Cuma Vakti Alış-Veriş Haram Kılınmıştır

Yorum bırakın

cuma ve dua

Cuma namazı farz-ı ayndır. Farziyyeti kitap, sünnet, icma-ı ümmetle sabittir. Bütün mezhepler bu konuda müttefiktir. Öğle vaktinde ve cemaatle kılınır.

Cuma günü ikinci ezan okunduğunda alış veriş yapmak haram kılınmıştır. İkinci ezan okunduğunda, insanı Allah zikrinden alıkoyan bil-cümle dünya meşgalelerini bırakmak gerekir. Bu, Allah’ın Kur’an’ındaki kesin emridir. En hayırlı ticaret ahiret ticaretidir. Dünya ticaretinin faydası, ahiret ticaretinin yanında çok az kalır. Faydası az olanı bırakıp, faydası çok olan işlere koşmak gerekir.

“Ey iman edenler, Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman hemen Allah’ın zikrine (hutbe dinlemeye ve namaz kılmaya) gidin. Alış-verişi bırakın. Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.” (Cuma Sûresi, ayet 9)

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Reklamlar

Cünüp İken Beş Şey Haramdır

Yorum bırakın

damla

Cünüp iken beş şey haramdır:

1- Namaz kılmak,

2- Kur’an okumak,

3- Kur’an veya ayeti elleriyle tutmak,

4- Mescide girmek,

5- Kâbe’yi tavaf etmek.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Haram İmanı Örter Kalbi Karartır

Yorum bırakın

uçan yaprak

Çok yiyen kimse rahat ibadet yapamaz. Çok yiyen kimse oruca dayanamaz. Bilhassa haram yiyenler tam bir gaflet içinde ve ölü gibidirler. Az da olsa haram yiyene az yedi denemez. Haram şeyin azı da çok sayılır. Haramdan çok sakınmalıdır. Çünkü onun azı çoktur. Haram imanı örter, kalbi karartan odur. Alkollü içkilerin azı, aklı yıkmaya yettiği gibi, haramın da azı imanın ışığını söndürür. Zamanla iman ışığı sönerse ibadetin ve iyiliğin yaran kalmaz. Helal yemeli, helal içmeli. Helalin azı da yeter. Çünkü onunla gönül rahatlığı ile ibadet edilir.

Helal, nur üstüne nurdur. Haram, kir üstüne kirdir.

Helali de nefse uyarak yemek olmaz. Allah’ın emirlerine göre yiyip içmeli. Aksi halde bir nevi israf yolu seçilmiş olur; bu da yakışmaz.

Haram yemenin daima gaflet getireceğini ve ondan sakınmak gerektiğini bir daha hatırlatırız.

Fütûh’ûl Gayb / Abdülkadir Geylani (k.s)

Kızımı Kime Vereyim? / Hikaye

6 Yorum

pembe çiçekler arasındaki kuş yuvası

Merv şehri kadısının bir kızı vardı. Ülkedeki ileri gelen zengin, makam ve mevki sahibi kimseler bu kızı isteyince hiç birine vermedi. Bu zatın Mübarek adlı, bağına-bahçesine bakan bir kölesi vardı. Aradan iki ay geçmiş, meyveler olgunlaşmış, bolluk bereket gelmişi. Efendisi Mübarek’ten üzüm isteyince toplayıp getirdi. Getirdiği üzüm çok güzel olmasına rağmen henüz olgunlaşmamıştı, başka üzüm istedi. O da ekşi çıktı.

Efendisi:

-“Bahçede  o kadar üzüm var, niçin böyle üzüm getiriyorsun?” demekten kendini alamadı.

Mübarek:

-“Efendim! Ekşisini, tatlısını bilmiyorum” diye cevap verdi.

Bağ sahibi:

-“Subhanallah! İki aydır bağdasın, daha hangisinin ekşi, hangisinin tatlı olduğunu bilmiyorsun!” diye çıkıştı.

Mübarek onları yemekle değil, korumakla vazifeli olduğunu biliyordu.

Efendisi:

-“Niçin onlardan yemedin?” deyince:

-“Siz benden bağdaki meyvelerinizin muhafazasını istediniz. Yiyiniz demeyince alıp yemem uygun olur mu, emrinize karşı gelebilir miyim?” cevabını verdi.

Efendisi böyle bir hadiseyle ilk defa karşılaşmıştı. Mübarek’in bu haline hayran kaldı. Güvenebileceği birini bulmuştu. Gerçekten onu ve halini çok sevmişti. Kölesine dönerek:

-“Sana bir şey soracağım.” diye söze başladı. Sonra: “Benim bir kızım var, malı, makamı yüksek pek çok kimse onu ister. Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemiyorum. Bu hususta bir fikrin olur mu? Sen ne dersin?” diye sordu. Mübarek bu söze karşı şöyle dedi:

-“Efendim!.. İnsanlar damat için cahiliye devrinde soya, sopa; yahudiler ve hristiyanlar güzelliğe, Rasûlullah (s.a.v) zamanında dindarlığa, Allahu Teâlâ’dan korkup haramlardan sakınmaya bakarlardı. Zamanımızda ise mala ve makama bakılıyor. Artık bunlardan dilediğini seç.” Bunun üzerine efendisi:

-“Ben dindarlığı ve takvayı seçiyorum ve kızımı seninle evlendirmek istiyorum. Çünkü sende haramlardan kaçma, dinine bağlılık, iyi hal, emanet ve güvenilirlik gördüm ve bunları sende buldum” dedi.

O ise kendisinin köle olduğunu, parayla satıldığını, böyle olunca evlenmelerinin garip karşılanacağını, hem kızının buna razı olmayacağını bir bir anlattı. Akıl da öyle diyordu, lakin kadı kararlıydı. “Kalk eve gidelim” dedi.

Eve varınca hanımına:

-“Bu salih, dindar, takva sahibi bir köledir. Kızımızı onunla evlendirmek istiyorum. Sen ne dersin?” deyince, hanımı:

-“Sen bilirsin, fakat bir de kızımıza sormalıyız ” cevabını verdi.

Anne durumu kızına açıp babasının niyetini söyleyince, kızı da bu hususta her şeyi anne ve babasına bıraktığını bildirdi. Kadın kızlarının razı olduğunu babasına anlatınca nikahları kıyıldı.

Fakat mübarek kızın, yani hanımının yanına gitmiyordu. Bu hal kırk gün sürdü. Bir vesile ile anne durumdan haberdar olunca dayanamadı:

-“Kızımızı kölene verdin, aradan bunca zaman geçtiği halde dönüp yüzüne bile bakmadı. Bu yaptığı nedir? Bu nasıl iştir?” diye şikayet ve sitemde bulundu. Bunun üzerine kadı:

-“Ey Mübarek! Kızıma naz mı ediyorsun? Niçin yanına gitmiyorsun?” demekten kendini alamadı. Buna karşılık damat:

-“Ey Müslümanların kadısı! Ey Efendim! Bu nasıl söz? Sizin kızınıza naz etmek ne haddime? Lakin kadısınız. Ola ki kızınız şüpheli bir şey yemiştir. Şüpheden uzak olmak için bu zamana kadar bekledim ve ona helal yemek yedirdim. Belki Allahu Teâlâ bize salih bir evlat verir. Bundan başka bir düşüncem yoktur.” dedi.

Kırk gün geçtikten sonra ehline yaklaştı. Helal ve harama bu derece dikkat ettiği için Allahu Teâlâ onlara Abdullah isminde salih bir evlat nasip etti..

Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi

%d blogcu bunu beğendi: