Tevbe Sıhhatli Olduğu Takdirde İman Da Sıhhatli Olur

Yorum bırakın

fil ve barış

Tevbe sıhhatli olduğu takdirde iman da sıhhatli olur ve ziyadeleşir. Ehl-i sünnet nazarında, iman ziyadeleşir de, noksanlaşır da. taat ve ibadetlerle ziyadeleşir, günah ve masiyetlerle de noksanlaşır. Fakat bu, avam hakkında böyledir. Havasa yani Allah dostlarına ve tasavvuf ehline gelince, onların imanı kalplerinden fanilerin çıkmasıyla ziyadeleşir, oraya fanilerin girmesiyle de noksanlaşır. Onun için tasavvuf ehli ve Allah dostları kalplerine Allah’tan başka şeylerin sevgisini asla sokmazlar. Onların imanı kendilerinin Allah ile sükunet bulmalarıyla artar, O’nun gayrı şeylerle sükunet bulmaları halinde ise eksilir, noksanlaşır. Onlar ancak Rablerine tevekkül ederler, ancak O’nunla emin olurlar, O’nunla kuvvet bulurlar, ancak O’na dayanırlar,O’na güvenirler, ancak ve sadece O’ndan korkarlar. Yine ancak O’na döndürüleceklerdir. Yalnız O’nu tevhid ederler, yalnız ve sadece O’na güvenirler. O’na bir başkasını asla ortak koşmazlar. Bu hususta denemeye tâbi tutulurlar. Onların tevhidi kalplerindedir. İnsanları idare edişleri de zahirleri itibariyledir. Kendilerine karşı herhangi bir cahillik yapıldığı zaman, onlar buna mukabil cahillik etmezler, cahilce davranmazlar. İzzet ve Celâl sahibi Allah, onlar hakkında şöyle buyurur:

“Kendilerine cahiller cahilce davrandıkları zaman onlar, “Allah selamet versin!” deyip geçerler, cahillerle cahillik etmezler.” (Furkan Sûresi, ayet 63)

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (ks)

Reklamlar

İmanın Özü Namazdır

Yorum bırakın

Allah (cc)

Her şeyin özü vardır. İmanın özü namazdır. Namazın özü ise iftitah tekbiridir. Rabıtalı olarak alınmış böyle bir tekbir, emredilmiş ve kabul olmuş elli vakit namazın sevabına denk gelir. Mesela kılınan namaz bir kimsenin iyilik yapmasını sağlamıyor ve onu kötülüklerden alıkoymuyorsa o kişinin bu namazı onu ancak Allah’tan uzaklaştırır. Eğer namazla birlikte kişi, ahvaline çekidüzen verebiliyor ve istikamet üzere olabiliyorsa, o, Rabbinin gördüğünü düşünerek bunu yapıyor demektir. Yani, ben Rabbimi göremiyorsam da muhakkak Rabbim bana benden daha yakın, O beni görüyor, bilincindedir. İşte o zaman “ve le-zikrullahi ekber” (Ankebut Sûresi, ayet 45) yani “Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir.” müjdesi onu kuşatır. Ardından “Allah’ın sizi anması, sizin O’nu anmanızdan daha büyüktür.” sırrı gerçekleşir ki, rabıta bunları temin etmektedir.

Kaynak: Miftâhu’l-Usûl

Meleklere İman

Yorum bırakın

gizemli yol

Melekler vardır. Bunlar nurdan yaratılmışlardır. Yemezler, içmezler, erkeklik ve dişilikleri yoktur. Gökten yere inerler, yerden göğe çıkarlar. Bir halden başka bir hale girebilme özelliğine sahiptirler. Asla Allah’a asi olmazlar. Kendi aralarında mukarrepler ve peygamberler vardır. Meleklerin cümlesinin efdali şunlardır:

1- Cebrâil,

2- İsrâfil,

3- Mikâil,

4- Azrâil (as).

Herbirinin ayrı ayrı vazifeleri vardır.

Kaynak: Miftâhu’l-İrşâd

Yüksek Derecelere Nasıl Ulaşılır?

Yorum bırakın

Muaz bin Cebel (r.a)

Ariflerden birisi der ki:

“Kim dünya ve ahiret izzetini isterse Aziz olan Allah’a itaat etsin. Zikir, dua, Kur’an okumak, tesbih (Subhanallah), tahmid (Elhamdülillah), tehlil (Lâ ilâhe illallah) ve benzeri her türlü güzel söz ve amellere devam etsin. Zira salih amelleri Allahu Teâlâ kabul buyurur ve karşılığında sahibine bol bol mükafat ve sevap ihsan eder. Allahu Teâlâ amelsiz sözü kabul etmez. Kim diliyle söyler ve söylediğini güzelce yaparsa Allah onu kabul eder. Çünkü amel imanı sağlamlaştırır. Yüksek derecelere onunla varılır.”

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

İman Ağacı, Abdülkadir Geylani (k.s)

Yorum bırakın

elhamdülillah

Ey dünyalıktan mahrum kimse, zamana ve insanlara hoş görünmeyen ve onların bir yanda bıraktığı zavallı insan..

Ey sultanlar yanında hatırlanmayan ve dünya erbabı meclisinde ismi geçmeyen çaresiz adam..

Ey aç, cesedi çıplak, ciğeri susuzluktan yanmış bitkin..

Ey bütün ihtiyaçlarla sıkışan, kalbi darda kalan, gönlü kırılan, hiçbir maksadını yerine getiremeyen, gittiği kapıdan kovulan, mescit köşelerinde kalan, sokaklarda sürünmekle gününü geçiren adam..

Senin bu anlattığım hallerde:

– “Allah beni fakir etti, dünyayı elimden aldı. Beni perişan etti, terketti. Buğzetti. İşlerimi dağıttı. Hiçbir işimi yerine getirmedi. Bana ihanet etti. Dünyalık olarak yeter derecede mal vermedi. Şerefimi söndürdü. Padişahlar katında, arkadaşlarım arasında beni yükseltmedi. Halbuki başkalarına bol nimetler verdi, günleri geceleri o nimetler içinde geçer oldu. Halbuki hepimiz de Müslümanız. Babamız Adem, anamız Havva..Ben böyle olayım da onlar niçin öyle olsun?”

Gibi sözler sakın senin ağzından çıkmasın.

Senin bulunduğun hali anlatalım:

Bir defa Allahu Teâlâ’nın seni bu halde bırakması bir hikmeti icabıdır. Çünkü senin yaratılışında bir hürlük vardır. Allah tarafından sana sabır, rıza, muvafakat verilmiştir ki, bunlar en büyük nimetlerdir. Aynı zamanda iman, ilim, tevhid nurları sende vardır. İman ağacın daha eskimemiştir. Tohumları ve fidanları henüz çürümemiştir; kuvvetlidir, yaprağı boldur. Her gün dal salmakta, çeşitli gölgelik vermekte, ayrı ayrı yönlerden büyümekte ve meyve vermektedir. Senin çalı ile değnekle onu muhafaza etmene, büyütmene, beklemene lüzum yoktur.

Allah sana dünya işlerinde az, fakat rahat edeceğin şeyleri verdi. Ama ahirette hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin hatırına gelmeyen büyük nimetleri senin için hazırladı. Bunları orada sana çok bol olarak ihsan buyuracaktır. Ayet:

“Hiçbir nefis kendileri için öteki alemde hazırlananların neler olduğunu bilmez. Halbuki onları gayet mesrur edici şeylerdir. Yaptıklarına mükafat verilir…”

Bunun manası şudur:

Allah’ın emirlerine uydukları ve bu yolda devam ettikleri için bunlar kötülükleri bırakırlar. Allah’a teslim olur ve her işlerini O’na ısmarlarlar. İşte o büyük mükafata bu sebepten ererler..

Kaynak: Fütûh’ûl Gayb, syf. 92,93,94 / Abdülkadir Geylani (k.s)

 

Older Entries

%d blogcu bunu beğendi: