Ümmet Hangi On Beş Kötülüğü İşlerse Başına Belalar İner?

2 Yorum

buzlu gül

Hz. Ali (Kerremallâhu veche)’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:

“Ümmetim on beş kötülüğü işlerse başına belalar iner.”

Ashab: “Ey Allah’ın Resûlü, onlar nelerdir?” dediler. Buyurdular ki:

1- Ganimet, mal, kredi, sermaye belli kişiler arasında devrettiği zaman,

2- Emanet, ganimet sayılıp ona riayet kalmadığı zaman,

3- Zekat, angarya ve cereme sayıldığı zaman,

4- Erkeler hanımlarına itaat edip,

5- Annelerine saygısız davrandığı zaman,

6- Kişi arkadaşına karşı iyi olup,

7- Babasına sıkıntı çektirdiği zaman,

8- Mescidlerde Allah ve Resûlünün istemediği sözler yükseldiği zaman,

9- Aşağılık kimseler topluma reis olduğu zaman,

10- Bir kimseye şerrinden korkulduğu için ikram edildiği zaman,

11- Her türlü içki bol bol tüketildiği zaman,

12- Lüks ve israf olan ipekli elbiseler giyildiği zaman,

13- Şarkı söyleyenler çoğalıp her iş için çağrıldıkları zaman

14- Her türlü çalgı aletleri kullanılıp elde edildiği zaman

15- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri önceki atalarını lanetlediği zaman.

İşte o zaman ve durumlarda bir kızıl rüzgar veya topluca yere batmak veya şekil ve kılık değişmesi gibi belaları bekleyin.”

Hadis Kaynak: Tirmizî, Fiten 38, h.2210-2211

Kaynak Kitap: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler -1

Sabrın En Üst Derecesi Nedir?

Yorum bırakın

sabr

Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de buyurur ki:

“Ey iman edenler, sabrediniz ve sabır yarışında bulununuz. Hevânıza muhalefette sabredici olunuz. Küffara karşı durup onları def ediniz. Allahu Teâlâ’dan gereği gibi korkunuz ki, felah bulasınız.” (Âli İmran sûresi, ayet 200)

Bu mübarek ayet-i kerime, insanlık alemi için her hususta büyük esastır. Alûsi Hazretleri Rûhu’l-Meâni isimli tefsirinde, bu ayeti on iki manaya ayırmıştır. Biz bu anlamlardan birkaç tanesini zikredelim:

1- Taatları ifa etmek,

2- İsyan ve günahtan kaçınmak,

3- Muharebede düşmana karşı sabır ve metanet,

4- Akraba bağlarından kopmamak,

5- İbadette devamlı rabıtalı olmak,

6- Şeytanın vesvese, hile ve desisesine karşı tahammül ve rabıtalı olmak.

Onun şerrini Cenâb-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de beyan ederken şöyle buyurmaktadır:

“Şeytanın adımlarına uymayınız, şüphe yok ki o sizin için apaçık düşmandır.” (Bakara sûresi, ayet 208)

Rabbimiz, apaçık düşman olduğunu bildirerek onun şerrine karşı kullarını uyarmaktadır. Ona uymamayı, onun desiselerine kanmamayı tavsiye buyurmaktadır.

Hz. Mevlana (k.s) diyor ki:

“Şah dedi ki: Ey Hak Teâlâ’nın ihsan ve zahmetini def edici! Sen “es-sabru miftâhü’l-ferec” ibaresinin manasısın.” (Mesnevi-i Şerif Şerhi, Abidin Paşa, c.1, s.167)

Burada zikredilen sabır lafzı beş manada kullanılır:

1- İnsana gelen her çeşit musibet ve zorluğa tahammül etmek. Kalben, fikren ve lisanen şikayet ve esef etmemek. Bu yolda sabrın en üst derecesi rıza göstermektir. Rıza sahibinin fikri budur. Hak Teâlâ kendi rızasını talep eden kullarını sever.

2- Sabır ve ibadet vazifesinde görülen zahmetlere katlanıp yola sağlam bir niyetle devam etmektir.

3- Sabır, Hak Teâlâ’nın Enbiyâ-i Zişan vasıtasıyla haram buyurduğu şeylerden kaçınmaktır. Kaldı ki, bunların çoğu nefse güzel görünür. Şeytan onların meşru olduğuna inandırmaya çalışır.

4- Sabır, muharebe meydanında iken kalbe gelen korkuya önem vermemektir. Kararlı olmak ve mukavemet göstermektir.

5- Sabır; hayır ve hak bir fikir beyan etmişken, korku dolayısıyla terkini faydalı gösterdiği halde ona tâbi olmayıp hayır ve hakkı korumakta sebat göstermektir. Asıl sabır, ebedi düşmanımız olan şeytana karşı sebatlı, metanetli ve rabıtalı olandır.

Hz. Ali (k.v) diyor ki:

“Sabır, arzu ve temenni edilen şeylerin anahtarıdır. Her türlü hayır, sabırla meydana gelir.”(İmam Ali Divanı, s.624)

Kaynak: Miftâhu’t-Turuk

Hz. Ali (k.v)’nin Hutbesi

Yorum bırakın

haklı

Hz. Ali (Kerremallâhu veche) bir hutbesinde diyor ki:

“Ey insanlar! Allah’ın zikrine dalınız. Zira sözlerin en güzeli Allah’ın zikridir. Muttakilere vaad edilen şeyi isteyiniz, çünkü Allah’ın vaadi haktır. Peygamberimizin yolundan gidiniz, çünkü yolların en üstünü O’nun yoludur. Peygamberimizin sünnetinden ayrılmayınız, zira sünnetlerin en üstünü O’nun sünnetidir. Allah’ın kitabını öğreniniz, çünkü Allah’ın kitabı sözlerin en üstünüdür. Kur’an hakkında bilgili olmaya çalışınız, çünkü Kur’an kalplerin baharıdır. Kur’an nurundan şifa dileyiniz, çünkü O kalplerdeki hastalıklara şifadır.

Ey insanlar!

Gönlünüzde yanlış inançlara yer vermeyiniz ki, şüpheye düşmeyesiniz. Şüpheye düşmeyesiniz ki, inkâra sapmış olmayasınız. Kendi rahatınız için azimetleri bırakıp ruhsatları tutmayın ki, hakkı unutmayasınız. Hakk’ı unutmayın ki, zarara girmeyesiniz. İçinizde kendine en çok dost olan, Rabbine en çok itaat edeninizdir. Kendine en çok hıyanetlik eden de Rabbine en çok karşı geleninizdir. Unutmayın ki, “Allah’a itaat eden kimse daima güven ve saygı içinde, Allah’a karşı gelen kimse de, korku ve pişmanlık içindedir.” buyrulmuştur.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 2

Bu Kadar Sevgiyi Bir Kalpte Nasıl Toplarsın?

Yorum bırakın

kalpleri ısındırana hamdolsun

Resûl-i Ekrem efendimiz Hz. Aliyyü’l-Mürtazâ’ya hitaben buyurdular ki:

“Ya Ali, Allah Tebareke Ve Teâlâ’yı sever misin?”

Hz. Ali: “Evet ya Resûlallah severim.”

Resûl-i Ekrem: “Beni sever misin?”

Hz. Ali: “Evet, severim.”

Resûl-i Ekrem: “Fatıma’yı sever misin?”

Hz. Ali: “Evet, severim.”

Resûl-i Ekrem: “Hasan ile Hüseyin’i sever misin?”

Hz. Ali: “Evet, severim.”

Resûl-i Ekrem: “Bu kadar sevgiyi bir kalpte nasıl toplarsın?”

Hz. Ali, bu soruya cevap veremedi. Canı sıkıldı. Hz. Fatıma validemizin yanına gitti.

Hz. Fatıma: “Ya Ali, nedir bu halin?” diye sordu.

Hz. Ali, Resûlullah’a cevap veremedim, dedi.

Hz. Fatıma: “Ya Ali, Allah’ı sevmek akıldan ve imandandır. Resûlullah’ı sevmek yine imandandır. Beni sevmek şehvettendir. Hasan ile Hüseyin’i sevmek fıtrattandır.”

Hz. Ali, bu cevabı Resûlullah’a arz edince Resûl-i Ekrem efendimiz: “Ya Ali, bu yemiş senin değildir. İlla nübüvvet ağacının yemişidir.” buyurdular.

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Hz. Ali (k.v) Efendimizin Tavsiyesiyle Kurtulan Çocuk

Yorum bırakın

Arap bebek

Bir gün bir kadın telaşla koşturarak Hz. Ali (k.v) Efendimizin huzuruna gelmiş ve şunları söylemiş:

” Çocuğum emekleyerek dama çıkmış. Öyle bir yerde duruyor ki gel desem gelmez, bıraksam aşağıya düşüp parçalanacak. Ben ne yapacağım!?”

Hz. Ali (k.v) Efendimiz şu şekilde tavsiyede bulunmuş:

“Çocuğunun akranında bir çocuk bul ve onu dama çıkar. Çocuğun diğer çocuğu görünce onun yanına gelecektir. Zira her insan kendi cinsine meyleder.”

Kadın bu sözleri işitir işitmez ok gibi fırlayıp evine doğru koşturmuş ve söylenileni yapmış. Gerçekten de yavrucak akranını görünce gülücükler saçarak yönünü ona doğru çevirmiş ve emekleyerek onun yanına gelmiş.”

Sonu çok üzücü olabilecek bir hadise Hz. Ali (k.v) Efendimizin basireti ve feraseti sayesinde Allah’ın izniyle ucuz atlatılmış. Elhamdülillah..

Allah (c.c), Hz. Ali (k.v) Efendimizden razı olsun, şefaatlerine,  himmetlerine ve muhabbetlerine bizleri nâil eylesin. Amin..

Hz. Ali (k.v)’nin Kur’an Hakkında Söyledikleri

Yorum bırakın

Kur'an-ı Kerim

Hz Ali (r.a) Efendimiz şöyle buyurur:

“Kur’an hakkında bilgili olmaya çalışınız. Çünkü Kur’an kalplerin baharıdır. Kur’an’ın nurundan şifa dileyiniz, çünkü Kur’an göğüslerdeki hastalıklara şifadır. Kur’an’ı güzel bir şekilde okuyunuz, çünkü ifadelerin en güzeli Kur’an’dır. Kur’an yanınızda okunduğu zaman susup onu can kulağıyla dinleyiniz ki, size merhamet edilsin. Kur’an’dan bir şey öğrendiğiniz zaman onunla amel ediniz ki, hidayete ermiş olasınız. Zira bilgisi gereğince yaşamayan bilgili kişi, bilgisizliği yüzünden haksızlığa sapan bilgisizden farksızdır. Hatta ikisi de dalâlet ve tehlikede olmakla beraber, diyebilirim ki, bilgisinden sıyrılıp faydalanmayan bu bilginin dili, şaşkınlık içinde bulunan bilgisizin dilinden (müdâfaa yolunda) daha kısadır.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Hz. Osman (r.a)’ın Hz. Ali (k.v)’ye Anlamlı Düğün Hediyesi

Yorum bırakın

Kur'an

Allah’ın yenilmez aslanı ve evliyalar sultanı Hz. Ali (k.v) ile Peygamber kızı derin ve ince Hz. Fatıma (r.a) evleneceklerdi. Kainatın Efendisi onları birbirlerine nikah edeceklerdi. Hz. Ali (k.v)’nin bir zırhı vardı onu pazara götürüp satılığa çıkardı. Zırhın parası ile düğün masraflarını karşılayacaktı. Hz Osman (r.a) pazardan geçerken İmam-ı Ali’nin zırhını görüp tanıdı ve derhal satıcıyı çağırdı. 

– Bu zırhın sahibi buna ne kadar para istiyor?

– 400 dirhem istiyor.

– Peki gel parasını vereyim.

Beraberce Hz. Osman (r.a)’ın evine gittiler, 400 dirhem verdi ve zırhı satıcıdan aldı. Sonra bu zırh ile beraber 400 dirhem daha ilave edip Hz. Ali (k.v)’ye gönderdi:

– Bu zırh senden başkasına layık değildir. Bu dörtyüz dirhemi de düğün masrafı olarak harcarsınız, dedi.

Kaynak: Haya Ve Edep İncisi Hz. Osman (r.a) / Mustafa Necati Bursalı

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: