir. İnsan, iradesini Allah’ı emirlerini yapma ve yasaklarından uzak durma, böylece O’nun rızasını elde etme yönünde kullanır, dinine hizmet etmeye karar verirse, Allah da ona yardımcı olur.

Allahu Teâlâ, kendi yolunda çalışanların nusrat-ı ilâhiye nâil olacaklarını müjdeliyor. Cenâb-ı Hakk’ın dinine ve Peygamberine hizmet, o uğurda mücahede meydanlarına koşmak Allahu Teâlâ’nın yardımına mazhariyettir. Elverir ki, yapılan hizmet İslam’a dayansın.

“Artık Allah (cc)’a koşun. Şüphe yok ki, sizin için Allah (cc) tarafından apaçık bir korkutucuyum.” (Zâriyat Sûresi, ayet 50)

“(Ey Resûlüm!) Sen öğüt ver; çünkü öğüt müminlere fayda verir.” (Zâriyat Sûresi, ayet 55)

Kudsi hadiste:

“Kulumun bana yaptığı ibadetlerin benim katımda en değerlisi, benim için yaptığı nasihattir.” buyrulur. (Müsned, c.5, s.254)

Bu hadisin bir başka rivayetinde şu ziyade vardır:

“Kulumun bana karşı en güzel ibadeti, benim için insanlara öğütte bulunmasıdır. Emir ve nehiylerim üzerine titremesidir.” (Râmûzu’l-Ehâdis)

Yine buyurur ki:

“Kim Kelimetullah yüce olsun diye çarpışırsa işte o, Allah yolundadır.” (Buhâri, İlim 45; Müslim, İmâre 42, h. 150 (1904))

Cenâb-ı Hak, cinleri ve insanları kendine kulluk ve ibadet etsinler diye yaratmıştır (Zâriyat Sûresi, ayet 56). Peygamberlere neyi emretmişse, müminlere de onu emir buyurmuştur.

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: