İbadetle Geçirilmesi Tavsiye Edilen Vakitler

Yorum bırakın

mavi kapıdan içeri giren bulutlar

Belirli günlerde zikir, dua, tesbih, ibadet ve itaatle meşgul olunması, vird okunması müstehap sayılmıştır. İbadetle geçirilmesi müstehap olan gün ve geceler ile duaların müstecap ve kabule şayan olduğu vakitler şöyle anlatılmıştır:

*Muharrem ayının ilk gecesi,

*Muharrem ayının onuncu (Aşure) günü ve gecesi,

*Recep ayının ilk gecesi,

*Recep ayının ilk cuma gecesi (Regâip Kandili),

*Recep ayının ortası,

*Recep ayının yirmi yedinci günü ve gecesi (Mirac Kandili),

*Şaban ayının on beşinci günü ve gecesi (Berat Kandili),

*Arefe günü ve gecesi,

*Ramazan ve Ramazan Bayramı günleri ve geceleri,

*Ramazan ayı geceleri, özellikle de Ramazan ayından beş gecedir ki, bunlar Ramazan ayının son on günündeki tek (21, 23, 25, 27 ve 29’uncu günlerinin) geceleri,

*Aşere-i Zilhicce (Zilhicce ayının ilk on günü),

*Cuma günü ve gecesi.

Bilhassa ramazan ayı ve cuma günlerine çok ehemmiyet verilmiş ve üzerinde çok durulmuştur. Bu meyanda, Hz. Enes (radıyallâhu anh)’tan gelen bir rivayette, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin:

“Cuma günü iyi bir şekilde geçerse, haftanın diğer günleri iyi geçer. Ramazan ayı iyi geçtiği takdirde, senenin kalan günlerinin tümü iyi geçer.” buyurduğu anlatılmıştır.

Kaynak: Miftâhu’s-Sâdıkîn

Reklamlar

Hafızayı Güçlendiren Dua Ve Namaz

Yorum bırakın

ravza ve kuşlar

İbni Abbas (ra) dedi ki:

“Biz Resûlullah (sav)’in huzurunda iken ansızın Ali b. Ebi Talip (kv) geldi ve ‘Anam babam senin yoluna feda olsun, dedi. Bu Kuran benim göğsümden sıyrılıp gidiyor ve kendimi ona güç yetirecek derecede bulamıyorum.’ Bunun üzerine Resûlullah (sav) ona:

‘Ya Ebe’l-Hasan! Sana bir takım kelimeler öğreteyim mi ki, Allah bu kelimelerle seni faydalandırsın, öğrettiğin kişileri de onlarla faydalandırsın ve öğrendiğin şeyi de göğsünde yerleştirsin?’

Hz. Ali, ‘Evet ya Resûlullah, öğret bana!’ dedi. Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurdu:

‘Cuma gecesi olduğu vakit, eğer gecenin geriye kalan üçte birinde kalkmaya gücün yeterse kalk. Bu, meleklerin hazır bulundukları bir saattir ve bu saatte dua makbuldür. Nitekim kardeşim Yakup oğullarına “İleride sizin için Rabbime istiğfar edeceğim (Yusuf Suresi, ayet 98)” demişti ki, cuma gecesi gelince demek istiyor. Eğer gücün yetmezse gecenin yarısında kalk. Şayet (buna da) gücün yetmezse gecenin evvelinde kalkıp dört rekat namaz kıl. Birinci rekatta Fatiha ile beraber Yasin sûresini, ikinci rekatta Fatiha ile beraber Duhan sûresini, üçüncü rekatta Fatiha ile beraber Secde sûresini ve dördüncü rekatta Fatiha ile beraber uzun Tebareke sûresini okursun. Teşehhüdü (Ettehiyyatü) bitirdiğin vakit Allah’a hamd eyle, en güzel şekilde Allah’a senada bulun, bana da salât (dua) et ve (salâtını) güzel yap. Sonra bütün peygamberlere salât et, erkek ve kadın bütün müminler ve seni iman ile geçen kardeşlerin için istiğfar et ve bütün bunların sonunda şöyle de:

‘Allah’ım! Beni yaşattığın müddetçe günahları ebediyyen bırakmakla beni kayır. Beni ilgilendirmeyen şeylere özenmekten esirge. Seni benden hoşnut eden şeylere eğilmeyi bana ihsan et. Allah’ım, ey gökleri ve yeri yoktan var eden, ey celâl, ikram ve erişilmez izzet sahibi! Ya Allah, ya Rahman! Celâlin ve nur-ı vech’in hakkı için senden kalbimi, kitabını bana öğrettiğin şekilde hıfz etmeye ilzâm etmeni dilerim. Seni benden hoşnut edecek şekilde onu okumayı bana nasip et. Allah’ım, ey gökleri ve yeri yoktan var eden, ey celâl, ikram ve erişilmez izzet sahibi! Ya Allah, ya Rahman! Celâlin ve nûr-ı vech’in hakkı için senden gözümü kitabınla aydınlatmanı, dilimi onunla söyletmeni, kalbimden onunla üzüntüyü gidermeni, gönlümü onunla açmanı ve bedenimi onunla yıkamanı dilerim. Nitekim hak uğrunda bana senden başkası yardım edemez ve hakkı yalnız sen verirsin. Kudret ve kuvvet ancak yüce ve ulu Allah iledir.’

‘Ya Ebe’l-Hasan! Bunu üç veya beş veya yedi cuma gecesi yapacak ve Allah’ın izniyle kabul göreceksin. Beni hak ile gönderen Zat’a yemin ederim ki, bu dua müminden hiçbir zaman şaşmamıştır.’

Sonra İbni Abbas (ra) şöyle devam etti:

‘Vallahi, Ali, beş veya yedi cuma bekledikten sonra o meclisin bir benzerinde Resûlullah (sav)’e geldi ve dedi ki:

‘Ya Resûlallah, eskiden ancak dört ayet ve o miktarda alabilmekte idim. Onları kendime okurken de sıyrılırlardı. Bugün ise kırk ayet ve o miktarda öğreniyorum ve bunları kendime okurken sanki Allah’ın kitabı gözlerimin önündedir. Nitekim bir hadisi işitirdim ve onu tekrarlayacağım zaman sıyrılırdı. Bugün ise hadisler dinliyorum ve onları anlattığım zaman da bir harf düşürmüyorum.’ Bunun üzerine Resûlullah (sav) ona şöyle buyurdu:

‘Kabe’nin Rabbi hakkı için, müminsin ya Ebe’l-Hasan!” (Tirmizi, c.5, De’avat 114, h.3570)

Bu hadis-i şerifte anlatılan namazı kılmayı arzu edenler, şayet zikredilen sûre-i celileleri bilmiyorlarsa bunların yerine “İzâ zülzilet, Tekâsür, Kâfirun ve İhlas” surelerini okuyabilirler. Allahu Teâlâ, gizlide olanları bilir, amelleri niyetlere göre mükafatlandırır. Bu dört sureyi okumak, hadiste buyrulan surelerin yerini tamamıyla korur.

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Tevbenin Alameti Pişmanlıktır

Yorum bırakın

elinde beyaz çiçek tutan kişi

Hz. Enes (ra), Resûlullah (sav)’tan şu hadisi rivayet etmiştir:

“Günahına tevbe eden, günahsız gibidir. Allah bir kulunu sevdi mi, günah ona zarar vermez; çünkü tevbe etmeyi nasip eder.” Bundan sonra Resûlullah (sav) “Şüphesiz ki, Allah tevbe edenleri ve tertemiz olanları sever” (Bakara sûresi, ayet 222) mealindeki ayeti okudu. “Ya Resûlallah, tevbenin alameti nedir?” diye sorulunca da “Pişmanlıktır.” diye buyurdular.” (Mecmau’z-Zevâid, h.17515; Câmiu’l-Ehadis, h.13106; Keşfu’l-Hafa, c.1, h.1931)

Resûlullah (sav) efendimizin “Pişmanlık tevbedir” sözü, “tevbenin büyük bir kısmını pişmanlık teşkil eder” manasına gelir ve bu hususu kesinlikle ifade eder. Nitekim Resûlullah (sav): “Hac Arafat’tır yani vakfeye durmaktır.” buyurmuşlardır. Bu, hac ile ilgili erkanın çoğu Arafat’ta vakfeye durmaktır manasına gelir. Yoksa haccın Arafat’ta durmaktan başka rüknü yoktur, demek değildir. Haccın en büyük rüknü vakfedir, demektir. Aynı şekilde “Pişmanlık tevbedir.” hadisi de tevbenin en büyük rüknünün pişmanlık olduğu anlamına gelir.

Kaynak: Miftâhu’r-Rüşd

Borçların Ödenmesine Vesile Olan Dua

Yorum bırakın

tevekkül ayeti

“Dikkat et ey Muaz! Sana bir dua öğreteceğim ki, öyle dua ettiğinde üzerinde dağ gibi borcun da olsa, Allah sana onu ödettirir. Ey Muaz! De ki:

“Allâhümme mâlike’l-mülki tü’ti’l-mülke men teşâ-ü ve tenzi’u’l-mülke minmen teşâü ve tü’izzü men teşâü ve tüzillü men teşâü biyedike’l-hayr. İnneke alâ külli şey’in kadîr. Rahmâne’d-dünya ve’l-âhireti. Tü’tihâ men teşâü ve temne’uhâ men teşâü, irhamnî rahmeten tuğninî bihâ an rahmetin min sivâke.”

Anlamı: Ey mülkün sahibi olan Allah’ım. Sen mülkü dilediğine verirsin. Sen mülkü dilediğinin elinden çeker alırsın. Sen dilediğini aziz edersin. Dilediğini ise zelil edersin. Hayır yalnız senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin. Dünya ve ahiretin rahmanı olan Allah’ım! Sen onları dilediğine verirsin, dilediğinden men edersin. Bana öyle bir rahmet ihsan eyle ki, o rahmetin, beni senden başkasının merhametinden müstağni kılsın.

Hadis Kaynak: Ramuzu’l-Ehadis, 2012

Kaynak Kitap: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Zikir Yaparken Halka Olmak Hakkında Hadis-i Şerif

Yorum bırakın

Kurtlar vadisi filistin zikri

Bir gün Resûlullah (sav) ashabından halka meydana getiren bir grubun yanına çıkıp:

Burada sizi oturtan şey nedir? buyurdu.

Bize İslam yolunu gösterdiği ve onu bize ihsan ettiğinden dolayı Allah’ı zikretmek ve O’na hamdetmek için oturduk, dediler. Resûlullah (sav):

Allah aşkına gerçekten bunun için mi oturdunuz? buyurdu. Onlar:

Gerçekten bunun için oturduk, dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav):

Sizi töhmet altında bırakmamak için size yemin verdirmedim. Lakin Cebrâil (as) gelip, Allah Azze ve Celle’nin sizinle meleklere karşı iftihar ettiğini bana haber verdi, buyurdu.

Hadis Kaynak: Müslim, c.3, s.2075, h.2701

Kaynak Kitap: Miftâhu’l-İrşâd

Haline Gıpta Edilecek Müminin Sıfatları

Yorum bırakın

çiçekler arasında iki mavi koltuk

Ebû Umâme (ra)’den rivayet edilmiştir; dedi ki: Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

“Benim yanımda insanların gıpta edilmeye en çok layık olanı (şu sıfatları taşıyan kimsedir): (Yükü ve) Hali hafif, namazdan pay sahibi, insanlar içinde gizli kalan (pek tanınmayan) ve (toplumda) kendisine değer verilmeyip iltifat edilmeyen mümin. Onun rızkı yetecek kadar olup buna sabretti. Ölümü de çabuk oldu, miras olarak geriye bıraktığı mal az, (arkasında) ağlayan kadınları da azdı.” (İbni Mâce, c.2, Zühd, s.1379, h.4117)

Bu hadiste, haline gıpta edilecek müminin sıfatları sıralanmıştır. Bu sıfatları sırasıyla ele alıp açıklayalım:

1- Hafif halli olmaktır. Hafif halliden maksat, malı ve bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin azlığı dolayısıyla sırtındaki manevi yükü hafif olandır.

2- Namazdan pay sahibi olmaktır. Yani huşu ve huzur ile bol bol namaz kılmakla bundan payını alır. Namaza durmakla dünya sıkıntılarından kurtulup, Allah’a yakarışta bulunmak suretiyle huzur ve rahata kavuşur. Kul, Allah’ın huzuruna çıkmakla manevi zevk, lezzet ve rahatlık bulur. Çünkü şuurlu mümin namaza durduğu zaman bütünüyle Allah’a yönelir, dünyanın bütün meşguliyetlerinden tamamen sıyrılır. Murakabe, münacat ve müşahede deryasına dalar. Namaz, onun miracı olur.

3- İnsanlar içinde gizli kalmaktır. Yani şöhret ve nam sahibi olmamaktır. Alçakgönüllülüğü elden bırakmamaktır.

4- Rızkının yetecek kadar olmasıdır. Rızkı, ne ihtiyacından az, ne de fazladır. Allah’ın verdiğine rıza göstermek, kanaat sahibi olmak, sabretmek onun şiarıdır.

Kaynak: Miftâhu’t-Tevhid ve’t-Takvâ

Cennet Hakkında Hadis Ve Ayetler

Yorum bırakın

bahçede kurulmuş yemek masası

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz cennetlikler kendilerinden yüksekteki köşklerde oturanları, aralarındaki derece farkı sebebiyle, sizin sabaha karşı doğu veya batı tarafında, gökyüzünün uzak bir noktasında batmak üzere olan parlak ve iri bir yıldızı gördüğünüz gibi göreceklerdir.”

Bunun üzerine Ashâb-ı Kiram: “Ya Resûlallah! O yerler peygamberlere ait ve başkalarının ulaşamayacağı köşkler olmalıdır.” dediler. Resûl-i Ekrem (sav) şöyle buyurdu:

“Evet, öyledir. Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, o yerler Allah’a iman edip peygamberlere bütün benlikleriyle inanan kimselerin de yurtlarıdır.” (Buhâri, Bed’ü’l-halk 8; Müslim, Cennet 121)

“Allah’a iman eden ve peygamberi tasdik eden kimseler o menzile ulaşırlar. Bu müjde Muhammed Aleyhisselâm ümmetinedir. Önceki ümmetler bunun dışındadır.”

Cennet Hakkında Ayet-i Kerimeler:

“Onlara altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Orada canlarının istediği, gözlerinin hoşlandığı her şey vardır. Ve siz orada ebedi kalacaksınız.” (Zuhruf Sûresi, ayet 71)

“Müttakiler ise hakikaten güvenilir bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar. İşte böyle. Bunun yanı sıra biz onları iri gözlü hurilerle evlendiririz. Orada güven içinde (canlarının çektiği) her meyveyi isterler. İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur (sürekli hayata kavuşmuşlardır). (Bunlar) Rabb’inden bir lütuf olarak (verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur.” (Duhan Sûresi, ayet 51-57)

“Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki, Allah iyi davrananlarla beraberdir.” (Ankebut Sûresi, ayet 69)

“Mümin erkeklerle mümin kadınları, önlerinden ve sağlarından, (amellerinin) nurları aydınlatıp giderken gördüğün günde (onlara): Bugün müjdeniz, altlarından ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir, denilir. İşte büyük kurtuluş budur.” (Hadid Sûresi, ayet 12)

Kaynak Kitap: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

İhlaslı Oluşun Alameti Nedir?/Abdülkadir Geylani (ks)

Yorum bırakın

5691174_stock-photo-flowers-on-a-swing

Nefsin yiyeceği vardır, kalbin yiyeceği vardır, sır – özün yiyeceği vardır. İşte bunun içindir ki, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyururlar:

“Ben Rabbimin yanında olmaya devam ederim. O beni yedirir, içirir.”

Hadisin izahı şudur:

“Allah benim özüme manaları yedirir. Ruhuma ruhaniyet yedirir. Beni, bana has gıdalarla besler.”

Resûl aleyhisselâm, önce hem kalbi hem de bedeni ile miraç etti. Daha sonra beden bu miraçtan alıkonuldu ve kalbi ve sırrı ile miraç etmeye yani yücelmeye başladı. Bütün bu esnada O, hep insanlar arasındaydı.

İşte onun ilim ile ameli, ihlas ile halka öğretmeyi bir arada götüren hakikat varisleri de böyledir. 

Ey Ahali! Allah dostlarının yediklerinden kalanları yiyiniz, kaplarındaki içecek bakiyelerini içiniz. Ey ilim erbabı olduğunu iddia eden kişi! İyi bil ki, amelsiz ilminin hiçbir değeri yoktur. İhlassız amelinin de bir değeri yoktur. Zira ihlassız amel ruhsuz bir cesetten ibarettir.

Senin ihlaslı oluşunun alameti insanların seni övmelerine veya yermelerine aldırış etmemendir. Eğer ihlas sahibi isen; insanların seni methetmelerine de, kötülemelerine aldırmazsın. Onların elindekilere göz dikmezsin. Bilakis, rubûbiyete hakkını verirsin. Nimet için değil nimeti veren için, mülk için değil mülkün sahibi için, bâtıl için değil hak için amel edersin.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî  / Abdülkadir Geylani (ks)

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizin, Hz. Fatıma (r.anha) Validemizi Sakındırdığı Sekiz Büyük Günah

Yorum bırakın

zarif bir gül

Resûl-i Ekrem (sav), Fatıma (r.anha) validemize şöyle buyurmuştur:

“Ey kızım Fatıma, dünya malından ne istersen iste; fakat sen salih amel işlemezsen ben ahirette senin sıkıntılarından hiçbir şey gideremem. Yavrum, sekiz günahtan kaçın:

1- Şirk koşmaktan.

2- Büyü yapmaktan.

3- Kâhinlik etmekten.

4- Haksız yere adam öldürmekten.

5- Faiz alıp vermekten.

6- Yetim malı yemekten.

7- Harp meydanından kaçmaktan.

8- Müslüman kadına zina iftirasında bulunmaktan.”

Hadis Kaynak: Zübdetül Buhârî, c.2, s.534-535, Ömer Ziyaeddin Dağıstânî

Kaynak Kitap: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

 

Mağarada Mahsur Kalan Üç Kişinin Hikayesi (Hadis Kaynaklı)

Yorum bırakın

mağara

Bir hadis-i şerifte Peygamber (sav) Efendimiz şöyle buyurdular:

“Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktı. (Akşam olunca) geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Dağdan (kayan) bir taş yuvarlanıp mağaranın ağzını üzerlerine kapadı. Aralarında “Bizi bu kayadan salih amellerimizi şefaatçi kılarak Allah’a yapacağımız dualar kurtarabilir!” dediler. Bunun üzerine birincisi şöylededi:

“Benim yaşlı, ihtiyar iki ebeveynim vardı. Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de hayvanlarımdan hiçbirini yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım. Hala uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde onların uyanmalarını bekliyordum. Ey Allah’ım, bunu senin rızan için yaptığımı biliyorsan, yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!”

Taş bir miktar açıldı ama çıkacakları kadar değildi. İkinci şahıs şöyle dedi:

“Ey Allah’ım! Benim bir amcakızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan faydalanmak istedim ama bana yüz vermedi. Gün geldi kıtlığa uğradı, bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi mukabilinde yüz yirmi dinar verdim, kabul etti. Arzuma nâil olacağım sırada “Allah’ın mührünü gayr-ı meşru olarak bozman sana haramdır!” dedi. Ben de ona temasta bulunmaktan kaçındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim altınları da terk ettim. Ey Allah’ım, eğer bunları senin rıza-yı şerifin için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar.”

Kaya biraz daha açıldı. Ancak onlar çıkabilecek kadar açılmadı. Üçüncü şahıs dedi ki:

“Ey Allah’ım, ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını onun adına işletip kâr ettirdim. Öyle ki, çok malı oldu. Derken (yıllar sonra) çıkageldi ve “Ey Abdullah! Bana olan borcunu öde!” dedi. Ben de:

“Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve ve köleler senindir. Git bunları al götür!” dedim. Adam:

“Ey Abdullah, benimle alay etme!” dedi. Ben tekrar:

“Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum. Git hepsini al götür!” diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü. Ey Allah’ım, eğer bunu senin rızan için yaptıysam bize şu halden kurtuluş nasip et!” dedi. Kaya açıldı, çıkıp yollarıına devam ettiler.”

Hadis Kaynak: Müslim, c.3, Zikir 100 (2743); Buhâri, Enbiya 50; Ebû Dâvud, c.3, Büyü 28, h.3387

Kaynak Kitap: Miftâhu’r-Rüşd

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: