Müminin Başına Gelen Her Musibette Bir Kefaret Vardır

Yorum bırakın

buzlu pembe gül

“Müminler bir kötülük yaparlarsa onun sebebiyle eza görürler.” ayet-i kerimesi inince bu, müminlere çok ağır geldi. Bunun üzerine Peygamber (Sallallâhu aleyhi ve sellem) efendimiz buyurdu ki:

“Siz orta yolu, doğruyu arayın. Müminin başına gelen her musibette bir kefaret vardır. Hatta vücudunda bir sıyrık olsa veya ona bir diken batsa, onun derecesini yükseltir. Kim hayır bulursa Hz. Allah’a hamd etsin. Hayırdan başkasına yolu uğrarsa kendisini hesaba çeksin.”

Azizim!

Allah Azze ve Celle buyurur ki:

“Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.” (Nisa Sûresi, ayet 79)

Unutmayalım ki, mümine bir hastalık, bir üzüntü erişirse veya ayağına bir diken batarsa Allah (Celle celâlühû) onu günahlarına kefaret yapar. Allahu Teâlâ, yazıcı meleklerine şunu vahyeder:” 

“Izdırap içinde bulunan kulumun aleyhine hiçbir şey yazmayınız.” (Ramuzu’l-Ehadis, s.518, h.6398)

Kaynak: Nübüvvet Ve Velâyet Deryâsından Nasihatler – 1

Reklamlar

Musibetlerin Geliş Sebebi Ve Sabretmenin Sevabı

Yorum bırakın

şemsiye kelebek

Allah (c.c), musibetleri insanların işledikleri günahları yüzünden bir ceza olarak verdiği gibi, onların günahlarını bağışlamak, manevi derecelerini yükseltmek ve insanın ameli ile ulaşamayacağı mertebeye ulaştırmak için de verir. Allah’ın ilmi, merhamet ve affı pek yücedir. O (c.c), abes fiil işlemez. İnsana düşen görev O’ndan gelene razı olmak, başına her gelen musibette bir hikmet ve nimetin bulunabileceğini düşünüp sabretmek, başına gelen musibetin yerine daha hayırlısını vermesi için O’na dua ve niyaz etmek, bela ve musibetlerden kurtulmak için maddi ve manevi tedbirlere sarılmak, halini islah etmek ve hatalarından vazgeçmek olmalıdır.

İnsan sadaka ve dua ile musibetlerden korunmaya çalışmalıdır. Ancak şunu bilmeliyiz ki, musibetleri kaldıracak olan yalnız Allah’tır.

İnsanlar dindarlığı derecesinde musibetlere maruz kalırlar. Mükafatın büyüklüğü, belanın büyüklüğü nispetinde olur. 

Peygamber (s.a.v)’e, “En şiddetli bela insanların hangisine gelir?” diye soruldu. Şöyle cevap verdi:

“Peygamberlere, sonra (ümmetleri arasında) emsaline (kıyasen en şerefli ve en yüksek derecedeki müminlere), sonra bunların benzerlerine (gelir). İnsanlar dinlerine göre musibetlerle müptela olurlar. Kimin dini kuvvetli ve sağlam ise belası şiddetli, kimin de dini zayıf ise belası az olur. Bir kişiye insanlar arasında günahsız olarak dolaşıncaya kadar bela isabet etmeye devam eder. ” (Tirmizi, İbni Mace)

Musibetlere maruz kalmayanların, kıyamet gününde bela ehline çokca mükafat verildiğini görünce dünyada kendilerine de musibet verilmesini temenni edecekleri bildirilmiştir.  Hadiste buyuruluyor ki:

“Afiyet ehli (musibet ve hastalıklara maruz kalmayanlar), kıyamet günü bela ehline ( musibet ve hastalıklara maruz kalanlara) sevapları verildiği zaman derilerinin makaslarla kesilmesini arzu ederler.” (Tirmizi)

Yüce Allah (c.c), hastalıklar, belalar, musibetler sebebiyle mümin kulunun günahlarını bağışladığı, sevap verdiği gibi; sıhhatli iken devam ettiği iyi amellerine hastalanınca devam edememesi durumunda o ameli yapmış gibi kabul edip amel defterine yazdırmaktadır. Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyorlar ki:

“Kul ibadet üzere iyi bir yolda iken hastalanırsa, o kul ile görevli meleğe denir ki: İyileşinceye veya ölünceye kadar sıhhatli iken yaptığı ameli gibi sevap yazın.” (Ahmed b. Hanbel)

Mümin, ameli ile ulaşamadığı manevi mertebeye musibetlere sabretmek suretiyle ulaşır.

Musibete ağlama ve sızlama bir fayda sağlamaz. Feryad ü figan etmekle musibetten kurtulunmaz. Ama musibete sabrederse sevap kazanır. Gerekli tedbirleri alır, Allah’a dua ederse Allah daha iyisini verir.

Hz. Ali (r.a) i:

“Mukadder olan şeyler başa gelir. Başa gelene sabredersen sevabını görürsün. Sabretmezsen takdir olunan şey yine başa gelir. Fakat sen günah kazanırsın.” demiştir.

Belaların dünyada verilmesi mümin için bir hayırdır. Hz. Enes (r.a.)’den yapılan bir rivayette Peygamber (s.a.v) Efendimiz bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Allah bir kuluna hayır dilerse cezasını dünyada verir. Allah bir kuluna şer murad ederse günahına karşılık ona ceza vermez. Ta ki, kıyamet günü onu yüklenerek gelsin.”

Özetle:

1- İnsanlara eza ve sıkıntı veren her şey musibettir.

2- Bütün musibetler ancak Allah’ın takdiri ve izni ile meydana gelir.

3- Allah, musibetleri kulların yaptığı günah ve hataları sebebiyle veya manevi derecelerini artırmak veya günahlarını bağışlamak veya ameli ile ulaşamadığı mertebeye ulaştırmak için verir.

4- Musibetler insanlar için bir imtihandır.

5- Musibetlerde insanların bilemeyeceği hikmetler vardır.

6- İnsanlar musibetlere sabretmeli, nimetlere ise şükretmelidir.

7- Musibetler insanların günahlarına keffaret olur ve onların manevi derecelerinin artmasına vesile olur.

8- İnsan, ameli ile ulaşamayacağı makama musibetlere sabretmek suretiyle ulaşır.

9- İnsan dua ve sadaka ile musibetten korunmaya çalışmalıdır.

10- Musibetlerden kurtulmak için maddi ve manevi her türlü çareye başvurmalıdır.

Her işte hikmeti vardır, abes fiil işlemez Allah

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah..

Kaynak: Kur’an’a Göre Musibetler Açısından İnsan Ve Toplum, Dr. İsmail Karagöz

Kula Felaket Ve Musibet Okları Atılabilir/Abdülkadir Geylani ks

Yorum bırakın

yolun sonu

Ey Oğulcuğum,

Sen Allah’a sarıl. O’ndan başkası ile iştigal etme. Ev O’nun evidir. Rızıklar O’nun yarattığı rızıklardır. Ezelde insanların rızıklarını O takdir ve tayin etmiş sonra zamanı gelince de yeryüzünde yine O yaratmıştır. Melekler senin rızıklarını sana ulaştırmakla vazifelidirler. Hayır Allah’tandır. Şer de Allah’ın iradesinin haricine çıkamaz.

Kula musibet ve felaket okları atılabilir. Eğer o, musibet ve felaket okları kendisine yağdığı zaman gözlerini bu oklara karşı yumar ve kadere karşı çıkmazsa, işte o zaman yakınlık tabibi gelir, yaralarını tedavi eder. Hayır tabibi gelir, kendisini yücelere çıkarır. Şevk tabibi gelir, onu kendisine çeker.

Allah’a giden yolun başlangıcı hoşa gitmeyen şeylerle doludur. Cennetin etrafı hoşlanılmayan şeylerle doludur. Cennetin çevresi hoşlanılmayan şeylerle dolu olursa, ya Allah’ın yakınlığının çevresi nasıl olmaz! 

Mümin dünyada Allah’a yakınlık bahsinde O’nun tahsildarıdır. Müminin özü sema-gök mesabesine geldiği, kalbi de yer mesabesinde bulunduğu zaman bu kalp, özün sema ziyafetinden ziyafetlenir. Mümin isterse her ikisini de bir arada toplayabilir. Sonra Allah’ın rahmetini kendisine gayet yakın bulur. Elini uzatır. Sanki bir şeye sarılıyormuşcasına alır..

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani ks

Bela Ve Musibetlerden Ötürü Allah’ın Kapısından Kaçma/Abdülkadir Geylani

Yorum bırakın

minik kavanozdaki beyaz zarif çiçek

Seni duçar bıraktığı bela ve musibetlerden ötürü Allah’ın kapısından kaçma. Zira hiç şüphe yok ki, O senin ihtiyacını, senin işini, senin menfaatini senden daha iyi bilir. Seni bir musibete duçar kıldıysa mutlaka bir fâidesi, bir hikmeti vardır. Sebepsiz ve hikmetsiz olarak seni asla bir musibete maruz bırakmaz.

Allah seni bir musibete maruz bıraktığı zaman vakur ol. Sabit kadem ol. Günahlarını hatırla. Çok çok istiğfar et, tevbe et. Maruz kaldığın musibete karşı O’ndan sabır iste, sebat iste. Ve O’nun huzurunda dur. Rahmetinin eteğine yapış. O musibeti senden kaldırmasını talep et. Ona dûçâr olmandaki sebeb-i hikmetin beyanını iste. 

Eğer felah-kurtuluş istersen, Allah’ın hükmünü ve ilmini bilen bir mürşid- şeyhin sohbetine katıl. O bilmediklerini sana öğretir. Seni terbiye eder. Allah’a giden yolu sana gösterir.

Kaynak: Fethu’r-Rabbânî / Abdülkadir Geylani (k.s)

%d blogcu bunu beğendi: